Koronavirüs salgını tüm dünyayı kasıp kavururken, salgın kaynaklı finansal kriz petrol zengini Körfez ülkelerini özellikle hazırlıksız yakaladı. Bir süredir düşen petrol fiyatları nedeniyle zaten zor zamanlar yaşayan, IMF’nin “gelecek 15 sene içinde servet ve refah bitebilir” uyarısı yaptığı bölge, şimdi de küresel salgının pençesinde. Üst üste darbe alan Körfez ülkelerinin salgın sonrası siyasi, ekonomik ve toplumsal açıdan çok farklı bir döneme gireceğini kestirmekse güç değil.

Salgınla ilgili daha genel bir tartışmaya geçmeden önce, Koronavirüsün Körfez’deki yayılışını ve alınan ilk önlemleri kısaca hatırlamakta fayda var:

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE)

Körfez’in ve Ortadoğu’nun ilk Koronavirüs vakası, 29 Ocak’ta Birleşik Arap Emirlikleri’nde görüldü. Hastalığın, salgının ilk ortaya çıktığı Çin’in Wuhan kentinden BAE’ye dönen dört kişilik bir ailede tespit edildiği açıklandı.

BAE, 27 Şubat tarihinde salgının bölgedeki merkezi haline dönüşen İran’la arasındaki deniz yolu seferlerini durdururken, uçak seferlerini de askıya aldı. Böylece İran ile ulaşımı kesen ilk ülke oldu.

BAE’de takip eden günlerde rapor edilen yeni vakalar Çin, Hindistan ve Filipinler başta olmak üzere çok farklı milletlerden ülkeye giriş yapanlarda görüldü. Koronavirüs kaynaklı ilk can kaybıysa 20 Mart’ta gerçekleşti.

Umman

Umman, 24 Şubat’ta İran’dan dönen iki kadında koronavirüsün tespit edildiğini duyurdu. 1 Mart’a kadar 6 yeni vaka daha bildiren ülkede, hastaların tamamının İran seyahat öyküsünün bulunduğu belirtildi. Dışişleri Bakanlığı, 2 Mart’ta koronavirüs vakasına sahip ülkelerden Umman’a girişlerin yasaklandığını duyurdu.

Ülkede 12 Mart’ta yabancılara turist vizesi verilmesi durdurulurken, limanlara yolcu gemisi girişleri de askıya alındı. 18 Mart itibarıyla tüm camiler ibadete kapatıldı ve düğünler dahil olmak üzere ülkedeki tüm toplu faaliyetler yasaklandı.

Suudi Arabistan

Umre için verilen vizelerin geçici olarak askıya alındığını 27 Şubat günü duyuran ülkede, ilk Koronavirüs vakası diğer Körfez ülkelerine nispeten biraz daha geç bir tarih olan 2 Mart’ta resmen açıklandı. Hastanın İran’dan ilk önce Bahreyn’e, ardından da Suudi Arabistan’a giriş yaptığı belirtildi. Hemen ardından gelen vakaların da İran bağlantılı olduğu görüldü.

Sağlık Bakanlığı, ülkedeki 25 hastane ve 8 bin yoğun bakım yatağının Koronavirüs vakaları için ayrılacağını duyurdu.

5 Mart günü Müslümanların kutsal mekanı Kabe dezenfekte çalışmaları nedeniyle gün içinde belli aralıklarla kapatılırken, iki hafta sonra Mekke ve Medine’de vakit namazlar ile Cuma namazlarının toplu halde kılınması yasaklandı.

Katar

27 Şubat’ta İran’daki vatandaşlarını özel bir uçakla tahliye eden Katar’da ilk vaka, iki gün sonra, 29 Şubat’ta İran’dan dönen 36 yaşındaki bir erkek vatandaşta tespit edildi. 2 Mart itibarıyla çoğunluğu İran’dan dönen 7 yeni vaka daha bildirildi.

9 Mart’ta tüm okul ve üniversiteleri kapatan Katar, 27 Mart tarihi itibarıyla toplam 549 vaka ile Arap dünyasında en fazla enfekte hastanın görüldüğü ikinci ülke konumuna geldi.

Mart ortasında transit uçuşlar dışında yurt dışından gelen tüm uçakları geçici olarak durduran Katar, ülke dışından gelen vatandaşlarını havalimanından aldırarak 14 günlük karantina için evlere ve belli başlı otellere yerleştirdi.

Ülke diğerlerinden farklı ve dikkat çekici olarak, ev karantinasını ihlal eden vatandaşlarının isimlerini devlet televizyonu ve haber ajansı vasıtasıyla tek tek duyurdu.

Kuveyt

Körfez ülkeleri arasında en erken ve en sıkı tedbirleri alan ülke olan Kuveyt, aynı zamanda bölgede ve dünya genelinde sokağa çıkma yasağını ilk ilan eden ülkelerin de başında geldi.

21 Şubat’ta İran ile uçuşları tamamen durduran Kuveyt’te ilk resmi vakalar 24 Şubat tarihinde açıklanmaya başlandı. 2 Mart itibarıyla 56 vaka rapor edilirken, hastaların büyük bir kısmının İran’dan gelenlerde veya bu kişilerle teması olanlarda görüldüğü kaydedildi.

11 Mart’ta çift yönlü olarak tüm uçak seferleri durdurulurken, 21 Mart tarihinde ülke genelinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Bahreyn

Ülkede ilk Koronavirüs vakası, 24 Şubat tarihinde yine İran’dan gelen bir Bahreyn vatandaşında ortaya çıktı. Bu tarihte İran ile uçuşlar yasaklanırken, Sağlık Bakanlığı Şubat ayı içinde İran’a giden herkese test yapılacağını açıkladı.

Diğer Körfez ülkelerinde olduğu gibi Bahreyn’deki vaka sayısı da İran’a seyahat öyküsü bulunan kişiler yoluyla kısa sürede hızla artarken, bölgedeki ilk can kaybı ise 16 Mart günü Bahreyn’de gerçekleşti.

Sosyal ve Kültürel Tedbirler

Öte yandan Körfez ülkeleri seyahat kısıtlamaları, okulları, alışveriş merkezlerini ve diğer sosyal mekanları kapatmanın yanı sıra sosyal izolasyon konusunda da medya aracılığıyla vatandaşlarını bilinçlendirmeye çalıştı. Özellikle Körfezli erkeklerin her akşam toplanıp sohbet ettikleri “meclis” adı verilen ortamlarda dikkat etmeleri gereken kurallar devlet televizyonlarında kamu spotu olarak yayınlandı. Bunun yanı sıra Katar ve BAE gibi ülkelerde erkeklere, burunlarını birbirine değdirerek selamlaşma geleneğini de salgından korunmak için bırakmaları tavsiye edildi.

Kapalı ve muhafazakar toplumlara sahip olan Körfez ülkeleri, kriz sırasında halkın dini hayatını etkileyecek önlemleri hızlı bir biçimde almaktan da çekinmedi. Kabe’nin yanı sıra Körfez genelinde camilerin kapatılması, Kuveyt’te ezan bitiminde imam tarafından yapılan “namazı evlerinizde kılın” anonsu, devletin olağanüstü zamanlarda nasıl ve ne şekilde harekete geçebildiğini farklı boyutlarıyla gösterirken, geleceğe matuf bazı soruları da beraberinde getiriyor.

Salgınla Mücadelenin Düşündürdükleri

Koronavirüsün Körfez ülkelerindeki yayılışı ve ülkelerin aldığı tedbirler üzerinden  iki temel gözlem yapmak mümkün. Bunlardan ilki -BAE hariç- Körfez’deki vakaların büyük çoğunluğunu İran’dan ülkelerine dönen Körfez vatandaşlarının oluşturması. Bu durum Körfez ülkeleri ile İran arasındaki toplumsal ve kültürel bağların, yaşanan siyasi gerilimlere rağmen güçlü bir biçimde devam ettiğinin göstergesi oldu.

Esasında bu durum şaşırtıcı değil, zira bugün Körfez-Arap ülkelerindeki bir çok aile etnik olarak Arap olsalar dahi Körfez’in İran sahilinde yaşayan, ancak İran’da Rıza Şah’ın merkezi iktidarı güçlendirmesi ve Körfez ülkelerinde petrolün keşfinin ardından Arap yarımadasına göç eden ailelerdir, ki bu ailelere Havala Arapları denir. Aynı dönemde İran’dan Körfez ülkelerine aslen İranlı tüccarlar, yeni gelişen petrol endüstrisinde çalışan profesyoneller de göç etmiştir. Söz konusu aileler, bugün Körfez vatandaşlıkları olsa da halen daha evlerinde Farsça konuşur. Dolayısıyla, bu ailelerin İran’a sık sık gidip gelmeleri son derece olağan.

Bunun yanı sıra ve belki daha da önemlisi, özellikle Bahreyn, Suudi Arabistan ve Kuveyt başta olmak üzere Körfez ülkelerinde hatırı sayılır sayıda Şii vardır ve bu Şiiler, Körfez ülkelerinde dini eğitimin kısıtları yüzünden dini eğitimlerini İran’da almıştır. İran’ın bilhassa Meşed şehrine dini maksatlı ziyaretler de Körfez ülkelerinden yoğun olarak yapılagelmiştir. Tüm bu bağlantılar hesaba katıldığında, Körfez ülkelerindeki Koronavirüs vakalarının büyük ölçüde İran kaynaklı oluşunu daha iyi anlamak mümkün. 

İkinci gözlem ise, Körfez ülkelerinin virüs salgınının yayılmasını önlemek için attıkları adımları, demokrasilere kıyasla çok daha büyük bir hızla atabilmeleri. Bunun en önemli sebebi ise Körfez devletlerinin toplumdan büyük oranda özerk olması. Rantçı devlet (Rentier State) olarak tanımlanan petrol zengini Körfez ülkeleri, sahip oldukları doğal zenginlik sayesinde 1950’lerden bu yana artarak devam eden bir ekonomik refah yaşarken, bu durum aynı zamanda devletle toplum arasındaki ilişkileri belirleyen temel unsur oldu.

Petrolden kazanılan parayı, kamu ve özel sektör arasında kurdukları iç içe ve etkili mekanizma sayesinde kendi vatandaşlarına dağıtan Körfez ülkelerinde, otoriter rejimler ve bireyler arasında bir çeşit toplumsal sözleşme tesis edildi. Son yıllarda yavaş yavaş değişmeye başlamakla birlikte özellikle bu ülkelerin kendi vatandaşlarından vergi almaması, bilhassa siyasi meselelerde karar alma mekanizmasına katılım noktasında önemli bir set çekti. Bu avantajı Arap baharı sürecinde de kullanan ve bu sayede bölgeyi etkisi altına alan rüzgardan nispeten kurtulmayı başaran Körfez ülkeleri, şu anda yaşanan kriz de dahil olmak üzere olağanüstü dönemlerde diğer rejimlere kıyasla daha sert, etkili ve hesapsız davranabilmekte.

Körfez ülkelerinin koronavirüs salgını karşısında dünyadaki diğer pek çok ülkeyle kıyaslandığında son derece etkin tedbirler aldığı rahatlıkla söylenebilir. Ancak bu ölümcül salgının tüm dünyayı etkisi altına alan yan etkilerinin, finansal ve siyasi güçleri büyük oranda petrol ve doğal gaz gelirlerine bağımlı olan Körfez ülkelerini kısa ve orta vadede olumsuz etkileyeceğini kestirmek de zor değil. Olası negatif etkilerin daha uzun vadede Körfez’deki iç politik dengeleri ve bu ülkelerin jeopolitik konumlarını nasıl şekillendireceği ise esas merak konusu…

Fotoğraf: mostafa meraji