Dünyanın en prestijli ve pahalı davetlerinden biri olan Met Gala, 2026 yılında “Costume Art” teması altında 4 Mayıs gecesi New York’taki Metropolitan Müzesi’nde düzenlendi. Gecenin kıyafet kodu “Fashion is Art” olarak açıklandı ve bu kod, davetlilere modayı beden üzerinde bir sanat formu olarak yorumlamaları içindi.
Beyoncé, Nicole Kidman ve Venus Williams’ın eş başkanlığında gerçekleşen geceye, Zoë Kravitz ve Anthony Vaccarello’nun eş başkanlığında oluşturulan komite tarafından seçilen dünya çapında isimler katıldı. Ana sponsor rolünü ise bir moda markası yerine Jeff Bezos ve Lauren Sánchez Bezos üstlendi; çift geceye 10 milyon dolar katkı sundu.
Amazon, Meta, OpenAI, Snapchat gibi teknoloji devleri de galada masalar satın aldı. Bu dönüşüm sonucunda etkinlik rekor bir başarıya imza attı ve 42 milyon dolar bağış toplandı. Elde edilen tüm gelir Metropolitan Museum of Art’ın Costume Institute bölümüne aktarılarak, müzenin moda departmanının finansmanı ve koleksiyonlarının korunması için kullanılacak.
Bir Gecede 52 Milyon Dolar
Met Gala’nın son yıllardaki sponsorluk değişimi, lüks kültürünün giderek teknoloji şirketleri ve aşırı servet sahipleri tarafından yeniden şekillendirildiğini göstermesi açısından dikkat çekicidir. 2026 sponsoru Jeff Bezos ve Lauren Sánchez Bezos ise aslında galanın teknoloji devleriyle ilk kez ilişkilendiği örnek değildir. 2021 ve 2022’de Instagram (Meta) etkinliğin ana sponsoruyken, 2023’te Chanel, 2024’te TikTok ve 2025’te Louis Vuitton gibi geleneksel moda ve dijital platformlar öne çıktı. Ancak 2026’da tablo keskin biçimde değişti ve Jeff-Lauren Sánchez Bezos’un etkinliğin ana sponsorları olmasıyla, moda dünyasının merkezine bir kez daha teknoloji milyarderleri yerleşti.
2026 Met Gala’nın hikayesi, modern kapitalizmin en görünür çelişkilerinden birine işaret etmektedir. Jeff Bezos ve eşi Lauren Sánchez Bezos, sanat olarak adlandırılan kıyafetleri kutlamak için 10 milyon dolar harcadı ve dahası gece boyunca Metropolitan Müzesi’nde toplanan 42 milyonla birlikte etkinliğe mal edilen toplam rakam 52 milyon doları buldu. Bu tutar, Gazze’de 2-3 tam donanımlı hastane kurabilir, 25-50 modern okul inşa edebilir, binlerce çocuğun eğitimini finanse edebilir ve milyonlarca insanın temel sağlık hizmetlerine erişimini sağlayabilirdi.
Dahası Amazon’un 100’den fazla deposunda ciddi altyapı iyileştirmeleri yapılmasına da yeterdi. Yemekhane alanlarının insan onuruna yakışır hale getirilmesi, çalışanların uygun şartlarda dinlenebilecekleri alanlar kurulması ve en temel hak olan tuvalet molası için işçilerin esas işlerini bırakmak zorunda kalmaması sağlanabilirdi. Nitekim son dönemde Amazon çalışanlarının çalışma koşullarına ilişkin haberlerde, yoğun tempo ve mola kısıtları nedeniyle temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandıklarını ifade ettikleri; bazı tanıklıklarda ise tuvalet molasına çıkamadıklarını ve bu nedenle şişe kullanmak zorunda kaldıklarını belirttikleri de yer biliniyor. O sebeple bu 52 milyon dolar, 1.000 ile 1.500 Amazon işçisinin yıllık maaşına kişi başı 30.000 ile 40.000 dolar arasında ciddi bir artış yapılmasında kullanılabilirdi. Böylece, 14 yaşından 72 yaşına kadar binlerce işçi, insanca bir hayat standardı yakalayabilirdi.
Peki bu para ne için kullanıldı? Dünyadaki ünlü hayranlarının bile artık oldukça kitch ve tatsız bulduğu bir kostüm şovu için… Hatta insanlar kostümleri o kadar beğenmemişlerdi ki yapay zekâ ile sevdikleri ünlüleri kendileri giydirip Insatgram postları bile oluşturdular… Bir grup daha vardı ki kendilerini yapay zekâ ile daha iyi bir formda dijital olarak etkinliğe “katılmış” gibi yeniden kurguladılar ve dünyaca ünlü bir prestij arenasını kendi kültürel sermayeleri haline getirerek etkinliği eleştirdiler. Benjamin’in aura kavramı bağlamında düşünürsek Met Gala’nın aurası, sistemin ürettiği figürler tarafından ustalıkla ters yüz edildi.
Küresel Gelir Eşitsizliği: Savaşlar ve Canavarlar Çağı
Küresel servet eşitsizliği son yıllarda dramatik biçimde derinleşirken önceki yıllarda tek tip giyimle cool görünen ve nerd görünmek için özel olarak çaba harcayan teknoloji patronlarının esasında kapitalizmin dişli canavarlarına dönüşmesinin de önüne geçilememiştir. Oxfam ve UBS verilerine göre en zengin yüzde 1’lik kesim dünyada toplam servetin yaklaşık yüzde 43-45’ini kontrol ederken, dünyanın en yoksul yarısı yalnızca yüzde 1-2’lik bir paya sahiptir (1). ABD’de ise Federal Reserve verileri, en üst yüzde 0.1’lik grubun toplam servetten aldığı payın 1989’daki yüzde 8.7 seviyesinden 2024’te yaklaşık yüzde 13.9’a yükseldiğini göstermektedir (2).
Bu yoğunlaşma yalnızca servet dağılımında değil, ücret politikalarında da görülmektedir. Economic Policy Institute’a göre 1978’de CEO maaşları ortalama işçi ücretinin 31 katıyken, 2024 itibarıyla bu oran yaklaşık 281 kata çıkmıştır (3). Moody’s Analytics analizine göre ise ABD’de en zengin yüzde 10’luk kesim toplam tüketim harcamalarının yaklaşık yarısını gerçekleştirmektedir (4).
Ekonomik gücün siyasal etkiye dönüşmesi de eşitsizliği daha görünür hale getirmektedir. OpenSecrets verilerine göre ABD’de lobi harcamaları 2025 yılında 5 milyar doları aşmıştır (5). Buna karşın Pew Research Center araştırmaları, Amerikalıların çoğunluğunun yüksek gelir grupları ve büyük şirketler için daha yüksek vergileri desteklediğini göstermektedir (6). Servetin giderek daha küçük bir kesimde yoğunlaşması, demokratik temsil ve ekonomik adalet tartışmalarını da yeniden gündeme taşımaktadır.
Dış politikada 2025 ve 2026’da Orta Doğu’daki çatışmalar genişleyerek devam etmiş, Gazze’de 2023’ten beri süren savaş 2025’e gelindiğinde on binlerce sivil kayıp ve kitlesel yerinden edilmeyle derinleşmiş, bölgesel gerilimler ise Lübnan, Suriye ve İran ekseninde zaman zaman yeni saldırı dalgalarına dönüşmüştür. 2026’da Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, yılbaşından itibaren tırmanan jeopolitik krizin doruk noktasında İran’a karşı ortak bir askerî harekât başlattı. Hürmüz Boğazı’ndaki kısmi kapanma petrol arzını keskin biçimde daraltırken, Brent petrol fiyatlarının yaklaşık yüzde 50 artarak 100 doların üzerine çıkması küresel enflasyon artışını hızlandırdı. Elbette yüzlerce sivil insan da hayatını kaybetti.
2025’in sonuna doğru Epstein dosyalarının kamuoyuna açılması küresel ölçekte güç, cinsiyet ve hesap verebilirlik tartışmalarını yeniden gündeme taşımış; milyonlarca belge kamuya sunulmasına rağmen mağdurların görünürlüğü ve faillerin korunması tartışma yaratmıştır. Bu politik ve insani krizler sürerken, küresel servet yoğunlaşması ve elit kültürünün görünür gösterileri de devam etmiş, krizler ile lüks tüketim arasındaki uçurum daha da belirgin hale gelmiştir.
Dolayısıyla ortaya çıkan tablo nettir: Servet giderek daha küçük bir kesimin elinde toplanmakta; bu servet siyasal nüfuza dönüşmekte; siyasal nüfuz da vergi, düzenleme ve emek politikaları üzerinden eşitsizliği yeniden üretmektedir. Halk daha ağır vergiler ödedikçe teknokratlar güvenlik, özgürlük hatta uzayın keşfi anlatısıyla devletlerle girdikleri corporate[1] ilişkisellik içerisinde servetlerini her sene daha hızlı katlamaya devam etmektedirler.
Fakir Yeni Dünya
Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya kitabında toplum, özellikle “alt kastlar” (Epsilon, Delta vb.) yalnızca itaatkâr bireyler olarak değil, aynı zamanda sistemin sürmesi için tüketmeye şartlandırılmış bireyler olarak tasarlanır. Devlet, mutluluğu ve istikrarı sağlamak adına insanların boş zamanlarını tüketimle doldurmasını teşvik eder; tüketmek = ekonomik ve toplumsal düzenin devamı fikri sistemin temel parçalarından biridir. Esasında 1980’lerden günümüze geldiğimizde bu projenin tüm dünya genelinde başarılı olduğunu söylemek mümkün. Peki sistemin sürekli Herbert Marcuse’nin sahte ihtiyaçlar olarak adlandırdığı nevrotik bir tüketimi teşvik eden çarkı neden şimdi aksamaya başladı?
Aslında bu sorunun sebeplerini bir üst paragraftaki gelir eşitsizliğinin belirgin hale gelmesinde bulabiliriz. Dahası, sosyal hakları her gün daha da fazla eriyen dünya halkları, aynı zamanda teknokratlar ve popülist otoriter liderlerin işbirliği içerisinde durmadan çıkardıkları savaşlar ve küresel krizlerle daha net şekilde yüzleşmeye başladı. Epstein dosyaları gibi skandallar ise medya, siyaset ve kültür endüstrisinin kesişiminde, güç sahiplerinin hesap verebilirlikten büyük ölçüde muaf kalabildiği bir düzeni görünür kıldı. Bu tablo, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki ve kurumsal bir meşruiyet krizine işaret etmektedir.
Öyle ki Jeff Bezos gibi küresel teknoloji ve lojistik devlerinin temsil ettiği yeni sermaye biçimi, bir yandan yüksek görünürlüklü kültürel etkinliklerle sembolik güç üretirken, diğer yandan Amazon işçilerinin çalışma koşulları ve sendikal talepleri ile iklim aktivistlerinin tepkileri gibi eleştirilerle karşı karşıya kalmaktadır. Bu gerilim, bireysel “hayırseverlik” ya da sponsorluk jestlerinin, yapısal eşitsizlikleri görünmez kılmaya yetmediği, aksine bunları daha görünür hale getirdiği bir döneme işaret etmektedir.
Neil Falkuner “Tırmanan Faşizmin Kitle Psikolojisi’nde” Erich Fromm’a atıfla şu cümlenin altını çizer: “Otoriteye duyulan sevgi ve güçsüzlere duyulan nefret otoriter kişiliğin tipik özellikleri arasındadır.” Fakat eşitsizliklerin görünür olduğu bir düzende artık karşı anlatılar dayanışma ile seslerini daha çok duyurabilmekte ve güçsüzlerin neden güçsüz bırakıldığı soruları da sorulabilmektedir.
72 yaşındaki bir Amazon çalışanı, Bezos’un lüks penthouse partisi sırasında bina duvarına yansıtılırken şunları söyler: “Biz maaştan maaşa yaşıyoruz, tuvalet molası için izin diliyoruz, yemek saati bile düzgün verilmiyor. O sırada siz kristallerle süslenmiş bir geceye 10 milyon dolar harcıyorsunuz.”
Dahası sadece işçiler değil bazı ünlü sesler de bu protestolara katıldı. Kendisi de Filistinli olan ve Filistin destekçisi Bella Hadid bunlardan biriydi. New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, şehrin vergilendirme krizi nedeniyle etkinliği boykot ettiğini açıkça söyledi. Oyuncu Lisa Ann Walter, “Ball Without Billionaires” adlı karşı etkinliğinde Amazon işçilerinin tuvalete gitme hakkından mahrum kaldığını anlatırken, “Labor Is Art” dress kodlu etkinlikte yaratıcılığı, sanatı ve muhteşemliği kutlaması gereken bir etkinlik nasıl oldu da Temu Lex Luthor’un etrafında dönmeye başladı?” sorusunu sorar. Bu etkinlik aynı zamanda emekçilerle düzenlenen bir anti Met Gala gösterisidir. Mark Ruffalo ve Olivia Rodrigo gibi ünlüler sosyal medyada boykot videosunu desteklediler. Bir akşam boyunca Sanat! kutlanırken, öte yanda 72 yaşındaki bir Amazon işçisi ekrana yansıtıldı ve “Sizler moda partisi verirken, neden benim tuvalete gitme hakkım yok?” diye sordu. Met Gala’nın 77 yıllık tarihinde ilk defa bu kadar organize bir vicdani tepki görüldü demek sanıyorum yanlış olmayacaktır.
Özetle, neoliberalizmin gösteri ve tüketim toplumu üzerinden kurduğu sömürü düzeninin yaldızlarının dökülmesi, gelir eşitsizliğinin milyonlar için gündelik bir hayatta kalma mücadelesine dönüştüğü bir zeminde, giderek daha görünür hale gelmektedir. Bu süreçte, “cool nerd” imajıyla dikkat çekmeye çalışan teknoloji devlerinin de konsept değiştirerek “havalı patronlar”a dönüşme çabalarının bekledikleri kültürel ve toplumsal karşılığı üretmekte zorlandığı bir döneme girildiğini söyleyebiliriz.
İnsanlara “sen de çalışırsan başarılı olabilirsin” denilen Amerika Rüyası yerini “karnını doyurabilirsen sadece bizi izleyerek de mutlu olabilirsin” anlatısına bırakmaya çalıştığından artık halkta istenilen karşılığı bulmuyor. Gösterişli yaşamlar, lüks ve estetik herkes için erişilebilir olma iddiasını yitirdikçe, zenginlerin satın alarak inşa edebildiği alanların da sınırına gelinmiş; halkın elinde kalan en önemli sermaye olan itibar ise yaşamları sadece hayatta kalmaya indirgenenler tarafından giderek parayla satın alınamaz bir değere dönüştürülmüştür. Elbette ki gelir eşitsizlikleri ve zenginlerin sınırsız güçlerini konuşmak her zaman daha merkezi bir konumda olmalı. Fakat sermayedarların da bu savaşı bütünüyle kazandığını söyleyemeyiz. Dünyada her şeyi parayla satın alabileceğini sanan tanrılaşmış, canavarlaşmış oligarkların saygıyı ve şöhreti, kanlarını emdikleri insanlardan devşirebileceği bir düzen de Met Gala örneğinde olduğu gibi sarsılmaya başlamıştır.
O sebeple, dünyayı bekleyen günler, halkın oyalanması için kültür savaşları yetersiz kaldığında sonsuz savaşları önümüze sunmaya devam edecek gibi görünüyor. Fakat büyük teknoloji devi Jeff Bezos’un ve Met Gala’da yaratılan lüks müsameresinin insanların ilgisini çekmiyor olması ve karşı protestoların sesinin daha yüksek çıkması umudu korumamız adına hâlâ çok şey söylüyor. “Fashion Is Art” dress code’unun “Resistance is Art” olarak güncellendiğini söylemek ise hiç de yanlış bir çıkarım olmayacaktır.
Kaynakça
1- Oxfam – Survival of the Richest — https://www.oxfam.org/en/research/survival-richest
2- UBS – Global Wealth Report 2024 — https://www.ubs.com/global/en/family-office-uhnw/reports/global-wealth-report-2024.html
3- Federal Reserve – Distributional Financial Accounts — https://www.federalreserve.gov/releases/z1/dataviz/dfa/index.html
4- Economic Policy Institute – CEO Pay Has Skyrocketed Since 1978 — https://www.epi.org/publication/ceo-pay-in-2023/
5- Moody’s Analytics – Consumer Spending Concentration Analysis — https://www.edwardconard.com/macro-roundup/the-top-10-of-us-earners-now-account-for-nearly-half-of-all-personal-spending-according-to-moodys-markzandi-up-from-36-three-decades-ago-the-finances-of-the-well-to-do-have-never/
6- OpenSecrets – Federal Lobbying Data — https://www.opensecrets.org/federal-lobbying
[1] Naomi Klein corporate economic model ya da Çiğdem Toker simbiyoz kavramı ile düşünülebilir.

