İyi Parti YSK Temsilcisi
Avukat Mustafa Tolga Öztürk
Ankara BAM Kararı Neden Sadece CHP’yi İlgilendirmiyor?
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesinin kararı yalnızca Cumhuriyet Halk Partisinin 38. Olağan Kurultayına ilişkin bir uyuşmazlık olarak değerlendirilmemelidir. Kararın ortaya çıkardığı hukuki tartışma, Türkiye’deki bütün siyasi partilerin kongre ve kurultaylarının hangi yargı merciinin denetimine tabi olduğu sorusunu yeniden gündeme taşımıştır.
Eğer bu kararın dayandığı yaklaşım genel kabul görürse, yalnızca CHP’nin değil; İYİ Parti’nin, AK Parti’nin, MHP’nin, Saadet Partisi’nin ve diğer tüm siyasi partilerin kongre ve kurultayları da genel görevli mahkemelerin incelemesine konu olabilecektir.
Daha yalın bir ifadeyle, bugün herhangi bir siyasi partinin kongre veya kurultayı hakkında seçim yargısının denetiminden geçmiş ve kesinleşmiş bir süreç, sonradan genel görevli mahkemeler önünde yeniden tartışılabilir hale gelebilecektir.
Hukuk kuralları kişiler veya partiler için değil, olaylar için uygulanır. Bir siyasi parti bakımından kabul edilen hukuki yorumun, yarın başka bir siyasi parti bakımından uygulanmayacağını söylemek mümkün değildir. Bu nedenle tartışmanın merkezinde CHP değil, siyasi parti seçimlerinde son sözü hangi yargı merciinin söyleyeceği sorusu bulunmaktadır.
Bu sebeple konuyu günlük siyasi tartışmalardan uzaklaştırarak, tamamen hukuki zeminde değerlendirmek gerekmektedir.
Mutlak Butlan Kavramı
Mutlak butlan; bir hukuki işlemin kurucu unsurları tamamlanmış olmasına rağmen kanunun emredici hükümlerine, kamu düzenine, ahlaka veya kişilik haklarına açıkça aykırı olması ya da konusunun imkânsız bulunması nedeniyle, işlemin kurulduğu andan itibaren kesin hükümsüz sayılması olarak tanımlanabilir.
Mutlak butlan kurumu çeşitli kanunlarda düzenlenmiş olmakla birlikte, 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nda, 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’da ve siyasi parti seçimlerine ilişkin özel düzenlemelerde açıkça yer almamaktadır.
Bu nedenle siyasi parti seçimlerine ilişkin uyuşmazlıklarda mutlak butlan hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı hususu açık bir yasal dayanağa sahip değildir.
Siyasi Partiler Kanunu Ne Diyor?
2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 21. maddesi şu hükmü içermektedir:
“Siyasi partilerin genel merkez, il ve ilçe organları seçimleri ile il kongresi ve büyük kongre delegelerinin seçimleri, yargı gözetimi altında gizli oy ve açık tasnif esasına göre yapılır.”
Kanun koyucu bu düzenleme ile siyasi parti seçimlerinin doğrudan seçim yargısının gözetim ve denetimi altında yapılacağını açıkça hüküm altına almıştır.
Maddenin devamında seçim sonuçlarına ilişkin itirazların hâkim tarafından inceleneceği ve kesin karara bağlanacağı belirtilmiştir.
Ayrıca aynı maddede seçim sonuçlarını etkileyecek ölçüde bir usulsüzlük veya kanuna aykırı uygulama bulunması halinde seçimlerin iptaline karar verme yetkisi de seçim hâkimine bırakılmıştır.
Dolayısıyla seçimlerin yapılması, denetlenmesi, itirazların incelenmesi ve gerektiğinde seçimlerin iptal edilmesine ilişkin yetkilerin seçim yargısı içerisinde düzenlendiği görülmektedir.
Öte yandan 2820 sayılı Kanun’un 121. maddesinde:
“Türk Medeni Kanunu ile Dernekler Kanununun ve dernekler hakkında uygulanan diğer kanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri, siyasi partiler hakkında da uygulanır.”
hükmüne yer verilmiştir.
Bu düzenleme uyarınca Türk Medeni Kanunu ve Dernekler Kanunu hükümlerinin siyasi partiler bakımından uygulanabilmesi, ancak Siyasi Partiler Kanunu’nda aksine bir düzenleme bulunmaması halinde mümkündür.
Oysa siyasi parti seçimlerinin nasıl yapılacağı, hangi merci tarafından denetleneceği, itirazların nasıl inceleneceği ve seçimlerin hangi şartlarda iptal edilebileceği hususları Kanun’un 21. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir.
Bu nedenle seçimlere ilişkin özel hükümlerin bulunduğu bir alanda genel hükümlere başvurulmasının, mümkün olmadığı kanaatindeyim.
CHP Kurultayına Yapılan İtirazlar
CHP’nin 38. Olağan Kurultayına ilişkin çeşitli iddialar ve itirazlar hem Çankaya İlçe Seçim Kurulu hem de Yüksek Seçim Kurulu tarafından değerlendirilmiştir.
İtiraz mekanizmaları işletilmiş, seçim hukukunun öngördüğü denetim yolları kullanılmış ve ilgili merciler tarafından kararlar verilmiştir.
Bu noktada asıl tartışma, seçim yargısının denetiminden geçmiş ve kesinleşmiş bir sürecin daha sonra genel görevli mahkemeler tarafından yeniden değerlendirilip değerlendirilemeyeceğidir.
Uyuşmazlığın özü de tam olarak burada yatmaktadır.
Anayasa’nın 79. Maddesi ve YSK’nın Konumu
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 79. maddesi seçim hukukunun temel hükümlerinden biridir.
Maddeye göre seçimlerin başlamasından bitimine kadar seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapmak ve yaptırmak, seçim süresince ve seçimden sonra seçim konularıyla ilgili bütün yolsuzlukları, şikâyet ve itirazları incelemek ve kesin karara bağlamak görevi Yüksek Seçim Kuruluna aittir.
Ayrıca aynı maddede; “Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz.” hükmü yer almaktadır.
Anayasa koyucu seçim uyuşmazlıklarında son sözü Yüksek Seçim Kuruluna bırakmıştır. Bunun temel amacı seçim sonuçlarının uzun süre belirsizlik içerisinde kalmasını önlemek ve seçim güvenliğini sağlamaktır.
Bu nedenle seçim yargısının görev alanına giren ve kesinleşen bir uyuşmazlığın sonradan adli yargı tarafından yeniden değerlendirilmesi, anayasal yetki paylaşımı bakımından önemli bir tartışma doğurmaktadır.
YSK’nın 22 Mayıs 2026 Tarihli Kararı Üzerine
Yüksek Seçim Kurulu, 22 Mayıs 2026 tarihli kararında, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi tarafından gönderilen yazının işlem yapılmaksızın mahalline iadesine karar vermiştir.
Kurul, hukuk mahkemelerinin kararlarının icrası konusunda kendisine Anayasa ve kanunlarla verilmiş bir görev ve yetki bulunmadığını belirtmiştir.
Kararın dikkat çeken yönü, CHP’nin 38. ve 39. Kurultayları sonrasında düzenlenen genel başkanlık, Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu mazbatalarına ilişkin herhangi bir iptal kararı verilmemiş olmasıdır.
Bu nedenle mevcut karar itibarıyla söz konusu mazbataların geçerliliğini ortadan kaldıran yeni bir seçim yargısı kararı bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, Kemal Kılıçdaroğlu imzasıyla yapılan başvurunun değerlendirmeye alınmış olması farklı yorumlara neden olmuştur.
Ancak söz konusu başvurunun işleme alınmış olması tek başına YSK’nın Kemal Kılıçdaroğlu’nu genel başkan olarak tanıdığı sonucunu doğurmamaktadır. Zira karar içerisinde bu yönde açık bir tespit veya değerlendirme yer almamaktadır.
Bu nedenle kararın, genel başkanlık sıfatına ilişkin kesin bir hukuki sonuç doğurduğunu söylemek güç görünmektedir.
Kararın Olası Sonuçları
Bugün tartışmanın merkezinde CHP bulunuyor olabilir. Ancak hukuki ilkeler kişiler veya partiler üzerinden değil, doğurdukları sonuçlar üzerinden değerlendirilmelidir.
Eğer siyasi parti kongre ve kurultayları hakkında seçim yargısının verdiği kararların ardından genel görevli mahkemeler tarafından mutlak butlan incelemesi yapılabileceği kabul edilirse, bu yaklaşım gelecekte bütün siyasi partiler bakımından uygulanabilecek bir emsal oluşturacaktır.
Bu durumda siyasi parti seçimlerinde nihai karar merciinin kim olduğu sorusu yeniden gündeme gelecektir.
Mesele yalnızca bir partinin iç yönetimine ilişkin değildir. Tartışma, seçim hukukunun sınırlarına ve seçim yargısının yetki alanına ilişkindir.
Son Olarak: Tartışmanın CHP’nin Seçime Katılma Yeterliliğine Olası Etkileri
Uyuşmazlığın doğurabileceği sonuçlardan biri de CHP’nin gelecekteki seçimlere katılma yeterliliği bakımından ortaya çıkabilecek hukuki tartışmalardır.
Şayet Ankara Bölge Adliye Mahkemesi kararının, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkan olduğu ve sonraki kurultayların hukuken geçersiz sayılması sonucunu doğurduğu kabul edilirse, bu durumda CHP’nin son geçerli büyük kongresinin tarihi ayrıca önem kazanacaktır.
Bilindiği üzere 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 36. maddesine göre siyasi partilerin seçimlere katılabilmeleri için kanunda öngörülen teşkilatlanma ve büyük kongre şartlarını yerine getirmeleri gerekmektedir.
Aynı maddenin 2022 yılında yapılan değişiklikle eklenen hükmüne göre ise, seçime katılma yeterliliğini elde etmiş bir siyasi partinin, kanunda ve parti tüzüğünde öngörülen süreler içerisinde ilçe, il ve büyük kongrelerini üst üste iki kez gerçekleştirmemesi halinde seçime katılma yeterliliğini kaybetmesi söz konusu olabilecektir.
Bu çerçevede, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden genel başkan olduğunun ve sonraki kurultayların hukuken sonuç doğurmadığının kabul edilmesi halinde, CHP’nin büyük kongre takviminin seçimlere katılma yeterliliği bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerekecektir.
Ancak bu durumun doğrudan CHP’nin seçimlere katılma hakkını kaybettiği anlamına geldiğini söylemek mümkün değildir. Böyle bir sonuca ulaşılabilmesi için öncelikle kurultayların hukuki statüsüne ilişkin tartışmanın kesin biçimde sonuçlanması ve seçim mevzuatının bu çerçevede değerlendirilmesi gerekir.
Dolayısıyla bugün itibarıyla CHP’nin seçimlere katılma yeterliliğini kaybettiği yönünde kesin bir hukuki sonuca ulaşmak mümkün görünmemektedir.
Sonuç
2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 21. maddesi ile Anayasa’nın 79. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, siyasi parti kongre ve kurultaylarında gerçekleştirilen seçimlerin, seçim yargısının gözetim ve denetimi altında yapıldığı hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.
Kanun koyucu; seçimlerin yapılması, denetlenmesi, itirazların incelenmesi ve gerektiğinde seçimlerin iptal edilmesine ilişkin yetkileri seçim yargısına bırakmıştır. Anayasa koyucu ise seçimlere ilişkin uyuşmazlıklarda nihai karar merciini Yüksek Seçim Kurulu olarak belirlemiş ve Kurul kararlarının kesin olduğunu açıkça hüküm altına almıştır.
Bu çerçevede, siyasi parti seçimlerine ilişkin uyuşmazlıklarda görevli ve yetkili merciin seçim yargısı olduğu; seçim yargısının denetiminden geçmiş ve kesinleşmiş seçim işlemlerinin sonradan genel görevli mahkemeler tarafından yeniden değerlendirilmesinin, mevcut anayasal ve yasal sistem içerisinde ciddi hukuki sorunlar doğurduğu kanaatindeyim.
Bugün tartışılan konu ilk bakışta CHP’nin 38. Olağan Kurultayı gibi görünse de, gerçekte tartışılan mesele seçim yargısının yetki alanının sınırlarıdır. Verilecek cevap yalnızca CHP bakımından değil, Türkiye’deki bütün siyasi partilerin kongre ve kurultaylarının hukuki statüsü bakımından da belirleyici olacaktır.
Kanaatimce, Anayasa’nın 79. maddesi ile 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun açık hükümleri karşısında, siyasi parti seçimlerinde nihai değerlendirme ve karar yetkisi Yüksek Seçim Kuruluna aittir. Aksi yöndeki yorumların kabulü, yalnızca mevcut uyuşmazlık bakımından değil, seçim hukukunun bütünlüğü ve hukuki güvenlik ilkesi bakımından da yeni tartışmaları beraberinde getirecektir.

