Dün Twitter’da bir birinden çekici, yetkin görünümlü ve medyatik isimli 14 erkeğin fotoğrafının yer aldığı bir poster gördüm. Haziran’da yapılacak olan “İçerik” konulu Perakende Günleri’nin ve bazı konuşmacılarının duyurusu imiş. 

Daha doğrusu, ev sahibi derneği, toplantıyı düzenleyenleri ve konuşmacıları ayıplayan “toplumsal cinsiyet eşitlikçi” tepkiler dikkatimi çekti. Reaksiyonlar birikmekteyken ben de oldukça genel bir yorum sıkıştırayım araya dedim:

“Hal böyle olunca, kadınlar da ‘toptancı’ günleri yapıp kendi aralarında ‘erkekliğin içeriğini’ konuşuyorlar işte! Burada görünür olmuş sadece: Her köşe bucakta ve her an kafaların içi ‘eril’ esas! Peki ya onu ne etmeli?”

Fakat sonrasında “iş kadınlarının düzenlediği toptancı günleri hangi tarihte ve nerede?” minvalinde somut bilgi isteyen sorular aldım. Şöyle izah etmek durumunda kaldım:

“Efendim, bu mesajda ‘toptancı’ ile metaforik olarak kast ettiğim; kabul günleri, altın günleri, vs. ile bir araya geldiklerinde, kadınların ‘erkeklerin ‘topu’ şöyledir, böyledir’ şeklindeki kategorik ve klişe genellemeler ile ‘erkekliğin’ (içeriğini) ne olup, ne olmadığını tanımlamaları.”

Oldu olacak, orada yazmadığımı da şimdi buraya ekleyeyim bari: Kadınlar kendi cinsellikleri, orgazmları, cinsiyetlerinden ötürü maruz kaldıklarını gayet iyi bildikleri toplumsal ayrımcılıklar, hatta salt bu sebeple işlenmiş cinayetler hakkında erkekler tarafından ahkam kesilmesinden hiç hoşlanmıyorlar.

Erkekler de bunların muadillerini, üstelik asırlar geçmiş olmasına rağmen azalacağına her geçen gün çoğalan miktarlarda, kamusal alanda kadınlardan duymak ve öğrenmek durumunda kalsalardı, zerre kadar hoşlanmazlardı. Zaten her türlü çıngar, cinnet, cinayet de bunların minik bir kısmı ile bile özel alanda karşılaştıkları zaman çıkıyor.

Hemen her köşe bucakta ve her an, kadın-erkek-LGBTİ+ fark etmeksizin, “toplumsal cinsiyet eşitliği” söz konusu olduğunda, kafaların içinde olan ise aynı: hakim eril zihniyet! Yani “ne etmeli?“ diye sorduğum da o!

Sanal Kamusal Alanda Görünürlük

İyi ki kamusal alan var da böyle “perakende” mesajlardan bazıları dikkatime geliyor. Nitekim bugün de başka bir tanesini görmem üzerine bu yazıya yeltendim.

Amacım elbette Twitter’ı buraya aktarmak değil. Fakat şurası kesin ki, sosyal medya, özellikle bizimki gibi “demokratikleşmesi emekleme döneminde” olan ülkelerde, popülizmi ve kolektif vasatlığı çok daha hızla bulaştırıyor.

İnsanların muhakemesini “geriletiyor”; önceki “totaliter genellemelerine geri döndürüyor”. “Bireysel veya kolektif zihinsel ketlenmelerinden” kurtulmalarını engelliyor.

Toplumdaki “bilişsel çelişkileri” çok daha hızlı pekiştirerek, kavramsal ayrıştırmaların önüne geçiyor.

Sonuç olarak “kısmi, parça, perakende ve görünürde” olanın “hakikat-ötesi” egemenliği hüküm sürüyor.

Salt teknolojik kapitaldeki “görünürdeki” yenilenmeler ve model yükselterek “artırılmış gerçeklikler” ile hakikatlerden uzaklaşılıyor. Statükocu zihniyet bir nebze gelişmiyor.

“Cinsiyet eşitsizliği” meselesine dönecek olursak, bunun anatomik açıklamalarının abukluğu sanırım artık kabul görüyor. Hiç değilse modern Türkiye toplumunun yüzüncü yıl sonundaki seçimini belirleyeceği söylenenler arasında hayli yaygın.

Cinselliğin ve hazzın ortodoks psikanalitik – yani erkeğin cinsel organının “dışarda” ve “görünür”, kadınınkinin “içerde” ve “görünmez” olmasına odaklı ve bağlı – çözümlemelerinin yaygın olduğunu hiç sanmam.  

Kaldı ki, “toplumsal cinsiyet eşitsizliği” dünyada da tarihsel zamanı bir türlü yakalayamamış bir konu. Bu önemli ve karmaşık meselenin “politik doğruculuk” tuzağına yakalanmasının; “kısmi, perakendeci ve görsel göstergelere indirgenmesinin” nasıl bir toplumsal dert olduğunun henüz kolektif olarak farkında olunmadığından ise neredeyse eminim.

Üstelik özellikle de “ilerici, ilerlemeci ve yenilikçi” görünen kadın veya erkek öncüller tarafından. Dahası, “politik doğruculuk” ve sosyal medyadaki görünürlük tartışmalarının öne çıkmış olmasına rağmen. Siyasetten iş dünyasındaki yöneticilere, TV tartışmalarından bilimsel konferanslara kadar cinsiyet temsillerinde dengeli dağılımların, kotaların filan konuşulduğu bir devirde.

Radikal Söylemler, Dönüştürücü Eylemler

Bundan tam 17 yıl önce, “Erkekler Günü de olsun!” diye yazdığımda, Türkiye’deki durum henüz bu kadar vahim bile değildi. Gerçi ilk kez resmi olarak 2016’da kutlandı ve önerdiğim gibi 19 Mart değil; 19 Kasım oldu. Fakat hiç fark etmez ve son derece ilgisiz tabii. Zira ne ben “önerdiğim” için oldu, ne de esas amacım oydu. (bkz. http://www.radikal.com.tr/yorum/erkekler-gunu-de-olsun-740838/)

Zamanında öncül olsa da, zaman içinde basmakalıplaşmış söylemlerin ötesine geçmek gerekiyordu. Tıpkı bugün olduğu gibi.

Örneğin, söz konusu posterdeki “14 çekici erkek” konuşmacının yarısını geri çekip, yerlerine “7 çekici kadın” konuşmacının fotosunu serpiştirmek filan çözüm değil. Başka bir deyişle, Türkiye’de bugün çok vahim bir hal almış ana meselenin yanında son derece hafif ve göstermelik kalır. Elbette önemli bir gösterge. Fakat bu göstergelerden miktar olarak da, tür olarak da bolca var toplumda. Her birinin tam olarak neyi gösterdiği doğru ayıklanmalı.

Zaten esas vahim olan, bunların salt estetik veya biçimsel değil; aynı zamanda da ahlaki, ontolojik ve epistemolojik anlamda toplumsal, kültürel, psikolojik vasatlığın simgesel temsilleri olmaları. Yoksa elbette salt cinsiyet bazında bile, yani nüfustaki dağılım oranına göre, tüm toplumsal konumlara yarı yarıya dağılımlar hedeflenmeli.

Öte yandan, “bu bağnaz zihniyet değişmeli” lafı o simgelerden çok daha sıklıkla ediliyor. Zaten bugün o “eski” Radikal yazımı, hala bayatlamadığı ve görüşüm geçerli olduğu için hatırladım. Fakat o gün radikal veya öncel bulunduğu için yapılmayan, o zaman eyleme dönüşseydi eğer bir dönüştürücülük değeri olurdu ancak.

Zira demir tavında dövülür! Hele şu hız çağında, hızın başlı başına “siyaset aracı” ve “dönüştürücü güç” olduğu bir devirde. Hantal ve ağır aksak emekleyen obez Türkiye toplumunda.

O bakımdan, bugün taze bir şey söylemeli. Çünkü görünürdekilerden ve göstermelik retoriklerden çıkıp, dönüştürücü eylemlere geçmeli. Kadın-erkek Türkiye’de 2022 yılının erkeğini birlikte seçmeli, örneğin. Lafın gelişi olarak yine tabii. Yani, “gerçek dönüştürücü radikal eylem” dediğim de bu değil elbette.

Sözünü ettiğim diğer Twitter mesajında ise Av. Cihan Aydın aynen şöyle yazmış:

“Anayasa mahkemesi üyeliği için yapmış olduğum adaylık başvurusundan kadın örgütlerinden gelen çağrı üzerine, Av. Zülal Erdoğan Bilal lehine feragat ettiğime dair açıklama aşağıda kamuoyuna sunulmuştur”.

Altına da feminist moru zemin üzerine beyaz fontlarla yazılmış açıklama metninin görseli yer almış.

Henüz girdiğimiz yılın bitmesine daha çok var. Sizler de bu konuyu CB adayı gibi sıcak gündeminizde tutabilirsiniz belki. Yılın erkeği adaylarınızı yakın takibe alıp, kendi önerilerinizi yapabilirsiniz.

Belki ben de, her hangi bir kadın örgütünden çağrı almadan, vasat olmayan bir toplumsal faaliyet veya görevde ve liyakat (tanımlar için bkz. https://www.politikyol.com/populist-vasatlik-ve-liyakat/) esasına göre, kendiliğinden kenara çekilen bir aday bulurum yıl bitene kadar.

 Fotoğraf: Tim Mossholder