10 Nisan 2022 tarihinde Fransa’da başkanlık seçimlerinin ilk turu düzenlenecek. Eğer herhangi bir aday salt çoğunluğu sağlayamazsa ki öyle görünüyor, 24 Nisan 2022’de seçimin ikinci turu yapılacak. Bu yazıda da bu seçimde yarışan adayları, adayların söylemleri ile vaatlerini, seçimdeki temel tartışma konularını, anket sonuçlarını ve bu sonuçların nedenlerini ele aldım.

Seçim Sistemi

Adayları ve söylemleri konuşmadan önce kısaca seçim sisteminden bahsetmek gerek. Nisan ayında gerçekleşecek seçimde sadece başkan seçiliyor. Seçim iki turdan oluşuyor. İlk turda herhangi bir aday salt çoğunluğu elde edemezse yani yüzde 50 artı 1 oy oranına ulaşamazsa seçimin ikinci turu düzenlenecek. İkinci turda, ilk turda en çok oyu almış iki aday yarışacak. Bu ikinci turda en çok oyu alan başkan seçiliyor. Milletvekili seçimleriyse başkanlık seçimlerinden iki ay sonra yapılacak.

Adaylar: Vaatleri ve Söylemleri

Bu bölümde adaylığını açıklamış, anketlerde ve kamuoyunda önemli yeri olan adaylara yer verdim. Şu anki başkan Emmanuel Macron’un adaylıkla ilgili bir açıklaması bulunmazken Macron’un partisi de herhangi birini aday olarak göstermedi. Adaylığını açıklamış kişileri ele aldıktan sonra Macron’a ayrıca değineceğim.

Marine Le Pen

Konuşacağımız ilk aday Marine Le Pen. 13 yıl Avrupa Parlamentosu vekilliği yapmış, 4 yılı aşkın süredir Fransa Meclisi’nde milletvekili olan Le Pen 2012 ve 2017 seçimlerinde de başkan adayıydı. 2012 seçimlerinde oyların yüzde 17,9’unu alarak üçüncü oldu. 2017’deyse oyların yüzde 21,3’ünü alarak Macron ile ikinci tura kaldı. Ancak ikinci turda oyların yüzde 33,9’unu alarak Macron’a karşı kaybetti. 2011-2021 yılları arasında National Front (National Rally) genel başkanlığı yaptı.

Le Pen aşırı sağ görüşleriyle biliniyor. Özellikle göçmen karşıtı, güvenlikçi, korumacı ve milliyetçi söylemler Le Pen’in ajandasının ana hatlarını oluşturuyor. Le Pen, seçilmesi halinde Fransa topraklarında doğan kişilerin otomatikman Fransa vatandaşı olması ve evlilik yoluyla vatandaş olma uygulamalarına son vermeyi, yabancılara yapılan aile yardımını kısıtlamayı ve rüzgâr gibi enerji türlerine yapılan sübvansiyonları kaldırmayı planlıyor.

Daha öncesinde Le Pen’in daha uç fikirleri vardı. Örneğin Le Pen Fransa’nın Avrupa Birliği ile Schengen ve Euro bölgesinden çıkması gerektiğini savunuyordu. Sonrasında bu görüşünden vazgeçti ama yine de Avrupa şüpheciliğini devam ettiriyor. Marine Le Pen 2011-2021 yılları arasında National Rally (National Front) isimli partinin genel başkanıydı. Kendisinden önce de babası Jean-Marie Le Pen genel başkandı. Babasının daha da radikal fikirleri vardı ama Marine Le Pen babası kadar uçta değil. Le Pen bu sayede kendini birazcık da olsa merkezde konumlandırmayı başardı. Bunu yapmaya çalışıyor çünkü Macron merkeze daha yakın bir siyaset yürütüyor ve böylelikle özellikle ikinci turda hem sağdan hem soldan oy alabiliyor. Örneğin, 2017 seçimlerinin ikinci turunda Macron yüzde 66,1 oy alarak rahat bir şekilde Le Pen’i yenmişti çünkü merkez ve sol seçmen “aşırı sağcı biri kazanacağına merkezde/merkez sağda bulunan biri kazansın” mantığıyla Macron’a oy vermişti.

Le Pen kendisini merkeze çekmeye çalışarak oy potansiyelini artırıyor ama bu sefer de Fransa siyasetinde yeni bir figür olan aşırı sağcı (Le Pen’den de aşırı sağcı) Eric Zimour’un Le Pen’in boşalttığı alanı doldurma ve Le Pen’in seçmenini kendisine çekme ihtimali var.

Le Pen’i bekleyen diğer bir tehlike ise kendisinin vaatlerinin ve söylemlerinin genel olarak göçmenler, milliyetçilik ve korumacı politikalarla sınırlı kalmasıdır. Örneğin, 2017 seçimlerinde Macron ile Le Pen televizyonda tartışmıştı. Tartışmada Le Pen’in ekonomi ile ilgili bilgisizliği dikkat çekmiş ve bu tartışma hanesine eksi olarak yazılmıştı.

Eric Zemmour

Nisan seçimleri için adaylığını açıklayan ikinci isim Eric Zemmour. Zemmour, yukarıda da belirttiğim gibi Le Pen’den çok daha aşırı sağda yer alan bir aday. Kendisi politikada yeni bir yüz. Zemmour gazeteci ve televizyoncu. Politikaya resmen 2022 başkanlık seçimleriyle dâhil oldu. Medyanın Zemmour’u sürekli gündemde tutması, Zemmour’un solcu Jean Luc Mélenchon ile canlı yayında yaptığı tartışma ve birçok popülist söylemde bulunması Zemmour’un popülaritesini artırıyor. Zemmour, aday olabilmek için kurduğu Reconquéte’in genel başkanlığını yürütüyor.

Eric Zemmour göçmen, İslam ve feminizm karşıtı söylemleriyle biliniyor. Zemmour’a göre Fransa ekonomik ve jeopolitik olarak geriliyor ve bunun sebebi göçmenler, İslam ve feminizm. Zemmour 2011 ve 2018’de ırkçılıktan ve Müslümanlara karşı nefreti kışkırtmaktan dolayı hüküm giydi. Ayrıca Zemmour LGBT karşıtı söylemlere de sahip. Eric Zemmour aşırı sağ seçmene oynuyor ve bu yönüyle Le Pen için tehdit oluşturuyor.


Valérie Pécresse

Valérie Pécresse diğer bir başkan adayı. Adaylığı Aralık ayının başında parti içinde yapılan seçimle belirlendi. Eğitim bakanlığı ile maliye bakanlığı yapmış Pécresseé aşırı sağ adayların aksine yönetim tecrübesine sahip. Merkez sağın adayı olan Pécresse, merkez/merkez sağ siyaset yürüten Macron’un en önemli rakiplerinden. Kendisi politik spektrumda Le Pen ile Zemmour’un solunda kalırken, Macron’un sağında kalıyor. Pécresse kendisini “üçte iki Merkel, üçte bir Thatcher” olarak nitelendiriyor. Pécresse Les Republicains Partisi üyesi.

Pécresse’in de aşırı sağ ile benzer söylemleri mevcut. Örneğin Pécresse de göçmen karşıtlığından besleniyor ama bunu yaparken aşırı sağ adaylar kadar keskin bir dil kullanmıyor. Aşırı sağ adaylar göçü direkt bitirmeye yönelik veya göçmenlere ayrımcılığa/ırkçılığa varan söylemlerde bulunurken, Péccresse göçmen alımlarına kota koyulacağından, AB vatandaşı olmayan yabancılara tanınan oturma izinlerinin azaltılacağından bahsediyor. Pécresse Ile-de-France bölgesinin meclis başkanı ve burada göçmenlere karşı aşırıya kaçan uygulamalar yok değil. Pécresse bu bölgede, burkiniyi ve tüm vücudu kaplayan mayoları yasaklamıştı.

Pécresse, Fransa’yı daha güçlü bir hale getirmek ve Fransa’da otoriteyi tekrar tesis etmek istiyor. Kendisi ayrıca, adalet ile ilgili sorunları gidermeyi, güvenlikçi politikaları artırmayı, kamu borcunu düşürmeyi, ücretleri artırmayı, işsizlik ile emeklilik sistemlerinde reform yapmayı da vadediyor. Nükleer santrallerin kapatılmasına karşı olan Pécresse, yenilebilir enerjinin de gerekli olduğunu dile getiriyor.


Jean-Luc Mélenchon

Jean-Luc Mélenchon bu yazıda yer vereceğim dördüncü aday. Kendisi sol popülist bir aday. Mélenchon daha çok yaşam giderleri ve sosyal meseleler üzerinde duruyor. Yakıt, gaz, elektrik ve bazı gıda maddeleri dâhil birçok temel ihtiyacın fiyatlarının dondurulmasını sağlayacak sosyal acil durum yasası çıkartmayı ve asgari ücreti artırmayı hedefliyor. Mélenchon Sol Parti üyesi.

Mélenchon tartışmalı bir figür. Aralık 2019’da mali usulsüzlüklerle ilgili bir soruşturmada ofisinde arama yapıldı. Arama sırasında görevlileri korkuttuğu için üç ay ertelenmiş hapis ve 8 bin Euro para cezası aldı. Ek olarak kendisi komplo teorilerini oldukça seviyor. 2017 seçimlerinde Mélenchon, Macron’un Fransa üzerinde ciddi çıkarları olan karanlık güçlerin bir kuklası olduğunu iddia etmişti. Yine, 2022 seçimlerinden önce bazı cinayetlerin olacağını dile getiriyor. Mélenchon’un vaatlerinden çok bu söylemleri konuşuluyor. Bu da güvenilirliğinin sorgulanmasına neden oluyor.

Anne Hidalgo

Başkanlık seçimlerinde yarışacak diğer bir aday Anne Hidalgo. Hidalgo’nun Türkiye kamuoyunun bildiği bir isim. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu Twitter üzerinden Anne Hidalgo’ya başkanlık seçiminde başarılar dilemişti. Hidalgo da İmamoğlu’na yine Twitter üzerinden Türkçe cevap vermişti.

Hidalgo Paris Belediye Başkanlığını yürütüyor. Eğitim ve sağlık sisteminin yeniden dizayn edilmesi gerektiğini savunuyor. Ücretleri artırmayı, insanların işlerinde onurlu bir şekilde çalışmalarını sağlamayı ve sendikalarının önemini artırmayı amaçlıyor. Hidalgo’nun çevreci yönü de var. Paris’te şehrin bazı noktalarını trafiğe kapattırdı ve yeni bisiklet yolları yaptırdı. Yeni planları arasında 170 bin ağacın dikilmesi, okul kantinlerinde plastik kullanımının sona erdirilmesi ve binaların enerji ile ilgili düzenlemelerinin yapılması bulunuyor. Hidalgo, merkez sol siyaset yürüten Sosyalist Parti’nin üyesi.

Yannic Jadot

Burada konuşacağımız son aday Yannic Jadot. Yeşillerin adayı olan Jadot, yoğun hayvancılığa son vermeyi, kamu yatırımlarını kendine yönelten lobileri zayıflatmayı ve iklim, sağlık, çevre ve sosyal politikaların öncelik kazanmasını sağlamayı amaçlıyor. Paraların daha fazla petrol ve gaza değil, çevrenin korunması için harcanmasının gerekli olduğunu savunuyor. Servet vergisini geri getirmeyi ve fosil yakıtlara yatırım yapan kuruluşları daha fazla vergilendirmeyi planlıyor. Başkan seçilmesi durumunda Jadot 50 milyar Euro’luk bir planı devreye sokmak istiyor. Bu plana göre ekonominin tekrar dizayn edilmesi, imar ve ulaşım gibi altyapı projelerinin desteklenmesi öngörülüyor.

Bu adayların haricinde birkaç aday daha var. Ancak bu kişiler anketlerde ve medyada henüz kendilerine önemli bir yer edinemedikleri için bu yazıda onlara yer vermedim.

Emmanuel Macron

Yukarıda belirttiğim gibi Emmanuel Macron’dan veya partisinden adaylıkla ilgili herhangi bir açıklama henüz yapılmadı. Buna rağmen Emmanuel Macron’un tekrar aday olması bekleniyor. Macron henüz adaylığını açıklamadığı için vaatleri neler, tekrar seçilince neler yapmak istiyor gibi soruların cevabını vermem mümkün değil. Yine de diğer adayların değindikleri konular çerçevesinde Macron’un icraatlarını, siyasi duruşunu ve söylemlerini ele alacağım.

Emmanuel Macron bir süre Sosyalist Parti’de (merkez sol parti) siyaset yaptıktan sonra 2009 yılında partisinden istifa ederek siyasi hayatına bağımsız olarak devam etti. 2014 yılında da Ekonomi, Sanayi ve Dijital İşler Bakanlığı yaptı. 2016 yılında bakanlıktan istifa ederek şu anki partisi La République En Marche’ı (LREM) kurdu ve 2017 yılında yapılmış olan başkanlık seçimlerine adaylığını koydu.

2017 seçimleri döneminde yine bugünkü gibi aşırı sağ, merkez sağ, merkez sol ve aşırı sol adaylar vardı. Macron ise kendisini ve partisini üçüncü yol olarak konumlandırdı, yani ne sağdı ne sol. Macron merkez siyaset yürütüyordu. Seçimlerin ilk turunda yüzde 24 oy alarak birinci oldu ve yüzde 21 oy almış Le Pen ile ikinci tura kaldı. Macron ikinci turda yüzde 66 gibi yüksek bir oy oranıyla başkan seçildi. Merkez sağ ve sol çevreler aşırı sağcı Le Pen’in başkan seçilmesindense merkezde konumlanan Macron’un başkan olmasını daha uygun bularak Macron’a oy verdiler.

Macron 2017 seçimi sürecinde birtakım sosyal politikalar yürüteceğinin sözünü vermişti ve bu merkez/sol çevrelerden oy almasını sağlamıştı ama zaman içerisinde -Pécresse kadar olmasa da- merkez sağa kaydı. Merkez sağ politikalara örnek olarak özelleştirmeler, çalışandan ziyade patron lehine hayata geçirilen uygulamalar, güvenlikçi ve polisin yetkisini artıran politikalar, zenginden alınan varlık vergisinin kaldırılması ve göçmenlerin aleyhine olan birtakım uygulamaları örnek verebiliriz. Göçmenler konusunda ilk başlarda daha merkez/merkez sol politika yürütüyordu. Göçmenlerin şartlarının iyileştirileceği sözleri verilmiş, göçmen alımlarıyla ilgili herhangi bir negatif adım da atılmamıştı. Son zamanlarda ise Macron bu tutumunu değiştirerek Fransa’nın daha fazla göçmen alamayacağını dile getiriyor ve Avrupa’nın göç ile ilgili ortak hareket etmesi gerektiğini söylüyor. Afgan göçüyle ilgili sınırların kontrol edilmesi gerektiğine dair görüşler de belirtti. Değişen bu söylemleri nedeniyle Macron aşırı sağa kaydığı gerekçesiyle eleştiriliyor.

Macron’un sağa kayması Fransız toplumunun günümüzdeki politik duruşu göz önüne alındığında mantıklı bir gerekçeye dayanıyor. Fransa halkı kendini soldan çok sağda tanımlıyor. Fransız bir think-tank kuruluşu olan Fondation Pour L’innovation Politique’in yaptığı araştırmaya göre[1] Fransızların yüzde 38’i kendini sağcı olarak nitelendirirken solcu olarak nitelendirenlerin oranı yüzde 24 ki 2020 yılında bu rakam yüzde 20’ye kadar düşmüştü. 2017’de de kendini sağcı olarak tanımlayanların oranı yüzde 33’dü. Yani Fransa’daki sağcı seçmen oranı artıyor ve Macron’da kendini buna göre konumlandırıyor. Şu anda kendisi merkeze en yakın sağcı aday.

Elbette Macron’un sol politikaları da bulunuyor. Özellikle pandemi döneminde artan sosyal yardımlar, çevre bakanlığı gibi bazı bakanlıklara atanan sol kökenli isimler bunlara örnek verilebilir ama Macron’un sağ politikaları daha baskın gözüküyor.

Macron’un ve Fransa hükümetinin başında pandemi gibi bir bela var. Diğer adaylar kampanyalarını rahatça sürdürebilirken mevcut Başkan Macron adaylığını açıklasa bile mesaisinin önemli bir kısmını pandemi sorununa ayırmak zorunda. Pandemiyle mücadele kapsamında getirilen önlemler Fransız kamuoyunda hep tartışma konusu oluyor. Son olarak da aşısızların restoran ve bar gibi kamusal alanlara girişinin yasaklanması ile ilgili yasa tartışılıyor. Macron argo tabirler kullanarak aşı olmayanları suçluyor ve aşısızların kamusal alandaki görünürlüğünü azaltmak için elinden geleni yapacağını ifade ediyor. Macron’un bu çıkışının bir başkana yakışıp yakışmadığı da tartışılan konular arasında. Odoxa’nın yaptığı ankete göre[2] Fransızların yüzde 40’ı bu çıkışı yanlış bulurken yüzde 59’u doğru buluyor.[3]

Tabii bir de dış politika var. Macron, güçlü Fransa güçlü Avrupa yolunda ilerlemeye çalışıyor. Senenin başında Fransa’nın Avrupa Birliği dönem başkanlığını almasını da seçimlerde lehine kullanabilir. Ama bu noktada Fransa halkının dış politikayı ne kadar önemsediği ve dış politikanın oy verme davranışlarında ne kadar etkili olduğu da bir soru işareti. Politico’nun verilerine göre[4] Fransa AB dönem başkanlığını almadan birkaç gün önce,  Fransız halkının neredeyse yarısının bu önemli olaydan haberi yoktu. Macron’un elinde dış politika konusunda önemli kozlar var ama bunu seçim sürecinde lehine nasıl kullanacağını ilerleyen dönemde göreceğiz.

Tartışılan Temel Meseleler

Adayları anlattığım bölümde seçim sürecinde tartışılan temel meselelerden söz ettim. Ancak bu konuyu biraz daha detaylı tartışmalı ve bazı başka gündemlerden de söz etmeliyiz.

Tartışılan en temel konuların başında hayat pahalılığı ve göçmenler geliyor. Sol adayların daha çok gündemine aldığı hayat pahalılığını merkez sağ adayların söylemlerinde de görüyoruz. Buna bağlı olarak kamu borçları, ücretler, ekonominin, eğitim ve sağlık sisteminin yeniden dizaynı da tartışılıyor. Aşırı sağ adaylar ise göçmen karşıtı, korumacı, güvenlikçi ve milliyetçi söylemlerini daha ön planda tutuyor.

Yeşil politikalar da konuşulanlar arasında ancak gündemde çok önemli bir yer kaplamıyor. Yeşillerin ana odağı olan yeşil politikalara karşılık yenilenebilir enerjiyle beraber nükleer santrallerin ve fosil yakıtların da kullanılması gerektiği söyleniyor. Bu da seçmenin oy verme davranışlarını önemli derecede etkilemiyor.

Dış politika ise ya hiç konuşulmuyor ya da popülist söylemler üzerinden ilerliyor. Macron başlığında anlattığım gibi Fransa’nın AB dönem başkanlığını alması Macron için bir koz ama ülkenin yarısı bu olaydan habersiz. Merkel’in de olmadığı bir AB’de Fransa etkisini artırabilir ama bunun ne kadar iç politika malzemesi olacağı, Macron’un bundan iç politikada ne kadar yararlanacağı önemli bir nokta. Bunun haricinde dış politika başlığı altında Avrupa şüpheciliği, Avrupalılık kimliğinin Fransız kimliğinin önüne geçmemesi gibi popülist konular kamuoyunda daha çok tartışılıyor. Örneğin AB bayrağının Eiffel Kulesi’ne yansıtılması aşırı sağ cenahtan “Avrupalılık kimliği Fransız kimliğin önüne geçiyor” eleştirilerine maruz kaldı.

Anketler Ne Diyor?

Politico[5], belirlediği güvenilirlik kriterlerine uyan anketlerin ortalamasını alarak okuyucuya sunar. Doğru tahmin yapma oranı da yüksektir. Bu bölümde bu nedenle daha çok Politico verilerine yer vereceğim.

Politico’ya göre Macron yüzde 25 ile birinci sırada. Kendisi bir yıldır yüzde 24-25 bandında ilerliyor. Le Pen geçtiğimiz yılın başlarında yüzde 26’ları görürken 2021’in ortalarından ve özellikle sağda/aşırı sağda yeni adayların ortaya çıkmasından sonra oy oranı yüzde 16’ya kadar düştü. Şu an yüzde 16-18 bandında ilerliyor. Pécresse adaylığını açıkladığı zaman yüzde 11 civarında oya sahipti. Şu an bu oran yüzde 16 civarında. Kimi anketler Pécresse’i, kimi anketlerse Le Pen’i önde gösteriyor. Zemmour yüzde 13 oya sahip ve gördüğü en yüksek oran yüzde 16. Mélenchon yüzde 9-10 düzeylerinde ilerliyor ama 2017 seçimlerinde yüzde 20 oy almıştı. Jadot yüzde 7-8, Hidalgo ise yüzde 4-6 bandında ilerliyor. Bu oranlar ortalama veriler olduğu için çeşitli anketlerde başkan adaylarının oy oranları bu rakamlardan 1-2 puan farklı olabiliyor.

Şu anki anketlere göre ikinci tur için iki seçenek görünüyor. Birincisi 2017’de olduğu gibi Macron-Le Pen. İkinci seçenek ise Macron-Pécresse. Yine Politico verilerine göre Macron, Le Pen ile karşılaşırsa yüzde 57’ye 43, Pécresse ile karşılaşırsa yüzde 53’e 47 ile seçimi kazanıyor. Yani 2017’deki gibi Macron’u rahat bir ikinci tur beklemiyor. Özellikle Pécresse politik spektrumda hemen hemen Macron’la benzer bir yerde duruyor. Macron merkeze daha yakın ama 2017’de ikinci turda Macron’a oy veren merkez ve sol seçmenler aynı nedenlerden bu seçimde Pécresse’e oy verebilir.

Oy oranları haricinde sağcı adaylar arasındaki oy akışını irdelemek gerekiyor. Siyasi yelpazede en sağda Zemmour, onun biraz solunda Le Pen, onun da solunda yani merkez sağda Pécresse ve Pécresse’in de solunda Macron yer alıyor. Macron da belirttiğim gibi Pécresse kadar olmasa da sağda yer alıyor. Zemmour’un sahneye çıkması ve Le Pen’in 2017’ye göre azıcık da olsa merkez-sağa kayması aşırı sağda yer alan bazı seçmenleri kaybetmesine ama bu sayede merkez sağdaki seçmenlere oynayabilmesine imkan tanıyor. Bu durum da Macron ile Pécresse’in seçmen tabanı için bir aday alternatifi daha doğurmuş oluyor. Elbette aynı seçmen tabanına oynayan Macron ile Pécresse arasında da ayrı bir mücadele söz konusu. Ek olarak, Macron ile Pécresse’in, ikinci turda Le Pen ile Zemmour’un aksine merkez ve sol seçmenden oy alma potansiyeli de var ki bu durumu 2017 seçimlerinde görmüştük.

Sağcı adayları incelemişken solcu adayların neden az oy aldığına da değinmek gerek. İlk neden Fransa’da kendini solcu olarak nitelendiren seçmenlerin azlığı. Yukarıda da belirttiğim gibi kendini solcu olarak nitelendiren seçmen oranı yüzde 20’ye kadar düşmüştü. 2017 seçimlerinde solcu adaylar toplamda yüzde 25 oy almıştı. Bunun haricinde sol partilerde örgütlü ve kurumsallaşmış bir siyasi mücadele göremiyoruz. Bu da kampanya süreçlerini etkiliyor. Son olarak sol partilerin Mélenchon gibi güvenilirliği tartışmalı veya Hidalgo gibi sadece Paris’le sınırlı seçmen kitlesine sahip kişilerin aday olması da sol adayların az oy almasına sebep oluyor.

Şu da unutulmamalıdır ki seçime daha üç ay var. Macron 2017 seçimlerinde henüz adaylığı konuşulmuyorken, seçimlere kısa bir süre kala adaylığını koymuş, partisini kurmuş ve seçimleri kazanmıştı. Önümüzdeki üç ayda da bu duruma benzer  sürpriz olaylar ve değişimler olabilir.


[1] https://www.fondapol.org/en/study/the-conversion-of-europeans-to-right-wing-values/

[2] http://www.odoxa.fr/sondage/emmanuel-macron-trahi-par-sa-com-sa-petite-phrase-a-abime-son-image-sur-le-fond-les-francais-sont-daccord-avec-lui-pour-emmerder-les-non-vaccines-mai/

[3] https://twitter.com/ElectsWorld/status/1479193199176564737?s=20

[4] https://www.politico.eu/article/what-the-french-public-thinks-ahead-of-the-eu-presidency-in-7-charts/

[5] https://www.politico.eu/europe-poll-of-polls/france/

Fotoğraf:  Anthony Choren