Aralık 2019’da başlayan ve kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına alan Covid-19, siyasi, toplumsal ve ekonomik birçok alandaki değişimin de ana sebebi olmaya devam etmektedir. Süreç temelli bakıldığında, hemen her alandaki değişimin nasıl ve ne şekil bir hal alacağı ile ilgili belirsizlik şüphesiz sürmektedir. Tüm dünyada ne olacağı ile ilgili belirsizliğin yaşandığı alanlardan biri de eğitimdir. UNESCO, bu gibi acil durumlar için Çin’in pandemi sürecindeki uygulamalarını incelemiş ve esnek öğrenme tedbirleri belirlemiştir. 17 Nisan tarihli UNESCO verilerine göre dünyada Covid-19’dan etkilenen toplam öğrenci sayısı 1.7 milyarı aşmış durumda. Bununla birlikte neredeyse tüm ülkeler yüzyüze eğitime ara vererek uzaktan eğitim modeli ile eğitimin sürdürülmesine yönelik politikalar izlemektedir. Türkiye özelinde, hem Milli Eğitim Bakanlığı(MEB) bünyesindeki okullarda hem de Yükseköğretim Kurulu(YÖK) bünyesindeki üniversitelerde uzaktan eğitim altyapısının eğitimi sürdürmek için yeterli olup olmadığı sorusu akıllara gelebilmektedir. MEB, bu sorunu EBA gibi ortak bir program ile çözmeye çalışmaktaysa da üniversitelerin ortak bir programa sahip olmaması ve süreci yönetme konusunda inisiyatif sahibi olmaları (ki çoğu üniversitenin uzaktan eğitim altyapısının yetersiz olması) yükseköğretimde eğitimin mevcut durumu ve geleceği konusunda bulanık bir tablo ile karşı karşıya kalmamıza neden olmaktadır. Bu yazıda, eğitimden mahrum kalan tüm öğrencilerin sorunlarına değinmek elbette mümkün olmayacaktır. Fakat, süreçte yaşanan belli başlı sorunları dile getirmek amaçlanmaktadır.

Eğitimin Covid-19 ile imtihanı: Gerçeklerle yüzleşmek

Yaklaşık 2,5 aylık bir süreçte uzaktan eğitim ile ilgili yaşanan sorunlara baktığımızda ders içeriklerine ulaşmak için yeterli materyale sahip olamayan öğrenci grubunun hiç de azımsanmayacak sayılarda oluşu dikkat çekmektedir. Yeterli materyale sahip olsa dahi internet altyapısı ile ilgili yaşanan sorunlar, dersin sürekliliğini engelleyen en önemli unsurların başında gelmektedir. Öğrencilerin dersi takip etme konusunda yaşadıkları problemler, derslerin yüz yüze eğitim gibi olamayacağı algısı, dersin yürütücüsünün uzaktan eğitim altyapısına aşina olamaması, öğrencilerin veya öğretmenlerin teknolojik ürünlerin kullanımı konusunda yaşadıkları problemler, ders sürelerinin dersin içeriğine göre değil de uzaktan eğitim altyapısının yoğunluğunu azaltmaya yönelik belirlenmesi ve bununla birlikte derslerin verimliliğinin azalması, eğitimlerin kalitesi ve verimliliği konusunda özel okul – devlet okulu ayrımının yarattığı eşitsizliğin belirginleşmesi, özel okula giden öğrencilerin yüz yüze eğitim alamadıkları sürecin ücret iadesini talep etmeleri ile ilgili yaşanan sıkıntılar, lise ve üniversite sınav tarihleri ile ilgili çelişkili açıklamalarla birlikte öğrencilerin bu süreçte yaşadıkları sıkıntılar, ilköğretim ve ortaöğretimdeki özel okullarda öğretmenlerin maaşlarını düzenli olarak alamama sıkıntıları, okul çatısı altında sağlanan disiplinin uzaktan eğitim ile sağlanamaması düşüncesi ve bu süreçle birlikte teknolojik materyallere ihtiyaç duyulmasından kaynaklı teknolojiye bağımlılığın daha da artması gibi pandemi sürecinde yaşanan temel sorunlar, eğitimin mevcut durumunu anlayabilmek ve geleceğini öngörebilmek açısından önemlidir.

Uzaktan eğitim sürecinde yaşanan sorunları sayılarla da görebilmek adına birkaç anket araştırmasına bakabiliriz. İlk olarak, Üniversite Araştırmaları(ÜniAr) Laboratuvarı tarafından 111 devlet ve 52 vakıf üniversitesinde toplam 17.939 lisans öğrencisi ile 1-4 Nisan tarihleri arasında gerçekleştirilen memnuniyet anketi sonuçlarına göre; öğrencilerin %63’ünün evinde internet bağlantısı, %66’sının ise bilgisayar veya tableti bulunmaktadır. Bu öğrencilerin %23’ü uzaktan eğitimini sürdüremediğini belirtmiştir. İkinci olarak, Elektrik Mühendisleri Odası(EMO) İstanbul Şubesi tarafından üniversite öğrencilerinin internete erişimi ile ilgili yapılan anket sonuçları da her 10 öğrenciden birinin internete erişemediğini bize göstermektedir. Üçüncü olarak, Ankara Üniversitesi(AÜ) Siyasal Bilgiler Fakültesi öğrencileri tarafından hazırlanan ve 874 öğrencinin katıldığı ‘Ankara Üniversitesi Online Eğitim Süreci Anket Raporu’ çalışmasının sonuçları da ÜniAr’ın ve EMO’nun çalışmalarını destekler niteliktedir. Bu anket çalışmasına göre, Öğrencilerin üçte ikisi uzaktan eğitimde birçok sorun görmekte, dört öğrenciden biri tamamen verimsiz olduğunu düşünmekte ve sadece 10 öğrenciden biri sistemden memnun olduklarını ifade etmektedir. Yine bu araştırmada, Yaklaşık her 10 öğrenciden biri derslerine sürekli, 10 öğrenciden üçü zaman zaman devam etmekteyken, 7 öğrenciden birinin uzaktan eğitime erişemediğini görmekteyiz.

Bu gruptaki öğrencilerin yaklaşık yarısının kişisel bilgisayarı bulunurken, %13,8’inin bilgisayarı yoktur. Geri kalanlar ailede ortak bilgisayarlar ile uzaktan eğitim sürecine katılmaktadırlar. Bu noktada, ailede iki veya daha fazla öğrencinin bulunması halinde eğitimin verimli bir şekilde sürdürülebilmesi için gerekli materyallerin de artması gerektiğini düşündüğümüzde, karşılaşılacak muhtemel problemleri öngörebilirsiniz. Son olarak, Binom’un 18-21 Nisan tarihleri arasında toplamda 1205 öğrenci ve öğrenci velisi ile yaptığı “Koronavirüs Sürecinde Uzaktan Eğitim Araştırması” verilerine göre öğrencilerin çoğu uzaktan eğitimine devam etmekteyse de eğitimine bu süreçte devam edemeyen %7 oranında öğrencinin bulunması, mevcut sürecin eşit eğitim hakkı ile ilgili bazı sorunlar doğurduğu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır. Bu grubun %63’ü uzaktan eğitim modelini başarılı bulmaktadır. Ayrıca, bu çalışmaya göre mevcut düzendeki dijital altyapılı eğitimin bu süreçten sonra da devam etmesinin verimli olabileceğini düşünen oran %62.

Elbette, uzaktan eğitim sürecinde öğrencilerin derslerden ne kadar verim aldıkları önemli bir konu olarak karşımıza çıkmaktadır. ÜniAr’ın anketinde, öğrencilerin %48’inin (kötü ve çok kötü düzeyinde) ses ve görüntüden memnun olmadığını belirtmesi verimli bir eğitim-öğretim sürecinden geçmediğimizi düşünenleri haklı çıkarmaktadır. Ayrıca, bu grubun %49’u ders içeriklerinin ve materyallerinin dersin amacına uygun olmadığını düşünmekte, kullanılan içeriklerin orijinalliği de öğrenciler (%53’ü) tarafından kabul görmemektedir. Ders içerikleri ve materyallerden memnun olan öğrenci sayısı yaklaşık beşte bir oranına denk gelmekte ki, bu oran sürecin verimliliğini sorgulatan önemli bir diğer unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Ders içerikleri ve materyaller konusunda yaşanan problemlerle birlikte dersi yönlendiren öğretim elemanlarının öğretme becerileri, öğrencileri yönlendirme, onlara destekte bulunma, yardım etme ve süreçle ilgili bilgilendirme konularında da başarılı bir süreçten geçmedikleri gerçeğini yapılan çalışmalarda görebiliriz. Fakat, bununla birlikte %47’lik bir kesim de öğretim elemanlarının tutumlarından memnun görünmektedir. Covid-19’un hayatımıza girişi 6 ayı bulmuş olsa da etkisi muhtemeldir ki yıllarca sürecektir. Bu etki, hayatımızı ilgilendiren siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel, psikolojik vb. her alanda kendini gösterecektir.

Metnin bu kısmına kadar öğrencilerin karşılaştığı temel sorunlardan bahsettik fakat, süreçle ilgili yaşanan kaygı ve gelecekle ilgili endişenin bireyler üzerindeki etkisinin onarılmasını öncelik haline getirmeliyiz. Yapılan araştırmalarda öğrencilerin yarısından çoğunun kaygı bozukluğu ve uzaktan eğitime odaklanma sorunu yaşadıkları not edilmiştir. Bununla birlikte, eğitim hayatına dair en endişeli grup kategorisinde anlaşılır bir şekilde liseliler varken üniversitelilerin neredeyse üçte ikisi eğitimine dair endişe duymaktadır.

Lisansüstü düzeydeki öğrencilere özel bir parantez açmak gerekirse, sürecin psikolojik boyutu ve fiziki şartların olumsuz olabilmesi durumlarını en temel sorunlar olarak ifade edebiliriz. Bu sorunlar üniversiteden üniversiteye farklılık gösterecektir. Fakat, lisansüstünde öğrenci sayısının daha az olduğunu ve öğretim üyeleri ile iletişimin bireysel olarak daha iyi sağlandığını düşündüğümüzde yaşanabilecek sorunların çözümleri de daha hızlı ve alternatifli olabilmektedir. Lisansüstü seviyedeki öğrencilerin teknolojik ürünler ile ilgili nispeten daha az sorun yaşadığını not düşebiliriz. Fakat internet altyapısına bağlı olarak ses ve görüntüde yaşanan sorunlar, ortak bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Hatta bu düzeydeki derslerin daha interaktif geçmesi, bağlantı sorununu çözülmesi gereken öncelikli sorunların başında getirmektedir. Bununla birlikte, araştırmaları için bu süreçte kütüphanelerden faydalanamayan öğrenciler için akademik çalışmalarının aksaması söz konusu olabilmektedir. Lisansüstünü ilgilendirdiği için YÖK’ten de söz etmemiz gerekir. YÖK, kuşkusuz bu süreçte en aktif rol oynayan oyunculardan biridir. Öğrencilerin çoğunluğu YÖK’ün sorumluluğunu yerine getirdiğini fakat kendi üniversite veya fakültelerinin sorumluluklarını yerine getiremediğini düşünmektedir. YÖK, özellikle 2019-2020 Bahar dönemi kayıtlarını dondurmak isteyen öğrencilerin taleplerini karşılayacağını açıklayarak önemli bir opsiyon tanımıştır. Ayrıca, yüksek lisans ve doktora sürecindeki öğrencilerin tez savunmaları ve yeterlilik sınavları, kayıt altına alınması şartıyla dijital mecralar kullanılarak yapılabilir kararı, bu süreçte öğrencilerin yaşayabilecekleri olumsuzluklara karşı bir önlem niteliğindedir.

Gerçeklerle yüzleştik, Peki şimdi ne yapmalıyız?

Tüm bu verileri göz önüne alarak değerlendirme yapmak gerekirse, bu süreçle birlikte öğrencilerin nitelikli eğitim olanağından mahrum kaldığı gerçeği ile karşı karşıyayız. Bu sorunları aşmak için ilgili kurumların attığı adımlar makul olsa da Türkiye’de devlet üniversitelerinde okuyan öğrencilerin sosyo ekonomik şartları, sadece uzaktan eğitim modeli ile bir şeyleri çözemeyeceğimizi de göstermektedir. Yapılan çalışmalarda, öğrencilerin yaklaşık beşte biri ailelerinde gelir kaybı yaşandığını, yarısından fazlası da ekonomik zorluklar ile karşılaştıklarını belirtmektedir. Eğitime erişemeyen risk altındaki bu grupların olası ikinci ve üçüncü dalga ile birlikte eğitimlerini uzun vadede sürdüremeyecekleri aşikardır. Bu konuda hem MEB’in hem de YÖK’ün muhtemel senaryolarla ilgili politikalarının var olduğu düşüncesine inanmak istiyorum. Aksi takdirde, önümüzdeki dönemlerde pandeminin yarattığı en büyük tahribatlardan birini eğitim alanında görebiliriz. Tüm bunların dışında, Sosyal Bilimler için uzaktan eğitim modelini çözüm olarak düşünmek anlaşılır olsa da Fen ve Sağlık Bilimleri’nde uygulama alanı gerektirebilen bölümler/dersler için orta ve uzun vadede nasıl politikaların izleneceği bir başka soru işareti olarak burada dursun.  

Yukarıda belirtilen tüm sorunların kısa vadede kesin çözümü pek mümkün değildir. Hem devletin tüm kurumlarının işbirliği içerisinde politikalar belirlemesi hem de toplum olarak bizler sürece katkı sağlamak için biraz daha sabretmemiz gerektiğini kabullenmeliyiz. Bu bakımdan yaşanan sorunların olağandışı bir sürecin sonunda ortaya çıktığını ve bu süreci en az yıkımla atlatabilecek adımların işbirliği içerisinde atılması gerektiğini idrak ederek hareket etmek en doğrusu olacaktır. Bu noktada eğitimin geleceği hakkında biraz daha net konuşmak için önümüzdeki dönemde alınacak kararları beklemeliyiz. Fakat Cambridge Üniversitesi, küçük gruplar halinde yapılabilecek dersler dışında derslerin 2021 yazına kadar uzaktan sürdürüleceğini açıklayarak olası senaryolardan birini hayata geçirmiş oldu. Manchester Üniversitesi de gelecek dönem için uzaktan eğitime devam etme kararı almıştı. Bu kararlar, İngiltere’deki salgının boyutuyla ilgili olsa da uzaktan eğitime devam etme kararı alacak ülkeler veya okullar için bir örnek teşkil edecektir.

Pandeminin yarattığı yıkıcı etkinin farkında olarak değerlendirme yapmak zorundayız. YÖK veya MEB’i olumlu veya olumsuz eleştirirken de böyle bir durumla ilk kez karşılaştığımızı hatırlayarak eleştirmeliyiz. Süreç küresel ama mücadele ulusal devam etmektedir. Bu yüzden, anlayışla hareket ederek çözümler üretmeye çalışmalıyız. Hiç kimsenin eğitimden mahrum kalmaması için tüm kurum ve kuruluşlar işbirliği içinde çalışmalıdırlar. Birkaç aylık alışma sürecini geride bırakarak pandeminin seyrine bağlı olarak uzaktan eğitim modülünün tüm üniversitelerde en verimli şekilde kullanılabilmesi için çalışmalar yapılmalıdır. Uzaktan eğitime bilgisayar/tablet/telefon gibi yeterli aygıtları olmadığı için devam edemeyen öğrencilere bu anlamda destekte bulunulması pek mümkün görünmemekteyse de bu öğrencilerin tespiti ve eğitimden mahrum kaldıkları sürenin telafi edilmesi için alternatifler oluşturulması şarttır. Bununla birlikte internete erişimi kısıtlı olanlar ve internet altyapısından dolayı bağlantı sorunu yaşayanlara destek olması amacıyla YÖK’ün her öğrenciye 6 GB internet hediyesi yeterli olmasa da bu süreç için geçici çözüm olarak görülebilir. Fakat en önemlisi, bundan sonra hangi adımları atacağımızdır. “Kervan yolda düzülür” mantığını geride bırakıp planlı, programlı bir sistem inşaası için çalışmak, gelecekte yaşanabilecek sorunların çok çabuk bir şekilde çözümü anlamına gelecektir. Öğrencilerin bu süreci uzaktan eğitimle sürdürmeye çalışırken aynı zamanda eğitimden uzaklaşmamaları en büyük temennilerden biri olsa gerek. Tüm dünyada normalleşmeye yönelik politikalar bir bir uygulanmaya başladıysa da Covid-19’un hayatımızda kapladığı yer azalarak devam edecektir. Bu bakımdan kademeli normalleşmenin tüm gerekliliklerini yerine getirmek, eski normale dönüşümüz için kilit önemdedir.

Fotoğraf: Element5 Digital