Sansür meselesi günümüzde demokrasi ve özgürlükler tartışması bağlamında sıklıkla gündeme gelen bir konu. Sansür konusu dolaylı da olsa ifade özgürlüğü bağlamında ünlü filozof Kant tarafından da dikkate alınmıştır. Kant, ifade hürriyetini en zararsız özgürlük olarak nitelendirmiş ve insanları kendi başlarına birer amaç olarak görmüştür. Kant’a göre insanlar özgür, kendi kaderini kendi tayin edebilen, rasyonel bireyler olmalıdır. Bu özgürlüğün kullanılmasına müdahale eden kısıtlamalar (bu anlamıyla günümüzde sansür olarak ele alabiliriz) insan doğasının temel özelliği ile bağdaşmamaktadır ve bu sebeple kabul edilemez.

Türkiye’nin siyasi geçmişi çeşitli seviyelerde ve farklı mecralarda tanık olunan sansür uygulamaları ile maluldür. Örneğin 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra yasaklanan kitaplar ve filmler bu geçmişten sadece ufak bir kesit olarak görülebilir. Günümüzde ise artık ekranların karartılması (26 günlük yayın hayatı sonrası kapatılan Olay TV ayrı bir yazı konusudur) veya kitapların yasaklılar listesine alınıp sansürlenmesine şahit olmuyoruz. Günümüz Türkiye’sinde sansürün metamorfoza uğradığını söyleyebiliriz. Sansür elinde kılıcı ile bekleyen biri değil artık, darbeci askerlerin sansürü bitti. Artık sansür maalesef zihnimizde; sansür akıllı telefon ve tabletlerimizin baş belası olarak tezahür ediyor… Sansür, tweetlerin yazılıp tekrar silinmesinde saklı çoğu zaman. Yazılmak istenen, ancak yazılması ertelenen makalelerde yaşıyor sansür. İfade özgürlüğünü kullanmak isterken işten çıkarılma korkusu yaşayan gazeteciler, akademisyenler ve hatta sosyal medyada eleştirel fikir beyan etmekten çekinen toplum sansürün öznesi bile değil nesnesi olmuş 21. yüzyıl Türkiye’sinde.

Anaakım medya üstündeki artan siyasi ve ekonomik baskıya geçtiğimiz günlerde CNNTürk haberlerinde şahit olduk. “İşleriniz nasıl gidiyor?” sorusu yöneltilen fırıncı dert yanarken muhabir ani bir hareketle mikrofonu çekip esnafın konuşmasını canlı yayında sansürlemiş oldu. Böylesi bir atmosferde çevrimiçi mecralar, muhalif internet haber siteleri ve sosyal medya ise hala halkın haber alma ve demokratik tepkisini dile getirme aracı olması açısından hiç olmadığı kadar önemli. 2020 yılını geride bırakırken Türkiye’de halkın bilgi alma kanallarının dijital mecralar olmasa ne kadar tek sesli olduğunu; adeta iktidarın basın yayın organı gibi çalışan aktörlerin domine ettiği bir basın sektörünün olduğunu hepimiz biliyoruz. Oysa özgür ve bağımsız basın liberal demokrasilerde çok önemli bir role sahiptir bizde ise demokratik kazanımları günden güne kaybettiğimiz gerçeğini görmeyen ve yoksulluk sınırında inleyen halka bile gözlerini yuman bir basın var.

Doç. Burak Bilgehan Özpek 15 Mayıs 2019 tarihli Daktilo 1984 yazısında şunları yazmıştı:

Erdoğan’ın devlet ile kurduğu ilişki ise 7 Haziran sonrası biten çözüm sürecinden ve 15 Temmuz başarısız darbe girişiminden ziyadesiyle etkilendi. Erdoğan, siyasette, bürokraside, medyada, sivil toplumda, akademide kendisi iktidar alanına tehdit olarak gördüğü isimleri kişisel bir husumet ile değil devlet politikası icabı ve ulusal güvenlik gerekçeleriyle tasfiye etmeyi başardı.”

Bu tasfiye sürecinin medya ayağına bakılıp yazılacak çok şey var. Ancak ben bu yazıda genel olarak dijital platformlara uygulanan sansürleri ele alacağım. Merkezi İstanbul’da bulunan İfade Özgürlüğü Derneği (İFÖD) Aralık 2020’de erişime engellenen haber ve içeriklerin listesini yayımladı. Engelliweb başlığı altında erişime engelleme kararı verilen ve İfade Özgürlüğü Derneği’nin EngelliWeb projesi kapsamında duyurulan içeriklerden bir bölümü şu şekilde:

“1 Aralık: Berat Albayrak’ın danışmanının açıklamaları

2 Aralık: Birçok rektörün fakültelerde dekan vekili olması haberi

9 Aralık: AKP Eski Milletvekilinin damadı ile ilgili haberler

10 Aralık: İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin AKP dönemine ilişkin suç duyurusu haberleri

15 Aralık: PTT’nin bir şirket ile gizli protokol imzalaması haberleri

16 Aralık: Trakya Üniversitesi Rektörü ile ilgili haberler

18 Aralık: SBK Holding Yönetim Kurulu Başkanı hakkındaki haberler

18 Aralık: “Kuru ekmek yiyorlarsa aç değiller demektir” diyen milletvekili haberleri

24 Aralık: Canan Kaftancıoğlu hakkındaki takipsizlik kararı haberleri

25 Aralık: İYİ Parti Milletvekili Lütfü Türkkan’ın tweeti

28 Aralık: Cumhurbaşkanı Başdanışmanı’nın lise diplomasının sahte olduğuyla ilgili haberler

30 Aralık: Cumhurbaşkanı’nın avukatının vekalet ücreti ile ilgili haberler

Journo’nun haberine göre, dijital platformlara yönelik sansür son yıllarda adeta “çığ” gibi büyüdü.  Habere göre, 2007 yılında 40 olan içerik engelleme sayısı 2019 sonu itibariyle 61.049 oldu. Bu bağlamda, Türkiye’nin dünyada dijital platformlardan en sık içerik kaldırma talebinde bulunan ülkelerin de başında geldiğini söylemeliyiz. Türkiye’de artan sansür uygulamalarının ve erişime engellenen internet sitelerinin sayısının artması ile ortaya çıkan bir proje olan Free Web Turkey’in Aralık ayının son haftasına yönelik sansür değerlendirmesine göre 2020 yılının son günlerinde de birçok haber ve içeriğe Sulh Ceza Hakimlikleri tarafından erişim engeli getirildi. Engellenen içeriklerden biri İYİ Parti Grup Başkanvekili Lütfü Türkkan’ın tweeti. Türkkan’ın esnafa 500 TL’lik kira yardımı yapılacağının duyurulması üzerine Ekim ayında Kalyon İnşaat’a tanınan vergi istisnasını hatırlattığı Twitter paylaşımına erişim yasağı getirildi ancak Twitter bu kararı uygulamadı söz konusu tweet erişimde.

Freedom House’un sitesinde yer alan 2020 Türkiye değerlendirmesine göre, dijital medya kuruluşları, artan otosansür ile karşı karşıyalar. Buna sebep olarak da son yıllarda Cumhurbaşkanı’na hakaret gerekçesiyle açılan soruşturmaların sayısındaki artış gösterilmekte. Bu konuda Cumhuriyet’in haberi de kaynak teşkil etmesi açısından önemli. 3.5.2019 tarihli Cumhuriyet haberine göre, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, 2013 – 2018 yılları arasında sosyal medya paylaşımı sebebiyle 20 bin 474 kişi hakkında işlem yapıldığını açıkladı.

Öte yandan, geride bıraktığımız yıl “umut verici” gelişmeler de yaşamadık değil. Anayasa Mahkemesi 15 Ocak 2020 tarihinde Wikipedia’ya 2017’de uygulaya konan erişim yasağını kaldırdı. Anayasa Mahkemesi, “Türkiye’yi çeşitli terör gruplarıyla aynı düzlemde ve iş birliği halinde göstermeye çalışan yorumlar yapıldığı” gerekçesi ile 29 Nisan 2017’de erişimin engellenmesi kararı verilen Wikipedia ile ilgili, erişimin engellenmesinin ifade özgürlüğünün ihlali olduğuna karar verdi.

Modern anlamda çevrimiçi sansür, büyük bir kitleye etkili bir şekilde ulaşmanın teknik araçlarına sahip karmaşık kentsel toplumlarla ilişkilidir. İnternet sansürü yıllardır Kuzey Kore ve Rusya gibi ülkelerde tanık olunan bir durum. Çin’deki internet kullanıcılarının, çevrimiçi dünyanın geri kalanına erişiminin 1990’ların sonlarından beri engellendiği de biliniyor. Michigan Üniversitesi’nin sitesinde yer alan bir yazıya göre “son derece agresif” bir internet sansürü Avrupa demokrasilerinde de yayılmakta, fakat Avrupa’da durum Türkiye’dekinden farklı seyretmekte. Örneğin Norveç, Freedom House’a göre dünyanın en özgür ülkelerinden olan Finlandiya ve İsveç ile birlikte 2018’in başından itibaren internet servis sağlayıcılarının bazı kumar ve pornografi içeriklerini engellemesini gerektiren bir dizi yasayı kabul etti. Ancak Norveç’te İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi insan hakları web siteleri ve match.com gibi çevrimiçi arkadaşlık siteleri dahil olmak üzere daha geniş bir içerik yelpazesinde ağ tutarsızlıkları tespit edildi. Buna rağmen genel olarak Batı’daki çevrimiçi sansür uygulamalarına bakıldığında sansürün bizdeki uygulamalarına benzemediği aşikâr. Türkiye’deki çevrimiçi sansür uygulamaları, insan haklarını korumaya yönelik sansürden ziyade, siyasi ve ekonomik olarak nüfuzluların güç aracı olarak kullanılıyor.

Robert Dahl, After the Revolution?: Authority in a Good Society isimli 1990 yılında yayımlanan kitabında  modern demokrasilerin genel kabul gören “prosedürel asgari” koşullarını şu şekilde sıralamıştır: vatandaşların, genel olarak tanımlanan siyasi konularda cezalandırılma tehlikesi hissetmeden kendilerini ifade edebilme hakkı;  alternatif bilgi kaynakları arama hakkı ve bu alternatif bilgi kaynaklarının kanunlarla korunması. Tüm rejimlerde zaman zaman internet sansürü uygulansa da, yerleşik demokrasiler sosyal medya gibi alternatif bilgi kanallarındaki sansürü sınırlandırarak ve ifade özgürlüğünü genişleterek otoriter devletlerden ayrılmaktadırlar.

Son yıllarda giderek artan “otoriter devlet” eleştirilerinin gölgesi altında bir yönetim yaşayan AKP Türkiye’si, Mart ayında ilk vakası açıklanan Koronavirüs salgının da tetiklediği ciddi bir ekonomik bunalım ve işsizlik ile 2020 yılını ardında bıraktı. Ekonomik ve siyasi gerilimlere eşlik eden dijital mecralardaki kısıtlamalar da ifade özgürlüğünü ve haber alma özgürlüğünü yaralaması açısından 2020’nin karnesinde kırık not olarak yerini aldı. Dijital alana getirilen kısıtlamalar ve özellikle çevrimiçi sansür saydamlık, bilgiye erişim ve katılım gibi temel demokratik normları engellediği için demokrasiye zarar veriyor ve bunun devam etmesi de yönetim krizine zemin hazırlıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2021 yılının “demokratik ve ekonomik reformlar yılı” olacağı yönündeki açıklaması bakalım önümüzdeki dönemde çevrimiçi sansüre nasıl etki edecek? Umarım 2021 yılı daha özgür ve müreffeh günlere gebedir zira özgürlük olmadan ne ekonomik üretim ne bilimsel üretim ne de iyi yönetim mümkün.