Akşam yemeğini Haliç Üniversitesinin rektörü olarak yiyen Melih Bulu’nun gece yatmadan önce Boğaziçi’ne rektör atandığı anlaşılınca kıyamet koptu.

Böylece, Melih Bulu aynı gün içinde iki üniversitede rektörlük yapan belki de ilk akademisyen oldu.

Boğaziçi Üniversitesinden bir grup öğrenci bu atamayı “kayyım” diye nitelendirdi ve kurum haricinden birinin seçimle değil atamayla başa geçirilmesine isyan etti.

Buraya kadarki kısmı yeterince absürt ama bizim memlekete absürditenin bu kadarı pek tabii ki yetmez.

İlle daha absürt olacak.

Üniversite içinden birini seçmek yerine dışardan birinin atanmasına öğrenciler avaz avaz ses çıkarırken akademisyenler “imzasız” bir metin yayınladılar.

“Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz!” diye başlayan metin seçimlere dair üç temel ilkeyi sıralıyor.

Üniversitelerin herhangi bir kişi ya da kuruluşun etki veya baskısına maruz kalmaması ve siyaset aracı olarak kullanılmaması, bilimsel ve toplumsal gelişim açısından vazgeçilmezdir.

Üniversitelerde karar alma yetkisinin demokratik yöntemlerle seçilmiş kurullarda ve akademik yöneticilerde olması özerklik için şarttır. Rektör, dekan, enstitü müdürü, yüksekokul müdürü, bölüm başkanı gibi akademik yöneticiler atamayla değil seçimle belirlenmelidir.

Üniversitelerin, özerk anayasal kurumlar olarak, akademik programlarını ve araştırma politikalarını öğretim elemanlarınca ve/veya üniversite kurullarınca kararlaştırılarak belirlemesi, bilimsel özgürlüğün ve yaratıcılığın şartlarındandır.

Bildirinin altına “Boğaziçi Üniversite Öğretim Üyeleri” diye muğlak bir imza atılmış.

Timur’un fili hikâyesinde olduğu gibi bir anda bu bildiriye imza atmış öğretim üyesi bulunamayabilir.

Öte yandan, Melih Bulu’nun atanmasına herhalde öğretim üyelerinin istisnasız hepsi karşı değildir.

Ama bildirinin altında bir tek imza olmadığı için öğrencilerin sesi hocalarına göre çok daha güçlü çıkıyor.

Atanma kadar atanan kişi de hayli tartışıldı.

Ben Melih Bulu’nun adını ilk kez bu olay sonrasında duydum.

Sabah ayrı akşam ayrı üniversitede rektörlüğüne ihtiyaç duyulan koskoca profesörün daha önce hiçbir kitabını okumamıştım.

Neyse, sonradan anladım ki, yayınevleri, muhterem hocamızın kıymet fikirlerine burun kıvırdıkları için hocamız kitap çıkaracak imkâna kavuşamamış.

Ayrıca her akademisyen, her profesör kitap yazacak diye bir kanun da yok.

İşlerden vakit bulununca elbette yazılır.

Melih Bulu’nun hepsi hüsranla neticelenmiş siyasi girişimlerine dair de epey bir bilgi edindik.

Doğrusu ya, bu hengame sonucunda Melih Bulu’nun da mağdurlar kervanında yer aldığını söylemem gerekiyor.

Nasıl almasın, işler önce muhterem hocamızın kıymetli fikirlerini serdettiği twitter hesabındaki Türkçe imla hatalarını geldi.

Sen dediğini anlıyor musun ona bak, birkaç eki ayırmamış da, yanlış ayırmış da…

Eklere soran da yok, ayrılmak istiyor mu istemiyor mu?

Besbelli ki ekler ayrılmak istememiş, engingönüllü hocamız da onları birarada tutmuş.

Ne var bunda?

İnsanları, hayvanları ayırmayınca ne güzel, ekleri ayırmayınca ne kötü.

Ayrılmak istemediği halde ekleri zorla ayırmak bal gibi operasyon çekmektir, ısrarla ayıran da darbecidir.

Anlaşılan, bu Boğaziçililer kendi alanlarında çalışmak yerine dedektiflik eğitimi almışlar.

Sabah ezanına kalmadan muhterem hocamızın kıymetli tezine dair bazı yakıştırmalarda bulundular.

Neymiş, yok efendim başka birinden “motamot” alınmışmış, noktalama işaretleri bile aynıymış…

Muhterem hocamızın 2011’de yayınlanan makalesinin bir bölümü 2004 tarihli bir başka makalede bulunuyormuş.

Oysa şunu düşünmüyorlar, muhterem hocamız kıymeti fikirlerini bir günde yazmadı herhalde.

Daha önce üstüne çalıştığı konulardı, birilerine anlattı, o kötü kalpli intihalciler de bu kıymetli fikir ve analizlerin üstüne üşüştü.

Yani, suçlu olan onlar.

Muhterem hocamız Melih Bulu’yu mağduru olduğu bir eylemle suçlamak Boğaziçililere hiç yakışmıyor.

Siyasete girmiş, aday adayı olmuş ama bırak kazanmayı, aday dahi göstermemişler.

E şimdi Melih Bulu hocamız gene mağdur, üstelik bu sefer çifte mağdur.

Hem aday göstermemişler hem akademik çalışmalarından önce gözümüze bu “aday adayı” afişlerini sokuyorlar.

Aslında hepimiz şu anda aday adayı adayıyız, muhterem hocamız bir adım atmış sadece.

Şu birkaç günde büyük mağduriyetlere uğratılan muhterem hocamıza yeni görevinde başarılar diliyorum.

Bitirmeden, Melih Bulu’nun ne kadar önemli bir akademisyen olduğunu gösteren bir öğüdünü hatırlatmak isterim.

“Eğer iş fikrinizi annenize anlattığınızda anlıyorsa o işi yapmayın.”

Bu vesileyle, muhterem hocamız gibi ben de Ayşe Buğra’ya hassaten selamlarımı iletiyorum.