Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), Çarşamba günü açıkladığı Yönetim Kurulu kararları ile bir kez daha ülke gündemine oturdu. Bu açıklamada pek çok tartışmalı husus bulunmakla birlikte; en çok tepki yaratan karar, Süper Lig ve TFF 1. Lig’deki yabancı oyuncu sınırlaması oldu. Bizde bu yazıda, bu kararın analiz, inceleme ve planlamadan yoksun bir şekilde nasıl alındığını, uygulanacak bu yeni sistemin neden yanlış sonuçlar doğuracağını anlatacağız. 

İsterseniz, öncelikle önümüzdeki sezon uygulanacak yabancı kuralının gerekçesini anlamaya çalışalım. Sonrasındaysa bu gerekçelerdeki yanlışlıkları rakamlarla yorumlayarak, düzeltelim.

TFF’nin aldığı kararlar neticesinde, uygulanacak yeni yabancı oyuncu kuralı şu şekilde uygulanacak: 2020-21 sezonunda Süper Lig takımları kadrolarına 14 yabancı oyuncu kaydedebilecekler. Ancak, bunların sadece 8 tanesi aynı anda sahada olabilecek. Bu sayılar 2021-22 sezonunda 12/7, 2022-23 sezonunda ise 10/6 olacak şekilde, her geçen sene daha da sınırlandırıcı bir hal alıyor. TFF 1. Lig’de ise bu sayılar 2020-21’de 8/5, 2021-22 ve 2022-23’te 5/4 olacak şeklinde kararlaştırılmış. Ayrıca, takımların kadrolarına kaydedebilecekleri yabancı oyuncuların 1 tanesi için de yaş sınırı getirilmiş.

Türk kulüplerinin içinde bulundukları ekonomik darboğaz pandemi süreci ve önlemleri ile daha da ciddi boyutlara ulaştı. Bununla birlikte oyuncu yetiştirip, vitrine koymanın ve ihraç etmenin önemi de arttı. TFF de Türk gençleri daha fazla oynama süresi bulsun, kendilerini yetiştirsin, geliştirsin, önleri açılsın diye yabancı oyuncu oynatabilme sayısında bir kısıtlamaya gittiğini ifade ediyor

Ortada tek bir gerçek var. O da yeni oyuncular yetiştirip, onları vitrine koyup, ihraç ettiğiniz zaman önemli ölçüde maddi kaynak elde ediyor olmanız. Ancak önemini yeni kavrayabildiğimiz bu durum, oyuncuların sahip olduğu pasaportlardan bağımsız bir durum. Kulüplerimiz transfer ettikleri yabancı futbolcuları da yüksek bonservis bedelleri ile yurt dışındaki kulüplere satabiliyorlar. Örneğin, Fenerbahçe sadece 180.000€ bedelle transfer ettiği Eljif Elmas’ı 2 sezon sonra 16.000.000€ gibi ciddi bir bonservis bedeliyle Napoli’ye satabilmişti. Yine Beşiktaş, 2.000.000€’ya transfer ettiği Marcelo’yu 1 sezon sonra 7.000.000€ bedelle O. Lyon’a satabilmişti. Yeni Malatyaspor ise 130.000€’ya transfer ettiği Daijel Aleksic’i 3.800.000€’ya Al-Ahli’ye, 200.000€’ya aldığı Azubuike’yi 2.000.000€’ya Mısır ekibi Pyramids’e satabilmişti. Konyaspor da, 500.000€’ya aldığı Riad Bajic’i 5.500.000€ bedelle Udinese’ye satabilmişti. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün. 

Türk oyuncular için süreç nasıl gelişti, bir de ona bakalım. Cenk Tosun 22.500.000€ bedelle Everton’a, Yusuf Yazıcı 17.500.000€’ya Lille’e, Cengiz Ünder 14.250.000€’ya Roma’ya, Ozan Kabak 11.000.000€’ya Stuttgart’a, Okay Yokuşlu ise 6.000.000€’ya Celta Vigo’ya transfer oldular. Bu örneklerin dışında, Zeki Çelik ve Çağlar Söyüncü gibi oyuncularımız da TFF 1. Lig’den önemli ücretler ile doğrudan Avrupa’nın önemli takımlarının yolunu tuttular.

Yerli futbolcuların, yabancı futbolcular ile rekabet içerisine girerek kendilerini daha çok geliştirdikleri ve bundan olumlu yönde etkiledikleri rahatlıkla görülmektedir.

Şunu çok net bir şekilde anlamalıyız. Oyuncu yetiştirmek uzun süreler gerektirir, hele yerli oyuncu yetiştirmek daha da uzun süreler… Çünkü, yerli oyuncuları sıfırdan işleyerek belli bir seviyeye ulaştırman gerekirken, ithal ettiğin yabancı oyucular sana zaten belli bir seviyede geliyor. Onun sahip olduğu becerilerin üzerine yeni yetenekler eklemen ve o belli seviyeye ulaştırman hem daha kolay hem de daha kısa süre alan bir süreç.

Bu açılımla birlikte TFF’nin aldığı yeni yabancı sınırlamasındaki bir diğer tartışmalı husus ortaya çıkıyor. Yerli oyuncu yetiştirmek için yeni sezonun başlamasına 2 ay, transfer döneminin açılmasına ise 20 gün kala böyle bir kısıtlamaya gidilmesi nasıl bir plan ve program çerçevesinde yapılmış olabilir? Bir anda kendini hazırlıksız bir şekilde sahada bulan Türk oyuncusunun gelişmesini, yetişmesini beklemek pek de gerçekçi olmasa gerek.

Türk oyuncuların yetişmesi ve gelişmesi için öncelikle altyapıda uzun dönemli bir planlamaya ihtiyaç var. Antrenörler ve oyuncuların yeteneklerini geliştirmek adına uygun metodoloji ve müfredat geliştirmeli, bunları da istikrarlı bir şekilde uygulamalıyız. Futbolcuların birer birey olduklarının farkına varıp oyun içi yeteneklerini arttırmak adına fiziksel, mental, duygusal ve sosyal becerileri üzerine eğilmeliyiz. Akademileri lisanslamadan, onları belli standartlara tabi tutmadan herhangi bir yetiştirme projesi ortaya çıkarmak pek mümkün değil…

Bunun dışında, yeni kuralda belirtildiği üzere Süper Lig takımlarınca kadrolara kaydedilecek yabancı oyunculardan bir tanesinin 2020-21 için 01.01.1996, 2021-22 için 01.01.1998 ve 2022-23 için de 01.01.2000’den sonra doğma şartının aranıyor olması da incelenmesi gereken bir diğer unsur. Kulüpler her üç sezonda da bu maddeye uymak adına yeni bir yabancı oyuncu almak durumunda kalacaklar veya sahip oldukları sınırlı yabancı oyuncu sayısından bir tane feragat edip, kadrolarını TFF’ye bir oyuncu eksik olarak bildirecekler. Çünkü her geçen sene bir başka doğum tarihli oyuncu standartlaştırıyorsun. Üstelik bunu da her sezon bir yaş küçülterek sınırlandırıyorsun. TFF, bu kararı alırken; Türk oyuncusunu zaten geliştireceğiz bir de yabancıları geliştirelim demiş olsa gerek.

Bu maddeyi ve yabancı kısıtlamasını incelerken şu detayı da göz ardı etmemeliyiz:

Türk futbolu 1990’lardan beri hiçbir zaman geliştirici bir lig olmadı. O günden itibaren hep yarışmacı bir yapıya sahip oldu. Süper Lig’teki oyuncuların 28,98’lik yaş ortalaması ile Avrupa’daki en yaşlı lige sahip olmamız bunun en bariz göstergesidir. Hal böyleyken ortada hiçbir hazırlık yokken ve üstelik yeni sezonun başlangıcına 2 ay varken hem sayısal hem de yaş bazlı kısıtlamalar ile yeni kararların yürürlüğe konması kararların üzerinde detaylı düşünülmediği izlenimi veriyor. Bunun adil ve etik olmadığını da düşünüyorum.

Durumun anlamsız olan bir diğer yanı ise; yerli oyuncuları yetiştirmek için yürürlükten kaldırılacak mevcut yabancı oyuncu kuralı da ‘’Yerli Teşvik Sistemi’’ olarak hayata geçirilmişti. Peki bu sistem neydi? Kulüpler, 28 kişilik kadrolarında en az 14 tane Türk oyuncu bulundurmak koşuluyla diledikleri sayıda yabancı oyuncu ile sözleşme imzalayabiliyorlardı. Takımlar kadrolarına kattıkları her yabancı oyuncu için belli bir katsayıda tazminat ödemesi yapacak, bu tazminatlar belli bir havuzda toplanacak ve Türk oyuncuları oynatma sürelerine paralel olacak şekilde  yine takımlara ve altyapılarına dağıtılacaktı. Böylelikle Türk futbolcuları için hem rekabetçi hem de destekleyici, gelişim odaklı bir sistem bulunmuştu. Bu sistem tazminatlardan oluşan havuz gelirlerinin toplanması ve dağıtılması dışında 5 yıl boyunca başarılı ve verimli bir şekilde yürütüldü. 

2015 yılında ‘’Yerli Teşvik Sistemi’’ yabancı serbestliği öncesi 10 yıl boyunca yurt dışına giden dokuz yerli futbolcudan 50.000.000€ gelir elde edildi. Yabancı serbestliği sonrası beş yıl içinde yurt dışına giden 23 yerli futbolcudan ise 105.000.000€ gelir elde edildi. Beş yılda 21 Türkiye altyapılı oyuncu, yurt dışına transfer oldu. Bu sayı 2001-15 aralığında (altyapıdan bağımsız) 22 idi. A Milli Futbol Takımımız, tarihinde ilk defa bir Avrupa Şampiyonası’na doğrudan katılım hakkı elde etti. Son dünya şampiyonu Fransa’dan iki maçta dört puan aldı. Yayın gelirlerindeki artış ile ekonomik olarak büyüyen Anadolu kulüpleri, yeni kural neticesinde daha rekabetçi kadrolar oluşturabildi. Bu da Süper Lig’deki rekabet seviyesini artırdı. Başakşehir FK, Sivasspor, Konyaspor, Alanyaspor ve Yeni Malatyaspor gibi takımlar, pasaport sınırına takılmadan kurdukları kalifiye kadrolar ile dört büyükleri geride bırakıp, ligi üst sıralarda tamamladılar. Sivasspor, 2019/2020 sezonunun ilk yarısını lider bitirirken; Konyaspor iki sezon önce ligi 3. sırada bitirerek UEFA Avrupa Ligi’ne katılma hakkı kazandı. Başakşehir FK, 2019/2020 sezonunun muhtemel şampiyonu olmakla birlikte, UEFA Avrupa Ligi’nde TOP16’ya ulaşmış ve çeyrek finale yükselme şansı da son derece fazla.

Yabancı serbestliğinin Milli takıma etkilerini de inceleyecek olursak kuralın uygulandığı ilk yılın sonunda milli takımın EURO2016’da boy gösterdiğini görüyoruz. Turnuvadaki 23 kişilik Türk Milli Futbol Takımı’nda Avrupa liglerinde forma giyen dördü gurbetçi toplam beş oyuncumuz vardı. Şimdi ise Dünya Şampiyonu Fransa’dan iki maçta dört puan alan ve EURO2020’ye direkt katılım hakkı kazanan, Avrupa Şampiyonası elemelerinde forma giyen 41 oyuncunun 18’i yurt dışında oynamaktadır.

Dipnot: Grafikler ve bazı sayısal veriler için sn. Berk Furkan Kocatepe’ye teşekkürler. ‘’Yabancı oyuncu sınırı, Türk kulüplerinin ve Milli Takım’ın rekabet gücünü kısıtlıyor mu?’’ adlı çalışmadan alıntılanmıştır.

Yabancı sınırlamasının olduğu on yıllarca Türk kulüpleri kar değil zarar ettiler. Bir yabancı oyuncuyu satın almak için bir başka yabancı oyuncuyu değerinin çok altına sattılar veya ücretsiz gönderdiler. En kötüsü ise sözleşme şartlarını bozup yüksek tazminat bedelleri ödediler. Yüksek kaliteli sınırlı Türk oyuncuları için transfer savaşları yapıp fahiş fiyatlar ödediler.

  • 1951 – 1966: 1 yabancı 
  • 1966 – 1989: 2 yabancı 
  • 1989 – 1996: 3 yabancı 
  • 1996 – 1998: 3+1 yabancı 
  • 1998 – 2000: 5 yabancı 
  • 2000/2001 sezonu: 5+1 yabancı 
  • 2001 – 2005: 5+1+2 yabancı 
  • 2005 – 2007: 6 yabancı 
  • 2007 – 2009: 6+1, 6+2, 6+2+2 yabancı 
  • 2009/2010 sezonu: 6+2 yabancı 
  • 2010/2011 sezonu: 6+2+2 yabancı 
  • 2011 – 2013:6+2 ve sınırsız transfer (sahada 6, kulübede 2) 
  • 2013/2014 sezonu: 6+0+4 yabancı 
  • 2014/2015 sezonu: 5+3 yabancı 
  • 2015 – günümüz: 14 yabancı (maç kadrosunda 12)
  • 2020-2021: 14 yabancı oyuncu (saha içinde 8)
  • 2021-2022: 12 yabancı oyuncu (saha içinde 7)
  • 2022-2023: 10 yabancı oyuncu (saha içinde 6)

Eğer söz konusu ekonomik zorluktaki kulüpleri ve Türk oyuncuların geleceğini kurtarmaksa yoğurdu tekrar üfleyerek yemenin ne anlamı var? Elde aksi yönde bu kadar çok olumlu veri varken, daha önce yaptığımız hatalarda ısrar etmek anlamsız. Adı, unvanı, kariyeri ne olursa olsun, hiçbir bilimsel ve somut dayanağı olmayan yabancı oyuncu kısıtlaması kuralını kurgulayan, onaylayan, destekleyen, ses çıkartmayan her birey ve kurum, Türk futboluna zarar veriyor demektir.

Çünkü TFF, Çarşamba günü aldığı bu kararlar ile yaklaşan yeni yayın ihalesinde ödenecek olası yüksek bedele de ket vuruyor. Kulüpler bu yüksek bedelden mahrum kalarak büyük zarara uğrayacaklar. Zaten ekonomik olarak zor durumda olan kulüpler daha az maddi kaynakla Türk oyuncularına daha fazla para ödemek durumunda kalacak. Bunun sürdürülebilir olmadığını anladıklarında bu ücreti vermekten vazgeçecekler. Böylece, kalifiye Türk oyuncuları yurt dışına gidecek. Zaten çok kaliteli yabancı oyuncu da getiremiyorsun… Hal böyle olunca ligin kalitesi düştüğü gibi Avrupa Kupaları’nda da başarısız olan kulüplerin ve oyuncuların değeri gün geçtikçe düşecek. Git gide küçülme sarmalının içine sürüklenmemize neden olan bir karar. Bunun en bariz örnekleri Romanya, Sırbistan, Hırvatistan ve Çekya ligleridir. Yüksek borçlar ve yabancı kısıtlaması ile elinde bulundurdukları yetenekli oyuncuları erken yaşta ve değerinin çok altında satan bu ülke takımları Avrupa Kupaları’nda da sportif başarıdan uzak sezonlar geçiriyorlar. Böylece pazarlama ve diğer ek gelir kalemlerinden de yararlanamıyorlar.

TFF’nin açıkladığı bu yeni yabancı sınırlaması kulüplerden oyunculara, taraftarlardan sponsorlara, yayıncı kuruluştan hakemlere, Türk futbolunun kendi çekirdeği içinde sıkışıp kalması ve gitgide küçülme sarmalına girmesine neden olacak bir karardır. Tüm kulüpler, teknik direktörler ve milli takım oyuncuları tek bir ağızdan demeçler vererek bu kararın geri döndürülmesi için kesin bir kararlılıkla çaba göstermeliler. Kulüpler Birliği bünyesinde örgütlü ve kolektif bir lobi çalışması ile kararın döndürülmesi mümkün olabilir. Ancak, bu lobi çalışmaları TFF odaklı değil Cumhurbaşkanlığı nezdinde sürdürülmelidir.

Fotoğraf: jason charters