Close Menu
Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook X (Twitter) Instagram Telegram
    X (Twitter) Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Türkiye’nin Kaybettiği Şans
    daktilo2 Yazılar

    Türkiye’nin Kaybettiği Şans

    By Birol Başkan24 Mayıs 20267 Mins Read
    Share
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    Türkiye’nin otoriterliğe evrildiği, yıllardır dillendirilen bir olgu. Rejimin tabiatı artık her ne ise, bu hale evriminde en kritik dönüm noktası hiç kuşkusuz 2023 cumhurbaşkanlığı seçimiydi.

    Halbuki iktidar o seçime eli zayıflamış girmişti. Ülke derin bir ekonomik krizden geçiyordu ve iktidarın mali ve para politikaları bu krizin sebepleri arasındaydı. Seçmenin önemli bir kısmında değişiklik arzusu ve bir değişiklik olacağına dair inanç güçlüydü. Seçimden üç ay önce Türkiye’yi saran büyük depremin yarattığı yıkım iktidarın işini seçimlerde daha da zora sokacak boyuttaydı. Ayrıca, Türkiye’nin farklı kesimleri tek bir hedef arkasında birleşme fırsatını bulmuş, hatta o fırsatı değerlendirme yönünde kritik adımlar atmıştı.

    Ve muhalefet o seçimi kaybetti. Üstelik pekala kazanabilecekken kaybetti.

    Belki istedikleri, umdukları koşullarda değil, ama tarihi yine de insanlar yazar. Bu kaybın tek bir sorumlusu yoktu elbette. Başta Kemal Kılıçdaroğlu ve altılı-masanın diğer parti liderleri. Sonra ise anın gerektiği siyasi liderliği gösteremeyen Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu.

    Bugün Türkiye’de olan biten, muhalefet o kritik seçimi kaybettiği için mümkün oldu. Erdoğan o seçimi kazandığında sadece iktidarını bir dönem daha devam ettirme şansını elde etmedi. Elindeki bütün imkanları seferber ederek Türkiye siyasetini yeniden şekillendirme fırsatını da yakaladı.

    O halde soru, muhalefetin o seçimi nasıl kaybettiği? Bunun için 2022 yılının kışına dönmemiz gerekiyor. Cumhurbaşkanlığı seçimine bir yıldan fazla bir zaman vardı ve muhalefetin önündeki esas soru aslında netti: Erdoğan’ı seçimde kim yenebilir?

    Bugünden o güne geriye dönük okuma yaptığımızda CHP yönetiminin, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da Erdoğan’ı yenme ihtimali olduğuna o dönemden itibaren inandığını varsayabiliriz. Sonrasında yaşananlar bu varsayımla daha fazla anlamlı oluyor.

    CHP’nin seçim stratejisi aslında uzun solukluydu. Ve öncesi de vardı. Kılıçdaroğlu parti lideri olmadan önce CHP, Türkiye toplumunun sadece belli bir kesimini temsil eden bir parti görünümündeydi. Ve o kesim de, eleştirmenlerinin gözünde, Türkiye’nin daha sağlıklı bir demokrasiye ulaşmasının önündeki engeldi. Kılıçdaroğlu parti lideri olduktan sonra CHP’nin bu imajını değiştirmek için çaba harcadı. Partinin katı laiklik söylemini yumuşattı. Muhafazakar ve dindar seçmenlere ulaşmaya çalıştı.

    CHP yönetimi bu tarihi arkaplanda 2023 Cumhurbaşkanlığı seçiminin stratejisini kurguladı. Ve bu strateji Kılıçdaroğlu’nu sadece CHP’nin değil, daha geniş bir muhalefet cephesinin adayı olarak sunmaktı. 2022 Şubat ayında kurulan altılı masa bu stratejinin parçasıydı. Ve masayı oluşturan altı partinin üçü dini-muhafazakar parti iken, ikisi sağ-milliyetçi partiydi.

    Bu aslında yanlış bir adım değildi. Zira CHP böylelikle adayının arkasında klasik sol kesimden daha geniş bir kesimi birleştirebilecekti.

    Ancak CHP yönetiminin ciddi bir sorunu vardı. Kılıçdaroğlu, muhalefetin kendi tabanının önemli bir kısmı da dahil olmak üzere, en güçlü aday olarak görülmüyordu. O dönemde birçok gözlemci, iki ismin Erdoğan karşısında daha çok şansa sahip olduğunu düşünüyordu: Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu.

    Üstelik bu iki isimden birisi, Ekrem İmamoğlu Erdoğan’ın karşısına çıkmaya daha istekli görünüyordu. Resmen adaylığını ilan etmiyordu ama ulusal ölçekte siyasi hırsı olan bir siyasetçi gibi davranıyordu. İstanbul dışındaki gezilerini artırıyor ve kendisini başarılı bir büyükşehir belediye başkanı olmanın ötesinde konumlandırmaya çalışıyordu.

    2022 Mayısında garip bir olay oldu. Ekrem İmamoğlu yaptığı yurtiçi gezilerinden birisine Nagehan Alçı, Ertuğrul Özkök ve Akif Beki gibi muhalefet tabanının önemli kısmının uzak durduğu gazetecileri davet etti. Bu olay açığa çıkınca, özellikle CHP tabanından ciddi tepki çekti. İmamoğlu ise gelen eleştirilere “vız gelir tırıs gider” gibi bir ifade ile karşılık verdi. Bu ifade muhalif çevrelerde daha büyük tepkiye yol açtı. Tepkilerin büyümesi üzerine İmamoğlu özellikle bu ifadeden dolayı özür diledi, ancak adaylığına kendi eliyle büyük bir darbe vurmuş oldu.

    CHP yönetimi İmamoğlu’nun bu hatasının ardından Kılıçdaroğlu’nun adaylığını açıklama yoluna gitseydi daha stratejik davranmış olurdu. Zira takip eden bir yıl Erdoğan’ın karşısına çok daha güçlü bir aday olarak çıkmak için fazlasıyla yeterdi. Ancak CHP yönetimi bunu yapmadı. Zira stratejisi gereği bunu altılı masanın yapmasını bekledi. Altılı masa ise süreci uzatıp durdu. Toplantı üstüne toplantı yaptı. Kamuoyuna fotoğraflar, bildiriler ve özenle sahnelenmiş birlik görüntüleri sundu. Ama en önemli şeyi sunmadı: Erdoğan’ın karşısına çıkacak adayı.

    2023 Ocak ayına gelindiğinde bu durumun tuhaflığı artık iyice açığa çıktı. Zira altılı masa artık aday meselesini görüşeceğini açıklıyordu. İnsan ister istemez o zamana kadarki toplantılarda tam olarak neyin konuşulduğunu merak ediyor. Muhalefet, 30 Ocak 2023’te 240 sayfalık ortak programını ve ayrıntılı geçiş çerçevesini açıkladı. Ama hâlâ seçimi belirleyecek o soruya cevap verilmiyordu: Erdoğan’ın karşısına kim çıkacaktı?

    Bu uzun aylar boyunca İmamoğlu sadece bekledi. En azından kamuoyuna paylaşıldığı kadarıyla. Bu süreçte partisinin lideri Kılıçdaroğlu’na açık bir meydan okumaya girişmedi.

    Halbuki çok önemli bir fırsatı yakalamıştı. 14 Aralık 2022 günü bir mahkeme İmamoğlu’na hapis cezası verdi ve hakkında siyasi yasak kararı çıkardı. Toplumsal tepki yoğundu. Muhalefet seçmeni İmamoğlu’nun arkasında toplandı. Hatta kararı tarihin tekerrürü olarak okudu. Erdoğan da benzer şekilde siyasi yasaklı olmamış mıydı?

    Ancak altılı masa bu anı heba etti. Toplumsal tepkiyi yumuşattı, ve o anın geçip gitmesine izin verdi.

    İnsan, Meral Akşener sessizliğini bozmasaydı altılı masanın daha ne kadar bekleyeceğini düşünmeden edemiyor. Akşener, 2023 Mart ayının başında alışılmadık derecede sert bir çıkışla, İmamoğlu ve Yavaş’a sorumluluk alma çağrısında bulundu. İçlerinden biri öne çıkarsa partisinin onu destekleyicini ilan etti.

    Ancak iki belediye başkanı da Akşener’i hayal kırıklığına uğrattı. Ne İmamoğlu ne de Yavaş o anı bir liderlik fırsatına dönüştürebildi. İkisi de Kılıçdaroğlu’nun arkasında durdu. Hatta iki başkan sessiz kalmakla da yetinmediler. Akşener’i yeniden masaya dönmeye ikna etmek için onu ziyaret ettiler. Kılıçdaroğlu’nun adamları olarak.

    O görüntü aslında muhalefetin başarısızlığının özetiydi. Seçmenin en güçlü adaylar olarak gördüğü iki isim, kendilerinin aday olmasını engelleyen mekaniği korumaya çalışıyordu.

    Yine de Akşener’in çıkışının olumlu bir sonucu oldu. Akşener altılı masayı artık kararı erteleyemeyeceği bir noktaya itti. Kriz kısa sürede çözüldü, Akşener masaya döndü ve Kılıçdaroğlu’nun adaylığı açıklandı. Seçimlere sadece iki ay önce.

    O döneme kadar yapılan anketlerin de gösterdiği üzere Kılıçdaroğlu muhalefetin elindeki seçim kazanma ihtimali en düşük adaydı. Ancak kazanma ihtimali tamamen yok değildi. Kılıçdaroğlu CHP’yi dönüştüren adamdı. Her ne kadar hak ettiği ölçüde o camiadan hüsnü kabul görmese de dindar ve muhafazakarlara ulaşmaya çalışan adamdı. Erdoğan’ın tam tersi bir imajı vardı. Daha sakindi. Daha kucaklayıcı. Tarihi kimlik sorunları ile parça parça topluma iyi gelecek bir isimdi.

    Ancak seçmenin o tarihte kaygıları daha farklıydı. Kaygıları kimlik temelli ayrışma değil, ekonomikti. Kılıçdaroğlu belki kendisini cumhurbaşkanlığına taşıyacak sorunun çözümüne kendi eliyle katkı yapmış ve seçimdeki en büyük kozu kaybetmişti. Kimlik sorununun eski aciliyeti yoktu. Ve seçmen geçmişi değil, geleceği ödüllendirecekti.

    Kılıçdaroğlu seçim kampanyasını büyük ölçüde yolsuzluk, adam kayırmacılık ve Erdoğan rejiminin ahlaki çürümesi gibi sorunlar üzerine kurdu. Bunlar gerçek sorunlardı. Ancak yeterli değildi. Seçmen enflasyon, işsizlik, azalan alım gücü gibi çeşitli sorunlarla boğuşuyordu. Ve duymak istediği şey yalnızca sistemin bozuk olduğu değildi. Onu herkes biliyordu. Seçmenin duymak istediği şey Kılıçdaroğlu’nun ekonomiyi nasıl düzelteceğiydi.

    Kılıçdaroğlu rejimin ahlaki eleştirmeni olarak ikna ediciydi. Ancak ekonomik krizi yönetmeye hazır bir lider olarak ise aynı ölçüde ikna edici değildi. Hatta zaman zaman Erdoğan’dan bile daha popülist bir tona kaydı. Örneğin işsizliğin her mahalle muhtarına bir yardımcı atanarak hafifletilebileceğini söyledi. Erdoğan’ın yıllardır direndiği emeklilik yaşının düşürülmesini seçim vaadi olarak verdi ve Erdoğan’ı normalde atmayacağı bir adımı atmaya zorladı.

    Bütün bunlara rağmen Kılıçdaroğlu seçimi ikinci tura taşıyacak kadar oy aldı. İkinci turda yüzde 48’e yakın oy kazandı. Seçim Erdoğan’ın yenilemez olduğunu göstermedi. Bilakis Erdoğan’ın, daha güçlü bir aday ve daha ciddi bir seçim kampanyası ile kaybedebileceğini gösterdi.

    Ve o seçimi muhalefet kaybetti. Doğru adayı seçmeyerek kaybetti. Adayını geç açıklayarak kaybetti. Ve seçim kampanyasını yanlış yürüterek kaybetti.

    Mansur Yavaş veya Ekrem İmamoğlu o seçimi kazanabilirdi. Ancak her ikisi de partilerine ve liderlerine karşı gelemedi. Belki bu vefayı göstermekle bir erdem sergilediler. Ancak tarih bu tür kırılma anlarında nadiren vefa gibi erdemleri ödüllendiriyor. Daha çok ödüllendirdiği cesaret, feraset ve dirayet oluyor.

    Birol Başkan güncele ve güncel olmayana dair paylaşımlarını birolbaskan.substack.com adresinde yapmaktadır.

    R1 Siyaset
    Share. Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Previous ArticleSiyasetin Kısırdöngüsü: Kimlik, Koltuk ve Maliyetsizlik
    Next Article Soru Sormayı Da Artık Yapay Zekâdan mı Öğreneceğiz?

    Diğer İçerikler

    Çeviriler PROJECT SYNDICATE

    Dünyanın Soyguncu Baronu Olarak ABD

    23 Temmuz 2026By Daktilo1984
    Podcast

    Dijital Mecralarda Konuşabilmek | Tarık Beyhan, Gürkan Özturan

    22 Temmuz 2026By Tarık Beyhan ve Gürkan Özturan
    Videolar

    Osmanlı’da Modernleşme ve İletişim | Bahadır Çelebi & Hediye Levent

    22 Temmuz 2026By Bahadır Çelebi

    Comments are closed.

    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Type above and press Enter to search. Press Esc to cancel.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}