2011’de Kaddafi rejiminin yıkılmasından sonra iç politikada birçok farklı aktörün ortaya çıkışına şahit olan Libya, farklı uluslararası süreçlerle ve ülke içindeki farklı güç dengelerinin kurulup yıkılmasıyla beraber, günümüzde hala uluslararası toplum için çözüme kavuşturulması gereken sorunlardan biri olarak duruyor. Libya’daki siyasi durumu anlamanın yolu da aktörlerin birbirleri ile nasıl ve hangi yapıda bir ilişki kurduklarını anlamaktan geçiyor. Fakat birçok farklı aktörün değişen ve anlaşılması zor ilişkiler içerisinde hareket etmesi, analiz yapmayı ve var olan politikaları incelemeyi zorlaştırıyor.

Günümüzde ülkenin büyük bir çoğunluğunu kontrol eden Haftar, hem yerel birçok aşiretin hem de birçok ülkenin desteğine sahip. Bu destek Haftar’ı sahada en popüler isimlerden biri yapıyor.  Diplomasiden ziyade saha ve aksiyon insanı olduğu belli olan Haftar, diplomatik ve siyasi kazanımlardan çok, materyal kazanımlar elde ederek kendisinin Libya’da işbirliği yapılabilecek tek gerçek güç olduğunu göstermek hedefinde. Hatta bu öyle bir isteklilik ki, İslamcı gruplara karşı olmasıyla ve Trablus’taki BM destekli hükümeti Müslüman Kardeşler ile işbirliği yaptığı için suçlamasına rağmen, yeri geldiğinde bir başka selefi radikal grup olan Madkhalilarin desteğine başvurabiliyor. Tam anlamıyla bir reelpolitik oburu olan Haftar’ın, aynı zamanda kişisel ihtirasları ve istekleri ile de ön plana çıktığı, zamanında Kaddafi’nin makbulüyken bir anda maktulüne dönüşmesinde bu ihtirasların da yer aldığı, hatta 2011’de general Abdul Fettah Yunus[1]’a yapılan suikastten sonra Ulusal Geçiş Hükümetinin onu ordunun başına getirmemesinin altında yatan en büyük sebebin, Haftar’ın hükümeti devirmeye teşebbüs etmesinin korkusu olduğu söyleniyor[2].

2015 itibariyle Rusya’nın da sahada daha aktif bir şekilde rol almasından sonra, Haftar’ın güçlü adam imajı, BM hükümetini destekleyenlerin ve kuranların dahi zihninde yer ediniyor. Avrupa Birliğinin raporlarında da al-Sarraj’ın ülke içerisinde gücü olmayan sembolik bir figür olduğu ve Haftar’ın farklı ülkeler ile yakın ilişkileri olan, sahadaki asıl gücü elinde bulunduran aktör olduğundan bahsediliyor. Fakat burada göz önüne alınmalıdır ki, Avrupa Birliği içerisinde Libya politikası konusunda birlik ve bütünlük sağlanamaması böyle bir ikircikliğin temelini oluşturuyor. Kağıt üstünde ve uluslararası örgütler nezdinde meşru hükümeti destekleyen Avrupa Birliği ve diplomatları bir yanda, Haftar’la da işbirliği yapmanın Libya konusunda daha etkili olduğuna inanan ve Haftar’ın dahil olmadığı bir uluslararası çözümü olanaksız gören Fransa ve İtalya öbür yanda[3]. Özellikle Fransa kağıt üzerinde resmi olarak al-Sarraj hükümetini desteklerken, istihbarat elemanları aracılığıyla Haftar güçleri ile işbirliği içinde olmaya devam ediyor[4].Bu ikirciklik, kolektif bir AB dış politikası oluşturulmasının önüne geçerken, kalıcı çözümü sağlayacak adımların atılmasını engelliyor.

Öte yanda Rusya, hem Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki rolü ile, hem de diğer diplomatik kanallar aracılığıyla al-Sarraj hükümetini desteklerken, sahada Haftar’a destek veriyor. Rusyanın soğuk savaş yıllarından bu yana yakın ekonomik ve siyasi ilişkiler içerisinde bulunduğu Libya’yı kaybetmek istememesi, her türlü aktörü desteklemesinin altında yatan sebeplerden bir tanesi. Zamanında kazançlı ekonomik anlaşmalara sahip olan ve silah ihracatının %12’sini yaptığı Libya, Rusya için iyi bir dost konumundayken bir anda tüm dengelerin altüst olmasıyla beraber çözülmesi gereken büyük bir sorun haline geldi. Rusya’nın bölgeye 2015’ten sonra başlayan yoğun ilgisi ise yerel aktörler arasındaki dengeyi değiştirdiği kadar uluslararası aktörlerin Libya’ya bakışını da değiştirdi. 2015 öncesinde Haftar’ı Libya’daki kaosun ve istikrarsızlığın kaynağı olarak gören AB ülkelerinin bir kısmı—Fransa ve İtalya—daha sonrasında Haftar’ın da çözümün içine dahil edilmesinden yana bir tutum sergilemeye başladı[5].

ABD tarafından bakıldığında ise IŞİD ve Ansar al Sharia gibi selefi cihatçı gruplarla mücadele ve doğal kaynaklar üzerinde kontrolün sağlanarak ekonominin belirli ve istikrarlı bir yapıya ulaştırılması öncelikli hedef olarak tanımlanıyor. Ülke içindeki çatışmaların aslen doğal kaynaklar üzerinde kontrol sağlama çabası olduğunu düşünen ABD, bu kaynakların kontrolü üzerinde bir mutabakata varıldığı takdirde çözümün daha kolay olacağı inancında. Sahadaki mücadelenin dikotomik bir yapıda olmadığını iyi kavrayan, ülke içindeki yerel aktörlerin (aşiretler dahil) de çözüm içerisinde olması gerektiğinin farkında olan ABD, buna göre bir politika geliştirme çabasında[6]. ABD, BM aracılığıyla al-Sarraj hükümetini desteklese de, Haftar’ın ülke içindeki terör örgütlerine karşı etkili bir aktör olduğunu kabul ederek, Haftar ile de temaslarını sürdürüyor[7].

Uluslararası aktörlerin farklı oranlarda ve şekillerde her iki tarafla da iletişim kanallarını açık tutması, çok sayıda farklı aktörün bulunduğu Libya’da kimsenin kaybeden tarafta yer almak istemediğinin bir göstergesi aslında. Fakat şuanki BM düzenini kuran ülkelerin, kurdukları düzene karşı gelerek ülke içerisinde meşru olarak tanınmayan bir aktörü de desteklemeleri, BM’e karşı şüphelerin artmasına ve BM’e duyulan küresel güvenin azalmasına yol açıyor. Böyle bir durum düşünüldüğünde Libya’daki çözümsüzlüğün, uluslararası hukuku ve uluslararası sistemi de tehdit edeceği aşikar.

Bölgesel aktörler ise daha çok Haftar ve al-Sarraj arasında bir taraf seçimi üzerinden gidiyor. Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri doğuda Haftar ve Tobruk’u desteklerken, Türkiye ve Katar ise batıda al-Sarraj ve Ulusal Mutabakat Hükümetine destek veriyor[8]. Bölgesel aktörlerin Libya’daki duruma daha dikotomik yaklaşıp bir taraf seçmelerindeki en büyük etkenin ise bölgesel siyasi oluşumlar ve destekleyen güçler arasındaki ikili ilişkiler olduğu söylenebilir. Ulusal Mutabakat Hükümeti içerisinde Müslüman Kardeşler’in etkili olduğu ve siyasal İslam anlayışının hakim olduğu düşünüldüğünde, daha önce Müslüman Kardeşler destekli bir hükümeti devirerek iktidara gelen Sisi’nin Libya’da Müslüman Kardeşler’in etkili olduğu bir hükümete destek vermesinin pek mümkün olabileceği de söylenemez. Müslüman Kardeşler’in uluslar ötesi İslam anlayışının bölgede kendi iktidarlarını tehdit ettiğini düşünen diğer aktörler, Libya’da Müslüman Kardeşler’in iktidara gelmeleri durumunda kendileri için bir tehdit oluşturabileceğinin farkındalar. Türkiye ise kendi dış ilişkilerinde Müslüman Kardeşleri bir müttefik olarak konumlandırarak Arap Baharı sonrasında da Müslüman Kardeşler’in desteklediği hükümetler ile diplomatik ilişkiler geliştirmeye çalıştı. Mısır ile de Mursi’nin devrilmesinden sonra diplomatik ilişkileri giderek kötüleşen Türkiye –zamanında Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’de askeri vesayeti en büyük düşmanı görmesi buna zemin hazırlamış olabilir -bölgede asker kökenli siyasi figürlerin iktidarda olmasından pek hoşnut değil.

Türkiye’nin deniz sınırlarının belirlenmesi konusunda yaptığı anlaşma ve Libya’ya askeri destek sağlama kararını böyle bir konjonktür içerisinde analiz etmek, ve olası senaryoları bu bilgilere göre değerlendirmek daha sağlıklı olacaktır. Türkiye’nin deniz sınırları konusunda anlaşmayı nihayete erdirmesi, ülkedeki iki tarafın bir anlaşmaya varmasını zorlaştırdığı gibi uluslararası güçleri taraf seçmeye itebilecek bir kutuplaşmanın fitilini de ateşledi. Özellikle Yunanistan, Mısır ve İsrail gibi bölgesel güçler tarafından bir oldu bitti olarak görülen anlaşmanın, Libya’da bulunan uluslararası aktörleri de pek hoşnut ettiği söylenemez. Yunanistan ile birlikte, Fransız ve Mısır hariciye bakanlarının da Türkiye’yi kınaması, AB’nin Türkiye’yi komşu ülkelerin sınırlarına ve egemenliklerine saygılı olması konusunda uyarması ve Rusya’nın Türkiye’ye bölgede gerilimi arttırabilecek herhangi bir adımdan kaçınması konusunda uyarısının[9], aktörlerin Türkiye’ye karşı tutumlarını anlamak açısından önemli göstergeler olduğu düşünüldüğünde, uluslararası hukuk nezdinde haklı gerekçeleri olan ve usulüne uygun bir şekilde hareket eden Türkiye’nin, reelpolitik alanında bölgesel ve küresel olarak yalnızlaşmasının cefasını çektiği söylenebilir.

Türkiye’nin sahaya askeri destek ve eğitimler vasıtasıyla müdahil olması ise, Libya’da barışın sağlanması için yapıcı bir hamle olmaktan ziyade karşı üretken bir etkiye sahip. Türkiye’nin Ulusal Mutabakat Hükümeti ile olan bu iş birliği, halihazırda meşru hükümeti de destekleyen güçlerin Haftar’dan yana tutumlarının güçlenmesi ile sonuçlanabilir. Haftar’dan yana asimetrik şekilde gelişen güç dengesini, Türkiye’nin al-Sarraj’ın yanında yer alarak simetrik bir hale getirmesi, birbirine yakın güçlere ulaşan aktörlerin arasındaki çatışmanın daha uzun süreli olmasına yol açacaktır. Açıklamalar dikkate alındığındaysa Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki müesses nizamı değiştirmeye yönelik tutumunun hem bölgesel hem de küresel seviyede yeterli destekten yoksun olduğu görülüyor. Bu değişimin hukuki zeminini oluşturan anlaşma ise, Ulusal Mutabakat Hükümeti varlığını sürdürebildiği müddetçe geçerliliğini koruyabilir. Libya’da iktidarın kimin elinde olması gerektiğine dair henüz bir fikir birliğine sahip olmayan uluslararası aktörler ise, Türkiye’nin kendi düzenini kurmak için Ulusal Mutabakat Hükümetinin yanında olmasından ötürü Haftar’ın yanında yer almaya doğru meyledebilir. ABD’nin sessizliğini koruyarak taraf seçmeye niyeti olmadığını açıklaması[10] ve Rusya’nın belirsiz ikili tutumu, Uluslararası Mutabakat Hükümeti’nin geleceği konusundaki soru işaretlerini arttırıyor.

Bunlar göz önüne alındığında, Türkiye’nin, müttefikler edinerek yalnızlığını yenmeden, Libya’da ve Doğu Akdeniz’de kendi düzenini destekleyici hamleler yapması şu anlık mümkün görünmüyor. 8 Ocak’ta Putin ile yapılacak görüşme ve sonrasının ise, Türkiye’nin sahada kimlerle ve nasıl hareket edeceğinin nihai işaretlerini vermesi bekleniyor. ABD’nin, Trump’ın dış politika tercihleri ile beraber, diğer bölgelerde de sahadan uzak kalma stratejisi, bölgede iş birliği yapılabilecek tek seçenek olarak Rusya’yı bırakıyor. Suriye deneyiminden yola çıkarak, Rusya ile masada olası bir anlaşmaya varılması konusunda bile, Rusya’nın sahada üzerinde anlaşılan şekilde davranacağının bir garantisi olmaması ise Türkiye’nin izlediği politikayı çıkmaza sokabilecek yegane faktör. Fakat Libya’da, günümüz düşünüldüğünde, ABD’den daha aktif olan Rusya ile diyalog içerisinde olmadan sürdürülebilir ve kalıcı bir çözümün imkânı da görülmüyor. Çoğu uluslararası aktör iki tarafla da farklı kanallardan diyaloğunu sürdürüp ne yardan ne serden olmak istemezken, Türkiye’nin sahada yalnız bir şekilde uluslararası destekten yoksun bir durumda Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni desteklemesi ise bölgedeki isteklerini yerine getirme konusunda elini güçsüz kılıyor. Böyle bir yalnızlık ile hem yardan, hem serden olma yolunda ilerliyor.

Dipnotlar:


[1]Zamanında Kaddafi’nin sağ kolu olan ve sonrasında direniş ordularını yöneten general. Data detaylı bilgi için bkz: https://www.theguardian.com/world/2011/jul/29/abdul-fatah-younis-libya-rebel

Son Erişim: 24.12.2019

[2] Barfi, Barak. Khalifa Haftar:Rebuilding Libya from the Top Down. the Washington Institute for the Near East Policy, 2014.

[3] Scazzieri, Luigi. Premature Elections Won’t Stabilise Libya. Dış Politika Raporu, Centre for European Reform, 2018

[4] Theron, Julien. «French Foreign Policy in Libya and Syria (2003–2017): Strategic Adaptability in Quickly Changing Environments.» The World Community and the Arab Spring içinde, yazan Cenap Çakmak ve Ali Özçelik. 205-231, Palgrave Macmillan, 2018.

[5] Lefevre, Raphael. «The Pitfallsof Russia’s Growing Influence in Libya.» The Journal of North African Studies, 2017: 329-334.

[6] Blanchard, Christopher M. Libya: Transition and U.S Policy. Hükümet Raporu, Congressional Research Service, 2016.

[7] https://www.reuters.com/article/us-libya-security-trump/white-house-says-trump-spoke-to-libyan-commander-haftar-on-monday-idUSKCN1RV0WW Son Erişim: 24.12.2019

[8] Fitzgerald , Mary, ve Mattia Toaldo. Mapping Libya’s Faction. European Council on Foreign Relations, 2015.

[9] https://www.al-monitor.com/pulse/originals/2019/12/libya-government-national-accord-turkey-russia-agreement.html Son Erişim: 24.12.2019

[10] https://www.reuters.com/article/us-usa-libya/u-s-says-concerned-as-libyan-conflict-turning-bloodier-with-russian-mercenaries-official-idUSKBN1YP0DG Son Erişim: 24.12.2019


İleri Okuma Listesi ve Bibliyografya


Ali, Ahmed Salah. Haftar and Salafism a Dangerous Game. Atlantic Council, 2017

Amrani, Issandr el. New Risks in Libya as Khalifa Haftar. International Crisis Group, 2017.

Barfi, Barak. Khalifa Haftar:Rebuilding Libya from the Top Down. the Washington Institute for the Near East Policy, 2014.

Bekaroglu, Edip Asaf. «Justice and Development Party and Muslim Brotherhood in the “Arab Spring”:.» PESA Uluslararası Araştırmalar Dergisi, 2016: 1-16.

Blanchard, Christopher M. Libya: Transition and U.S Policy. Hükümet Raporu, Congressional Research Service, 2016.

Collombier, Virginie. «Sirte’s Tribe Under the Islamic State: from Civil War to Globel Jihadism.» Tribes and Global Jihadism içinde, yazan Virginie Collombier ve Olivier Roy, 153-181. Oxford University Press, 2017.

Eissler, E. R., & Arasıl, G. (2014). Maritime Boundary Delimitation in the Eastern Mediterranean. The RUSI Journal, 159(2), 74–80.

Fitzgerald , Mary, ve Mattia Toaldo. Mapping Libya’s Faction. European Council on Foreign Relations, 2015.

International Crisis Group. Addressing the Rise of Libya’s Madkhali-Salafis . International Crisis Group, 2019.

Lefevre, Raphael. «The Pitfallsof Russia’s Growing Influence in Libya.» The Journal of North African Studies, 2017: 329-334.

Sánchez-Mateos, E. (2018). Internal dystrophy and international rivalry: the (de-)construction of Libyan foreign policy. The Journal of North African Studies, 1–22.

Scazzieri, Luigi. Premature Elections Won’t Stabilise Libya. Dış Politika Raporu, Centre for European Reform, 2018.

Theron, Julien. «French Foreign Policy in Libya and Syria (2003–2017): Strategic Adaptability in Quickly Changing Environments.» The World Community and the Arab Spring içinde, yazan Cenap Çakmak ve Ali Onur Özçelik, 205-231. Palgrave Macmillan, 2018.