AKP 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde başarısız oldu. 24 Haziran seçimlerinden bu yana hukuki olarak devletin yetkilerinin tek elde toplandığı, muhalif basının görünür olmadığı ve yargı bağımsızlığının tartışmalı olduğu bir ortamda il belediyeleri bazında 15 ilin kaybedilmesi, alınan yüzde 50’nin üzerinde oya rağmen AKP’nin başarısız olduğunu ortaya koyuyor. Şüphesiz devasa bütçesi ile ülkedeki ekonomik, siyasi ve sosyal parametreleri etkileme kapasitesine sahip İstanbul’un kaybedilmesi, AKP’yi önümüzdeki dönemde zorlayan bir faktör olacak.

Cumhur İttifakı’nın büyük şehirlerde yaşadığı kayıplar, buna karşın küçük şehirlerde ve kalelerinde gücünü nispeten koruması, kullanılan siyasi iletişim dilinin niteliğini ilginçleştiriyor. İstanbul, Ankara, İzmir, Antalya, Mersin, Adana gibi şehirlerin ihtiyaçları ve yaşayanların talepleri, küçük Anadolu şehirlerinden pek çok alanda farklılaşıyor. Peki, seçimlerde elde edilen bu sonuç ile seçim sürecinde öne çıkan siyasi dil arasında nasıl bir ilişki gözlemlenebilir?

AKP’nin tüm stratejisini, tüm adaylarını ve tüm siyasi dilini belirleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, müttefiki MHP’nin de desteğiyle belediye seçimlerini bir “beka meselesi” olarak lanse etti. Tüm seçim kampanyasını bu strateji üzerine kuran AKP bunu “gönül belediyeciliği” kavramı ile destekledi. Hizmet vaatlerinin ve projelerin geri planda tutulduğu kampanya boyunca seçimlerde, Türkiye’nin bekasının bu seçimlere bağlı olduğu ve muhalefete verilen oyların başta terör örgütlerinin olmak üzere Türkiye düşmanlarının elini güçlendireceği savunuldu. Yine bu kavramları destekler nitelikte şehirler için daha çok sevda, aşk gibi soyut kavramlar kullanıldı. Örneğin Binali Yıldırım “İstanbul bizim için bir aşk hikâyesi” sloganını kullandı.

Gönül belediyeciliği kavramı AKP’nin kuruluşunda sıkça kullanılan hizmet siyaseti anlayışından oldukça ayrışıyor. O dönemde hizmet belediyeciliği daha çok kimlik siyasetini nötralize etmek için kullanılan bir araçtı. Bu yolla seçmene verilen mesaj “Benim dini ve kültürel kimliğime bakma, oy verirken hizmet edip edemeyeceğime bak” idi. Böylece AKP’nin İslami kimliği, seçmen ile arasında bir bariyer olmaktan çıkabiliyordu. Bu noktada, hizmet siyaseti ya da hizmet belediyeciliğinin arka planında Refah Partisi’nin yükselişinde etken olan yerel belediyecilik başarılarını da unutmamak gerekir. Tabandaki insanlara doğrudan ulaşabilme ve onların sorunlarına hâkim olabilme yeteneği, İslami hareketin halk tabanından destek alan yükselişinde önemli rol oynamıştı. AKP, bu geleneği ilerleyen yıllarda başarıyla sürdürdü.

Ne var ki, 31 Mart seçimleri öncesi hizmet kelimesi gönül kelimesi ile yer değiştirdi. Türkçe dışındaki dillerde tam karşılığını bulmanın zor olduğu gönül kelimesi, Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre “sevgi, istek, düşünüş, anma, hatır vb. kalpte oluşan duyguların kaynağı” olarak tanımlanıyor. Yani gönül kelimesi ister istemez karar alma mekanizmasının beyin yerine kalbe daha yakın olduğuna işaret ediyor. Gönül vermek bir şeye isteyerek maddi manevi destek vermek olarak bilinirken gönlünü kaptırmak ise âşık olmak anlamında kullanılıyor. Gönüllülük kavramı da yine zorunlu olmanın tersi, ancak isteyerek yapılan iş olarak algılanıyor. Diğer bir ifadeyle gönül kavramı rasyonel alandan uzaklaşmanın da bir işareti. Hesap yapmak, proje, zaman yönetimi, ölçüp biçmek gibi kavramları kapsamıyor, dışarıda bırakıyor. İşin içinde gönül varsa, düşünme ve plan yapma ister istemez geri plana itiliyor.

AKP’nin gönül belediyeciliği kavramına geçişi bilinçli bir tercihti. Hizmet siyasetinin bir gereği olan, seçmeni projelerle oy vermeye ikna etmek yerine, gönül belediyeciliği sloganı seçmeni duygusal olarak kuşatmayı ve oy verme davranışını etkilemeyi amaçlamaktadır. Diğer bir ifadeyle, AKP gönül belediyeciliği kavramı aracılığıyla seçmen ile kurduğu rasyonel bir bağ üzerinden oy alışverişini askıya aldı ve adeta bir kimlik politikasını seçmene dayattı. Bu kimlik ise belediye seçimlerini bir beka meselesi olarak kabul etmek etrafında şekillendi. Ekonomik zorluklar ve yerel belediyecilik sorunlarının yaratabileceği oy kaybı duygusal bir şekilde vurgulanan bu kimlik sayesinde aşılmaya çalışıldı.

Bu tercihin bir diğer nedeni de vaat edilen projelere gösterilen ilginin yetersiz kalmasında kendisini gösteriyor. Uzun zamandır, AKP’nin seçmen ile olan ilişkisi bir al-ver matematiğine endekslenmiş durumda. Henüz seçim kampanyasının başında Sivas mitinginde Cumhurbaşkanı Erdoğan, kalabalıklardan gelen “KİT’lere kadro” tezahüratı ile ilgilenmek durumunda kalmıştı. AKP’nin seçim reklamları da, benzer şekilde, fonda çalan hüzünlü bir müzik eşliğinde vatandaşların ekonomik sorunlarıyla ilgilenen belediye başkanı portresini vurguluyordu. Böylece, vatanın bekası üzerine kurulan gönül belediyeciliği kavramı müşfik ve vatandaşlarının ekonomik problemleriyle bire bir ilgilenen bir belediye yönetimi anlayışı ile taçlandırıldı. Bu durum proje ve siyasal tercihlerin tartışılmadığı yeni bir ekosistem özlemini de içermesi açısından oldukça tehlikeli. Zira proje ve vaatler seçim konusu edilemiyorsa orada yarışmadan bahsedilemez. Bir sonraki aşama ise şudur: yarışma yoksa demokrasi de yoktur.

Gönül belediyeciliği, özellikle büyük şehirlerde, muhtemelen bu sebepten ötürü başarısız oldu. Başta İstanbul olmak üzere büyük metropollerde yaşayan insanların ulaşım, yeşil alan, hayatlarını kolaylaştıracak uygulamalar gibi beklentilerine karşın küçük şehirlerdeki insanların daha çok kamu kaynağını kendisine çekme beklentisi çatıştı. Diğer bir ifadeyle akıl gerektiren hizmetlerin özlemini duyan büyükşehir seçmenleri gönül belediyeciliği söylemine itibar etmediler. Öte yandan, romantik bir vatanseverliğin aynı zamanda kamu kaynaklarının da kapısını açacak olması küçük şehir seçmenlerinin gönlünü kazanmaya yeterli oldu.

Ancak nihai tahlilde, rasyonaliteyi dışlayan, kimliğe yaslanan ve demokratik yarışma prensiplerini saf dışı bırakmayı amaçlayan gönül belediyeciliği seçimde AKP adına bir başarı sağlamadı. Daha akılcı ve sakin söylemlerle kampanyalarını sürdüren muhalefet adayları büyük şehirlerde önemli bir başarı kazandılar. Bu söylemin sorumlularından birisi olan MHP’nin ise mevcut durumdan oldukça kazançlı çıktığını belirtmek gerekir. Yani gönül belediyeciliği söyleminin yarattığı duygusallık, MHP’nin rahatlıkla sömürebileceği bir seçmen kitlesi yarattı.

İttifak kurmak ve değişen koşullara göre bu ittifakları yeniden düzenlemek konusunda oldukça mahir bir siyasetçi olan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu sonuçların ardından beka söylemi ile arasına mesafe koyması beklenmelidir. Ancak bu mesafe beraberinde demokratik süreçlerin de daha adil bir rekabete uygun hale gelmesi anlamına gelecektir. Erdoğan’ın yapacağı seçim Türkiye’nin geleceğini şekillendirecektir.