Son dönemde Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin (ABB) “Lezzet Ankara” uygulaması ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) Beltur isimli iştiraki özelinde “kamunun piyasaya müdahalesi” üzerinden, kısıtlı da olsa, bir tartışma yürütüldüğü görülmektedir. Yapılan tartışmalar, yerel yönetimlerin neden bu gibi faaliyetlerin içinde bulunduğunu pek de sorgulamadan konuyu sadece iktisadi alana sıkıştırmış;   konunun ortak fayda/kamu yararı gibi yönleri bazı yazılarda değinilmiş olsa da geneli itibariyle görmezden gelinmiştir. Bu yazıda ise yukarıdaki perspektiften yola çıkarak yerel yönetimler aracılığıyla üretilen bu ve benzeri faaliyetlerinin kamusal alana etkileri, nedensellikleri ile ele alınarak yeni bir tartışma alanı açmayı hedeflemektedir.

Castells, Kent, Sınıf, İktidar kitabında, 70’lerin ekonomik kriz ortamında, çeşitli nedenlerle nüfusun giderek kentleşmesi ve dolayısıyla da kentlerin büyüdüğü ve bu doğrultuda da tüketimin toplumsallaşmasının bir sonucu olarak, kentlerde yaşanan sorunların kökeninde “ortak tüketim hizmetleri”nin düzenlenmesinin yattığını belirtir. Gıdadan elektriğe, barınmadan eğitime, toplu ulaşımdan sağlığa kadar bir dizi hizmetin kentlerde stratejik roller oynamaya başlaması ile bahsedilen bu sorunların siyasi bir niteliğe bürüneceğini ve dolayısıyla bu alanlarda oluşan yetersizlikleri giderme adına devletin bu alanlara daha fazla müdahale edeceğini vurgular (Castells, 2017: 151-290). Bununla beraber, bireylerin tek başlarına ulaşamayacağı veya düzenleyemeyeceği bu hizmetleri, kâr-zarar mantığı gütmeden, toplumun bütün bireylerine eşit ve sürekli bir şekilde sunulmasını sağlamak, kamu yönetimlerinin anayasal görevidir. Zira, bu hizmetleri müşterilere değil, vatandaşlara kamu yararı gözeterek sunmaktadırlar (Bayırbağ&Göksel, 2015: 154,155). Bu durum, 2020’lerin kentsel/toplumsal sorunların çok boyutlu ve karmaşık hale geldiği göz önünde bulundurulacak olunursa, yönetimler kaçınılmaz olarak yeni düzenlemelere ve kimi zaman da “müdahalelere” ihtiyaç duymaktadır. İBB ve ABB’nin gerçekleştirdikleri faaliyetleri genel hatlarıyla bu bağlamda okumak gerekir.

Gelelim Lezzet Ankara uygulamasının “faydasızlığına”. Güneş’in (2021), diğer uygulamalarla yaptığı karşılaştırmalı değerlendirmesinde, Lezzet Ankara uygulamasının verimli olmadığı açıkça belirtilmiş; uygulamanın ancak bir “mail grubu” niteliğine sahip olduğu iddia edilmiştir. Bunda haklılık payı vardır. Ancak, her ne kadar Lezzet Ankara uygulaması şu anki haliyle “faydasız” ya da naif bir girişim gibi dursa da diğer platformlarla ilgili var olduğu bilinen “yüksek komisyon” ya da işletmelerin altyapı yetersizlikleri gibi sorunları da varlığını halen sürdürmektedir[i]. ABB bu girişimiyle en azından, su yüzüne çıkmış sorunlara dikkat çekerek tartışılmasını sağlamış ve çözüme yönelik bir adım atmıştır. Kim bilir,  belki de bu sayede diğer platformlarda sorunların çözümüne yönelik yeni adımlar atabilir.

Tartışılan bir diğer konu ise “kamunun serbest piyasaya müdahalesi”nin eşitsizlik yaratıp rekabeti etkileyeceği ve dolayısıyla hizmetlerin sunumuna olumsuz etki yapacağı üzerinedir. Güneş,  yazısının “devletçilik iddiası” başlıklı bölümünde Lezzet Ankara’nın neden bir kamu müdahalesi sayılamayacağını detaylı bir şekilde açıklamış. Konuyla ilgili Gerek (2021) ise yazısında, “olmayan rekabet ortamında kamu kuruluşu geldi diye bozulmaz” diyerek bilakis düzenlemenin tetikleyici etkisi olabileceğini savlamıştır. Her ikisine de katılıyorum.

2020 “Gelir ve Yaşam Koşulları” araştırmasına göre en yüksek gelirli grupların toplam gelirden aldığı pay %47,5 olurken, en düşük gelir gruplarının toplam gelirden aldığı %5,9’a gerilemiş durumdadır[ii]. Bitmedi. Birleşik Metal-İş Sendikasının geçtiğimiz haziran ayında yayınladığı “Açlık ve Yoksulluk Sınırı” raporuna göre, açlık sınırı 2.822 TL, yoksulluk sınırı ise 9.762 TL’na yükselmiş durumdadır[iii].  Şüphesiz ki bütün bir faturayı “rekabetçi serbest piyasaya” kesmek doğru olmayabilir; ancak, bunda aslan payına sahip olduğunu-en azından Türkiye’de- zaman zaman hatırlamak faydalı olabilir. Zira, günün sonunda asgari ücretle açlık sınırı harcamalarının eşit olduğu bir ülke burası. Eğer bu basit rakamlar sizi çelişkilerin varlığına ikna etmediyse, önce bir Bebek’e daha sonra ise Bağcılar’a geçip sahada da gözlemleyebilirsiniz.

Bunlarla beraber, oluşan eşitsizliklerden ötürü kamu yararı gözetilerek üretilen politikalar sadece bugüne özgü bir durum değil. Bugünkü tartışmalara benzer bir fayda-maliyet analizi ve “müdahale” tepkisi 70’li yıllarda “halk ekmek” için de yapılmıştı[iv]. Elimizde bu “müdahaleden” kaç fırının olumsuz etkilendiğine dair bir çalışma var mı bilmiyorum; ancak, bugün, her mahallede en az bir fırın ve hemen hemen bütün süpermarketlerde de ekmek satışı yapılabildiğine göre “rekabeti”, korkulduğu kadar, etkilediğini söyleyebilmek pek olası değildir. Bunun yanı sıra, gelin bir de merkezi bir kamu hizmetine bakalım. Türkiye’de Cumhuriyetin ilanından bu yana düşük gelirli gruplar için devlet eliyle konut sunum biçimleri geliştirilmeye çalışılmışsa da 1984’te TOKİ’nin kuruluşuna kadar kurumsal bir nitelik kazanamamıştır. Öte yandan, o tarihten bu yana TOKİ aracılığıyla üretilen konutların kentsel ve mimari ölçekte nitelikleri büyük bir tartışma konusu olagelse de nicelik bakımından yüzbinlerce konut üretmeyi başarabilmiştir. Ancak devletin bu “müdahalesi”nin de haksız rekabete yol açtığını söylemek güç. Zira, bugün Türkiye’de konut üretiminin %95’i halen özel şirketler aracılığıyla gerçekleştirilmektedir (Keleş, 2019: 289). İnsan gerçekten de hayret ediyor, değil mi?

Kısacası, bir belediyenin kafe açıp hamburger veya tost satmasını, kapsayıcı politikalar geliştirmesini, bir piyasa müdahalesinden çok, yukarıda kısaca değinilen ve özellikle kriz zamanlarında daha da derinleşen eşitsizlikleri bir nebze de olsa gidermeye yönelik çabalar olarak görmek gerekir. Öte yandan, kamu kaynakları kullanılarak gerçekleştirilen bir kamu hizmetinin iktisadi olarak sorgulanması, şüphesiz ki bütün vatandaşların hakkı ve aslında olması gerekendir. Bize düşen bu sorgulamaları çeşitlendirip, toplumun geneline yönelik kapsayıcı politikaların üretilmesini talep etmek olacaktır.

Fotoğraf: Cala


[i] https://ankarakentkonseyi.org.tr/tr/haberler/ankara-kent-konseyi-yiyecek-icecek-sektoru-icin-toplandi,

[ii] https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Gelir-ve-Yasam-Kosullari-Arastirmasi-2020-37404

[iii] http://www.birlesikmetalis.org/index.php/tr/guncel/basin-aciklamasi/1749-bisam-05-21

[iv] https://t24.com.tr/yazarlar/sengun-kilic/halk-ekmek-meydan-savasi,29482

Kaynakça

Bayırbağ. M.K., Göksel. A. (2015). Kamu Yönetimi. Ed.: G. Atılgan, E. A. Aytekin. Siyaset Bilimi: Kavramlar, İdeolojiler, Disiplinler Arası İlişkiler kitabı içinde. (ss: 153-171). İstanbul: Yordam Kitap.

Castells. M. (2017). Kent Sınıf İktidar Çev: A. Türkün. Ankara: Phoenix Yayınevi

Gerek. C. (2021). Oligopolle Mücadele ve Rekabet: Lezzet Ankara Tartışması

(Erişim Tarihi: 21.07.2021)

Güneş. C. (2021) Bir Tüketici Refahının Peşinde: Lezzet Ankara’nın Faydasızlığı

(Erişim Tarihi: 21.07.2021)

Keleş. R., (2019). Türkiye’de Kentleşme, Konut ve Gecekondu. İzmir: Cem Yayınevi