Gerçeklik ve algı arasında oluşan aralık, birçok sorunun perdelenmesine neden olmaktadır. Bu algısal açıklığın yansımalarından biri de Batman karakterinin tüm dünyaya kahraman olarak yutturulmasıyla karşımıza çıkmaktadır. Dikkat edilirse, Batman film ve çizgi romanlarında iyi ve kötü taraflar belirgin şekilde çerçevelenmiştir. Batman Gotham’ın tek kurtarıcısıyken, düşmanlar ‘‘Londra merkezli spekülatif işlem yapan traderlar’’ gibi salt kötü niyetli aktörler olarak resmedilmişlerdir. Michael Mann’ın devlet kapasitesi tanımlamaları, Batman’ın yaşadığı Gotham şehrinin gerçek sorunlarının adeta röntgenini çekmektedir. Bu yazıda, Mann’ın analizlerinden yararlanarak, Batman’ın insan hakları karşıtı ve psikolojik sıkıntıları olan bir despot olduğunu görecek ve eylemlerinin, Gotham şehrinin yönetim kapasitesini etkileyecek düzeyde, nasıl bir beka sorununa dönüştüğünü değerlendireceğiz. Bunu açıklarken, İngiliz Sosyolog Michael Mann’ın 1984 yılında kavramsallaştırdığı altyapısal güç kavramı üzerinden ilerleyeceğiz. Mann, devletlerin yönetim kapasitelerini iki tanım ile ölçmektedir. Bu tanımlar, altyapısal iktidar ve despotik iktidar kavramlarıdır.

Altyapısal iktidar, devletin kendi sınırları kapsamında topluma nüfuz ettirebildiği politikaların bütünüdür. Altyapısal iktidarın toplum düzeyinde kurumsallaşması, sivil toplumun katılımıyla devletin denetlenmesi, işbirliği ve uzlaşı içinde topluma politika üretilmesi gerekliliğini savunur. Despotik iktidar kavramında ise devlet, toplumdan bağımsız, dar bir elit grup ile karar alma süreçlerini işletirken, her türlü zorlayıcı unsuru topluma doğrudan dayatmaktadır. Mann, altyapısal iktidar ve despotik iktidar kavramlarını ayrıştırırken, altyapısal iktidardaki gücün toplum denetiminde olduğunu, despotik iktidardaki güç kullanımının ise toplumun denetiminde olmadan uygulandığını vurgular. Her iki kavram da, devletlerin karar alım süreçlerinde belirli dozlarda bulunmaktadır. Sağlıklı çalışan devlet organizasyonlarının altyapısal iktidarlarında, devlet coğrafi sınırları içinde politikaların topluma nüfuzunu destekleyecek biçimde despotik gücün makul dozlarda kullanması gerekliliğine dikkat çeker.

Buradan hareketle, devletlerin güç kullanım oranlarına göre kapasite ve rejim şekillerinin saptanması mümkündür. Günümüz adına somutlaştırırsak, İngiltere ve ABD gibi  devletlerin altyapısal iktidarı güçlüyken, despotik iktidarı zayıftır. Altyapısal iktidar, gücünü devletin kurumları arasındaki iletişimden, şeffaflıktan, çıkar grupları ve sivil toplum koordinasyonundan alarak olağan şartlarda despotik iktidarı baskılamaktadır. Altyapısal ve despotik iktidarın aynı anda güçlü olduğu ülkelere örnek olarak Çin gibi totaliter rejimler örnek verilebilir. Fakat, totaliter rejimlerin altyapısal iktidarının güçlülüğü, kapalı toplum yapısının rejime olan zorunlu bağlılığından beslenir. Altyapısal ve despotik gücün zayıf olduğu ülkelere ise Afganistan’ı örnekleyebiliriz. Ülkelerin devlet kapasitelerindeki güç kullanım dozlarına göre bu örnekleri çeşitlendirebiliriz. Yapmak istediğim, Mann’ın devlet kapasitesini analiz etme yöntemini kullanarak, Christopher Nolan’ın yazıp, yönettiği Batman Kara Şövalye Üçlemesi’ndeki Gotham şehri yönetimine eleştirel bir bakış açısı sunmaktır. 

Filmlerden görüldüğü üzere Gotham şehrinin bitmek bilmeyen bir mafya ve süper suçlular problemi bulunmaktadır. Bunu destekleyecek biçimde Gotham’da yaşanan suç probleminin, sürdürülebilir olarak çözülemediği görülür. Joker başta olmak üzere Bane, Scarecrow, Ra’s al Ghul gibi doğrudan Gotham’ın güvenliğini hedef alan çevrelerin saldırılarını defalarca izledik ve şehrin emniyet güçlerinin yetersizliği görüldü. Bunun kanıtı olarak Gotham’ın güvenlik bürokrasisi, Bat-Signal olarak da tanımlanan yarasa amblemini Gotham semalarına yansıtması ile Gotham yönetiminin paramiliter unsuru ve despotik iktidarının temsilcisi devreye sokularak, Batman’ın yardımına başvuruldu. Gotham güvenlik bürokrasisinin, şiddet olayları karşısında Batman’ı sahaya sürmesi altyapısal iktidarının ne kadar zayıf olduğunu, bir anlamda kurumsal devlet kapasitesinin güçsüzlüğünü göstermektedir. Asıl acı olan taraf, Gotham altyapısal iktidarının yapısal sorunlarına eğilmek yerine, hukuki düzenlemelerden muaf yarasa şeklinde maske takan, tek bir kişinin despotik iktidarını toplumlarına mecbur etmektedirler. 

Serinin 3. filminde Gotham’ın güvenlik bürokrasinin başı olan James Gordon,  “Batman, Gotham’ın ihtiyacı olan kahraman.” açıklamasıyla tezimizi destekler hale gelmiştir. Resmi bir devlet görevlisinin bu açıklamayı yapması, Batman’ın despotik gücünün devlet ile olan ilişkisini de resmileştirmiştir. Despotik iktidar kavramını tekrardan hatırlarsak, toplum üzerinde dar bir grubun halkın rızasını almaksızın, güç kullanılarak iktidarı sağlamaya çalışmasıydı. Despotik iktidar her zaman halkın üstündedir. Halktan bağımsız, halkı doğrudan etkileyecek kararlar vermektedir. Bunu da destekleyecek biçimde, Batman serinin son filminde ‘‘Gotham’ın hala bana ihtiyacı var.’’ açıklamasında bulunmuştur. Batman bu açıklaması ile varlığını milletin iradesi yerine koyarak despotluğunun yanında, farkında olmadan Gotham’ın altyapısal iktidarının zayıflığına  vurgu yapmış, demokrasinin kurumsallaşma eksikliğini göstermiştir.  Devlet bürokrasisini temsilen Gordon’un, halka sormadan Batman’i çağırması ve paramiliter unsur edasıyla sahaya sürmesinin sonucu, her türlü  despotik tutum ve hukuk dışılığın yaşanmasına zemin sağlamıştır.  

Batman’ın olağan despotik tutumlarına ve hukuk dışılığına başlıca bazı örnekleri  sıralamak istiyorum. Batman, F-35 uçağından bile üstün hava aracı ile meskun mahalde izinsiz alçak uçuş gerçekleştirmektedir. Bu uçuşlar sırasında kamu ve halk malına gelen zararların yükümlüsü belirsizdir. Alçak uçuşlarda, Gotham yönetimine ait hiçbir hava unsuru kendisini hedef al(a)mamaktadır. Batman, tank türevi aracını kullanırken özel mülklerin duvarlarını delmekten, çatıları tahrip etmekten kaçınmaz. Gotham’ın altyapısal iktidarının zayıflığının başka bir sonucu mafyanın ‘‘bitirilmesi’’ konusunda Batman’a güvenlik bürokrasisi tarafından kendisine tanınan özgürlük alanıdır. 

Batman hukuka göre yargılanması gereken suçluların kol, sırt, bilek, ve bacaklarını özel tekniklerle kırmaktadır. Bu sahneleri Hans Zimmer’ın heyecanlı müzikleri olmaksızın izlerseniz, karşınızda insan haklarına aykırılığı icra eden, acımasız bir insan olduğunu göreceksiniz. Üstelik bunu siyah pelerin ve yarasa kulaklı maske eşliğinde yapan, sesini özellikle kalınlaştırarak karşısındakileri korkutmaya çalışan psikolojik sıkıntıları olan birisi… Mahkemelere göre yargılanması gereken kişiler, Batman’ın özel dövüş teknikleri sayesinde, işledikleri suçun karşılığını ödemek yerine, geri döndürülemez fiziki hasarlarla hayatlarına devam etmeye mecbur bırakılırlar. Üstüne üstlük bunu kimin yaptığını -Batman- bilemeyecek, adil şekilde yargılanma hakları ellerinden alınacaktır.  

Bu açıdan düşünüldüğünde de Gotham’da, bırakın hukuk devletini, kanun devleti bile ol(a)madığını görüyoruz. Despotik gücün kullanımı sonucunda, hukuka göre yargılanması gereken sanıklar, Batman’ın her türlü orantısız şiddetine maruz kalacaklardır. Hukukun eksikliği, kurumsal devleti oluşturan altyapısal iktidarın zayıflaması ile doğrudan bağlantılı görülmektedir. Batman’ın başka bir psikolojik bozukluğu, uluslararası teröristlerin bile temin edemediği yüksek teknoloji savunma ekipmanlarına yatırım yapması ve bunları siviller üzerinde kullanmasıdır. Bir de Batman’ı Batman yapan adam Lucius Fox karakteri vardır. Bu kişi (filmde Morgan Freeman) Wayne Holding’in teknoloji sorumlusudur. Batman’ın hukuk dışı varlığını bilerek kendisine, her türlü ekipman ve alt sistem tedariğini sağlamaktadır. (Batman’ın her türlü kişisel verileri ihlal ederek kullandığı yüksek teknoloji iletişim araçlarını hesaba katmıyorum).

Batman, tüm bunları altyapısal iktidar zayıflığının somut temsiliyeti olan emniyet yapısı ve baş bürokratı Komiser James Gordon’ın kendisine açtığı iktidar alanı çerçevesinde gerçekleştirmektedir. Batman’ın yetkisi olmamasına rağmen güvenlik bürokrasinin binalarına rahatlıkla girip-çıkması, bürokratların inisiyatifiyle işkenceye varacak sorgulama teknikleri uygulaması, despotik iktidarının en net görüldüğü sahnelerdir. Emin olabilirsiniz ki altyapısal iktidarı güçlü ülkelerde Gordon gibi, devlet dışı bir aktöre sınırsız özgürlükler tanıyan, yetkilerini yolsuz biçimde kullanan bürokratlar çok ağır cezalara çarptırılırlardı. Altyapısal iktidar zayıflığının başka bir örneği, bürokratik yolsuzluğa bulaşan Gordon’un adım adım kariyer basamaklarını tırmanmasıdır.

Sonuç itibariyle, Batman’ın despotik iktidarı sonucu, Gotham’ın altyapısal sorunlarının çözümünün engellendiği, kısır bir sürece evrildiği görülür. Gotham’ın yöneticileri, altyapısal iktidarın kurumsal sorunlarını çözmek yerine sürekli olarak despotik güce başvururlar. Batman başka bir deyimle ‘‘security dilemma’’ haline dönüşür. Kurumsal yapının sorunlarını çözmek yerine despotik güce başvurmak her zaman daha kolaydır. Batman’ın heykelini dikip, kahraman diye meşrulaştırmak da!

Batman’ın varlığı Gotham’ın yönetimsel problemlerinin kurumsal açından ele alınmasına açık bir şekilde zarar vermektedir. Altyapısal iktidarı giderek zayıflayan Gotham yönetiminin, Batman’ın despotik gücüne her geçen gün daha da bağımlı hale geldiği görülür. Gotham’ın Batman’a olan bağımlılığı kısa vadede suç sorununu çözse de, uzun vadede sürekli yeni suçluların doğmasına sebep olur. Batman kendisi farkında olmasa dahi, Gotham’ın tüm sorunlarının ana kaynağı haline dönüşür.

Belki de Gotham’ın sürekli suç merkezi olmasının sebebi, kendisini devlete despotik alternatif olarak sunan ve devletin kurumsallaşmasına engel tutumudur. Varlığını milletin üstünde gören, Gotham’ın vesayetini kendisinde gören, devletin despot iktidar kanadının temsilicisi Batman’ın düşüncesinin tersine belki de Gotham’ın ona ihtiyacı yoktur. 

Zaten hangi despotik anlayış, kendi varlığının asıl beka sorunu olduğunu kabul eder ki?

Hangi despot, kendi iktidar alanının sınırlanmasına neden olacak şekilde devlet aygıtını kurumsallaştırmak ister ki?

Fotoğraf: Serge Kutuzov