Türkiye’de yeni yeni kendine yer bulmaya başlayan siyasal iletişim en basit haliyle bir siyasi aktör tarafından bir amaca ulaşmaya yönelik uygulanan her türlü iletişim şeklidir. Bu iletişim şekli çoğu zaman seçim zamanı seçmeni hedef alır, yazılı ve görsel olmak üzere karşımıza çıkar. Bunu daha da genişletmemiz gerekirse bir siyasi adayın giydiği kıyafetten, saç modeline veya parti logosuna kadar fark edebileceğimiz her detay siyasi iletişimin önemli faktörleri arasındadır ve seçmenin oy davranışında etkisi vardır. Siyasal iletişim anlaşılacağı üzere kelime ve sembollerden oluşur ve seçmeni etkisi altına almak üzere çeşitli mesajları içinde barındırır. Örneğin, Amerika’da en çok gördüğümüz siyasi adayların katıldığı münazara programları, internetin ve yeni iletişim yollarının hayatımıza girmesine karşın hala seçmenle duygusal bir bağ kurma da büyük bir önemi olan mitingler, adayın seçmenle sahada kurduğu ilişki seçmene mesajların, projelerin ve hedeflerin iletilmesinde çok büyük bir rol oynar ve önemli ölçüde seçmenin oy davranışını etkiler.

Siyasal iletişimin en önemli unsuru aslında stratejisidir. Stratejik iletişim planı siyasi adayın seçmeni anlamasına, beklentilerini görmesine ve kendini seçmene bu beklentiler ışığında anlatmasında büyük rol oynar. Kısacası, uygulanan bu stratejik iletişim toplumdaki en temel sorunları, ana temaları, hedef seçmen kitlesini belirler ve kampanyanın ana unsuru haline getirir. Günümüz kampanyalarında siyasi kampanyaların profesyonelleşmesiyle, yani siyasi danışmanların, teknolojinin ve saha araştırmalarının kullanılmasıyla, uygulanan anketler, temel sorunları anlatan, hedef seçmen kitleyi gösteren, seçmene hangi mesajla yaklaşılması gerektiğini öngören veriler elde eder ve seçim kampanyası mekanizması elde edilen anket sonuçları doğrultusunda bir iletişim planı oluşturur.  

Dünyadaki siyasi kampanya örneklerine baktığımızda siyasi iletişimi ilk kez 1960’ta Kennedy ve Nixon’ın gerçekleştirdiği televizyonda yayınlanan tartışma programında tanıdık. Bu televizyon programı sayesinde kitle iletişim aracının siyasi tercihler üzerindeki etkisinin farkına varıldı ve bu alan üzerine daha çok çalışılmaya başlandı. Şu an baktığımızda Amerika’nın bu alanda bir hayli ilerlediğini, COVID-19’un mitingleri engellediği bu dönemde özellikle Amerikan Başkanı Donald Trump’ın bir çok sosyal medya kanalından çok iyi organize olmuş oldukça başarılı bir dijital kampanya yürüttüğünü görüyoruz. Öte yandan Joe Biden’da evinin bir odasını stüdyoya çevirdi, Hillary Clinton’la, Al Gore’la online görüşmeler yapıp mitinglerine şimdilik  bu şekilde devam ediyor. 

Peki, Türkiye’ye baktığımızda siyasal iletişim mekanizması nasıl işliyor? Siyasi kampanyalarda gözle görünen bir profesyonelleşme ve Amerikanlaşma görülmesiyle siyasi partiler ve adaylar geride bıraktığımız 2019 Yerel Seçimleri’nde ne gibi stratejiler izlediler?

Bu döneme geri dönüp baktığımızda CHP’nin alışılmışın dışında elde ettiği yerel seçim başarısı, doğru aday seçimleri/konumlandırması ve uyguladığı başarılı iletişim stratejileriyle anlamlandırılabilir. 

Aday seçimi 2019 Yerel Seçimlerinde ittifaklar arası büyük fark yaratan bir faktör oldu. Bunun nedeni, CHP’nin büyükşehirlerde daha önce ilçelerde belediye başkanlığı yapan bir başarı hikayesi olan adayları aday göstermesiydi. Örneğin, Ekrem İmamoğlu’nun Beylikdüzü’ne yaptığı Yaşam Vadisi ve bu vadide sanat alanında birçok sanatçının katıldığı konserler veya 30 Ağustos’tan 9 Eylül’e kadar süren halkın eğlendiği, sanatçı ve sporcularla buluştuğu Sevgi ve Barış buluşmaları… Siyasal iletişim açısından da bakarsak bunu bir iletişim stratejisi haline çevrilmesi çok daha kolay oluyor. İlçe başkanlığı yapmış, somut başarıları olan bu adaylar kampanya için büyük bir avantaj sağladılar, seçmenle buluşmalarda veya sosyal medya reklamlarında yapılan başarılı işlerin gösterilmesi seçmende önceden gerçekleştirilen bu işlerin metropolde de yapılabileceği duygusunu ve inancını uyandırdı. Bir diğer avantaj ise CHP’nin hiçbir adayı o ağır, alışık olduğumuz CHP kimlikleriyle kendilerini göstermemiş olmasıydı. Örneğin, büyük tartışmalara neden olsa da sosyal medya reklamlarında veya afişlerde CHP adaylarının parti rozeti takmaması bunun çok açık bir örneğiydi. Yaratılan polemiklere girmeden tek hedefi halkın refah düzeyini artırmak olan birleştirici, umut veren adaylar CHP’nin yerel seçim kampanyasının yeni yüzüydü. 

Kampanya boyunca kullanılan bir diğer iletişim stratejisi de adayların söylemi olarak görülebilir. CHP’nin umut vaadeden; toplumu din, dil, ırk gözetmeksizin birleştiren söylemine karşın AKP’nin kampanya iletişiminde toplumu kutuplaştıran söylemi hakimdi. CHP adayları daha çok yaşam seviyesini ve refah düzeyini artırma söylemlerini tercih etti. Bunun nedeni ise seçimin genel seçim değil bir yerel seçim olduğunu ve yerel dinamiklerle ilerlediğinin farkında olmalarıydı. AKP’nin ise kampanya sürecini adeta bir genel seçim havasında yürütmesi, süreci olumsuz etkiledi ve AKP adayları parti kimliklerini geride bırakamadılar ve seçmenin isteklerini göremediler, seçmenden uzaklaştılar. Bu süreç boyunca AKP’nin kullandığı en popüler yöntem ise kutuplaştırmaydı. Bunun nedeni ise kutuplaştırmanın seçmeni korkutma yönü olmasıdır. Aday neden seçmeni korkutmak ister? Çünkü aday, toplumu korkuttukça seçmendeki kutuplaşma da artar ve korkan seçmen değişiklikten yana oy kullanmaz ve “ötekini” dinlemez. Örneğin, sıkça kullanılan beka söylemi bu korkutmanın en açık örneğiydi. Bu konuyu ilerleyen yazılarımızda popülist siyasal iletişim literatüründe daha detaylı inceleyebiliriz. 

Bu karşılaştırma ışığında siyasal iletişime tekrar baktığımızda anlaşılacağı üzere, siyasi aday tarafından seçim kampanyası süresince paylaşılan her bir görsel, kullanılan retorik ve vaatler seçmendeki oy verme davranışını etkiliyor.  Bunun yanında, bütün bu görsel, yazılı veya sözlü iletişimin başarıya ulaşmasında, bir diğer deyişle seçmenin ihtiyacı olan, doğru vaadin doğru zamanda verilmesindeki en büyük rolü ise siyasi kampanyanın stratejisi oynuyor. 

Günümüzde Türkiye’deki siyasi partilerin artık bu siyasal iletişimi profesyonel bir şekilde siyasi danışmanlarla, bir ekip dahilinde ve günümüz teknolojisinin sunduğu olanaklarla oluşturması Türkiye’de, geç de olsa, siyasal iletişimin geleceği ve bu alanda yaratılacak farklı siyasi kampanyalar için bizlere geniş bir kapı aralıyor. 

Fotoğraf: Toa Heftiba