NATO kuvvetlerinin Afganistan’dan tamamen çekilmesinin beklendiği Eylül ayından sonraki dönemde başkent Kabil’deki Uluslararası Hamid Karzai Havaalanı’nın güvenliğinin ve işletilmesinin nasıl temin edileceği kritik bir konu. Türkiye’nin havaalanının güvenliğini ve işletmesini üstlenmeye hazır olduğu yönündeki önerisi ile başlayan ve ABD’li yetkililer ile sürdürülen bir müzakere süreci mevcut. Türkiye’nin önerisi ve sonrasındaki süreç, Kabil Havaalanı bağlamında, Türkiye’nin Afganistan’ın geleceğindeki rolüne dair tartışmaları da beraberinde getirmiş bulunuyor.

Hamid Karzai Havaalanı’nın güvenliğini ve sorunsuz işletilmesini sağlamak, çeşitli nedenlerden ötürü önem kazanıyor. Havaalanı, deniz bağlantısı olmayan Afganistan için en güvenli ve etkin uluslararası erişim noktası işlevi görmekte. Havaalanının güvenliği, başkentteki uluslararası diplomatik temsilin devamı açısından olmazsa olmaz bir koşul. ABD ve müttefikleri başta olmak üzere Afganistan’da etkili bir diplomasi yürütmek isteyen tüm devletler için başkent Kabil’deki havaalanının idaresi ve güvenliğinin temini üzerinde hassasiyetle durulan bir nokta. Ancak bu şartla başkentteki büyükelçiliklerin ve varsa diğer şehirlerdeki diplomatik misyonların varlıklarını sürdürebileceği açık.

Bir diğer neden, uluslararası insani yardımların Afganistan’a ulaşmasında, Hamid Karzai Havaalanı’nın neredeyse tek giriş noktasını oluşturması. Uluslararası örgütlerin ve sivil toplum kuruluşlarının, Afganistan’a yönelik yardım faaliyetleri, havaalanı aracılığıyla sağlanıyor. Örneğin, Covid-19 salgını ile mücadele kapsamında, Afganistan’a yapılan medikal yardımlar, başkentteki havaalanı aracılığı ile ülkeye ulaştırılabilmiş durumda. Uluslararası yardımlar, Afganistan’ın kurumsal yapısının desteklenmesinde ve insani kalkınmanın ilerlemesinde kayda değer bir paya sahip bulunuyor.

Türkiye’nin başkent Kabil’deki Hamid Karzai Havaalanı’nın güvenliğini ve işletmesini üstlenmesinin, dış politikada olumlu yansımaları beraberinde getirmesi mümkün. İlk olarak, böylesi bir görev, Afganistan’ın güvenlik ve istikrarına kritik bir katkı sağlayacaktır. Başkentin uluslararası erişime açık olmasının temini, yukarıda da ifade edildiği gibi, sürdürülebilir diplomatik temsil ile insani yardımların ulaşımı gibi çok çeşitli politik, ekonomik ve toplumsal yararların geleceği açısından oldukça önemli. Havaalanı, tüm Afganistan’a hizmet eden kritik bir altyapı ve dolayısıyla, havaalanının idaresini üstlenmesi halinde Türkiye’ye Afganistan içinden gelebilecek tepkiler, belirli bir meşruiyetten yoksun olacak. Diğer bir açıdan, Afganistan’da birbiri ile mücadele eden gruplar için, havaalanının güvenlik ve işletme olarak idaresinin Türkiye tarafından yürütülmesi, rakip bir grup tarafından yürütülmesinden daha tercih edilir bir durum.

İkinci olarak, Türkiye’nin Afganistan’da üstleneceği bu görevin hem NATO ile hem de NATO üyesi müttefikler ile ilişkilerinde yapıcı bir gündem oluşturması umulabilir. NATO içerisinde stratejik ortaklığın kuvvetlenmesi ve stratejik iş birliğinin genişlemesi, Türkiye’nin hem çoklu hem de ikili ilişkilerine olumlu yansımaları olacaktır. Şimdiye dek, Türkiye’nin Afganistan’daki askeri varlığının ve ülkenin barış, güvenlik ve istikrarına katkısının NATO aracılığı ile mümkün olduğu da bir gerçek. Halihazırda, NATO içerisinde havaalanının korunmasına dair bir mutabakat oluşmuş durumda. ABD ile prensipte bir anlaşmaya varılmış görünüyor. Almanya savunma bakanının ziyareti esnasındaki olumlayıcı ifadeleri de diğer üye devletlerin yaklaşımını yansıtıyor.

Türkiye açısından yürütülen müzakerelerde diplomatik pazarlık gücünü artıran bir durum, havaalanının idaresi için neredeyse tek seçenek olması. Eğer havaalanının idaresi Afganistan hükümeti tarafından üstlenilmez ise, Türkiye’ye alternatif oluşturabilecek bir diğer ülke öne çıkmıyor. Türkiye hem NATO üyesi devletler hem de bölgesel ve küresel devletler açısından bu kritik görev için en kabul edilebilir ülke durumunda.

Üçüncü olarak, eyleme döküldüğü takdirde bu görev, Türkiye’nin Afganistan’a yönelik uluslararası diplomatik girişimlerin doğrudan bir parçası olmasını temin edebilir. Dolayısıyla, Afganistan’ın geleceğinde Türkiye’nin sahip olacağı söz ve etkiyi sürdürülebilir kılacak bir görev olacaktır. Daha geniş çerçevede, Türkiye dış politikasında, ‘Yeniden Asya’ girişimi ile canlandırılan stratejik Asya derinliği sağlama amacına da hizmet etmesi beklenebilir. Türkiye’nin Hamid Karzai Havaalanı’nın hem güvenlik hem de işletme olarak idaresini üstlenmesi, Afganistan ile ilişkilerini sürdürmek isteyen tüm ülkelerin bu ülkedeki varlığına katkı sağlaması noktasında, Türkiye’nin uluslararası rolünü de pekiştirecektir.

Tüm bu olası yararlar ile birlikte, üstlenilmek istenen bu görevin ortaya çıkarabileceği riskler ve maliyetler de göz ardı edilmemeli. İlk olarak, Hamid Karzai Havaalanı’nın hem sivil hem de askeri bir havaalanı olduğu hatırda tutulmalı. Türkiye’nin havaalanının idaresini üzerine alması halinde, Afganistan Hükümeti tarafından veya bir yabancı ülke tarafından Taliban’a karşı yürütülecek hava operasyonlarında bu havaalanının kullanılması, Türkiye’yi de Afganistan içerisindeki silahlı mücadelenin bir parçası yapabilecektir. Böylesi bir durum, şimdiye dek Afganistan’da muharip görev üstlenmemiş Türkiye’nin muharip ve muhasım bir kuvvet olarak algılanmasına yol açabilir.

İkinci olarak, Türkiye’nin müttefiklerin talep ettiği politik, finansal ve lojistik desteği ne ölçüde temin edebileceği önemli bir konu. Bunun kadar önemli olan bir konu da temin edilen desteğin hangi şartlarda ne kadar sürdürülebileceği konusu. Herhangi bir nedenle, uluslararası ortaklarından temin ettiği politik, finansal veya lojistik desteğin kesilmesi halinde, Türkiye iki seçenek ile karşı karşıya kalabilecek. Birincisi, görevi sona erdirmek. İkinci ise, görevin tüm maliyetini tek başına yüklenmek.

Üçüncü olarak, Hamid Karzai Havaalanı’nın güvenliğinin kapsamı, kaçınılması mümkün olmayan bir sorunsal. Örneğin, havaalanının güvenliğine, havaalanına ulaşan yolların güvenliğinin de dahil olup olmayacağı, Türkiye’nin Kabil’deki askeri varlığının pratikte üstleneceği görev tanımı açısından gayet önemli. Havaalanının güney yönünde şehre bitişik olması da olumsuz bir etken. Türkiye’nin havaalanındaki askeri varlığının şehir içine taşması ve zamanla şehir içi muharip görevlerin üstlenilmesi, Türkiye’nin misyonunda bir “görev sapması” yaratabilir.

Dördüncü olarak, Hamid Karzai havaalanına yönelik silahlı saldırılar olduğu takdirde, Türkiye’nin takınacağı tutum oldukça kritik hale gelecektir. Havaalanına yönelik saldırıların düzenli şekilde tekrarlanması ve devam etmesi ve saldırgan grupların pazarlığa yanaşmaması halinde, Türkiye’nin önünde çok fazla seçenek bulunmayacak. İlk seçenek, bu olası saldırılara karşı, havaalanı güvenliğinin tahkim edilmesi, Türkiye’nin askeri varlığının takviye edilmesi ve saldırılara karşılık verilmesi. Bu durum, Türkiye’yi yukarıda da ifade edildiği üzere, Afganistan’da muharip ve muhasım bir taraf haline getirecektir. İkinci seçenek ise, Türkiye’nin üstlendiği görevi sona erdirmesi. Bu durumda ise, Türkiye, ulusal ve uluslararası kamuoyunda üstlendiği görevde başarısız olarak değerlendirilebilecektir ve uluslararası prestij kaybına uğrayacaktır. Dolayısıyla Türkiye, üstlemek istendiği bu görevde, “çıkış stratejisi” üzerinde dikkatle düşünmeli.

Şu an için başkent Kabil’e yönelik ciddi ve yakın bir güvelik tehdidi bulunmuyor. Ayrıca, Türkiye son altı yıldır, Hamid Karzai Havaalanı’nın işletmesini yürütüyor ve halihazırda havaalanının askeri bölümünün de idaresi üstlenmiş durumda. Türkiye-Afganistan diplomatik ilişkilerinin 100. yılında, Türkiye’nin üstlenmek istediği bu göreve dair tartışmalar, Türkiye’nin Afganistan’ın geleceğindeki yerinin ve rolünün ne olacağı sorusu çerçevesinde yürütülmeli, politik ve stratejik hedefler net bir şekilde ortaya konulmalı. Başkent Kabil’deki Uluslararası Hamid Karzai Havaalanı’nın güvenliğinin ve işletmesinin Türkiye tarafından üstlenilmesinin getirebileceği faydalar ve ortaya çıkarabileceği maliyetlerin tartışılması, kamuoyunun bilgilenmesi açısından daha uygun görünüyor.

Fotoğraf: Sohaib Ghyasi