Yazar: Dani Rodrik
Harvard Üniversitesinde Uluslararası Ekonomi Politik Profesörü, Uluslararası Ekonomi Birliği’nin (IEA) eski başkanı
Çeviri: Mert Söyler
Daha birkaç yıl öncesine kadar yapay zeka sadece eğlenceli bir oyuncak gibiydi: Kullanıcı komutlarına düzgün cümlelerle yanıt vererek zeka taklidi yapan, ama aslında gelişmiş bir arama motorundan pek de öteye gidemeyen bir sohbet botu. Gelgelelim bugün, ömrüm boyunca mümkün olacağını hiç düşünmediğim işleri yapabilen inanılmaz bir araca dönüştüğünü hepimize kanıtladı.
Sözgelimi, yapay zekayı internetteki veri setlerini bulmak, işlemek, istatistiksel testler yapmak ve sonuçların ne anlama geldiğine dair mantıklı yorumlarla desteklenmiş şık tablolar ve grafikler hazırlamak için kullandım. Üstelik bu analizleri akademik literatürle ilişkilendirip araştırmanın güçlü ve zayıf yönlerini de başarılı bir şekilde ortaya koyabildi. Bir araştırma asistanının günlerini alacak bir işi, yapay zeka yarım saatten kısa bir sürede halledebiliyor.
Günümüzdeki yapay zeka modelleri bazen adeta aklınızı okuyor gibi hissettiriyor. Programlama veya kod yazmanın aksine, yanlış anlaşılmaya yer vermemek adına ne aradığınızı en ince ayrıntısına kadar belirtmek zorunda değilsiniz. Model ne istediğinizi “sezip” eksik detayları kendisi tamamlıyor (gerçi, uydurma emsallerle dolu yapay zeka üretimi dilekçeler sunan hukuk bürolarının da tecrübe ettiği üzere, bu bilgileri her zaman kontrol etmekte fayda var). Bunu yapamadığı durumlarda ise siz ne istediğinizi netleştirene kadar arayüz sizi yönlendirmeye devam ediyor.
Yapay zekanın hepimizi daha üretken ve işimizde daha başarılı kılacak bir araç olabileceğini düşünmek insana güven veriyor. Benim araştırmalarımda çok daha verimli olmamı sağladığı kesin. Pazarlama ve danışmanlık hizmetlerini ucuza sunarak girişimcilerin maliyetlerini düşürüyor. Daha az deneyimli müşteri hizmetleri çalışanlarının, kıdemli personelin bilgi ve birikiminden faydalanmasına olanak tanıyor. Ayrıca serbest çalışanların ve zanaatkarların çok daha karmaşık ve teknik bilgi gerektiren hizmetler sunmasının önünü açıyor.
Önceki birçok teknolojiden farklı olarak yapay zeka, ekonominin alt basamaklarında yer alan, daha az eğitimli ve daha az nitelikli çalışanlara destek olma konusunda eşsiz bir konumda. Her birimize çok daha büyük beceriler kazandırarak, aslında başlangıçta en çok dezavantajı olan kesimlerin işine yarayacak fırsatlar sunuyor. Yani temel amacı üretim bandındaki veya ofis/satış işlerindeki çalışanların yerini almak olan otomasyondan çok daha farklı bir işlev görebilir.
Buradaki asıl endişe elbette yapay zekanın, sonuçları kestirilemeyen çok daha büyük işlere de kalkışma ihtimali. Şimdilik araştırma sorularını belirleyip çerçevesini çizmeyi kendi ayrıcalığım ve rekabet avantajımın temel kaynağı olarak görüyorum. Ancak günün birinde, bu soruların kendisini de yapay zekaya yazdırma fikrine kapılabileceğimi tahmin edebiliyorum. Nitekim kullandığım yapay zeka araçları beni çoktan bu yola itmeye başladı bile. Yukarıda bahsettiğim türden bir çalışmanın sonunda, bana ileride üzerine eğilebileceğim bambaşka ufuk açıcı araştırma yolları önermekten geri durmuyorlar.
Yapay zeka, çok daha ince ve sezdirmeden düşüncenin yerini alıyor. Mevcut araştırmalara bakış açımı şimdiden şekillendirmeye başladı bile. Sadece dışarıda ne olup bittiğini özetlemekle kalmıyor; aynı zamanda farklı alanlardaki çalışmaların benim konumla nasıl örtüştüğünü ve bu çalışmalara nasıl yaklaşmam gerektiğini de söylüyor. Literatürün farklı köşeleri arasında, benim aklımın ucundan bile geçmeyen bağlantılar kuruveriyor.
Asıl büyük tehlike de tam olarak burada gizli. Yapay zekanın toplum üzerindeki etkisine dair yürütülen kamusal tartışmalar, genellikle insanların işsiz kalma ve mesleklerini kaybetme ihtimaline odaklanıyor. Oysa çok daha büyük bir risk var: İnsan düşüncesinin yerinden edilmesi. Kendi yerimize düşünme işini yapay zekaya bıraktığımızda, çok kritik bir eşiği aşmış oluyoruz. Düşünmeyi öğrenme hevesimiz kırılırken, hepimizin ortak düşünme becerisi de giderek köreliyor. Üstelik bir soruna kafa yormak ile düşüncenin bizzat kendisi arasındaki sınır zaten epey belirsiz olduğu için, bu sınırı aşmak çok kolay.
MIT’den Daron Acemoğlu, Dingwen Kong ve Asuman Özdağlar, yakın zamanda yayımladıkları ufuk açıcı bir makalede, zihinsel yükümüzü bu şekilde devretmenin nasıl felaket boyutunda sonuçlar doğurabileceğine dair sezgisel bir yaklaşımı formüle ettiler. Yapay zeka modellerinin, insanların meşgul oldukları belirli görevlerde insanlara yardımcı olacak bağlama özgü bilgileri sağlama konusunda çok yetkin hale gelmesi durumunda neler olacağını sorguluyorlar. Bu tarz çıktılar sayesinde insanlar, eskisi kadar çaba harcamadan bile çok daha iyi sonuçlar elde edebilir.
Fakat burada bir pürüz var; çünkü bilginin dışarıya yansıyan çok önemli bir etkisi bulunuyor. Ben kendi sorunumu nasıl çözeceğime kafa yorarken, aslında başkalarının da kendi dertlerine çare bulmasını sağlayan ortak bilgi havuzuna bir katkı sunuyorum. Kendi öğrenme sürecime daha az yatırım yaptığımda, bu genel bilgi birikimi de zarar görüyor. Sınırların zorlandığı o distopik senaryoda ise, bu ortak bilgi tamamen buharlaşıp kayboluyor.
Evet, şimdilik bu sadece teorik bir ihtimal ve yarışan farklı etkilerin gücüne dair varsayımlarımıza bağlı olarak daha olumlu tablolarla karşılaşmamız da mümkün. Ne var ki tehlike tamamen gerçek. Öğrenme ve düşünme işini yapay zekaya yıktığımızda, kendi insani yeteneklerimizi törpülüyoruz ve en nihayetinde yapay zekanın varlığını borçlu olduğu bilgi temelini çökertme riskine giriyoruz.
Bu sorunların üstesinden gelebilmek için, yapay zekanın doğru kullanımına dair toplumsal ve mesleki standartlar geliştirmemiz gerekecek. Örneğin araştırmacıların, yapay zekayı nasıl kullandıklarını tüm detaylarıyla açıklamaları gerekebilir (ki bu sürecin kendisi de yapay zeka araçlarıyla otomatikleştirilebilir) ve böylece akademik yayın ve terfi kararlarında asıl değer insan zihninin ürünlerine verilebilir. Partnership on AI gibi kurumlar, bu tarz genel ilkelerin oluşturulup yaygınlaştırılmasında öncü rol oynayabilir. Hemen hemen her yeni teknolojide olduğu gibi, yeni tür yasal düzenlemelere de ihtiyacımız olacak.
Tüm bu çarelerin hayata geçebilmesi, yapay zeka hakkında yepyeni bir düşünce yapısı geliştirmemize bağlı. Her şeyden önce, kamusal tartışmaların yörüngesini değiştirmemiz gerekiyor. Üzerine kafa yormamız gereken asıl soru yapay zekanın bize ne yapacağı değil, bizim ondan bizim için ne yapmasını istediğimiz olmalı.
Yazının orijinaline bu linkten ulaşabilirsiniz.

