Yazının orijinali: https://www.cato-unbound.org/2020/02/10/michael-huemer/conscience-human-being

I. Vicdan Sınavı

Bazen ortalama bir insanda vicdan -ahlaki gerçekleri bağımsız olarak muhakeme etme ve bu gerçeklerle harekete geçme- var mıdır yoksa ortalama bir insan yalnızca güçlülerin toplumsal âdetlerine ve taleplerine itaat etme şeklindeki içgüdüsel temayüle mi sahiptir, diye düşünürüm. Etik davranışların çoğu bu türden itaatle açıklanabilir; örneğin, çoğu kişinin hırsızlık yapmaktan, tecavüz etmekten ve başkalarını öldürmekten imtina etmesinin nedeni, bu davranışların toplumumuzun âdetleri ve hükûmetimizin buyruklarıyla ters düşmesi olabilir. Bu durumda çoğu kimsenin gerçek bir vicdana sahip olması gerekmez. Kişinin vicdanı olup olmadığı sınavı, ahlaki tefekkürler toplumsal âdetler, hukuk veya güçlülerin buyruklarıyla uyuşmadığında, bu tefekkürlerin varlığını kabul etmesi ve onlara göre harekete geçmesine bağlı olacaktır. Benim yorumlamama göre, çoğu insan bu testte olabilecek en kötü şekilde başarısız oluyor.

Örneğin, Stanley Milgram’ın meşhur itaat deneylerinden insanların üçte ikisine yakınının beyaz önlüklü bir adamın kendilerine öyle yapmalarını buyurması halinde masum birine elektrik vermeye ikna edilebileceklerini biliyoruz[1]. Hükûmetleri kendilerine böyle buyurduğunda çok sayıda insanın bir soykırımın bir parçası olmaya ikna edilebileceklerini tarihte gördük. Günümüz toplumunda, güç sahiplerinin siyasi güce sahip olmayanlar tarafından gerçekleştirilecek olsa bizi son derece öfkelendirecek davranışları çoğu vatandaşı rahatsız etmiyor: Sıradan bir insan kendi hayır kurumunu kurmak için diğerlerinden para alacak olsa ona hırsız ve haraççı gözüyle bakılır; aynısını hükûmet yaptığında ise bu yalnızca normal vergi politikası tatbik etmek olur. Sıradan bir insan siyasi değişim için çok sayıda insan öldürdüğünde azılı bir teröristtir; aynısını toplumların baskın grubu yaptığında ise bu standart askerî operasyon olur[2].

Bütün bunlar liberteryenlerin aşina oldukları ve neden verdiğimi rahatlıkla anlayabilecekleri örnekler. Fakat, vicdan sektesinin en büyük ve en bariz örneği, çoğu liberteryenin görmekte dahi zorlandıkları bir şey. Diğer hissedebilir türlerin mensuplarına davranışlarımız. Gaddarlığın en kötüsü –herhangi bir insana gösterilecek olsa bizi dehşete düşürecek bir gaddarlık- başka bir türün mensupları söz konusu olduğunda bizi neredeyse hiç rahatsız etmiyor. Bugün piyasada bulunan etler ve diğer hayvan ürünlerinin neredeyse tamamı fabrika çiftliklerinde, herhangi bir insan maruz kalsa “işkence” demekte tereddüt etmeyeceğimiz koşullarda üretiliyor. Gastronomik zevklerimiz için dünya çapında yılda 74 milyar -insanlık nüfusunun tamamının neredeyse on katı- hayvan katlediliyor. On senelik fabrika çiftçiliğinin, insanoğlunun tarihteki bütün acı ve ızdıraplarının tamamından daha fazla acı ve ızdıraba neden olduğu makul bir tahmindir[3]. Dolayısıyla, insan olmayan varlıkların çektiği acı bir nebze bile kötüyse, toplam ızdırap miktarının bunu dünyanın en büyük sorunları arasında konumlandırması gerekir.

Fakat, birçok insan yukarıda bahsedilen gerçeklerden haberdar olduktan sonra bile bu durumda bir sakınca görmüyor, bir sonraki hamburgerlerini de vicdan azabı hissetmeden ısıracaklar. Çok sayıda kimse fabrika çiftçiliği ürünleri satın almanın yanlış olduğunu kabul ediyor ama buradan hareketle davranışlarını gerçekten değiştirmek için gereken motivasyonu bulmakta zorlanıyor. Bu neden böyle? Yürütebileceğim en iyi tahmin, insanların büyük bölümünün ahlaki yanlışlardan kaçınma motivasyonunu yalnızca bu yanlışların (a) toplumsal olarak kınandığı veya (b) güçlü olanın diktalarıyla çatıştığı durumlarda bulabildiği.

Fakat, aceleci davranıyor olabilirim. Belki de önce diğer hayvanlara davranışlarımızın neden ahlaka ilişkin bir mesele olduğunu açıklamam gerekiyor. Bu meseleyi, daha kapsamlı bir inceleme için okuyucuyu yönlendireceğim başka çalışmalarımda ele aldım[4]. Bu makalede kısaca iki soruya yanıt arıyorum: (1) Hayvanlar ahlaki özneler midir? (2) Hayvanlara karşı görevlerimiz nelerdir?

II. Hayvanlar Ahlaki Özneler Midir?

İlk soruyla aşağı yukarı şunu kastediyorum: İnsan olmayan hayvanların kendinde iyi veya kendinde kötü (yalnızca bir başka şeyin aracı olarak değil, kendi içinde değerli veya değersiz) deneyimleri var mıdır? Cevabın evet olduğu besbelli: İnek, domuz ve tavuk gibi insan olmayan hayvanlar da zevk ve acı deneyimleyebilirler. Zevk kendinde iyidir; acı kendine kötüdür. Dolayısıyla bazı insan olmayan hayvanlar kendinde iyi veya kötü hallerin özneleridir.

Bazı hayvanların zevk veya acıyı deneyimlediklerini nereden biliyoruz? İki sebepten: Birincisi, bizdeki zevk veya acıyı açıklayan fizyolojik yapılara benzer fizyolojik yapılara sahipler. İkincisi, bizde de zevk veya acı ortaya çıkaracak durumlarda zevk veya acı duyuyor gibi hareket ediyorlar. Örneğin, domuzlarda sizdeki acı sensörlerinin aynısından var ve kendilerine bir bıçak saplandığında -aynı sizin yapacağınız gibi- kaçmaya çalışıyorlar.

Acı ve ızdırabın kötü olduğunu nereden biliyoruz? Bence bu çok açık. Kişi ızdırabın nesinin kötü olduğunu anlayamıyorsa nasıl açıklayabilirim, bilemiyorum. Kişi yalnızca kendi ızdırabının kötü olduğunu görüyorsa vicdanı yoktur ve bu durumda da söyleyebileceğim herhangi bir şeyin buna çare olabileceğini düşünmüyorum.[5] Kişi hem kendi ızdırabının hem de diğer insanların ızdırabının kötü olduğunu görüyor ama diğer türlerdeki ızdırabın kötü olduğunu göremiyorsa da ızdırabın neden yalnızca kendi türünün mensuplarınca deneyimlendiğinde kötü olduğunu açıklamasını isterim. Bu herhalde temel bir aksiyom olamaz; mutlaka bir açıklaması vardır.

Bu konuda en sık verilen yanıt “zeka”. Çektiğiniz acının yalnızca zekiyseniz önemi var. Hayvanlar aptaldır, o yüzden onların çektiği acı ve ızdırap kötü değildir[6].

Acının yalnızca öznesi açık tenliyse, Amerika’da doğmuşsa veya Pisagor teoremini açıklayabiliyorsa önemli olduğunu iddia etmek gibi bu cevap da keyfî. Ayrıca, insan bebeklerinin ve zihinsel engelli kimselerin çektiği acı ve ızdırabın bir önemi olmamasını gerektiriyor. O halde eğer böyle davranmak biz zeki insanlara ufacık da olsa bir fayda sağlıyorsa bebeklere ve zihinsel engellilere işkence etme iznimiz var demektir. Bu bir saçmalık. Statükoyu savunma çabalarınız sizi bebeklere işkenceyi savunmaya götürüyorsa ve bunda bir sakınca görmüyorsanız ahlak kavramlarını anlayıp anlamadığınızı sorgularım.

Yanlışlık olmasın, bireyin benim fikrime veya hatta doğru etik kurama katılmamasının ahlak kavramı eksikliğini gösterdiğini söylemiyorum. Bazı okuyucuların bana böyle bir şey isnat edeceklerini tahmin edebiliyorum. Hayır, ahlaki muhakemelerin en paradigmatik, en az tartışmalı olanını -yani zevk için bebeklere işkence etmenin yanlış olduğunu- idrak etme becerisi yoksunluğunun, vicdan yoksunluğunun göstergesi olduğunu söylüyorum. Bebeklere işkence karşıtı argümanlar talep etmek zaten hiçbir koşulda makul değil.

Bazı kimseler önemli olan özelliğin kişinin kendi zekası değil, türünün zekası olduğunu öne sürüyorlar.[7] Çektiğiniz acı, ancak ve ancak türünüz zekiyse önemlidir, siz zekiyseniz değil. Bu görüş, keyfiliği daha da aşırı bir uca taşıma pahasına bebeklere işkence yapma izni saçmalığından kaçınabiliyor. Zekanın kişinin çektiği acının kötülüğüyle nasıl ilişkili olduğu zaten daha baştan açık değildi. Şimdi de sizin deneyimlerinizi kendinde iyi veya kendinde kötü kılan elzem özelliklerin sizin veya deneyimlerinizin özellikleri bile olmadıklarını düşünmemiz gerekiyor. Diğer bağlamlarda bireyin temel niteliği ve seçilmemiş grup sınıflandırmalarının ahlaken önemsizliğini savunan liberteryenler için bu bilhassa tuhaf bir görüş değişikliği olacaktır.

Diğer teoriler de benzer şekilde keyfî. Bazıları mantık yetisinin veya soyut nesneler ya da evrensel tözleri idrak etme becerisinin yalnızca insanlarda olduğunu iddia ediyor. Dinî yönelimli kimseler öbür dünyada Tanrı’yla kavuşacak ölümsüz ruhların yalnızca insanlarda olduğunu öne sürebilir. Bütün bunlar -doğru olsalar bile- açıkça alakasız. Kişinin soyut nesneleri kavrama veya öbür dünyaya gitme becerisinin acının kötülüğüyle nasıl bir alakası olabilir? Nominalizm veya ateizm doğruysa bundan işkencede bir sorun olmadığı sonucunu mu çıkarmak gerekiyor?[8]

Hayvanlara gaddarlığı savunanlar genellikle bu türden soruları yanıtlamaya gayret etmez. Sanki tek dertleri kendilerini diğer türlerden ayırdığını söyleyebileceklerini, sayesinde acının yalnızca kişi o özelliğe sahipse bir önemi olduğunun açıklanamaz, bariz bir aksiyom olduğunu ilan edecekleri -ahlak bakımından ilgisi olsun olmasın- herhangi bir özellik bulmaktır. Son çare olarak elzem bir özellik olarak doğrudan tür mensupluğuna başvururlar. Bence yerleşik bir peşin hüküm tam olarak böyle bir şey olmalıdır.

III. Hayvanlara Karşı Görevler

Hayvanlara gaddarlık bir sorunsa bu konuda -bir şey yapacaksak eğer- ne yapmamız gerekiyor? Ne hayvanlara ne diğer insanlara karşı görevlerimizin tam kapsamını biliyorum. Fakat görevlerimizle ilgili bir şeyler biliyorum; en azından ne yapabileceğimizi biliyorum. Hiç olmazsa görece küçük gastronomik zevklere ulaşmak için diğer varlıklara korkunç acılar ve ızdıraplar çektirmekten imtina etmemiz gerekiyor. Bu, kişinin kendi adına ufak faydalar elde etmek için çok kötü şeylere neden olmaması gerektiği şeklindeki genel ilkenin özel bir durumu. Bu anlaşılması zor veya karmaşık bir ilke değil. Bu ahlakın temel özü. Bunu kabul etmezsek herhangi bir ahlaki ilkeyi neden kabul ederiz, bilemiyorum.

Diğer canlılara doğrudan işkence etmekten kaçınmakla yetinmemeli, aynı zamanda bu türden bir işkence için başkalarına para vermemeliyiz. Bir hatanın sorumluluğundan o sorumluluk taşere edilerek kaçılmaz. Örneğin, başkan birkaç askere terör şüphelilerine işkence etme görevi verirse, işkenceden işkenceyi yapanlar kadar sorumludur. Askerlerin işkenceyle bilgi almaya çalışacaklarını bilirken onlara muğlak bir şekilde “Bir şeyler öğrenin” derse de sorumluluktan kaçamaz. Buradan çıkarılacak ders, ürünü son derece hatalı bir davranışla ürettiği ve bunun için para almaya devam ettiği sürece bu davranışı sürdüreceği bilinirken bir başkasına o ürün için para vermenin yanlış olduğudur. Dolayısıyla vicdan sahibi bir insanın en azından fabrika çiftliklerinden ürün almaktan imtina etmesi gerekir.

Hem insanlara hem hayvanlara karşı daha büyük görevlerimiz olabilir. Belki de insani koşullarda işletilen çiftliklerden bile hayvansal ürün almamamız gerekiyordur. Belki de gaddarlık ve diğer ciddi yanlışlara sesimizi çıkarmamız gerekiyordur. Alan kısıtlı olduğundan bu yazıda bu türden daha büyük görevlere odaklanmayacağım; bence en önemlisi, özellikle de çoğu kişi bu davranışın yanlışlığının farkında olmadığı için neredeyse herkesin her gün yaptığı en açıkça yanlış davranış hakkında konuşmak.

IV. Dikkat Dağıtıcılar

Bunu akılda bulundurarak şimdi liberteryenlerin dikkatini dağıtması muhtemel, konuyla alakalı birkaç meseleden bahsedeceğim.

Birinci dikkat dağıtıcı: İnsan olmayan hayvanlar, tek tek insanların sahip olduğu türden haklara sahipler mi? Bu entelektüel açıdan enteresan bir soru ama birkaç nedenden dolayı şimdi bu soruya odaklanmamak gerekiyor. Bu nedenlerden biri, genel olarak haklar meselesini hakkıyla ele almanın uzun ve kapsamlı teorik tartışmalar -bu makalenin kelime sınırını fazlasıyla aşan tartışmalar- gerektirmesi. Bir diğer neden, böylesi uzun ve kapsamlı tartışmalardan sonra neredeyse kimsenin önem taşıyan herhangi bir sonuca ikna edilememesi. Biliyorum çünkü, liberteryenler ve felsefeciler arasında geçen bu türden tartışmalara ilişkin epeyce deneyimim var. (Bunun nedeni kısmen çoğu liberteryen ve felsefecinin soyut genelleştirmeler söz konusu olduğunda gülünç derecede aşırı özgüvenli olmaları. Akıllarına gelen ilk birazcık bile akla yatkın spekülasyona dogmatik kesinlikle tutunur, ardından gelen bütün önermeleri ne kadar bariz olursa olsun reddederler. Konudan saptım.) Son bir neden de en büyük pratik meselelerin neyse ki haklar tartışması olmadan çözülebilmesi. “Haklar” kavramına değinmeden acının ve ızdırabın kötü olduğunu ve kişinin sırf kendi için görece ufak faydalar elde etmek uğruna kötü bir şeyi fazla miktarlarda ortaya çıkarmaması gerektiğini anlayabiliriz. İnsanların ezici çoğunluğunun davranışlarının ahlaken yanlış olduğunu görmek için bu görüşler yeterli.

İkinci dikkat dağıtıcı: Hayvanlara muamele konusunda hükûmetin politikası ne olmalı? Bu soru da entelektüel bakımdan enteresan olsa da dikkatimizi vermek için optimal soru değil. Bu sorunun da hakkıyla ele alınması için uzun ve kapsamlı siyaset felsefesi tartışmaları gereklidir ki bunlardan bir mutabakat çıkmayacaktır. Fakat, bu soru söz konusu olduğunda da biz bireyler açısından en önemli pratik soru –bizim ne yapmamız gerektiği- kamu politikası meselesini çözmeden ele alınabilir.

Üçüncü dikkat dağıtıcı: Hayvan haklarına ilişkin en uç görüşler savunulabilir mi? Diğer meselelerde olduğu gibi bu meselede de insanlar en uçtaki zihinsel rakiplerine odaklanmanın güçlü cazibesini hissederler. Fakat diğer meselelerde olduğu gibi bu meselede de rasyonel yaklaşım, kişinin kendi görüşüne zıt olan görüşler arasından en makul ve yanıtlanması en zor görüşlere odaklanmaktır. Örneğin, çoğu insanın düzenli olarak çok yanlış davrandıklarını öne sürmek için mutlaka insan olmayan hayvanların insanlarla aynı haklara sahip olduklarını veya onların çıkarlarının insanların çıkarlarıyla tam olarak aynı öneme sahip olduğunu iddia etmek gerekmez. Hayvanların çektiği acı (nitel olarak benzeştiği) insanların çektiği acının binde biri kadar bile önemli olsaydı fabrika çiftçiliği bugün dünyadaki en ciddi sorunlardan biri olurdu. (Her yıl 74 milyon insana fabrika çiftliğindekilere benzer koşullarda işkence edildiğini düşünün. Bu kuşkusuz dünyanın en büyük sorunlarından biri olurdu.) Dolayısıyla, rasyonel bir muhatap, eğer benim merkezî savımla hemfikir değilse, insan olmayan hayvanların çektiği acının neden insanların çektiği benzer nitelikteki acının binde biri kadar bile kötü olmadığını açıklamaya odaklanır.

V. İyiye Bağlılık

Ben liberteryenizme bağlı biriyim. Bununla birlikte liberteryenizm benim öncelikli bağlılığım değil—sizin de öncelikli bağlılığınız olmamalı. İnsanlar olarak öncelikle iyi ve doğru olana sadık kalmalıyız. Dünya üzerindeki diğer hissedebilir türlerin mensupları insanlarla aynı özgürlük haklarına sahip olmayabilir (bu konu tartışmalı) ve dolayısıyla bu diğer varlıklara etik muamele edilmesi konusu siyasal ideolojimizde ayrıca ele alınmıyor olabilir. Hayvanlara kötü muamele edilmesi toplumumuzun şu anda kınadığı veya cezalandırdıklarının kapsamı dışında da kalabilir. Fakat, bu diğer canlılara kötü davranılması kesinlikle mümkün ve bu türden kötü davranış muazzam bir boyutta -kendi türümüzün çektiği bütün acıları gölgede bırakacak bir boyut- gerçekleştiğinde bunun liberteryen olsun olmasın bütün rasyonel varlıklar için kaygı sebebi olması gerekir.

Fotoğraf: Robert Bye 


Notlar

[1] Bkz. Stanley Milgram, Obedience to Authority: An Experimental View (New York: Harper, 2009).

[2] Bu konuyla ilgili tartışma için bkz. Michael Huemer, The Problem of Political Authority (New York: Palgrave Macmillan, 2013).

[3] Fabrika çiftliklerindeki şartlar için bkz. Stuart Rachels, “Vegetarianism,” s. 877-905 bulunduğu eser: The Oxford Handbook of Animal Ethics (Oxford Univ. Press, 2011), s. 877-83, şuradan ulaşılabilir: www.jamesrachels.org/stuart/veg.pdf. Her yıl katledilen hayvan sayısı için bkz. BM Gıda ve Tarım Örgütü, http://www.fao.org/faostat/en/#data/QL, erişim tarihi: 5 Eylül 2018. Yakın zamanlı tahminlere göre tarih boyunca dünyada 107 milyar insan yaşadı; bkz. Wesley Stephenson, “Do the Dead Outnumber the Living?”, BBC News, 4 Şubat 2012, https://www.bbc.com/news/magazine-16870579, erişim tarihi: 22 Ocak 2020.

[4] Bilhassa bkz. kitabım Dialogues on Ethical Vegetarianism (New York: Routledge, 2019). (Bu kitap şu makalenin geliştirilmiş bir versiyonudur:  “Dialogues on Ethical Vegetarianism,” Between the Species  22 (2018): 20-135, şuradan ulaşılabilir: https://digitalcommons.calpoly.edu/bts/vol22/iss1/2/.) Ayrıca bkz. şu tartışmaya yaptığım katkı: Michael Huemer and Daniel J. D’Amico, “Debate: Libertarians Should Be Vegetarians,” Reason, Ekim 2018, şuradan ulaşılabilir: https://reason.com/2018/09/26/proposition-libertarians-shoul1/, erişim tarihi: 20 Ocak 2020.

[5] Esasen iyileştirilmeleri mümkün olmayan psikopatların durumu böyledir; bkz. Robert D. Hare, Without Conscience: The Disturbing World of the Psychopaths Among Us (New York: Guilford Press, 1999).

[6] Bkz. Bryan Caplan, “Reply to Huemer on Ethical Treatment of Animals (including Bugs),” Econlog, 11 Ekim 2016, http://econlog.econlib.org/archives/2016/10/reply_to_huemer.html; “Further Reply to Huemer on the Ethical Treatment of Animals,” Econlog, 14 Ekim 2016, http://econlog.econlib.org/archives/2016/10/further_reply_t_1.html.

[7] Bkz. Richard Posner’ın “Animal Rights” (Hayvan Hakları) makalesine yaptığı katkı (Peter Singer-Richard Posner arasında münazarası), Slate, Haziran 2001, şuradan ulaşılabilir: https://www.utilitarian.net/singer/interviews-debates/200106—.htm.

[8] Metafizikte nominalizm, soyut nesnelerin varlığını reddeden görüştür.