Yazının orijinali: https://www.cato-unbound.org/2020/02/12/aeon-j-skoble/conscience-omnivore

Michael Huemer muhteşem bir felsefeci ama beni et yemekle yanlış yaptığımıza ikna edemiyor. Et yiyenlerimizin yapılması gerekeni bildiğimiz ama yine de yapmayı başaramadığımız bir vicdan sektesinin pençesinde olduğumuz iddiasıyla yola çıkıyor. İnsanların büyük bölümünün ahlaki yanlışlardan kaçınma motivasyonunu yalnızca bu yanlışların (a) toplumsal olarak kınandığı veya (b) güçlü olanın diktalarıyla çatıştığı durumlarda bulabildiğini ve Milgram deneycileri gibi et yemenin yanlış olduğunu bildiğimizi ama yine de yediğimizi öne sürüyor. Fakat, elbette üçüncü bir olasılık da et yiyen çoğu kimsenin bunun yanlış olduğuna katılmaması. Ben bu yazıda bu görüşü savunacağım: Et yemek ahlaki bir yanlış değildir.

Huemer’ın savına bir miktar ivme kazandıran, diğer insanlara muamelemiz ile hayvanlara muamelemizi sık sık mukayese etmesi. “Gaddarlığın en kötüsü” diyor, “herhangi bir insana gösterilecek olsa bizi dehşete düşürecek gaddarlık, başka bir türün mensupları söz konusu olduğunda bizi neredeyse hiç rahatsız etmiyor.” Bu görüşün tatmin etmeyen iki yönü var. Öncelikle, bir çocuğu ezmenin ahlaken itiraz edilebilir olması, bir hamam böceği veya sivrisineğin üstüne basmanın yanlış olmasını gerektirmiyor. Bunun için “bir hayvana, bir insana davranılmayacağı şekilde davranmak ahlak dışıdır” kabilinden ilave bir öncül gerekir fakat, bu öncülü işin içine katmak sonucu varsaymak olacaktır. İkinci olarak, bence Huemer hayvanlara gaddarlığın en kötüsünün yapılmasının bizi neredeyse hiç rahatsız etmediğini söylerken yanılıyor. Bir hayvana işkence eden birileriyle ilgili haberler çıktığında toplumdaki öfke patlaması genellikle çok büyük çaplı oluyor ve olay ülkenin tamamında haber olduğunda (mesela Michael Vick örneği) ülkenin tamamı galeyana geliyor. İnsanlar hayvanlara işkence edenler için genellikle hırsızlar ve kapkaççılar için istediklerinden daha ağır cezalar talep ediyorlar. Birçok yargı sisteminde cezai suç olan ve toplumda şiddetle kınanan hayvana işkenceyi çoğu insanın “umursamadığını” düşünmek için sebep yok. O halde, Huemer’in söylemek istediği şey, et yemenin bir kedi yavrusunu ateşe vermeye ahlaken denk olduğu ama bizim bunu görmezden geldiğimiz olmalı. Ben bunu kabul etmiyorum. Et yemek ahlaki bir yanlış değildir.

Huemer (bence doğru bir şey yaparak) hayvanların acıyı deneyimleyebildiklerini ve deneyimledikleri acının bizim deneyimlediğimiz acıyla aynı türden olduğunu belirtiyor. O halde, diyor, neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar verirken bunu hesaba katmamız gerekir. “İnsan olmayan varlıkların çektiği acı bir nebze bile kötüyse, toplam ızdırap miktarının bunu dünyanın en büyük sorunları arasında konumlandırması gerekir.” Bu Mill öncesi, Benthamcı türden bir faydacı sav: Acılar ve zevkler nitel olarak birbirlerinden ayrışmaz, kayda değer biçimde aynılardır ve yalnızca üst üste eklenmeleri gerekir. Dolayısıyla, yemek istediğim yemek tavuklarda büyük miktarda ızdıraba neden oluyorsa ve bu ızdırap miktarına ilişik rakam benim o yemekten alacağım niceliksel zevkten fazlaysa, o yemek ahlak dışıdır. Benthamcı nicelleştirme yapmak için gereken gerçek yöntem eksikliğini bir kenara bırakacak olursak, bu hesap benim tavan arasındaki eşekarısı yuvasını kaldırmamam veya bodruma fare kapanı yerleştirmemem gerektiğini söylüyor. Bir Benthamcı bu reductio ad absurdum’u reddederdi ama bu, işin temel kısmını ortaya koyuyor: İnsanların, insanların iyiliğini insan olmayanların iyiliğinden daha önemli saymaları ahlak dışı değildir.

“Kişi ızdırabın nesinin kötü olduğunu anlayamıyorsa” diyor Huemer, “nasıl açıklayabilirim, bilemiyorum. Kişi yalnızca kendi ızdırabının kötü olduğunu görüyorsa vicdanı yoktur ve bu durumda da söyleyebileceğim herhangi bir şeyin buna çare olabileceğini düşünmüyorum. Kişi hem kendi ızdırabının hem de diğer insanların ızdırabının kötü olduğunu görüyor ama diğer türlerdeki ızdırabın kötü olduğunu göremiyorsa da ızdırabın neden yalnızca kendi türünün mensuplarınca deneyimlendiğinde kötü olduğunu açıklamasını isterim.” Olasılıklardan biri, insan olmayanların deneyimlediği acı bir seviyede empati ortaya çıkarabilse de insan olmayanların acısını, insanın iyiliğiyle (iyi olma haliyle) mukayese ettiğimiz. Hiçbir şey yalnızca “değerli” değildir; bir şeyler, bir değer biçen için değerlidir. Belki de insanlar insanların iyi olmasına, insan olmayanların iyi olmasından daha fazla değer biçiyorlardır. Üç köpeğin bir çocuğa saldırdıklarını görsem ve çocuğu kurtarmak için üçünü de öldürmem gerekse bunu yapmakla kalmam, yapamam durumunda kendimi çok ağır kınamayı beklerim. Burada insanın iyiliğini köpeğin iyiliğinden öncelikli konumlandırıyorum. Bu, köpeğin iyiliğinin hiçbir zaman önemi olmadığı anlamına gelmiyor; tekrar söyleyelim, köpeklerine kötü muamele eden insanları kınarız. Ama bunlar ayırt edilemez iyi olma halleri değillerdir.

Bu önceliklendirmenin Huemer’in iddia ettiği gibi hayvanların çektiği acıya duyarsızlığı zorunlu kılıp kılmadığı açık değil. Birçok kültürde tüketilen hayvana bir tür hürmet gösterilir. Diğer kültürlerde bu minvalde spesifik bir pratik olmayabilir ama orada da çiftçilerin hayvanı mümkün olduğunca çabuk ve acısız öldürmek istemelerine rastlamak şaşırtıcı değildir. Huemer “insanların amaçları için hayvanların kullanılmasının ahlaken mubah olduğunu” ve “sırf zevkine gaddar olmakta bir sakınca olmadığını” birbirine karıştırma eğiliminde ama bunlar çok farklı görüşler. Zevk için gaddar olmama görevi “onların besin için kullanılamayacağını” veya hatta “rahatsızlıktan kaçınmak için öldürülemeyeceklerini” zorunlu kılmaz. Çoğu hayvan başka hayvanları yer. Bunu yapmamayı gerektiren doğal bir görev söz konusu değildir.

Bir tilkinin tavuk yemesi ahlaken yanlış mıdır? Elbette yenilecek olmak o tavuk için kötüdür. Ama bir şeyler yememek de tilki için kötü olacaktır. Dolayısıyla, ahlaki soru yalnızca ortada kötü bir sonuç olup olmadığı değildir çünkü, zaten her halükarda birileri için sonuç kötü olacaktır. Nasıl ki tavuğun tilkiden kaçmaya hakkı varsa tilkinin de tavuğun peşine düşmeye hakkı vardır. Sonuç biri için “kötü” olacaktır ama ahlak dışı değil. Tilkiler tavuk yer. Büyük balık küçük balığı yer. İnsanlar hem tavuk hem balık yer.

İnsanlar daha büyük bir kategori olan “hayvan”ın bir altkümesidir. Bir şekilde doğanın dışında değiliz, doğanın bir parçasıyız. Doğada her şey hayatını idame ettirmek için bir şeyler tüketir. Yediklerimizden bazıları hayvan tüketir. Avladıklarımızdan bazıları bitki yer. Hatta avladıklarımızın bazıları da bitkidir. Hem bitki hem hayvan yemek doğamızda var. Bitki yediğimiz zaman da ölüme ve ızdıraba neden oluyoruz. Öldürdüğümüz bitkilerde neden olduğumuz “sıkıntı” önemli olamayacak kadar yabancı veya ufak gelebilir ama başvurduğu rakamlar argümanı düşünüldüğünde Huemer’in bunu nasıl bir ayrım olarak kullanabildiğini anlamıyorum. Bu, doğamıza aykırı davrandığımız tuhaf bir doğru ve yanlış modeli olurdu. Doğal empati kapasitemiz de o doğanın bir parçası; bizim zevk için gaddarlığın yanlış olduğunu bilmemizi sağlıyor. Fakat, diğer hayvanları yemek de o doğanın bir parçası. Mesele bunun yalnızca insanlar için optimal besini temin etmesi değil; ayrıca, eti lezzetli bulmamız hem kendi içinde bir neden hem de bağlantının doğallığının bir kanıtı.

Besin için öldürmenin yanı sıra marangoz karıncaları veya hamam böceklerini öldürmek için zehir kullandığımızda veya sivrisinekleri ezdiğimizde olduğu gibi rahatsızlıktan kaçınmak için de öldürürüz. Sivrisinek resmen size saldırdığı için ve nerede yaşadığınıza bağlı olarak pekala hayatımıza bir tehdit oluşturabileceğinden, ikincisinin meşru müdafaa olduğu öne sürülebilir. Fakat, karıncalar da evinize zarar verebilir. Kunduzlar veya yaban arıları kadar bizim de evimizi savunmaya hakkımız var. Bunun bir miktar acıya neden olduğunu teslim etsek bile bu, yaptığımızın ahlak dışı olduğu anlamına gelmiyor.

O halde, neden zevk için bir sineğin kanatlarını koparan veya köpek yavrularına tekme atan insanlara itiraz ediyoruz? Bu örnekler sosyopatlık göstergesi de ondan: Bunlar kötücül bir karakterin göstergesi; bir kedi yavrusunu ateşe veren insan, diğer insanlara da zarar verebilecek insandır, diğer türlerin bütün mensuplarını yalnızca kendisi için birer araç olarak gören insandır. Köpek yavrusunu teklemeyen kişide gördüğümüz empati yoksunluğu genel bir karakter bozukluğunun kanıtıdır. Fakat acı vermekten veya çaresizliği görmekten zevk aldığınız için bir köpek yavrusuna tekme atmak bunu bir köpek yavrusuna yaptığınız için değil, yalnızca kötücül bir karakter acı vermekten veya çaresizliği görmekten zevk alacağı için kötüdür. Bunların hiçbiri bize tamamen doğal bir süreç olan diğer canlıları yemek hakkında bir şey anlatmaz.

Son söylediğimi vurgulayacak olursam, et yemenin ahlaki bir yanlış olmadığını söylemek hayvanlara kötü muamele edilmesi diye bir şey olmadığını söylemek değildir. Huemer fabrika çiftçiliğinin en kötü örneklerini genel olarak et yeme düşüncesiyle harmanlıyor. Fakat, yalnızca “Ben veganım” veya “Ben eğlence için köpek yavrusu tekmelerim” demek ahlak sahasını tamamen kapsamıyor. Fabrika çiftçiliğinin (veya gaddar olduğunu düşündüğümüz diğer uygulamaların) bütün bir et yeme konseptiyle harmanlanmasından kaçınmamız gerekiyor. Fabrika çiftçiliğinin daha ahlaken karşı çıkılabilir uygulamaları sayesinde daha yoksul insanlar ete ulaşabiliyor. Diğer tüm değişkenleri sabit varsayarak hayvanların daha az tali ızdırapla öldürülmelerini tercih edecek olsak bile yoksulları etten mahrum bırakmanın daha ahlaki bir seçim olup olmadığı belli değil. Belki de ultra minimal seviyedeki hayvan ızdırabı, zenginliğin mümkün kıldığı bir lükstür. Fakat, bir kartalın balık yemesi ne kadar ahlak dışıysa et yemenin kendisi de ancak o kadar ahlak dışı olabilir.

Fotoğraf: Jon Tyson