26. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26) Sona Erdi

Son iki haftadır tüm dünyada haber bültenlerinin ilk sayfalarını meşgul eden COP26 toplantıları, 13 Kasım’da Glasgow İklim Paktı olarak adlandırılan 11 sayfalık nihai anlaşma metnini 197 ülkeden temsilcinin imzalamasıyla sona erdi. Glasgow İklim Paktı iklim değişikliği konusunda yeni değişiklikler getiriyor. Birçok çevreci bu toplantılardan çıkan anlaşma metninin iyi ama yetersiz bir adım olarak nitelendiriyor. İklim değişikliği konusu yalnızca gezegenimizin korunmasına yönelik çevreci bir başlık olarak değil, birçok siyasi ve ekonomik hesabın da ülkeler tarafından güdüldüğü çok boyutlu bir mesele. Bu nedenle, COP26 toplantıları detaylı bir analizi hak ediyor.

11 sayfalık nihai anlaşma özetle ülkelerin; sera gazı emisyonlarını azaltmak için daha fazla eylemde bulunmalarını, iklim değişikliği konusunda sağlanan ilerlemeyle ilgili daha sık raporlama yapmalarını ve ayrıca düşük ve orta gelirli ülkeler için ek finansman vaat edilmesini içeriyor. Bu anlaşmanın en önemli sonuçlarından biri ise ilk defa bir COP toplantısı sonuç metninde açık bir şekilde kömür tüketiminin azaltılması gerektiğinden bahsedilmesi ve kömür ifadesinin kullanılması oldu. Bundan önceki metinlerde fosil yakıtların küresel ısınmanın temel sebeplerinden biri olduğu bu kadar açık şekilde vurgulanmamıştı. Bu toplantıların ardından tüm dünyada kömür endüstrisi ve ilgili sektörlerin ciddi şekilde kendilerini gözden geçirmesi ve yeniliklere açık olması gerekecek.  

Daha önceki müzakere taslaklarında yer alan kömür tüketimini ‘aşamalı olarak bırakma’ taahhüdü, Hindistan ve Çin’in bu maddeye muhalefet etmeleri nedeniyle final metnine kömür kullanımını ‘aşamalı olarak azaltma’ şeklinde çevirilerek eklendi. Hindistan’ın Çevre ve İklim bakanı Bhupender Yadav, gelişmekte olan ülkelerin hala kalkınma ve yoksulluğun ortadan kaldırılması gündemleriyle uğraşmak zorunda olduklarını hatırlatarak zengin ülkelerin daha fakir ülkelerden kömür ve fosil yakıt sübvansiyonlarını kaldırma sözü vermelerini beklememeleri gerektiğini söyledi. Fosil yakıtların aşamalı olarak bırakılması yerine aşamalı olarak azaltılması maddesinin sonuç metninde yer alması birçok çevreciyi ve bilim insanını hayal kırıklığına uğrattı. COP26 Başkanı Alok Sharma, bu durum için çok üzgün olduğunu ifade etti.[1] Ancak bu değişiklik ülkeler arası gelir eşitsizliğinin iklim değişikliği konusu üzerindeki etkilerini göstermesi bakımından toplantılardan akılda kalan en önemli başlıklardan biri oldu.

COP26 toplantıları sonuç metninin imzalanması her ne kadar iklim değişikliği konusunda ciddi bir adım olarak değerlendirilse de, bu kararlar ile ilgili yapılan eleştiriler, sıcaklık artışının kritik değer olan 1.5 derece ile sınırlandırmak için yeterli olmadığı üzerinde toplanıyor. 2015 Paris İklim Anlaşmasına göre hedeflenen sıcaklık artışı sanayi öncesi dönemin 2 derece altında olmasıydı. Hoehne ve meslektaşları tarafından COP26’nın ilk haftasında Climate Action Tracker web sitesinde yayınlanan bir analize göre ülkeler, bu toplantılarda belirlenen 2030 hedeflerini tuttursa bile küresel sıcaklıklar 2100 yılına kadar sanayi öncesi seviyelerin 2,4 °C üzerine çıkacak. Aynı rapora uzun vadeli hedeflere ulaşılırsa 2100 yılında sıcaklıklar 2,1 °C ve açıklanan tüm hedeflere tam olarak ulaşılırsa 1,8 °C artacak. COP26 başkanı Alok Sharma, müzakereler sonuçlanmadan kısa bir süre önce konferansta yaptığı konuşmada, Paris’te verilen taahhütlerin gerçekleştirilmesi için planlanan hedeflerin gerisinde kalındığını ve bu hedeflerin tutturulması için ülkelerin sözlerini hızlı bir şekilde tutmaları gerektiğini belirtti.[2]

Toplantı sonuç metnindeki diğer kararlara göre ise 140’tan fazla ülke net sıfır karbon emisyonuna ulaşma sözü verdi, Brezilya’nın da dahil olduğu 100’den fazla ülke ormansızlaşmayı tersine çevirme sözü verdi, 40’tan fazla ülke kömür tüketimini azaltma sözü verdi, Hindistan 2030 yılına kadar enerji ihtiyacının yarısını yenilenebilir kaynaklardan sağlayacağı taahhüdünde bulundu, 24 gelişmiş ülke ve birçok büyük otomobil üreticisi firma 2040 yılına kadar tüm yeni otomobil ve kamyonet satışlarının sıfır emisyonlu olması için çalışma yapacakları sözünü verdi.[3] Verilen bu sözlere ek olarak küresel ısınmanın küresel boyutunu en çok ilgilendiren taahhütlerden biri ise gelişmekte olan ülkelere bu alanda harcamaları için kaynak sözü verilmesi oldu.

Ülkelerin birçok konuda bir araya gelerek uluslararası anlaşmalara imza attığı bu tip organizasyonlardan sonra birçok taahhütte bulunduklarına ancak verilen sözlerin unutulabildiğine çokça şahit olduk. COP26 toplantılarında da gezegenimizin geleceği adına birçok sözler verildi. Toplantıdan çıkan kararlardan birinin seneye tekrar iklim konulu bir toplantıda ülkelerin bir araya gelmesinin olması, hükümetlerin iklim değişikliği konusunda atacakları adımların takip edilmesi ve değerlendirilmesi açısından oldukça önemli. Sonuç itibariyle, kömür kullanımının aşamalı olarak bitirilmesi ile ilgili ifadenin karar metninden son anda çıkarılmasını dışarıda tutacak olursak, COP26’nın iklim değişikliğinin engellenmesi konusunda ciddi bir adım olarak değerlendirilmesi mümkün.

Polonya-Belarus Sınırında Yaşanan Mülteci Krizi Gündemdeki Yerini Koruyor

Bir tarafında Belarus ve arka planda onu destekleyen Rusya ile diğer tarafta Polonya, Litvanya ve Avrupa Birliği’ni karşı karşıya getiren göçmen krizi Avrupa’da gündemin en önemli maddesi olmayı bu hafta da sürdürdü. Bu hafta Avrupa Birliği, Polonya sınırında tırmanan göçmen krizine yanıt olarak Belarus’a yönelik yaptırımları artırma kararı aldı.[4] Belarus’un otoriter lideri Lukashenko’nun AB’nin yaptırımlarına karşı göçmen kozunu oynadığı düşünüldüğünde, AB’nin yaptırımları artırmasının sorunun çözümünde ne kadar etkili olacağı merak konusu.  

AB’nin Akdeniz ve Balkanlar’da askeri operasyonlarla da desteklenen göçmen akınına karşı önceki yıllarda süren mücadelesi, Avrupa’ya geçmek isteyen mültecileri son dönemde Polonya-Belarus ve Litvanya-Belarus sınırına yönlendirdi. Birçok ülkeye kolayca vize veren Belarus, yaz aylarından bu yana göçmenler için Avrupa’ya geçmenin en kolay yolu olarak görünüyor. Şu an Belarus-Polonya sınırında bulunan yüzlerce göçmenin en çok Irak, Suriye ve Yemen’den geldiği biliniyor. Üst düzey AB diplomatı Josep Borrell, savunmasız göçmenlerin yoğunlaşan bir savaşta Belarus hükümeti tarafından sömürüldüğünü belirtti ve AB’nin sınırdaki göçmenleri engellemek için aldığı kararları, Belarus’un kullandığı gerekçesini öne sürerek meşru göstermeye çalıştı. Belarus ise göçmenlerin sınıra sürüklenerek AB’ye karşı bir politika aracı olarak kullanıldığı iddialarını yaz aylarından bu yana sürekli resmi olarak reddediyor. Pazartesi günü yüzlerce göçmen sayıları artırılan Polonya birlikleri tarafından Belarus sınır kapısında engellendi. Bu göçmenlerin Belarus’un Polonya sınırına yakın bir bölgede bulunan Kuznica geçidindeki büyük bir derme çatma kamptan sınıra geldiği belirtiliyor. Polonya askerlerinin ciddi ve gergin bakışlarının gölgesinde sınırda bekleyen mültecilerin durumu, her geçen daha büyük bir insani krize dönüşme tehlikesine gebe.

Göçmenler şu an iki tarafın askeri kuvvetleri tarafından sınırda tutuluyor ve iki ülkenin de iç bölgelerine geçmelerine izin verilmiyor. Kadın, çocuk ve yaşlıların da aralarında bulunduğu göçmenler, yetkililerin bir noktada inadı bırakarak kendilerini AB’ye almaları umuduyla soğuk havaya direniyorlar. Belarus askerlerinin gece yarısı bazı çitleri keserek göçmenlerin yasadışı yollardan Polonya’ya geçmelerine yardım ettiği ancak, Polonya ormanlarında saklanırken yakalanan bu göçmenlerin Belarus’a geri gönderildiği gibi haberler sınırda yaşananların boyutlarını ortaya koyuyor.

Merkel ve Lukaşenko ile Macron ve Putin arasında gerçekleşen ikili görüşmelerde, Polonya-Belarus sınırdaki göçmenlere insani yardım ulaştırılması konusunun konuşulduğu ajanslara yansıdı.[5] Öte yandan, AB’nin Belarus’a uygulayacağı yaptırımları genişletme kararının detayları bu hafta belli olacak. Bölgede soğuk hava her geçen gün etkisini artırırken, göçmen konusunda bir kez daha ilkelerini çiğnemek pahasına güvenlik önlemlerini tercih eden AB’nin bu imtihanla nasıl başa çıkacağı ve artırılan yaptırımların nasıl sonuçlar doğuracağı merak konusu. Ancak görünen o ki şu ana kadar AB bu kriz ile ilgili pek iyi bir sınav veremedi.


[1] https://www.bbc.com/news/world-59277788

[2] https://www.nature.com/articles/d41586-021-03431-4

[3] https://en.wikipedia.org/wiki/2021_United_Nations_Climate_Change_Conference

[4] https://www.bbc.com/news/world-europe-59289998

[5] https://www.bbc.com/news/world-europe-59289998