Son dönemde en çok konuşulan kavramlardan biri Z kuşağı. 1997-2012 yılları arası doğanları kapsayan Z kuşağı, dünyanın yaşadığı iletişim ve dijital devrimden doğrudan etkilenen bir kuşak olduğu için araştırmacıların dikkatini çekiyor. İnternet ve mobil teknolojilerin yarattığı sosyal medya ve iletişim imkanları, tüm sosyal hayatı dönüştürürken siyaset de bundan nasibini aldı. Bu yeni dönemde Z kuşağının siyasi tercihleri de geleceği belirleyecek gibi görünüyor.

Türkiye’de durum ise biraz farklı. Z kuşağı hayatı boyunca sadece tek bir iktidar ve tek bir lider gördü. Bu kuşak televizyonlarda sağlıklı bir tartışma ortamına tanıklık edemedi. Her yıl değişen eğitim sistemi yüzünden yetersiz ve dünya ile rekabet gücü kazanamayacakları bir eğitim aldı. Teknolojik imkanları gelişti ama o teknolojik imkanlar ile kendini ifade edecekleri özgürlük ortamı kalmadı. Bir yandan dünya ile entegre olma imkanları çoğalırken öte yandan Türkiye dünyadan koptu ve bu kuşak içine kapanan bir Türkiye içinde kendini yetiştirmek zorunda kaldı.

Türkiye’nin içinden geçtiği bu zorlu süreç Z kuşağının siyasi eğilimlerine de doğrudan etki yaptı. Z kuşağı için siyaset, tek bir kişinin etrafında dönen birtakım çıkar oyunlarından ibaret oldu. Gençler devlet mekanizmasının toplumun değil birtakım çıkar gruplarının hizmetinde olduğunu biliyor. Pek çoğu ise Türkiye’den gitmek istiyor çünkü Türkiye için umut yok. Gitmek istedikleri ülkeler ise dünya siyasetinde etkisini artıran otoriter ülkeler değil, Batılı medeni demokratik ülkeler. Tüm bu bileşenler de gösteriyor ki Türkiye’de gençler liberal fikirlere önceki kuşaklara nazaran daha çok kredi açıyor, bu fikirleri daha kabul edilebilir buluyor.

Araştırmaların Gösterdiği

Habitat Derneği ve Infakto RW tarafından yürütülen ve bu yıl dördüncüsü açıklanan Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Araştırması’na göre Türkiye’deki durumdan memnunum diyenlerin oranı 2017’de 70,8 iken 2021’de yüzde 50’ye düşmüş. Umutlu olanların oranı ise aynı dönem içinde 66,6’dan 45,8’e gerilemiş. Başka bir ülkeye yerleşmek isteyenlerin oranı 2019’da 25,3’ten 2021’de büyük bir patlama göstererek 42,9’a çıkmış. Gençlerin yerleşmek istediği ülkeler arasında ilk 10 sıra şöyle: Almanya (20,3), ABD (17,6), Fransa (10,2), İngiltere (9,5), Norveç (6,4), İtalya (6,4), Kanada (5,4), Hollanda (3,8), İsviçre (2,6), İsveç (1,4). Gençlerin eğitimden memnuniyeti 2017’de yüzde 73,8’den yüzde 54,1’e düşmüş. En çok yerleşmek istedikleri Türkiye şehirleri arasında ise ilk üç sırada İzmir (20), İstanbul (13,7) ve Antalya (10,7) var.

Toplumsal Etki Araştırmaları Merkezi’nin 2020’de yaptığı Gençlerin Siyaset Algıları, Siyasetten Beklentileri araştırmasına göre ise gençlerin temel kaygılar sıralamasında aile, sağlık, iyi bir iş, iyi bir kariyer, para; ancak ondan sonra iyi bir eğitim geliyor. Siyaset denilince gençlerin aklına kavga, çatışma, yalan, karmaşa, rant ve yolsuzluk gibi olumsuz kavramlar geliyor. Gençlerin sadece yüzde 13’ü Türkiye siyasetinden memnun olduğunu belirtiyor.

Sosyal Demokrasi Vakfı’nın 2020 yılında yaptığı Türkiye’nin Gençliği Araştırması Raporu’nda gençlere hangi değerleri en önemli olarak algıladıkları soruluyor. İşaretlenenler arasında en yüksek puanı alan iki değer “Düşüncelerinizi özgürce ifade edebilmek” ve “başkalarının düşüncelerini özgürce ifade edebilmesi” oluyor. “İmkânınız olsa yurtdışına yerleşip orada yaşamak ister miydiniz?” Sorusuna ise yüzde 62,5 evet diyor. “Türkiye’de üniversiteler iş bulmak için yeterli donanımı sunmaktadır ifadesine ne derece katılıyorsunuz?” sorusunun 1 ile 10 puan arasında puanlanması istendiğinde 1 verenlerin oranı 27,8 iken 10 puan verenlerin oranı ise sadece 3,7. Çarpıcı bir başka sonuç ise gençlerin sadece yüzde 49,2’si Twitter kullanıyor.

Neden Liberal Değerler?

Araştırmaların kesiştiği bölgeler gençlerin her ne kadar politize olsalar da yine de büyük bir dava için hayatlarını harcamaya eğilimli olmadığına işaret ediyor. Büyük davalar yerine iyi bir iş, iyi bir hayat ve özgür bir ortam en önemli öncelikleri. İfade özgürlüğü üzerindeki ağır baskıların etkisiyle gençlerin kendilerini özgürce ifade etme arzusu diğer politik değerlere göre öne çıkıyor. Ayrıca son dönemde politik gündemin pusulası haline gelen milliyetçilik unsurunun da maalesef gençlerde etkin olduğunu görüyoruz.

Bir kuşak, başka bir lider görmeden büyüdü. Devletin tüm imkanları bir iktidar grubunun iktidarını koruması için seferber edildi ve bu açık açık yapıldı. Devletin kurumsallığı ortadan kalkarken tek bir kişi devletin yerini aldı; tüm bunların sonucunda devlet, gençler için sevimsiz bir kavram haline geldi. Önceki kuşakların sıkı sıkıya bağlı oldukları “devlet baba” anlayışı ve devletçilik fikri özellikle muhalif gençlerde hiç de yaygın değil. Bundan dolayı devletin sadece kendi görev alanları ile sınırlı olmasını ve kişilerin özgür tercihlerini yaşayabilmesini öngören liberalizm çok popüler hale geldi.

Artık iletişim imkanlarının, internet ve mobil teknolojilerinin siyasetin sürükleyici gücü olduğunu biliyoruz. Gençler için hayatın devlet olmayan kesimleri oldukça akıcı şekilde ilerliyor. Her türlü bilgiye ulaşabiliyor, istedikleri videoyu izleyebiliyor, engel olmadan sosyalleşebiliyor. Ancak devletin bu alanlara müdahale etmesi onlar için sadece zorluk çıkarıyor. Booking kullanamıyor, Uber’den yeterince faydalanamıyor, PayPal ile ödeme yapamıyor, internet hızı düşük ve tüm bunlar devleti yönetenler tarafından pek sorun edilmiyor. Dolayısıyla, gençler için siyaset aslında sadece Ankara’da yapılan ve televizyondan izledikleri bir uğraş değil kendi hayatlarına bizzat dokunan bir konu. Bu da gençleri politize olmaya itiyor ama bu durum yukarıda da belirtildiği gibi kendi hayatlarını adama noktasına erişmiyor.

Bir diğer hayatlarına dokunan konu ise eğitim. Hemen her yıl değişen sistem gençlerin eğitim hayatı boyunca başını döndürürken ne dil eğitimi ne mesleki eğitim ne üniversite eğitimi konusunda yeterince donanım kazanamadıklarının kendileri de farkında. Bunun böyle olmasının sorumlusu ise şüphesiz ülkeyi yönetenler ve gençler bunun bilincinde. Kendi hayatlarını doğrudan olumsuz etkileyecek bu konu da gençlerin devlete ve değerlerine karşı genel bir tavır almalarına katkı sağlıyor.

Ekonominin son dönemde tepetaklak olması ve özellikle Türk lirasının değer kaybetmesi yurt dışına seyahat etme ve eğitim alma imkanlarını sınırladı. Adeta ülkenin üzerine çöken bir karanlık olan milliyetçilik de bunun üzerine eklenince bir yandan yurt dışındaki gelişmeleri ancak uzaktan izleyen, dışa kapanan Türkiye’ye hapsolan ve genel milliyetçi propagandadan etkilenen bir Z kuşağı karşımıza çıkıyor. Gençler için gelecekte belki de en önemli handikap, dünyanın Türkiye ile arasındaki mesafenin açılması olacak.

Taşlar Yerinden Oynayacak mı?

Elbette Türkiye gibi dev bir genç kitlesine sahip olan ülkede gençleri sınıflandırmak ve genellemek oldukça zor. Ancak eldeki bulgular ile elde edilen birtakım sonuçlar ile gelecek tahmininde de bulunabilir. Özellikle muhalif gençlerin eğilimleri ve beklentileri önümüzdeki on yılların siyasetini doğrudan etkileyecektir.

Z kuşağı için devlet, devletin kutsallığı, devletin değerleri ve devleti yönetenler kendi hayatlarını umursamayan ve müdahale edecekse de sadece olumsuz yönde eden unsurlar olarak kodlanıyor. Türkiye’nin son yıllarda girdiği karanlık koridordan çıkmasının uzun süreceği de hesaplanırsa gençlikleri harcanan ve kötü bir yaşam süreceklerinin farkında olan gençlerin önceki kuşaklardan en önemli farklarından biri benimsedikleri değer setinin devleti dışlaması. Burada da liberal değerler bir parlak seçenek olarak gençler tarafından giderek artan şekilde benimseniyor.

Alt kimliklerin kendisini daha rahat ifade edebilmesi ve görünür olması, farklı kimliklere karşı daha anlayışlı bir genç kitleyi karşımıza çıkarıyor. Gerek dini gerek etnik köken gerekse cinsel kimliklerin gençler arasında daha kabul edilebilir olduğu, daha açık düşünen bir kuşak ile karşı karşıyayız. İnsanların kendi hayatını dilediğince yaşayabileceği fikri Z kuşağında önceki kuşaklara göre daha baskın. Cinsellik de bundan payını alıyor elbette. Dünyada kendi yaşıtlarının yaşadığı cinsel özgürlüğün yanına yaklaşamayan Türkiye gençliği hem tavandan hem tabandan çift taraflı olarak cinselliğin baskılanmasına karşı daha özgürlükçü fikirlere kucak açıyor.

Daha liberal bir kuşak geliyor. İslamcılığın Türkiye’yi felakete sürüklediği, sol siyasetin özellikle ekonomik alanda çözümsüz kaldığı, Kemalizmin kendini yenilemeye çalışsa da 21. yüzyıla henüz gelemediği, milliyetçiliğin küreselleşen dünyada idealleri temsil etmediği bir ortamda gençler için en cazip fikirler liberal fikirler olarak öne çıkıyor. Önümüzdeki on yıllarda bunun etkilerine şahitlik edeceğiz.

Fotoğraf: Simon Maage