Paul Volcker Amerikan Merkez Bankası Başkanı olarak 1980’lerin başında faizleri yüksek noktalara çıkardığında tüketim talebi adeta dibe vurmuştu. Kimsenin bu faizlerden ev alacak durumu kalmamıştı, inşaat sektörü oldukça kötü duruma düştü. Otomotiv sektörü de benzer bir durumdaydı, satışlar durmuştu. Protesto olarak otomotivciler satılamayan araçların anahtarlarını posta yoluyla Merkez Bankası’na gönderdi. Çiftçiler ise tarım ürünleri fiyatının yükselmesini beklediklerinden kredi çekip tarım arazisi almışlardı. Bir yandan tarım ürünlerine olan talep düştüğünden fiyatlar çakılırken, diğer yandan da faizler yükseldiğinden oldukça zor duruma düştüler. Protesto olarak onlar da traktörlerini Washington’a Fed binasının olduğu yere sürdüler. Bazı protestocular Volcker ve diğer altı Fed Guvernörünün fotosunu basarak altına “wanted” yazıp sokaklara asıyordu. 1981’de ise yüksek faizlerden bunalan bir vatandaş Fed binasının güvenliğini geçerek Fed toplantı odasına ulaşmaya çalışırken son anda yakalandı. Üzerinden av tüfeği parçası, tabanca, bıçak ve sahte bomba çıktı (1). Bu hikâye burada dursun.

Filmi biraz geri sarıp 1970’li yılların ilk yarısına gittiğimizde ülkedeki yüksek enflasyona çare bulmak isteyen Amerikan Başkanı Gerald Ford bir zirve düzenledikten sonra yaptığı açıklamada zirve boyunca gece gündüz yüzlerce farklı görüşü dinlediğini ve herkesin mutabık olduğu bir şey olduğunu söyledi: Whip Inflation (right) Now (Hemen enflasyonu kırbaçlamalıyız) (2). Bu söylem kısa adı WIN olan ülkemizden de aşina olduğumuz bir enflasyonla mücadele eylemine dönüşecekti. WIN elbette enflasyonla mücadele programının temelini oluşturmuyordu. Ekonomik programda aynı zamanda kurumsal ve bireysel gelir vergilerinde %5’lik artış yapılacaktı. Ayrıca kamu harcamalarında da kesintiye gidilecekti, çünkü Gerald Ford mali disiplinin enflasyonla mücadelede önemli olduğunu düşünüyordu. Buna ek olarak WIN da uygulanacaktı. Enflasyona karşı Nixon döneminde denenen ücret ve fiyat kontrolleri ise destek bulmadı çünkü bu yöntemler hem enflasyonu artırıyor hem de kıtlıklara yol açıyordu. Bu arada durgunluk iyiden iyiye ekonomiyi sarıyor ve ekonomi zor günler geçiriyordu. Çevresindekilerin bir kısmı Ford’u gerçekten de enflasyonla mücadele programı WIN ile insanları tasarrufa yönlendireceklerine, kampanyayla duyarlı, bilinçli ve gereksiz harcama yapmayan vatandaşlara sahip olunacağına ve böylece enflasyonun düşeceğine ikna etmişti. Demokrat Senatörlerden Gaylord Nelson, Ford’a kampanyanın tutması için çıkıp enflasyonla mücadelenin ülkenin güvenliği için II. Dünya Savaşı kadar önemli olduğunu ve bunun için de ulusal dayanışmanın gerekli olduğunu söylemesini bile telkin etti (3). Yine ülkemiz sayesinde yakından bildiğimiz bir hikâye daha: Halkı ikna etmede mutlaka güvenlik problemine sarıl.

Programın detaylarına biraz inecek olursak WIN enflasyonla mücadele programı ile mağazalar, süpermarketler ve işyerleri fedakârlık göstererek fiyatları altı aylığına donduracaktı. Halktan ise enflasyonla mücadele neferleri olarak akıllıca alışveriş yapmaları, düşük maliyetli ürünleri tercih etmeleri, pazarlık ve tasarruf yapmaları istendi. Hatta bu noktada bazı tasarruf önerileri de veriliyordu. Örneğin kupon kullanmaları, çocukların tıraşını ve tamiratları evde kendilerinin yapmaları tavsiye ediliyordu. Bir yandan da aşinalığı ve bilinci artırmak adına her yere WIN amblemleri asılıyordu. Enflasyonla mücadelede patriotik sorumluluk verilen vatandaşların önemli bir kısmı enflasyonla mücadeleye destek vermeye de çalıştı. Beşinci sınıfta okuyan Michiganlı bir öğrenci Beyaz Saray’a mektup yazarak artık sebzeleri kendi bahçelerinde yetiştirdiklerini müjdeliyordu (4). Başka birisi WIN programı için marş yazarken, bir aile Beyaz Saray’a yazdığı mektupta artık daha fazla balık tüketerek büyükbaş hayvanlar için tahıl tasarruf edebildiklerini anlatıyordu. Nihayetinde bir süre sonra o coşku ortadan kalktı, WIN başarısız oldu, enflasyon ise yüksek kalmaya devam etti. Enflasyonla mücadele ciddi bir işti ve bu tarz yöntemlerle çözülemeyeceği aşikardı. Lakin WIN programını düzenleyenler dayanışma mektubu alırken yazının başında bahsettiğim durumda ise Paul Volcker toplumun nefretiyle karşı karşıya kalmıştı. Enflasyon sorununu çözense halkın nefretiyle karşılaşan Paul Volcker oldu. Peki, Paul Volcker bunu nasıl yapmıştı?

1978 yılına yani Gerald Ford döneminin sonuna gelindiğinde enflasyon hala oldukça yüksekti. Ford’dan sonra göreve gelen Jimmy Carter Fed Başkanlığı için William Miller’ı göreve atadı. Miller aslında bir iktisatçı olmaktan ziyade avukat kökenli biriydi. Sanırım bu durum da bize tanıdık gelecektir. Kendisi para politikasını da pek bilmiyordu. Miller kendisini göreve getirenleri mahcup etmeyecek bir politika izlemek istiyordu, o nedenle ABD seçimleri öncesi faiz artışına karşıydı ve düşük faizler sayesinde verimliliğin artacağını ve bunun da enflasyonu düşüreceğini söylüyordu. Buna inanıyor olmaktan ziyade muhtemelen inanmak istiyordu. Fakat Miller uyguladığı politikalarda inandırıcı değildi ve kredibilitesi yoktu, bankanın kredibilitesi de onun sayesinde gittikçe azalıyordu. Görevi iktidarı memnun etmeye çalışmak olunca enflasyon sorununu o da çözemedi ama ikinci kez de atanamadı. Bugün Miller döneminden iktisatçılar için akılda kalan üç şey var: Fed toplantılarına yumurta zamanlayıcısı getirerek konuşmaları üç dakika ile sınırlaması, yine Fed toplantılarına getirdiği “sigara içmediğiniz için teşekkürler” tabelası ve yüksek kalmaya devam eden enflasyon (5).

Carter, William Miller’ın yerine New York Fed‘in başındaki Paul Volcker’ı atamak istedi zira ekonomik sistemin ihtiyaç duyduğu eksiklik kredibiliteydi ve Volcker önce bunu sağlayacaktı. Göreve gelmek için Carter’dan üç şey talep etti Volcker: Merkez Bankası tamamen bağımsız olacak, Fed tamamen enflasyonla mücadeleye odaklanacak ve Miller döneminden daha sıkı para politikası uygulanacak (6). Volcker enflasyonla mücadelede güvenilecek bir isimdi ama Nisan 1980’de yıllıklandırılmış enflasyon da %14,7’ye kadar çıkmıştı. Volcker, enflasyonla mücadele için faiz yerine para arzını hedefledi. Fed hedeflediği para arzı miktarını açıklayarak faiz oranını o hedeflenen para arzı miktarına göre ayarladı. Faizler zamanla yukarı doğru gitmeye başladı ve %21’e kadar çıktı. İşsizlik oranı ise %11’e yükseldi, bu Amerika için oldukça yüksek bir orandı. Faizlerin bu seviyelere çıkması talebi oldukça düşürdü ve en yukarıda bahsi geçen protestolarla karşılaşıldı. Volcker döneminde talebin sert düşüşü zamanla enflasyonun da geriye gelmesine neden oldu. Ortada bir sorun vardı (enflasyon) ve bu sorunu çözmek için acı reçete gerekiyordu. Volcker bu acı reçeteyi görevini yaparak uygulamaya soktu ve böylece nefret simgesi oldu. Aynı toplum bu sefer de Volcker’a mektuplar yazıyordu fakat dayanışma değil sitem ve nefret mektuplarıydı bunlar. Volcker ne yapmıştı da nefret simgelerinden biri olmuştu sorusunun cevabı bence tam da burada: macera aramadan, bir kamu görevlisi olarak sorumluluklarını ve yetkilerini bilerek ve bu minvalde Merkez Bankacılığı yöntemlerini uygulayarak enflasyon sorununu çözmeye çalışmıştı. Volcker kendini göreve atayan Jimmy Carter’ın da ilk seçimde Reagan’a kaybetmesine kısmen vesile oldu ama 1982 yılından itibaren enflasyondaki gerilemeyle birlikte faizleri tekrar düşürmeye başladı. O yıl enflasyon %4’ün biraz altında kapandı. Volcker enflasyon problemini kalıcı olarak ortadan kaldırdı ve Merkez Bankacılığında bir efsane olarak anılmaya başladı. 1970’lerde başlayan ve uzun süre çözülemeyen enflasyon sorununu kökten çözmeyi başarmıştı.

Volcker enflasyon sorunun çözse de özellikle bütçe disiplinindeki bozulma nedeniyle Reagan yönetimiyle anlaşamıyordu zira enflasyonla mücadelede maliye politikasının para politikasıyla uyumlu hareket etmesi gerekirdi. Reagan yönetiminin genişlemeci politikalarının enflasyonla mücadelede problem yarattığını düşünüyordu. Yine de Volcker anılarında Reagan’ın enflasyonla mücadelede ilginç bir katkısından da bahseder. 1981 yılında hava trafiği kontrolörleri greve gittiğinde Reagan hepsinin görevini son vererek kovar. Bu işten kovma olayını ücret artışı taleplerine ve haliyle olası enflasyona karşı Amerikan Başkanı tarafından verilmiş güçlü bir mesaj olarak görür (7). Çünkü insanları enflasyonun düşeceğine inandırmanız gerekir, eğer bu yönde bir kredibiliteniz yoksa, beklentiler yüksek kalacağı yönünde oluşursa, davranışlar ona göre şekillenir ve beklenti bir yerde gerçek olur. Volcker bu konuda halkı inandırsa da sanırım makam şoförünü inandıramamış olabilir zira bir defasında şoförünü elinde bir kitapla yakalar. Kitabın adı How to Live with Inflation? (Enflasyonla nasıl yaşanır?)’dır. Şoförü zeki biri olsa gerek ki 11$’dan 2$’a düştüğü için kitabı aldım diyerek başkanı mutlu eder, belli ki talep oldukça düşmüştür. Zaten kendisi de bunu başarmaya çalışmıyor mudur? Volcker, 1987 yılında yerini Alan Greenspan’e bıraktı. Aslında 1983’te tekrar atanılması düşünülmüyordu ama piyasalara öyle bir güven vermişti ki atanmaması enflasyonla mücadelede bir gevşeme olarak düşünüleceğinden Reagan yönetimi buna cesaret edemedi. Fakat kendisine ara ara müdahale etmek de istedi. 1984 yılı yazında Reagan kendisini Oval Ofis yerine konuşma kayda alınmasın diye bir kütüphaneye davet ederek ondan yardımcısı üzerinden bir talepte bulunmuştu: Başkan sizden seçim öncesi faizleri artırmamanızı talep etmektedir (8). Nitekim Volcker şaşırır ve faizleri de artırmaz ama bunu kendi anılarında zaten parasal sıkılaşmaya devam etme planı olmadığı şeklinde açıklar. İktidarlar uygulanan faiz politikasının sonuçlarını halka hesap vermek durumundadırlar. O nedenle faizlerin düşmesini istemek iktidarlar için gayet doğaldır. Doğal olmayan bunu göstere göstere, kamuoyuna açık şekilde yapmak ve Bankanın kredibilitesini tehlikeye sokmaktır. Bu da kendimizce alabileceğimiz bir ders daha.

Sonuç olarak Paul Volcker bağımsız Merkez Bankacılığı için örnek bir “Mr. Chairman” idi. Kimseye şirin gözükmeye çalışmadan işini doğru bildiği gibi yapmaya çalıştı. Bugün hala faizleri bu kadar yüksek tutması gerekli miydi sorusu tartışılmakta ama enflasyonla mücadelede macera aramaması, temel Merkez Bankacılığı araçlarını kullanmada baskılara boyun eğmemesi ile örnek bir kişi oldu. Anılarında 40 yıl sonra hala halk otobüsünde (Fed Başkanı iken yıllık 57,5 bin dolar maaş alan birisiydi ayrıca) kendisini durdurup sohbet eden vatandaşlardan bahsetmektedir (9). Eski Fed Başkanlarından Ben Bernanke onu şöyle anlatıyor: Bağımsızlığı temsil etmeye geldi. Politik anlamda popüler olmayan ancak ekonomik olarak gerekli olan bir şeyi yapma fikrini kişileştirdi (10). Merkez Bankacılığı efsanesi olarak kabul edilen Paul Volcker geçen hafta bu izleri bırakarak 92 yaşında hayata veda etti.

Referanslar


  1. Treaster, J.B., 2004. Paul Volcker: The making of a financial legend. John Wiley & Sons.
  2. https://www.youtube.com/watch?v=JULw8qsnHcY
  3. Mieczkowski, Y., 2005. Gerald Ford and the Challenges of the 1970s. University Press of Kentucky.
  4. Mieczkowski, a.g.e.
  5. Irwin, N., 2013. The alchemists: Three central bankers and a world on fire. Penguin.
  6. Volcker, P. and Harper, C., 2018. Keeping at it: The Quest for Sound Money and Good Government. Hachette UK.
  7. Volcker and Harper, a.g.e.
  8. Volcker and Harper, a.g.e.
  9. Volcker and Harper, a.g.e.
  10. https://www.nytimes.com/2019/12/09/business/paul-a-volcker-dead.html