Adana’da kebap ve şalgam festivali iptal edildi. 14 Aralık Dünya Rakı Günü’nde yapılması planlanan festival önce valiliğin güvenlik gerekçesiyle, olası terörist saldırı ihbarı nedeniyle, ardından İçişleri Bakanlığının “geleneklerimize uygun değil” açıklamasıyla yasaklandı. Bunca yasağa rağmen yine de bir araya gelmeye çalışanlarsa polis tarafından engellendiler. Geçen yıllarda ne çok iptal gördük, gözaltına alınan piyano ve çevresi sarılarak yanına yaklaşılması engellenen Ankara Yüksel’deki İnsan Hakları Heykeli’ni anımsıyor musunuz? Neyse ki bunlar etkisiz hale getirildi. Bu durumu anlattığım İranlı bir arkadaşım ne rakıya ne de heykele takılmadı ve şöyle dedi; “Korkuyorlar, insanların bir araya gelmesinden çok korkuyorlar.”

Sonra “the rich kids of Tehran” – Tahranın zengin çocuklarının hikayesini anlatmaya başladı. Belki görmüşsünüzdür, 2018’in sonbaharında önce Instagram’a oradan da dünya yayınlarına çıkan, yeni bir aristokrat sınıfın sembolü, Tahran’ın zengin çocukları. Yatları, pahalı markaların en son ürünleri, villaları ve akıl almaz hayatlarından Hollywood filmlerinden çıkmış gibi imajlar sunan gençler. Saç ektirme, burun yaptırma, botox… Yok yok onlarda. Ancak bu gençler için en ilginç ve anlaşılması en zor olan, dindar anne babaların dinî zorlamaya karşı direnen ve zenginliğinin kaynağını bilmiyormuş gibi davranan kişiler olmaları. Erkekler de kadınlar da özellikle yazın havuz partilerindeki fotoğrafları ve genç vücutlarını sergilemekten duydukları keyifle karşımıza çıkıyorlar.

Bu hesabın İran’daki protestoların bir nedeni olduğu iddia edilmişti. Saçma sapan yalanlar olsa gerek…. Bir yanda açlıktan nefesi kokan (malum şu sıralar intermittent fasting denilen zayıflama oruçları çok popüler, bu sözleri anlarsınız, açlığın kendine has bir kokusu var) çocuklarına ekmek götüremeyen, evlenemeyen, okusa iş bulamayan, gece gündüz çalışsa da borcu katlanarak artan ve sayıları gün geçtikçe büyüyen alt tabakanın örtünmek, içki-sigara içmemek, bol bol dua etmekle yükümlü insanları diğer yanda bitmeyen bir zenginliğin sınırsızca paylaşılan görüntüleri…

İranlı arkadaşım bu görüntülerin insanların yoksulluklarını, çaresizliklerini bir kez daha yüzlerine vurduğunu ve onları canları pahasına sokağa çıkmaya zorladığını düşünüyor. “Kaybedecek hiçbir şeyleri yok, onların olması gereken işler, torpili olanlara gidiyor. Kira, ekmek fiyatı, benzin vs. her şeyin fiyatı artıyor ve insanlar önüne Tahran’ın zengin çocuklarının fotoğrafları çıktığında gayri ihtiyari, engellenemez bir çığlık doğuyor. Benim hakkım nerede diye sorgulayan bir haykırış. O fotoğraflar sıradan insanların haklarının olmadığını gösteriyor.”

İranlı üst düzey bir memurun bir çocuğu ile Londra’da buluşuyorum. Son derece akıllı üç dil konuşan, köklü bir okulda okuyan bir genç kadın var karşımda. Anne ve babası da eğitimli kişiler. Zahra anne ve babasının maaşlarını bilmiyor, 21 yaşında üniversite son sınıfta ve yıllık okul ücretinin anne babasının maaşının 3-4 katı olduğundan haberi yok. Okulun parasını nasıl veriyorlar diyorum, herhalde birikimleriyle diyor. Ama birikimleri falan yok, İran’da para su gibi eriyor, birikimle çocuk okutmak mümkün değil. Zahra paranın nereden geldiğini bilmiyor, savunma olarak kendisini sadece marka giyen Instagram gençliğinden daha entelektüel gördüğünü söylüyor. “Benim için marka önemli değil” diyor ama gözlüğünden botlarına her şeyin markasını görebiliyorum. Okul parası diyorum, bilmiyorum ama annemlere soramam diyor. “Para konuşmayı sevmiyorlar” diyor. Sonra babasının anlattıklarını paylaşıyor, memurların maaşlarının yetersiz olması ekstra yöntemlerle para kazanmak zorunda bırakıyormuş. “Müsteşar maaşı bu kadar düşük olursa elbette ek iş olacak” diyor. Zahra bunun hak ve helal kazanç olduğuna emin, öyle olmasa babam gece uyuyamazdı diyor.

Bu hikaye sizlere Türkiye’den pek çok benzerlerini sunabileceğim bir hikaye. Son zamanlarda ortaya çıkan çılgın mevlit görüntüleri, “Stepford Wives” filmindeki gibi hepsi birbirine benzeyen genç kadınların çılgın dansları, Kudüs günü verilen akıl almaz şatafattaki partiler ve AKP çocukları isimli Twitter hesabında çıkan yatlar, çoğumuzun fiyatını kestiremediği saatler, kıyafetler, mobilya ve arabalar… Sizler de benim gibi takdirle izlemiyor musunuz? İçiniz kıpır kıpır olmuyor, yüreğiniz gurur duymuyor mu? İtibardan tasarruf etmemiş çocuklar. Bin mübarek çocuklar!!!

Tartışmalar yükseldikçe, AKP çocukları bir hızla Twitter hesaplarını kilitlemiş ve ardından da bazıları kendileri hakkında bilgiler paylaşan hesaba dava açmış. Elbette haklılar, zenginlikler paylaşıldıkça güzel. Anne babaları onlardan daha az teknolojik ama fakirleri daha iyi anlıyorlar sanırım. Bir de nazardan korkuyor olabilirler.  Anne babaların yatlarını, katlarını, kıyafet odalarını Instagram’da göremiyoruz, hesapları zaten kilitli. Onlar ancak yakın çevrelerinden evlerine misafirliğe gelenlere gösteriyorlar helal kazançlarıyla aldıklarını. 2-3 maaş alıyorlar dedikodusu çıkınca haliyle kızıyorlar. Bu haberleri paylaşanları haklı olarak hemen yasakladılar ve çok kıymetli bir soru sordular bize “Devlet hizmetinde yaptıkları fedakarlıkları biliyor muyuz? Özel sektöre geçseler ne kadar çok para kazanabilirler hayal edebiliyor muyuz?”

Bu arada sevgili İranlı Zahra ile Soho, Londra’da yaptığımız görüşmeye geri döneyim. Simit Sarayı’nda buluşmuştuk, buraya haftada bir iki kere geldiği için çalışanlarla çok yakın Zahra. Çalışanlardan birisi de Zahra gibi genç bir kadın. Londra’ya İngilizce öğrenmeye gelmiş, bir yandan da Simit Sarayı’nda çalışıyormuş. O da bize katılıyor. İsmi hanlara saraylara bedel bu hanımın adı ben de saklı. Kendisine de soruyorum annen baban ne iş yapıyor, buradaki işle geçinebiliyor musun? Şimdi çalışma saatlerinde burada bizimle oturmana patron kızmaz mı? Yok yok kızmaz diyor, patron bana asla kızamaz diye de ekliyor. O arada çalışanlardan bir diğeri koşa koşa kocaman özel bardakta çay getiriyor bu hanım kızımıza. Nasıl da güzel bir işçi dayanışması var Türklerin arasında diye iç geçiriyorum ben de yaşlı bir gözlemci olarak. Zahra’nın, ismi hanlara bedel, arkadaşı bana gülüyor, yok yok diyor. “Babamın sözü geçer, buradakiler beni kollamakla yükümlü, İngilizce konuşmayı sevmediğim için burada pek çok Türk’le tanışıyorum, çevre yapıyorum bir yandan da telefonda takılıyorum ve maaş alıyorum” Ona sormuyorum bile annenin babanın maaşıyla Londra’da nasıl okuyorsun, nasıl geçiniyorsun. Yavaş da olsa sonunda ben de anlıyorum olanları…

Sonra puba gidelim diyorlar, asla hayır diyemeyeceğim teklif ama Türk olana dönüp “siz içki içmiyorsunuz değil mi” demeye yelteniyorum ki… “İçiyorum Pınar Abla, babam da içiyor, kaç kere gördüm gece onu Londra’da. Saklandığını sanıyor akıllım” diyor… Biz de gençken akıllım derdik, “Sen anlarsın diye akıllım dedim” diyor. Yaşlılık ne güzel bir duygu.

PS – Tarafımız belli olsun diye Osmanlı’dan bir sözle bitirelim “Ehline helaldir” ve de çok güzeldir !!! #RAKI

Fotoğraf: John Cameron