Hiçbirimizin deneyimlemediği bir salgın hastalık sürecinden geçiyoruz. Böyle bir salgını tecrübe etmemiş olmamız aklı selim içerisinde düşünüp öneriler getirmemize engel değil. Kriz büyük olsa da çözüm önerileri düşünecek kadar politika yapıcıların ve halkın zamanı oldu ve hala oldukça sınırlı da olsa zaman var. Fakat maalesef, ne halk tarafında ne de politika yapıcılar tarafında çözüm uygulamalarına baktığımızda iyi bir yöne doğru gittiğimizden bahsetmek son derece güç. İnsan rasyonelliğinin ciddi şekilde sorgulanacağı bir dönemden geçiyoruz. Umutlu kalmamıza sebep olan insanlar da elbette yok değil. Bu süreçte çeşitli kesimlerden fikir üreten, öneriler getiren ve kendince uygulamaya çalışan insanlar da görüyoruz. Kısmen Charles Dickens’ın İki Şehrin Hikayesi adlı eserindeki o meşhur sözlerdeki gibi “it was the best of times, it was the worst of times, it was the age of wisdom, it was the age of foolishness, it was the epoch of belief, it was the epoch of incredulity, it was the season of Light, it was the season of Darkness, it was the spring of hope, it was the winter of despair, we had everything before us, we had nothing before us,”(1). İşte böylesi bir dönemde bir iktisatçı olarak virüs salgının ekonomi tarafını (sağlık sorunlarının varlığında) tartışmaya çalışacağım.

Virüs salgınının hem arz tarafında hem de talep tarafında etkileri görülmekte. Bu salgını daha önceki ekonomik sıkıntılardan farklı hale getiren noktası elbette insanların hem üretim tarafında hem de tüketim tarafında faaliyet gösteremeyip evlere kapanmak durumunda kalması ve bu soruna kısa dönemde çözümün sağlık alanında gelecek olması. İnsanların evden çıkabileceği kadar sağlık sorununun ortadan kalkması iktisatçıların çözebileceği bir durum değil. Fakat bu sağlık sorununu evde kalarak çözmemiz öneriliyorsa en azından bu koşulun varlığında birtakım iktisadi çözümler üretilebilir. Bu noktada iktisatçıların çözmesi gereken en acil sorun insanların temel ihtiyaçlarına ulaşabilmesi. Bu acil sorunun da insanların evde kalması koşuluyla çözülmesi gerekiyor. Yani insanların evde kalması gerekliliğinin varlığında insanların en temel ihtiyaçlarının giderilmesi gerekiyor. Bu nedenle dışarıda olan insanların davranışlarının değiştirilerek eve çekilmesi gerekiyor. Sorunu bu noktanın dışarısında tartışmaya başlamak hepimizi insancıl bakış açısından uzaklaştırır. Nitekim takip etmeye çalıştığım özellikle ABD ve İngiltere gibi ülkelerdeki tanınmış iktisatçılar da olaya bu zaviyeden bakmakta. Örneğin Harvard Üniversitesinden Gregory Mankiw kendi bloğunda 13 Mart’ta yazdığı yazıda başlangıç olarak temel ihtiyaçların karşılanabilmesi için her bir Amerikalıya 1000$ verilmesini öneriyor(2). Benzer şekilde iktisatçı Nouriel Roubini de bu fikri destekleyen tweetler atmakta. Mankiw’e göre vergi indirimleri insanlar için pek bir anlam ifade etmiyor, zira çalışmıyorlar. Mankiw’e göre artan kamu borcuna üzülecek zamanlar vardır, fakat bu durum onlardan biri değildir. Frances Coppola ise insanların temel ihtiyacının giderilmesini desteklemekle birlikte örneğin emeklilere bu dönem için yapılacak zamlara karşı çıkarak emeklileri harcama için dışarıya çıkarabileceğine işaret etmekte (3). Burada benim için önemli nokta optimal iktisadi çözüm üretirken insanların evde kalması koşuluyla bunu yapmalarıdır.

Durum böyleyse bizim de yapmamız gereken insanları evde kalmaya teşvik edecek şekilde insanların temel ihtiyaçlarını karşılayacak politikalar üretmek, insan davranışlarını bu yönde değiştirmeye çalışmaktır. O nedenle ekonomik güçlük yaşayan ve temel ihtiyaçlarını elde edemeyecek düzeyde olan insanlara devletin ivedilikle yardım paketi açıklaması gerekiyor. Eğer gerçekten insanlar evinde oturtulmak isteniyorsa bu ihtiyaçlar için devlet desteği şart ve kaçınılmaz. Fakat, temel ihtiyaçlarını karşılamayı vaat etseniz bile herkesin kendi özgün iradesiyle evde kalması da mümkün değil. Çünkü birçok insan kendi işinde çalışmıyor ve uzun dönemli iş durumunu da düşünmek durumunda. Hakeza, işverenlerin de uzun dönemde ayakta kalabilmenin yolunu ararken işletmesinin çalışmasını normal hayattaki gibi devam ettirmesi gerekebiliyor. İşçi ve işverenlerin evde kalabilmesinin de önü açılması gerekiyor ki, o noktada özel sektöre şirketlerin işten çıkarmadan süreci atlatacağı ekonomik destek gerekli. Aksi takdirde, insanlar haklı şekilde işlerine gitmeye devam edecek. İşten çıkartmanın yasaklanması veya lütfen kimseyi işten çıkarmayın naifliği masaya konulacak öneriler değil. Tüm bunların da bütçe içerisinde bulunacak kaynaklarla çözülmesi elbette olası gözükmüyor. Zira, kamu gider tarafı artarken gelir tarafı da talepteki ve gelirdeki hızlı düşüşle azalmakta. Bugünler için olan işsizlik sigortası fonunda para olmadığı tahmin ediliyor. Hem işsizlik hem sigorta var adında ama içinde kaynak yok. Bütçede kaynak olmadığından önümüze iki alternatif geliyor: borçlanmak ya da para basmak. Burada borçlanabilmek pek olası gözükmüyor zira herkes likite geçerken ve Türkiye ekonomisi bu kadar kırılganken borç vermek isteyecek birilerini bulmak zor. Zira, Türkiye’nin CDS rakamları 2018 yılında yaşanan kur şokundaki rakamlara gelmiş durumda. Bu nedenle dışarıdan borçlanılmak istendiğinde borç bulunsa bile ödenecek faiz oldukça yüksek olacaktır ama bizim bulmamız zaten zor. Geriye kalan alternatif ise dünyanın konuştuğu gibi para basmak. Para basmak ideal bir senaryo olmayıp önemli riskleri bulunmakta ama şu an tüm dünya gibi biz de buna mecburuz. Bütçede yer olmaması eleştirilebilir ama şu dakika itibariyle para basmak kaçınılmaz bir durum. Peki nasıl?

Quantitative Easing (Parasal Genişleme), Helikopter Para ve Evrensel Temel Gelir

Quantitative Easing (artık QE) 2008 yılıyla birlikte merkez bankalarının faiz oranlarını düşürmesini, borç vermeyi daha ucuz hale getirmesini ve niceliksel gevşeme olarak bilinen bir süreç olan tahvil almak için para basmayı içeriyordu. Faizlerin düşük tutularak piyasaya para pompalandığı bir finansal dizayndı. Fakat, bu seferki kriz finans kaynaklı bir kriz değil. Şirketlerin gelir elde edemediği için nakit sıkışıklığı çekmesi ve insanların evlerinde kalmaları nedeniyle sorun çok daha başka ve akut bir sorun. Yaşadığımız kriz 2008 krizinden oldukça farklı. QE bu nedenle mezkur problemi çözemeyecek bir yöntem. Üstelik bu yöntem Amerika’da genelde en zenginlerin faydasına olacak şekilde işlemişti. Bize anlık olarak gereken zor durumda olan insanların ihtiyacını hızlıca karşılayacak bir çözüm.

Bir diğer öneri ise helikopter para olarak adlandırılan çözüm yöntemi. Helikopter para, ünlü iktisatçı Milton Friedman’ın yaptığı bir benzetmeden kaynaklı bu isimle adlandırılıyor. Merkez Bankasının para basarak helikopterle havadan insanlara para atması durumuna benzetiliyor. Bu yöntemin de kendine göre dezavantajı bulunmakta elbette. QE’den farklı olarak paranın sistemden tekrar geri çekilmesi daha zor ve talep tekrar normale döndüğü uzun zamanda önlenemez bir enflasyona yol açması söz konusu. Bir diğer nokta ise Merkez Bankası ile iktidarın yakın ve koordine çalışmasını gerektirir ve Merkez Bankası bağımsızlığının zedelenme ihtimali çok yüksek. Talep toparlandığında enflasyon ile karşı karşıya kalmamız yüksek olasılık ama akut olan sorun yanında enflasyon konuşacak durumda değiliz. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının kaybedecek pek bir bağımsızlığı da yok zaten.

Üçüncü opsiyon ise evrensel temel gelir. Her bir vatandaşa yoksul ya da zengin gelir durumuna bakılmaksızın vatandaşlık ödemesi yapılması. İlk iki opsiyondan farkı evrensel temel gelir Merkez Bankası tarafında yapılacak bir işlemden ziyade mali bir politikadır ve kalıcılık içerir. Bazı ülkelerde birkaç aylığına geçici olarak uygulanması tartışılmakta. Bu noktada Türkiye’de uygulanabileceğini zamansal açıdan pek sanmıyorum. Teorik konuşmanın ötesinde tek tuşa basarak anında insanların hesabına para yatırmanız pek mümkün gözükmüyor. Çünkü, tam da en çok ulaşılmaya çalışılacak insanların banka hesabı olduğunu bile sanmıyorum. Herkese dağıtılacak olması da şu an için politika yapıcıların radarından çıkmasına yol açacaktır.

Dolayısıyla, içlerinden en olası seçenek helikopter para olarak gözüküyor ama onun da birçok zorlukları var. Hiçbirisi tam çalışacak ve insanlara hızla ulaşacak düzeyde değil ve hız önemli. Ama hızla ulaşabileceğimiz noktalar var. Biz insanların harcamalarına en çabuk hangi kanal üzerinden ulaşabiliriz, bu harcamalarını bir negatif dışsallığın (ölümcül bir virüs bulaştırma) varlığında kamuca üstlenebiliriz ve evden çıkmalarını önleyebiliriz? En başta faturalara ulaşmak kolay gözüküyor, hem hane bütçelerinde payı yüksek hem de faturaların ödeneceği yerler oldukça kısıtlı ve genelde kamuya, sorun çözmek için ideal alan. Elektrik, su, doğal gaz fatura ödemelerinin alınmaması insanlara muhakkak bir alım gücü getirecektir. Bunun şu ana kadar yapılmaması inanılır gibi değil. Yeterli mi? Yetmez. Muhtarlıklar üzerinden temel gıda ve temizlik ihtiyaçlarına dair hızlı çalışmalarca sosyal yardım yapılması da tamamlayıcı bir seçenek. Muhtarlık bazlı teşkilatlanmada görece daha iyi olduğumuzu varsayıyorum. Kolay değil ama kısmen sorun çözer. Yardım kuruluşları aklıma gelen bir diğer nokta ama bu kısımlar açıkçası pek bildiğim noktalar değil. Bu tarz önlemler alınmadığı durumda da sokağa çıkma yasağı kaçınılmaz gözüküyor zaten ve insanların bunu haklı gerekçelerle uygulamaması son derece normal. Bu insanlar parayla ölçülemeyecek sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalacaktır ve hatta kalmaya başlamış olabilirler.

Özetleyecek olursak yapmamız gereken sağlık uzmanlarının evde kalmayı önerdiği yerde insan davranışını değiştirerek onları evde tutacak iktisadi politikalar üretmek. Bunu yapmanın maliyeti elbette var ve bütçe içi kaynaklarla çözemeyeceğimize göre para basmak kaçınılmaz. Maliyet için kamu borcunu düşünerek kaynak aramak, artacak borçları düşünmek veya enflasyon olmasın diye para basmaktan kaçınmak normal zamanlarda tartışılacak durumlar ama şu an değil. Olağanüstü zamanlarda olağan ekonomik tartışma yapılmaz.

Foto: Vlad Busuioc


1) “Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, Aydınlık mevsimiydi, Karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu…”

2) https://gregmankiw.blogspot.com/2020/03/thoughts-on-pandemic.html

3)https://www.opendemocracy.net/en/oureconomy/helicopter-money-answer-looming-economic-crisis/