Ne kadar çok süper kahraman filmi çekiliyor son zamanlarda değil mi? Soykırımcı bir titandan (triggerlanmayın hemen gündeme laf etmiyorum, Thanos’tan bahsediyorum), bir tirandan, dünyanın yok oluşundan bizi ortalama 100 dakika içerisinde kurtarıyorlar ve filmin sonunda herkes mutlu mesut hayatına devam ediyor. Keşke bizleri de sefaletten, yolsuzluktan ve insan hakları ihlallerinden koruyabilecek bir süper kahramanımız olsaydı. Adı ne olsaydı? Hmmm… Böyle bir kahramana ÖZGÜRLÜK ismini yakıştırabilirdim ama bildiğiniz üzere bu gibi şeyler sadece filmlerde veya dizilerde olur. O yüzden gerçek hayata dair fazla ümitlenmenizi tavsiye etmem. O kadar çok süper kahraman varsa da bunlara gerçek yaşantımızda yer olacak değil elbette.

Marvel Cinematic Universe furyası ile başlayan bu kahramanlar ve kurtarma hikayeleri gitgide daha fazla yer kaplamaya başlıyor hayatımızda. Artık filmlerin bittiği ve kalan kısımlarda hayal gücümüzü kullandığımız günler geride kaldı. Şunu anladık ki bu hikayeler bitmiyor, para kazandırdığı sürece de bitecek gibi görünmüyor açıkçası. İlk başlarda beni çok heyecanlandıran bu furya zamanla sinemaya ve onun temsil ettiği şeylere dair komple bir erozyona yol açmaya başladığından beri pek heyecanlısı değilim açıkçası. Tüm filmler bir açıdan birbirine benzemeye başladılar ve izledikten sonra akılda bir yer tutmuyorlar. Elbette sanat filmleri dolsun dört bir yanımız diye bir arayışım yok, blockbuster filmler sinemanın yakıtıdır. Her zaman vardılar ve hep olmaya devam edecekler. Ama keşke bu kadar birbirlerine benzemeselerdi diyorum.

Tabii bu kadar gömdük ama çıkan eserlerin hepsi tek tip değil orasını da kabul etmek lazım. Misal Boys bence son zamanlarda süper kahraman ve gösteri dünyasına dair çok taze ve orijinal yaklaşımlar getirmişti. Spiderman: into the Spiderverse filmi aslında bu janrın komple nereden geldiğini muhteşem çizimler ve o dünyaya sadık bir anlatımla ekrana getirmişti ama tek tipleşme tam gaz devam ediyordu yine de.

Bir süredir prime üzerinde trailerlarını ve bildirimlerini görüyordum Invincible’ın. Ne yalan söyleyeyim çok da meraklısı değildim. Artık süper kahraman filmleri arasında kendimi detoksa bırakıyorum ki sonrasında daralmadan rahat rahat o anlık eğlencemi alıp eseri bitirebileyim. Yoksa senede 6-7 film gerçekten seyir zevkimi ve sinemaya dair hayranlığımı bir daha geri gelmemek üzere bitirebilir diye korkuyorum.

Aslında bu haftanın yazısı Invincible da olmayacaktı. Hadi hazır içimi dökmeye başlamışken bir dürüstlük daha yapayım. Bu haftaki hedefim Tom Clancy’s Without Remorse filmini izleyip yazmaktı. Birkaç güzel action setpiece harici çok sıkıcı çıkınca ani bir kararla Invincible’ı açtım hemen sonrasında. İlk bölüm başlarda Justice League America/ Teen Titans gibi olacak izlenimleri veriyordu. Bir süper kahramanın ergenlik çağında güçlerini keşfetme yolculuğuna çıkan kendisi gibi süper kahraman olan oğluna dair bir dizi olacak gibiydi. En fazla iki bölüm dayanırım diye düşünürken. İlk bölüm sonunda… Wow. Hiç beklemediğim bir şeyler oldu. Dizi bir anda Boys ve Spiderverse karışımı bir şeye dönüştü.

Şimdi illa güzel süper kahraman filmlerinde kan gövdeyi götürecek diye bir şey yok. Misal bakın MCU’ya 24 filmde şiddet, ölüm, kan vs. bunları minimum seviyede tutarak ilerlediler. Çoğunlukla vasatın üstünde filmler çıkardılar. Kimse de çıkıp “aga bu kadar dayak sonrası adamların suratında çizik bile göremiyoruz, bunda bir gariplik yok mu?” demedi. Yani o şekilde kotarmak mümkün. İlaveten böyle vahşetengiz sahnelerin de çok hayranı sayılmam. Out of context kullanıldığı zaman fena halde anlatımı baltalar bence bu tip işler. Ama Invincible ilk bölüm sonunda öyle sert bir viraj aldı ki kim olsa merakı uyanırdı.

Şimdi üç paragraf süper kahraman filmlerine gömdük ama biraz çizgi romanları da ıskalamamak lazım. Çizgi Roman aslında bizim bildiğimiz Marvel ve DC comics ürünlerinden çok daha geniş bir evren aslında. Bu iki büyük yayınevi haricinde ıssız bir evren var bizim bilmediğimiz ama mainstream çizgi romanlar bile başlı başına uzman olması çok imkânsız bir alan olduğu için kalanlarına zaman ayırmak o kadar kolay değil. Mainstream çizgi roman dünyasına gelirsek, Marvel ve DC özelinde konuşuyorum, karakterler kötü adamlar, hikayeler çok sık birbirine benzeşmeye başlıyor. Hayal gücü denen şey sınırsız olsa dahi karakterler genelde birbirinin laciverdi. Her Marvel karakterine benzeyen bir adet DC karakteri bulabilirsiniz. İki taraf da birbirinden sıklıkla “esinleniyor” zaten, o konuda sıkıntı çekmeyeceğinize bizzat garanti verebilirim. Invincible ilk bölümü (başlarda) tam da beni bu sebeple benzer hislere gark ederken ilk bölüm sonundaki hayretim de yine aynı kaynaktan gelmekte.

Prime Video: INVINCIBLE – SEASON 1

Yani artık türün yabancısı değilsiniz. 2-3 ayda bir farklı varyasyonlarla karşımıza çıkan bir janr bu süper kahraman filmleri. Ben çoğunluğunu en memur hislerle izlemeye devam ederken nedir bu Invincible’ı diğerlerinden ayıran? Tek makul açıklama şu sorunun cevabında gizli: “Çizgi roman uyarlaması filmlerden ve hatta hatta genel olarak çizgi romanlardan beklentiniz nedir?” Benimkileri yazayım müsaadenizle siz düşünürken.

  1. Çizilen evren içinde inandırıcılık (yani kâinatın dört bir yanında tehlikelerle mücadele etse dahi bize sunulan portre tatmin edici olmalı)
  2. Karakterlerin hikayesinde varoluşuna anlam katabilecek düzgün bir villain olmalı.
  3. Kahramanımız çeşitli badireleri atlatırken bizi o heyecana dahil edebilmeli. Yani komple yenilmez olmamalı, o tehdidi ve tehlikeleri hissedebilmeliyiz.
  4. Kendini tekrar etmemeli. Tamam orijinal villain ve tehlikeler yaratmak o kadar kolay değil ama anlatımın merkezinde olan şahıs sürekli yürüyen, ilerleyen bir dünyaya sahip olmalı.

Bu yukarıda saydıklarım benim için ilk dört olmazsa olmaz kriter elbette başkaları da var ama bunlar en önemlileri. Yazının gidişatından Invincible’ı övmeye girizgâh hazırladığımı zaten tahmin etmişsinizdir ama peki bu dizi yukarıda saydığım kriterlerin ne kadarını karşılıyor? Sayalım:

  1. Dünyamızda geçen, başka bir gezegenden gelen süper kahramanın henüz 17 yaşında olan ve süper güçlerinin ortaya çıkmasını bekleyen ve bunlar yetmezmiş gibi hayatının pek çok alanında bilinmezlerle sınanılacak bir gencin hikayesi anlatılan. Paralele bir evrende, böyle bir dünyanın var olduğuna inanmamanız için hiçbir sebebiniz yok. Diyaloglar ve karakterlerin oluşması ikna edici, ilk kriter için onay verebiliriz.
  2. Bu bir çizgi roman uyarlaması. Elbette cheesy tehlikeler olmalı. Hem çizgi roman doğasını pekiştirecek hem de esas tehlike ortaya çıktığında onun önemini daha fazla kavramamıza yardım edecek bir şekilde bize sunulmalı. Ama Invincible’da çıtır çerez niyetine ortada dolanan kötü adamlar bile hikâye ile bütünleşirken bazı ilginç anlarda kimi kötüler diğerlerinden daha fazla öne çıkıyor. Hele ki esas kötü adamımız sahne aldığında da… Yalan söylemeyeyim dağ taş titriyor. Villain’den yana yıldızlı pekiyi veriyoruz.
  3. Badire atlatmak da laf mı? Ekranda görünen herkes iyi veya kötü ortadaki kaostan kendine düşen payı alıyor. Öyle görsel olarak yumuşatılmamış şekilde üstelik. Kan gövdeyi götürüyor. Esas kahramanımız ve yan karakterlerin hangisinin kurtulabileceğinden veya ne bedeller ödeyeceğinden asla emin olamıyorsunuz. “Tehlike=> Seyirci Beklentisi=> Sonuç” döngüsü çok iyi kurulmuş yani 3. kriterde de sınıfı rahatça geçiyor.
  4. 8 bölümlük bir macera olsa da bize anlatılan, hikâyenin bazı ögeleri tekrar tekrar karşımıza çıksa dahi asla tekrar gibi hissettirmiyor. Bir anlatının çeşitli yansımalarını görür gibi hissediyoruz ve bu gayet iyi geliyor. Düzgün bir şekilde kurulmuş karakterlerin hayatlarındaki gelişmeleri görüp ona göre hisleniyoruz. Yani bu kriterden de sınıfı geçiyor.

Bu kriterleri geçmesi de tek başına yetmez mi diyorsunuz. Çok rahat akan, göz yormayan, ehil sanatçıların elinden çıkmış olan güzel çizimleri var. Bazı kalabalık sahnelerde veya karakterlere yakın plan odaklanıldığı nadir anlarda kötü görünse de göze, genelde çok iyiler. Her an ele yüze bulaştırılabilecek bir konu işlense de asla tuzaklara düşmeyen ve tatmin edici bir şekilde finalini yapan eğlenceli, duygusal ve gerilimli bir hikâyesi var. Yetenekli oyunculardan oluşan geniş bir seslendirme kadrosu var. Son olarak sahnelerle uyumlu her yelpazeden güzel bir soundtrack var. Bir süredir yazılarımı okuyorsanız ve azıcık dahi yorumlarıma güveniyorsanız bu çizgi diziyi asla kaçırmamalısınız. Sizin için aşağıda twitter viral zincir tweetleşmesini de canlandırayım hatta.

Son söz:

++ Biraz eğlenceli bir dizi izleyeyim diyorum ama güzelini bulana kadar canım çıkıyor. Bu kadar zor olmamalı ya!

— Hele çizgi roman uyarlamaları konusunda durum felaket! Birbirinin aynı şeyleri izleyip duruyoruz resmen!!

** Bulursanız bana da söyleyin kızlar, bu kısırlıkta izlenebilecek düzgün bir şey bulamıyorum!

// Güzel çizgi roman uygulaması konusunda Prime’da Invincible üzerine tanımam. Omniman’in bağımlısı oldum!!