Son iki hafta içinde ABD iç siyasetinde yaşanan en dikkat çekici gelişme, Trump ile yıllardır anlaşamayan Fed (Merkez Bankası) Başkanı Jerome Powell’ın görev süresinin dolması oldu. Ayrıca, Gerrymandering (stratejik seçim haritalandırması) Cumhuriyetçi ve Demokrat taraflar arasında gerginliğe neden olmaya devam etti. Bunlar dışında Ukrayna ve İran cephelerindeki gelişmeler ile Jinping-Trump görüşmesi de önemli başlıklar arasındaydı. Bu bültende bu üç konuya bakacağız.
Powell’ın Süresi Doldu
2018’de Fed Başkanı Janet Yellen’ın görev süresinin dolmasının ardından o dönem başkan olan Trump tarafından bu makama Jerome Powell aday gösterilmişti. Clinton döneminin ekonomi yıldızlarından olan Yellen, daha sonra Biden’ın kabinesinde Hazine Bakanı olarak da yer alacaktı.
2018’de Powell Senatonun ezici desteğiyle (84/100) yeni Fed Başkanı seçildiğinde Başkan Trump ile ilişkileri olumluydu. Ancak daha sonraları faiz meselesi yüzünden aralarında zaman zaman anlaşmazlık baş gösterdi. Öyle ki 2019’da Trump, Powell’ı Çin Devlet Başkanı Jinping ile eş değer düşman olarak gördüğünü ima eden bir tweet atmıştı.
Demokratların da kısmen memnun olduğu Fed Başkanı Powell, 2022’de Başkan Biden tarafından yeniden aday gösterilmiş ve Senato bir kere daha yüksek bir oranla Powell’ın görevini onaylamıştı. Mayıs 2026 itibariyle görev süresinin sonuna gelen Powell, Trump’ın ikinci döneminde de özellikle faiz indirimine soğuk bakmasından dolayı Beyaz Saray ile gerilim yaşamıştı. Son haftalarda Merkez Bankasının yönetim kurulu; faizi düşürmemenin gerekçesi olarak yüksek enflasyon, azalan istihdam ve Orta Doğu’daki istikrarsızlığı işaret etmişti. Powell, Fed Başkanı olmadan önce zaten Fed’in yönetim kurulunda yer alıyordu, başkanlık görevinden sonra da yönetim kurulunda yer almaya devam edecek.
Trump’ın Merkez Bankasının bağımsız para politikasına yönelik saldırıları aklıma Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın TCMB ile ilgili 2015 ve 2019’daki çıkışlarını getirdi. Erdoğan’ın 2015 yılında dönemin Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın “bağımsızlık” çıkışına ithafen “Bize karşı bir bağımsızlık mücadelesi veriyorsun da başka yerlere karşı bir bağımlılığın mı var?” sözü herkesin hafızasında. Yine 2019’da dönemin Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya ile ilgili sarf ettiği “Görevden aldık çünkü laf dinlemiyordu.” sözü de oldukça tepki çekmişti. Bugün ABD’de de benzer bir iklim olduğunu söylememiz pekâlâ mümkün.
Trump’ın Fed için gösterdiği yeni aday, geçmiş dönemde (2006-2011) kurumda yönetim kurulu üyeliği de yapmış olan Kevin Warsh oldu. Warsh, Demokratların üzerinde uzlaşamadığı bir isimdi ve dolayısıyla Senatodaki oylamada kıl payı kazanarak Fed Başkanı oldu. Warsh bağımsızlık sözü verse de Demokratlar Warsh’un “Trump’ın kuklası” olacağını ve onun faiz politikasına boyun eğeceğini iddia ediyor. Warsh’un uygulamalarını zaman gösterecek. Ve elbette ara seçimlerde ortaya çıkacak tablo da Fed’teki gidişat için belirleyici olacak.
Seçim Haritası Değişiklikleri
Ara seçimler yaklaşırken taraflardan ardı ardına eyaletlerdeki seçim haritalarının sınırlarında değişiklik yapma hamleleri geliyor. Cumhuriyetçilerden Florida ve Teksas’taki değişikliklerin gelmesinin ardından Demokratlardan da Kaliforniya, Illinois ve Virgina karşılıkları geldi. İki taraf da birbirini şaibeli olmakla itham etse de seçimlere beş ay kaldığı için kimse kimseyi duymuyor.
Bu sefer yeni hamle Tennessee’deki Cumhuriyetçilerden geldi. Yüksek Mahkemenin de geçtiğimiz iki hafta önce verdiği kararla birlikte onayladığı şekilde azınlıkların oluşturduğu mahallelerin haritaları yeniden çizilebiliyor. Özellikle Tennessee, Güney Karolina ve Louisiana gibi Cumhuriyetçi ağırlıklı ancak Demokratlara oy veren gettoların da yer aldığı eyaletlerde Cumhuriyetçi vekiller mahalle sınırlarını maksimum vekil çıkartabilecekleri şekilde yeniden çiziyor. Demokratlar bu kararın, özellikle siyahi vatandaşların ikametleri dikkate alınarak verildiğini iddia etse de Cumhuriyetçiler bu iddialara karşı çıkıyor.
İki tarafın da amacı mecliste olabildiğince fazla temsilci çıkarmak ve şu anda taraflar arasında oldukça az bir fark var. Bir temsilcilik bir fark bile, ABD ve dolayısıyla dünyanın geri kalanının kaderini yakından etkileyecek. Bundan ötürü kasım ayına kadar daha çok Ali Cengiz oyunları görmemiz muhtemel.
Dış Politika
İran’da ateşkes devam etse de ABD’nin İran’a yönelik ambargosu büyük ölçüde devam ediyor. 10 gün önce CENTCOM, İranlı bir petrol tankerinin vurulduğunu açıkladı. Gerekçe olarak ise ablukayı delmek işaret edildi.
Washington Post’ta yayınlanan habere göre savaşın başından bu yana İran, ABD’ye ait 228’den fazla hedefi vurdu. Bu sayı ABD’nin açıkladığı resmi rakamlardan çok daha fazla. Hedefler arasında ABD’ye ait hangarlar, kışlalar, yakıt depoları, uçaklar ve önemli iletişim, savunma ve radar sistemleri bulunuyor.
ABD ve İsrail’in İran’da iç savaş çıkarmak amacıyla başlattığı savaş, bugün daha farklı bir noktaya evrilmiş durumda. Tüm dünyayı tehdit eden enerji krizi bir yana 2 gün önce Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile görüşen Trump, İran konusunda Çin ile benzer düşüncede olduklarını söylüyor. İki ülke de Hürmüz Boğazı’nın tamamen açık hale gelmesi ve İran’ın nükleer kapasitesinin sınırlandırılması gerektiğini düşünüyor. İran’ın en büyük petrol ithalatçılarından olan Çin’den böyle bir adım gelmesi çok kritik. Trump, Fox News’e verdiği demeçte Jinping’den İran’a bir askeri teçhizat yardımında bulunulmayacağının da sözünü aldığını ifade etti.
Jinping ile Trump’ın ana görüşme maddelerinden birisi de Tayvan’dı. ABD’nin Tayvan’ı resmi olarak tanımamasına rağmen 1979 tarihli Tayvan İlişkileri Yasası’na dayanarak adaya milyarlarca dolarlık silah satışına devam ediyor. En son 2024’te ABD Başkanı (Biden) ile Çin Devlet Başkanı (Jinping) bir araya gelmişti ve o zaman da ana gündem maddelerinden biri Tayvan’dı. Şimdiki görüşmede de Jinping’in Trump’a adadaki silahlanmadan dolayı yaşanabilecek “çatışma ve hatta savaşlar” ile ilgili uyarıda bulunduğu konuşuluyor.
Başta gümrük vergileri olmak üzere ticaret ve teknoloji rekabeti ile ilgili herhangi bir konuda ilerleme kaydedilmediği de gündemde. Taraflar genel olarak görüşmenin “iyi” geçtiğinden söz etse de pek çok konuda bir anlaşmaya varılamadığının da altını çizmekte fayda var. Demokratlar özellikle Tayvan konusunda verilecek olası bir tavize karşılık olarak Trump’a argümanlarını hazırlamıştır ancak Trump da bu konu hakkında hazırlıklı bir şekilde Washington’a döndü.
Dünyanın gözü Orta Doğu’da olsa da 2022’den beri sıcak çatışmanın en yoğun olduğu bölgelerden biri de Ukrayna. Savaşın 4. yılında Rusya hala Ukrayna’da sivilleri hedef almaya devam ediyor. 3 gün önce basına düşen habere göre ise Rusya Ukrayna’daki ABD’li şirketlere saldırı düzenliyor. Coca Cola, Boeing ve Philip Morris gibi Amerikan şirketlerine ait yerleşkeler Rus silahlarının hedefi haline gelmiş durumda. Ancak Trump’tan henüz bu konuyla ilgili bir açıklama gelmiş değil. New York Times’taki analize göre Rusya’nın İHA’ları Amerikan şirketlerine ardı ardına saldırı düzenlese de Beyaz Saray’ın bu duruma tepksizi kalması bir skandal. Muhalefetten de bu duruma tepkiler mevcut. Halihazırda Trump’ın bu konuya pek ilgisinin olmadığı uzun zamandır bilinse de bu çifte standart muhalefetin epey tepkisini çekmiş durumda.
ABD hükümetinin dikkati şu anda Küba, Çin, İran, Kolombiya ve Hindistan’da; yani Ukrayna hariç her yerde. Netice itibarıyla Ulusal İstihbarat Direktörü hala Tulsi Gabbard. Ara seçimlerden sonra Senatoda bir Demokrat çoğunluğuna şahit olmazsak tam anlamıyla kaderine terk edilmiş bir Ukrayna görecek olmamız oldukça muhtemel.

