Milli Mücadele’nin başlangıç tarihi olarak kabul edilen 19 Mayıs’ın “Milli Egemenlik ve Gençlik Bayramı” olarak kutlandığı Türkiye’de gençlerin sosyal ve siyasal tutumları giderek önem kazanıyor.

TÜİK’in en son yayınladığı nüfus ve gençlik istatistiklerinde 15-24 yaş aralığında yer alan gençlerin 12 milyon 955 bine ulaştığı paylaşıldı[1]. Türkiye nüfusunun %15,6’sını oluşturan gençlerin önceki nesillerden farkı Türkiye’de siyasi iklimin olumsuz yönde değiştiği 2010’larda sosyalleşmesi ve siyasallaşması. Gençlerin sosyalleştiği dönem siyasal davranışları üzerinde önemli bir etki bırakabiliyor[2]. Gelir kaybı ve adaletsizliğin derinleştiği bu yıllarda yetişen gençlerde muhalif tutumlar daha güçlü. İBB seçimlerinde gençler arasında Ekrem İmamoğlu’nun yoğun destek bulması gençlerin siyasal tavırlarının belirleyici olabildiğini gösterdi.

23 Haziran Seçimleri ve Gençlerin Siyasal Tercihleri

Resim
Grafik 1: Konda İBB Seçimi Araştırması

Konda’nın paylaştığı Mart ve Haziran sonuçları kararsızlar dağıtılmadan değerlendirildiğinde, 23 Haziran İBB tekrar seçimlerinde 18-32 yaş arasında bulunan gençlerde Binali Yıldırım %34’ten %30’a gerilerken, İmamoğlu’nun %48’den %58’e yükseldiği görülüyor[3]. Buna karşılık, orta yaş ve yaşlılarda (33 yaş ve üstü) Yıldırım oyu %43’ten %45’e yükselme başarısı gösterdi. Aynı yaş grubunda İmamoğlu artışı kısıtlıydı. İmamoğlu 33 yaş ve üzerinde oyunu %41’den 44’e taşıyabildi.

Diğer bir ifadeyle, 23 Haziran’da İmamoğlu gençlerde farkı 28 puana taşırken (%58’e %30), 33 yaş ve üzerinde bulunan orta yaş ve yaşlılarda Yıldırım hala 1 puan öndeydi (%45’e %44). İBB seçimlerinde dengeyi gençlerin değiştirdiği görülüyor. 33 yaş ve üzerinde rakibinden geride olan İmamoğlu gençlerde rakibini neredeyse ikiye katlayarak toplamda 9 puan farkla başkan seçildi.

Nüfusun %80’ini oluşturan İstanbul ve 29 büyükşehirde gençler işsizlik ve geçim sıkıntısı yaşıyor. İstihdamdaki daralma, yükselen enflasyon ve gelir kayıpları büyükşehirlerde yaşayan seçmenleri daha derinden etkiledi. Ayrıca, bireylerin ailelerinden daha yüksek statüye erişmesi zorlaştı. 1982 ve sonrasında doğan Milenyum kuşağı ve Z kuşağı ailelerinin sahip olduğu statüye erişmek için artık daha çok çabalamak zorunda.

Sosyo-ekonomik sorunlarla birlikte hükümetin baskıcı politikaları gençleri iktidardan uzaklaştırıyor. Yaşlılara, muhafazakarlara ve taşraya hitap eden AKP ve MHP genç yaşam tarzından uzak bir görüntü çiziyor. Partilerin önceki elitleri yaşlanırken, yeni elitler kitlelere seslenmekte zorlanıyor. Bunun yanında hem kamu hem de özel sektörde liyakat ve adalete yönelik güven azalmış durumda. Özellikle genç Kürtler ve OHAL döneminde etkilenen ailelerin çocukları sistemden dışlandığını hissediyor. Artan Suriyeli ve göçmen nüfusu da sosyo-ekonomik statü konusunda rekabet hissini beraberinde getiriyor.

Hükümetin söyleminde bu yeni sorunları çözme konusunda umut vaat eden bir dönüşüm yaşanmadı. 15 Temmuz başarısız darbe girişimi sonrasında terör tanımının genişlemesi bir korku atmosferi yaratıyor. Ayrıca, Cumhur İttifakı elitleri tek parti dönemi ve 2002 öncesinde uygulanan vesayetçi politikalar üzerinden CHP’yi eleştirmeye devam ediyor.

Fakat; gençler sol-sağ çatışması, gaz kuyrukları, 80 darbesi, çöp dağları, 28 Şubat, koalisyonlar, 2001 krizi ve AKP mağduriyetleriyle yetişmediler. Aksine adaletsizliğin arttığı, yolsuzluğun konuşulamadığı, ailelerin Türkiye ekonomisini kötü yönettiği 2010’larda sosyalleştiler. Sosyal medya devriminin yaşandığı bir çağda Reuters Enstitüsü’nün 2018 raporuna göre siyasi görüşlerini internette paylaşmaktan çekinenlerin oranı Türkiye’de en yüksek seviyede (%65).

Türkiye’nin Otoriterleşmesi

Türkiye’de 2010’larda siyasal ve sivil özgürlükler geriledi. Türkiye demokrasi ve adalet endekslerinde 2010’larda gerileme dönemine girdi ve son beş yılda da endeks dip seviyeleri gördü.

Grafik 2: Demokrasi Endeksleri

Türkiye çeşitli endekslerde AB ve OECD ülkeleri arasında son sıralara düştü. Türkiye IDEA’nın “Hukuk Devleti” endeksine göre temiz seçimler, adalete erişim, temel haklar, adalete erişim, sivil özgürlükler, ifade özgürlüğü, kişi dokunulmazlığı ve güvenliği, sosyal gruplar arası eşitlik, hükümetin denetimi, etkin parlamento, yargı bağımsızlığı, tarafsız yönetim, yolsuzlukla mücadele, sivil toplum katılımcılığı konularında 2012’den bu yana 157 ülke arasında en az 30 sıra geriledi.

Grafik 3: Yıllara göre Türkiye The Economist Demokrasi Endeksi Skoru
Resim
Grafik 4: Yıllara göre Türkiye The Economist Demokrasi Endeksi Kategori ve Sıralaması

The Economist’in hazırladığı Demokrasi Endeksi’ne göre Türkiye 2008 krizi ve 2013 Gezi olayları arasında kusurlu demokrasi kategorisine yakın bir karma rejimdi. 2008 krizinden sonra Türkiye Batı modeli yerine Rusya, Çin gibi otoriter modellerin etkisi altında kaldı.

2013’te Gezi eylemlerinin sert bir şekilde bastırılması Türkiye’de kitleleri etkileyen ilk otoriterleşme öyküsü oldu. 17 Aralık 2013 soruşturma dosyalarının açılma ve kapatılma biçimleri Türkiye’de bir yandan devlet içinde kliklerin yasadışı mücadelesini, diğer yandan da şeffaflık ve hesap verilebilirlik ilkelerinin aşındığını gösterdi. 2015 yılında Çözüm Süreci’nin sona ermesi ve bölgede sokağa çıkma yasakları, ilçe tahliyeleri, kayyumlar ve HDP üyelerine yönelik baskılar otoriterleşmenin derecesini artırdı.

15 Temmuz 2016 darbe girişimiyle birlikte gelen OHAL ve KHK uygulamaları temel insan haklarının korunması ilkesini zedelerken, Türkiye’yi otoriterlik sınırında olan bir karma rejime dönüştürdü. Türkiye IDEA raporuna göre insan hakları konusunda 126 ülke arasında 122. Sırada yer aldı. 2015’te 94. olan Türkiye, 2018’de 107. sıradaydı.

Gelinen noktada gençlerde özgürlük arayışı güçlenmiş görünüyor. SODEV Mayıs 2020 Gençlik Araştırması’na göre gençlerin %82’i kendi görüşlerini özgürce ifade etmeyi, %72’si başkalarının ifade özgürlüğünü çok önemli görüyor. Bu oranlar para kazanma ve dini-milli değerlere dair oranlardan yüksek. Ayrıca Türkiye’de gençlerin %62,5’i eğer imkan olsa yurtdışına yerleşip orada yaşamak istediğini belirtiyor.

Yetenekli bir gencin başarılı olacağı ve mutlaka bir yere geleceğine ilişkin inanç gençler arasında ancak %20,7 oranında destek görüyor. Buna paralel olarak katılımcıların %70,3’ü Türkiye’de arkası sağlam bir kişinin yetenekli bir gencin önüne geçebileceğini düşünüyor[4].

Türkiye’de Ekonomik Kötüleşme

Resim
Grafik 5: Dolar Bazında Kişi Başına Düşen Milli Gelir (GSYİH). Kaynak: TÜİK

Küresel piyasalarda 2000’li yıllardan 2013’e kadar (2008 krizi haricinde) gelişmekte olan ülkelere likidite akışı sağlandı. 2013 sonrasında gelişmekte olan ülkelere bu akış azaldı. Buna paralel olarak Türkiye’de 2013’te 12 bin 500 dolardan azalmaya başlayan kişi başına gelir seviyesi 2019’da 9,127 dolara geriledi ve 2007 seviyesine geri döndü. 2020’de Koronavirüs etkisiyle gelirin 8,500 dolara düşmesi olası.

Türkiye’de bu süreçte rant ve tüketime dayalı büyüme modelinin uygulanmasının sonucunda sürdürülebilir kalkınma sağlanamadı. Ayrıca otoriterleşme, başkanlık sistemiyle beraber ekonomi yönetiminde ailelerin etkin olması ve hesap verilebilirliğin azalmasıyla yabancı sermaye Türkiye’den uzaklaştı. Son olarak düşük faiz politikası ve rahip Brunson olayıyla tetiklenen kur krizinin getirdiği TL’de değer kaybı kişi başına düşen gelirin 2013-19 arasında 3 bin dolar erimesine neden oldu.

Grafik 6: Masaüstü ve/veya Taşınabilir Bilgisayar-Tablet Sahibi Oranı ve Dolar Bazında Kişi Başına Düşen Milli Gelir (GSYİH). Kaynak: TÜİK

Ekonomideki kötü gidişatı ve hayat pahalılığını anlatan bir diğer gösterge masaüstü ve/veya taşınabilir bilgisayar veya tablet sahibi olanların oranı. Türkiye’de bilgisayar-tablet sahibi olanlar 2004-16 arasında %11’den %72’ye yükseldi. Fakat, 2016’dan sonra bu oran %66’ya düştü. Kişi başına düşen gelir dolar bazında 2004-13 arasında 6 binden 12 bin 500 seviyesine ulaşmıştı. Fakat, 2013-19 arasında gelirin 9 bine gerilemesi alım gücünü düşürmüş görünüyor.

Grafik 7: Genç İşsizliği, 2018 Haziran-2020 Şubat. Kaynak: TÜİK

Ayrıca, 2018 Haziran seçimlerinden sonra siyasilerin yol açtığı kur krizi istihdam kaybı yarattı ve gençliğin belini büktü. Genç işsizliği %33 artışla %19’dan %24.4’e ulaştı. Kentli genç kadınlarda işsizlik %29.9’dan %36’ya çıktı. Ne eğitim ne istihdamdaki gençler %26.7’yi buldu

Grafik 8: Genç İşsizliği Raporu. Kaynak: TÜİK

Öte yandan Türkiye genç kadınların istihdamında çağın gerisinde kaldı. İşgücüne katılma oranı toplamda %44’te kalırken, genç kadınlarda %33, genç erkeklerde %56 olarak gerçekleşti. Genç işsizliği %25’i buldu. Bu oran genç kadınlarda %31, genç erkeklerde ise %22. Ne eğitimde ne istihdamda olanlar %26 olarak ölçülürken, genç kadınlarda %34, genç erkeklerde %18 olarak gerçekleşti. %33’te kalan istihdam oranı genç kadınlarda %23, genç erkeklerde %43 oldu.

Grafik 9: Dar ve Geniş İşsizlik 2019 Şubat – 2020 Şubat. Kaynak: TÜİK, DİSK

Son olarak TÜİK’e göre işsizlik 2019 Şubat – 2020 Şubat arasında 500 bin düşüşle 4,228 milyona ve %13,6’ya geriledi. Fakat, iş bulmaktan ümidi kesenlerin ve çalışmayan mevsimlik işçilerin eklendiği “geniş işsizlik” 800 bin artışla 8,427 milyona ve %24’e yükseldi.

Bunun yanında, Şubat’ta son 4 hafta iş başvurusu yapmayıp iş aramayı bırakanlar 981 bin arttı ve işgücüne katılım %50’ye geriledi. İş arayanlar 981 bin azaldığında işsiz sayısının aynı sayıda düşmesi beklenirdi. Fakat, işini kaybedenler de artınca işsizlikte düşüş 500 binde sınırlı kaldı.

Sonuç

2010’larda yaşanan otoriterleşme, adaletsizlik ve ekonomik kötüleşmeyle birlikte gençlerin üzerinde AKP öncesinin değil, AKP’nin travması var. Gençlerin CHP ve diğer muhalefet partilerine oy vermelerinin önü artık daha açık. Ayrıca ittifak siyasetine ideolojik engelleri daha az. Örneğin, 23 Haziran’da İmamoğlu İYİ Parti’den %95, HDP’den %90, MHP’den %25, AKP’den %10’a yakın destek alabildi[5]. Ekonominin geç kadınları etkilemesiyle birlikte iktidarın sosyal ve kültürel baskısını daha çok hisseden kadınlar arasında muhalefete destek daha da artabilir.

2023’te yurtiçinde kayıtlı seçmen sayısı 56,3 milyondan 60 milyona yükselmesi bekleniyor[6]. Hayatını kaybeden seçmenler de göz önünde bulundurulduğunda en az 4.5 milyon genç 2023 seçimlerinde ilk defa oy kullanacak. 23 Haziran İBB seçimleri muhalefetin gençlerdeki gücünü ve birleştiriciliğini gösterdi. Ekonomik kriz ve adaletsizlik derinleştikçe muhalefet Cumhur adayının birkaç milyon önüne geçebilecek bir “demokrasi bloku” stratejisi izleyebilir.

Fotoğraf: Jordan McQueen 


[1] https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2020/05/17/istanbulun-genc-nufusu-76-ili-gecti/

[2] Grasso, M. T., Farrall, S., Gray, E., Hay, C., & Jennings, W. (2019). Thatcher’s children, Blair’s babies, political socialization and trickle-down value change: An age, period and cohort analysis. British Journal of Political Science49(1), 17-36.

[3] https://konda.com.tr/wp-content/uploads/2019/07/23Haziran2019_Istanbul_Sandik_Analizi.pdf

[4] http://sodev.org.tr/sodev-turkiyenin-gencligi-arastirmasi-raporu-aciklandi/

[5] https://twitter.com/aysegultasoz/status/1126796120833822720

[6] http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=30567