Bu yazı, dört yazılık yazı dizisinin son halkası olacaktır. Geçen yazıda da belirttiğim gibi, Nutuk incelenirken, onu iki bölümde incelemek daha doğrudur. Bu bağlamda, ilk yazıda Nutuk’un amacı ve kapsamı ve içeriği anlatılmıştır. Nutuk’la ilgili yazıların ikincisini oluşturan bu yazıdaysa Nutuk’un içeriğine ve suçlamalarına karşı verilen tepkiler ve yeni rejimin aktörlerinin bu tepkilere karşı gösterdiği reaksiyonlar incelenecektir. Bu yolla, Mustafa Kemal’in üzerinde oluşan kutsiyetin boyutları tartışılacaktır. Ayrıca, Mustafa Kemal’in üzerinde oluşan bu kutsiyetin inşasında Nutuk’un rolü ve önemi üzerinde de durulacaktır.

İlk üç yazıda da belirttiğim gibi devletin sekülerleşme süreciyle, Mustafa Kemal’in üzerinde oluşan kişi kültü arasındaki süreç doğru orantılı olarak ilerlemiştir. Yani bu dönemde, halkın üzerindeki İslami figürlerin etkisi budandıkça, simultane olarak bir kutsiyet ikamesi de yaşanmış, bu kutsiyet Mustafa Kemal’in şahsında oluşan belli sıfatlarla ikame edilmiştir. Örneğin bu sıfatlardan biri, daha önceki yazılarda ayrıntılı şekilde incelenen Gazi’yken; bir diğeri de Millet Mektepleri Başmuallimliği olmuştur. Mustafa Kemal, askeriyeden eğitime; eğitimden, İstiklâl Harbi’ne her şeyin tartışılmaz yaratıcısı konumuna yükselmiştir. Mustafa Kemal’in bu rolünün izlerini, kendisini bunları her şeye ve herkese rağmen başaran yegane aktör olarak gösterdiği Nutuk’a karşı yeni rejimin aktörlerinin gösterdiği reaksiyonlarda bulmak mümkündür.

Nutuk ve Yeni Rejimin Temsilcileri

15 Ekim-20 Ekim 1927 tarihleri arasında okunan Nutuk’a henüz ilk günün ardından gelen tepkiler, Takrir-i Sükun Kanunu’yla beraber ortaya çıkan Mustafa Kemal’in tek adamlaşma sürecinin bir göstergesi niteliğindedir. 16 Ekim 1927’de Mehmet Asım “Gazi’nin Eseri” başlıklı makalesinde şöyle demiştir: “Nutuk’un bugün okunan aksamı şu hakikati ispat ediyor ki, Mücahede-i Milliye hareketi tamamen Gazi’nin eseridir.”(1) Bunun yanında Milliyet’in 20 Ekim tarihindeki manşeti de Mustafa Kemal’in Nutuk’ta çizmeye çalıştığı “tek”lik profiline uygundur: “Bu Memleketi Bir Tek Baş Kurtardı: Baş Kumandan Müşir (Mareşal) Gazi Mustafa Kemal”(2).

Bunun dışında, Nutuk’un geneliyle ilgili bir değerlendirme niteliği taşıyan Akçuraoğlu Yusuf’un (Yusuf Akçura) 23 Ekim 1927 tarihli “O” başlıklı yazısıdır. Akçura bu yazısında şöyle der:

“O, yalnız Türk düşmanlarına galebe çalarak, Türk yurdunu kurtarmadı: O, yalnız Türklerin önüne düşerek, Türklere doğru yolu göstererek, Türklere hakikati göstererek Türk’leri necata (Kurtuluş) erdirmedi. O, Ademoğullar’nın büyük bir kısmına, hatta yalnız büyük bir kısmına değil, belki hepsine yeni bir hayat yaratıyor….Yeni bir hayat yaradana bilmem ne derler?” (3)

Akçura’nın bu yazısı, bu yazı dizisinin temel iddiası olan Mustafa Kemal’in bir beşerden ziyade; kurucu, kurtarıcı ve rol gösterici rolüne atıfla yer yer bir mesih, yer yer de bir yaratıcı olarak algılandığı tezine uygun düşmektedir.

Bir diğer yazıysa Nutuk’un sonundaki Gençliğe Hitabe’ye atıfla Mustafa Kemal’e gönderilen yanıtlardan biri olan, Türk Ocakları Reisi Hamdullah Suphi’den (Tanrıöver) gelen bağlılık mektubudur. Bu mektupta, Atalay’ın çok yerinde tespitiyle, “dini terminoloji, seküler bir içerikle Mustafa Kemal’e” (4) uygulanmıştır:

“Türk gençliğine (…) tevcih ettiği hitabe mukabil, Türk Ocakları Merkez Heyeti ve Ankara Türk Ocağı, vatan üstünde batan kadar aziz bir varlık bildiği sevgilisi Gazisine Cumhuriyeti ve onun istiklalini Büyük Reisinin kutsi bir vediâsı olarak tanıdığını ve muhafazasını bir iman ve namus borcu addettiğini en derin minnettarlık hisleriyle arz eder.” (5)

Bunun yanında, Nutuk’un ardından güçlendiklerinin ve kutsiyet ikamesinin tam olarak gerçekleştiğinin farkında olan yeni rejimin yandaşı olan aktörler, Mustafa Kemal’i İslam Peygamberi’yle de kıyaslamışlardır. Bu tür bir kıyaslamanın en iyi örneklerinden biri, Hamdullah Suphi’nin şu dizeleridir:

“Bu susmaz bu yanık sese doğru sen

Beklenen bir resul gibi geldin…

Peygamber Muhammed gibi senin de

Kalbinde halk için bir acı vardır

Dünyaya yıldırım atan elinde

Allah’ın intikam kılıcı vardır.” (6)

Gazi’nin kutsallaşmasıyla beraber, kutsiyet ikamesi için gereken doğaüstü kişi ihtiyacı tamamlanmıştır. Bu noktadan sonra, yeni rejimin ihtiyacı olan bir kutsal kitap, bir de Kabe’dir. Bu ihtiyaçlar da Gazi’yle beraber simgeselleşen Nutuk ve Çankaya’yla çözülmüştür. Haşim Cevdet imzalı, 20 Ekim 1927 tarihli yazıda Çankaya, “Türk’ün milli emelinin Kâbesi” (7) olarak tanımlanır. Yakup Kadri ise bir yandan Mustafa Kemal’i Hz. İsa’ya benzetirken, aynı zamanda Nutuk’u şu satırlarla ‘Kuran’laştırmıştır:

“Büyük Önder vücudunu ve kanını partiye vermiştir; tıpkı Mesih’in Son Akşam Yemeği’nde ekmek için “Bu benim bedenim” ve şarap için “Bu benim kanım” demesi gibi. O, Türk ırkının kefaretini ödeyen ve onu nihai yıkımdan kurtarandır. O, yedi yıllık mücadelenin yazılı tarihini, ulusal hayatlarının kurtuluşunun sembolü olan bir siyasi kutsal kitabı, halkına vermiştir. Bu yeni Kuran olacaktır.” (8).

Tüm bu örneklerden anlaşıldığı üzere, İslam’ın etkisi altındaki toplumu akıl ve bilimle donatmaya çalışan yeni rejim, aklın tanrısını yaratırken, İslami tüm kavramları bu yeni tanrının etrafındaki simgelerle kavramsallaştırma ve ikame etme ihtiyacı duymuştur. Bir tez olarak İslam’ın etkisini çürütmenin en etkili yolu; onun anti-tezini yaratırken, halkın aşina olduğu kavramları yenileriyle ikame etmektir. Yeni rejimin ve Nutuk’un okunmasından sonra doğumu yaklaşan Kemalizm’in yaptığı da tam olarak budur.

Nutuk’taki Suçlamalara Tepkiler

Yukarıda bahsedildiği gibi, böylesi bir ortamda Nutuk’a cevap vermek, aslında bir nevi kutsal bir kitabı tekzip etmek anlamına gelmekteydi. Mustafa Kemal Paşa’nın Nutuk’taki suçlamalarına ilk tepki, bir demecinden dolayı suçlanan Çüruksulu Mahmut Paşa’dan gelmiştir. Bu tepkinin ardından basında yer alan haberler, bu dönemde hem Mustafa Kemal’in hem de onun Nutuk’unun, yukarıda belirtilen biçilmiş rolün bir sonucu olarak, tartışılmaz olduğunu göstermek açısından önemlidir:

“Gayr-i kabil tekzip vesikalara müstenid bulunan büyük Gazi’nin tarihi beyanatının hiçbir noktası red ve cerh edilemez.” (9)

1933 yılına kadar, Mustafa Kemal Paşa’nın suçlamalarında yurt içinden başka bir itiraz gelmemiştir. Bu durum, muhalif güç odaklarını ortadan kaldıran Takrir-i Sükun Kanunu’nun bu tarihte hâlâ yürürlükte olduğu düşünülürse son derece normaldir. Bu yüzden, Nutuk’a ilk ciddi itiraz ve tekzipler, bu tarihlerde yurtdışında bulunan Halide Edip Hanım (Adıvar), Dr. Adnan Bey (Adıvar) ve Rauf Bey (Orbay) gibi İstiklâl Harbi’nin sembol isimleri olan, ancak sonrasında Mustafa Kemal’le yolları ayrılan isimlerden gelmiştir. (10)

 Mustafa Kemal Paşa’nın bu isimlere karşı yaptığı en temel eleştiri, bu isimlerin daha Kurtuluş Savaşı yıllarında, daha da spesifik olarak Sivas Kongresi sırasında Amerikan Mandası’na taraf olduklarıyla ilgilidir. Bu suçlamalara ilk cevap 21 Ekim 1927 tarihinde Halide Edip Hanım’dan gelmiştir. Halide Edip, Times’ta yayımlanan mektubunda Mustafa Kemal’in kendisi ve eşi hakkında asılsız iddialarda bulunduğunu söylerken, kendilerini memleketin bağımsızlığından taviz verecek kişiler gibi gösterdiğini vurgulamıştır. Halide Edip, Mustafa Kemal’in etrafındaki kliğin adeta “dalkavuk” insanlardan oluştuğunu vurgularcasına yaptığı şu ifade, en az Mustafa Kemal’in onlarla ilgili yaptığı değerlendirme kadar serttir:

“Lincoln’nin dediği gibi bazı kimseleri daima ve herkesi muvakkaten elde etmek kabil ise de herkesi her zaman elde etmeğe imkân yoktur.” (11)

Rauf Bey ise yine benzer şekilde Times’ta verdiği cevapta, Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’ndaki rolünü kullanarak diktatörleştiğini ve bunun kendisini ve arkadaşlarını gözden düşürdüğü ölçüde mümkün olduğunu belirtmiştir. Rauf Bey, Nutuk’u Mustafa Kemal Paşa için bir meşruiyet aracı olarak gördüğünü söylemiştir. (12)

Bu ve bunun benzeri tepkilere Türk basınından gelen cevaplar, Çürüksulu Mahmut Paşa’ya verilen cevapla paralellik göstermiştir. Bu tepkiler haricinde, Takrir-i Sükûn Kanunu’nun 1929’da ortadan kalkması ve iktidarını iyice güçlendiren, Kemalizm’in tanımını yapan CHF’nin yumuşama politikasının ardından ülke içinden de bir ses yükselmiştir. Kazım Karabekir Paşa, 1933 yılında, Milliyet Gazetesi’nde kendisiyle ilgili ortaya atılan bir iddiaya yanıt vermek amacıyla gönderdiği yazıda, Nutuk’ta kendisiyle ilgili olarak ortaya koyulan iddiaları da yanıtlamıştır. Mustafa Kemal Paşa, Karabekir’in cevaplarıyla ilgili polemiğe girmemiş ve nükteli bir ifadeyle şöyle demiştir: “Bu mektubu yazan üzerine akıl doktorlarının dikkat nazarını celbederim.” (13)

Buradan da anlaşıldığı üzere, artık gücünün vardığı noktanın farkında olan Mustafa Kemal Paşa, Karabekir Paşa gibi Kurtuluş Savaşı’nın en sembol isimlerinden birinin dahi verdiği cevapların halkı tatmin etmeyeceğinden, halkın kendisine inanacağından emindir. Karabekir Paşa’nın gazeteye yolladığı yedi mektubun altısı yayımlanmış, son mektubunda dış siyasetle ilgili gizli kalması gereken bir meseleden bahsedildiği gerekçesiyle son yazısı yayımlanmamıştır. (14)

Ancak, Karabekir Paşa’nın üzerindeki baskılar bununla sınırlı kalmamıştır. Verdiği yanıtlarla rejimin dikkatini ve tepkisini çeken Karabekir Paşa’nın evine düzenlenen baskında İstiklal Harbimizin Esasları kitabının ondaki nüshaları alınmış ve matbaadaki nüshaları da toplatılarak yakılmıştır. (15) Yeni rejimin Nutuk’la beraber şekillenen tarih öğretisine karşı yapılan her alternatif tarih yazımı, bir yandan da yeni dinin reddiyesi anlamına geliyordu. Bu yüzden rejimin enstrümanlarının 1929’dan sonraki göreceli yumuşaması, ancak yeni dine iman edildiği sürece hissedilmekteydi.

Sonuç olarak, yüzyıllar boyunca dinle yoğrulmuş bir toplumu, akıl ve bilime kavuşturmanın yegane yolu kutsallık ikamesiyle mümkün olmuştur. Bu kutsallığın özelliği de zorun gücüyle iman ettirmek olmuştur. İslam’ın gelecek zamanla ilgili cezalandırma argümanı, İslam’ı ikame eden bu yeni dinde şimdiki zamanda cezalandırma olarak vücut bulmuştur.

Bu yazı dizisinde, Mustafa Kemal’in doğal süreç içinde nasıl mesih olarak algılandığından başladım. Sonra da bu durumun yeni rejimin yandaşları tarafından olumlu karşılanıp, nasıl adım adım inşa edildiğini göstermek istedim. Keyifle yazdığım bu yazı dizisini, umarım sizler de keyifle okumuşsunuzdur.

Kaynakça


  1. Aktaran Serap Taşdemir, “Türk Basınında Büyük Nutuk’un Yansımaları”, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, Güz 2009, sayı 44, s. 687.
  2. Aynı Yer.
  3. A.g.m., ss. 688-689.
  4. Onur Atalay, Türk’e Tapmak, İletişim, İstanbul, 2018, s. 236
  5. Aynı yer 
  6. A.g.e., s. 239.
  7. A.g.e., s. 237.
  8. A.g.e., s. 239.
  9. Hakan Uzun, Atatürk’ün Nutuk’unun İçerik Analizi, Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Doktora Tezi, Ankara, 2005, s. 46.
  10. A.g.e. s. 47
  11. Aynı yer.
  12. A.g.e., s. 48.
  13. A.g.e., s. 50
  14. Aynı yer.
  15. A.g.e., s. 51.