Türk kulüpleri, uluslararası müsabakalarda hayal kırıklığı yaratmaya devam ediyor. Perşembe akşamı Galatasaray’ın Glasgow Rangers’a elenmesi ile bu sezon Avrupa kupalarında ülkemizi temsil eden takım sayısı ikiye düştü. Şampiyonlar Ligi’nde Başakşehir FK, Avrupa Ligi’nde ise Sivasspor Türkiye’yi temsil eden takımlar olacak. Birbirinden güçlü rakiplerle karşılaşacak olan bu iki takımımızın, başarısız sonuçlarla yurda dönmeleri durumunda; Türk futbolunu büyük bir tehlike bekliyor olacak.

Bu hafta bu yazı ile birlikte Türk futbolunun içinde bulunduğu tehlikeyi ve futbolumuzun ihtiyaç duyduğu reform hareketinden söz edeceğiz.

2016-17 sezonundan, geride bıraktığımız 2019-20 sezonuna kadar her geçen sene; takımlarımızın Avrupa’da topladıkları puanlar kademeli olarak azaldı. 2016-17’de 9.700, 2017-18’de 6.800, 2018-19’da 5.500 ve 2019-20 sezonunda 5.000 puan toplayabildik.

2020-21 sezonu Avrupa müsabakaları başladı ve beş takımımızdan üçü ön eleme maçlarında elendi. Ön eleme oynamayan iki takımımız ise grup aşamasından yollarına devam edecek ve ülke futbolunun kaderini belirleyecekler.

Avrupa Ligler sıralamasında şu an itibari ile 28.900 puanla İskoçya’nın 5 puan önünde 12. sıradayız. Ancak işin en ciddi kısmı, 2016-17 sezonunda topladığımız en yüksek puan olan 9.700’ün bu sezon sonunda silinecek olması. Bu şartlar altında Başakşehir ve Sivasspor’un başarısız sonuçlar almaları halinde; İskoçya, Sırbistan ve Güney Kıbrıs liglerine geçilerek 15’inciliğe gerileme riskimiz mevcut. Hâl böyle olunca Süper Lig şampiyonunun Şampiyonlar Ligi gruplarına doğrudan katılması ve önemli bir maddi kaynak elde etmesi uzunca bir süre mümkün olmayacak. Bu güçlü pozisyonu kaybetmemek için şu an ki 12’incilikte yetinmeyip üzerimizdeki Ukrayna’yı da geçmemiz gerekecek. Ancak bu da son derece zor gözüküyor. Zira üç Ukrayna temsilcisi Avrupa kupalarına devam ederken bizim yalnızca iki takımımız mevcut. Üstelik bu sezon takımlarımız şimdiye kadar 1.900 puan toplayabilmişken Ukrayna temsilcileri 2.800 puan topladılar.

Peki ama şimdi neden bu haldeyiz?

1990’ların ikinci yarısından itibaren yükselişe geçen Türk futbolu 2000’li yıllarda olgunlaştı ve zirve yaptı. Üç büyüklerin dışında Denizlispor, Gençlerbirliği, Kocaelispor gibi Anadolu takımları da Avrupa kupalarında önemli başarılar elde etti. 2010’lu yılların ilk yarısında bir duraklama yaşadık. Bu dönemde Türk futbolu, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Galatasaray’ın dönemsel başarılarıyla itibarını korumayı bildi. Ancak 2017 itibari ile ibre ciddi anlamda terse döndü. Kulüplerimizin yaşadığı ekonomik darboğazın da etkisiyle, Süper Lig’de kazanılacak bir şampiyonlukla birlikte elde edilecek Şampiyonlar Ligi gelirlerinin önemi daha da fazlalaştı. Bu da Türk kulüplerinin tüm konsantrasyonunu lige yönlendirmesine, şampiyonluk odaklı her sene yenilenen yaşlı (tecrübeli) takımların kurulmasına, Avrupa kupalarında yedek ağırlıklı kadrolarla maça çıkılmasına, Dünya futbolunun gerçeklerinden uzak, kendi içimizdeki tartışmalarla sınırlı kalmamıza sebep oldu. Hal böyle olunca sonuçlar da ortada. Ülke futbolu olarak hem ekonomik hem de itibar yönünden büyük bir kaybın eşitindeyiz.

Şimdilerde Türk futbolunun her şeyden daha fazla yapısal reformlara ihtiyacı var. Futbolumuzun her aktörünün silkelenip kendine gelmesi gerek. Hepimizin bir iç hesaplaşma yapması gerek. Federasyon yöneticilerinin, kulüp yöneticilerinin, teknik direktörlerin, futbolcuların, hakemlerin, taraftarların, medyanın, amatör takımların sahip oldukları yetkinlikleri ve yaptıkları hataları objektif olarak değerlendirmeleri gerek. Eğri oturup doğru konuşmanın zamanıdır. Ama uzun zamandır yaptığımız gibi lokal gerçeklerle değil, global gerçeklerle konuşmanın zamanıdır…

İşte ihtiyaç duyduğumuz reformların bazıları

Federasyon Yöneticileri: Futbol yalnızca bir ticaret ürünü değil. Endüstriyel futbolun bile işleyebilmesi için önce performans gerekir. Futbolun öncelikle bir spor, fiziksel bir aktivite olduğunu kabullendikten sonra; oyunun fizik, taktik, ekonomi ve hukuk bileşenlerinde yetkinliklere sahip, bu alana kanalize olmuş, teorik ve pratik deneyimlere sahip kişilerin ülke futbolunu yönetmesi her şeyden önemli. Federasyonumuzda iradeli, kararlı, özerk karakterli yöneticilere ihtiyacımız var.

Kulüp Yöneticileri: Nefret ve kavga geleceğinden uzak, taraftarlık bilincinden soyutlanmış, Avrupa futbolundaki ekonomi, teknoloji ve yatırım gelişmelerini yakından takip ederek ilham alan, egolarından kurtulmuş, özgüvenli, özverili ve donanımlı yöneticilere ihtiyacımız var. Kulüp yönetimlerinde profesyonel kadroların örgütlenmesi ve büyütülmesi son derece önemli. Kulüplerin şimdiye kadar gönüllülük usulü ile yönetilmesi doğru kararların, doğru yatırımların yapılamamasına, istikrarlı ve düzenli işleyişin sağlanamamasına neden oldu.

Teknik Direktörler: Oyuncuların fizik, taktik ve teknik yeteneklerini geliştirebilen, rakip analizi yapan, hücum ve savunma oyunları çizen ve uygulayan, yerli ve yabancı oyuncularla aynı anda aynı dili, aynı duyguyu paylaşabilen, taktiksel sistem değişikliğine uyum sağlayabilen, kendini sürekli güncelleyen donanımlı teknik direktörlere ihtiyacımız var.

Futbolcular: Kendisini yeteneklerini arttırmaya adayan, saha içine odaklanmış, sosyal ve zihinsel kapasitesini geliştiren, güçlü, hızlı, dayanıklı oyunculara ihtiyacımız var. Türk futbolcularının en büyük eksikliği zihinsel gelişimlerini tamamlayamamalarıdır. Bu durum futbolcuların sosyal, iletişim, diyalog, duygu yönetimi konusunda sıkıntı yaşamalarına, sahip oldukları yetkinliklere objektif bakamamalarına neden olmaktadır. Ayrıca fiziksel yetersizliklerinin farkına varamamalarında da bu durum etkilidir.

Hakemler: Özgüveni yüksek, adalet bilinci açık, zihni berrak, adil, özerk hakemlere ihtiyacımız var. Adaletin zamanında, doğru şekilde tecelli etmesini sağlayacak, kendisine, bilgisine, kapasitesine sadık hakemlere ihtiyacımız var.

Taraftarlar: Her şeyin tek hakimiymiş gibi davranmaya son vermiş, her şeyin en doğrusunu bildiğinden şüphe duyan, fanatizmin tekdüzeliğinden soyutlanmış, objektif taraftarlara ihtiyacımız var. Hayat içerisinde birincil kimliği taraftarlık değil de bir birey olmak olarak konumlandırmış taraftarlara ihtiyacımız var.

Amatör Takımlar: Oyuncuların bir birey olarak fiziksel, zihinsel, duygusal ve performans odaklı yetenek gelişimlerine önem veren, eğitici, uygulayıcı amatör kulüplere ihtiyacımız var. Bölgesel futbol akademilerine ihtiyaç var. Türkiye’de 2020-21 sezonu itibari ile 145 profesyonel takım var. Ülkedeki lisanslı futbolcu sayısı ise yalnızca 400.000 seviyesinde. Bu da demek oluyor ki profesyonel olabilen tek bir oyuncuyu yalnızca 110 kişi içerisinden seçiyoruz. Eğitemediğimiz ve kişisel özveri ile yeteneklerini sınırlı ölçüde geliştiren her 110 kişiden yalnızca biri. Rekabet çok düşük. Bizim futbolumuzun bu kadar profesyonel takıma ihtiyacı yok. Bizim futbolumuzun eğitici, geliştirici amatör takımlara, akademilere ihtiyacımız var.

Fotoğraf: Sven Kucinic