Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook Twitter Instagram Telegram
    Twitter Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Nancy Snow: Trump ikinci dönemine başladığından beri ABD’de insanlar düzenli olarak hükümete karşı protesto gösterileri düzenliyor
    daktilo2 Röportajlar

    Nancy Snow: Trump ikinci dönemine başladığından beri ABD’de insanlar düzenli olarak hükümete karşı protesto gösterileri düzenliyor

    Bahadır Çelebi3 Mayıs 202612 dk Okuma Süresi
    Paylaş
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    Kamu diplomasisi alanında çok saygın bir akademisyen olan ve şu sıralar Başkent Üniversitesinde misafir öğretim görevlisi olarak bulunan Profesör Nancy Snow ile kamu diplomasisi, Trump yönetiminin politikaları, ABD’nin yumuşak güç konumu ve Türkiye’nin dünyadaki rolü hakkında konuştuk.

    California Eyalet Üniversitesi Fullerton’da İletişim Bölümü’nde profesör olan Nancy Snow, kamu diplomasisi, stratejik iletişim ve propaganda çalışmaları alanında dünya çapında tanınan bir akademisyen. Kariyeri boyunca Atina, Ankara, Pekin, Tokyo ve Washington, D.C. gibi önemli diplomatik başkentlerde görev aldı ve akademi, politika, medya arasında köprü görevi üstlendi.

    Profesör Snow ayrıca birçok kitabın da yazarıdır. Son dönemde (ortak yazarlarla birlikte) “Propaganda and Persuasion, (Eighth Edition, Sage, 2025)” ve “Battleship Diplomat: The Enduring Legacy of the USS Missouri (Naval Institute Press, 2026)” adlı kitapları yayınladı.

    Profesör Snow’un daktilo2’nin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

    1) Trump’ın ikinci döneminde ABD’nin yumuşak güç iddiası tamamen ortadan kalktı mı?

    Eğer karamsar bir insan olsaydım, ABD’nin yumuşak güç alanındaki hakimiyetinin artık can çekişmekte olduğunu söyleyebilirdim. Ancak ben bardağın yarısının dolu olduğunu düşünen biri olduğum için Amerikan yumuşak gücünün önemli ölçüde zayıfladığını ve daha da önemlisi istikrarsızlaştığını öne sürmeyi yeğlerim. Şu an güç, Washington’da birkaç kişinin elinde yoğunlaşmış durumda. Yumuşak güç söz konusu olduğunda eski gücümüzü yeniden kazanmak için temsil ve katılımın kapsamını genişletmemiz gerekiyor.

    Arkadaşım ve ortak editörüm Nicholas J. Cull’dan, yakında çıkacak kitabım Battleship Diplomat: The Enduring Legacy of the USS Missouri (Naval Institute Press, 2026) için bir tanıtım yazısı yazması istenmişti. Cull, benim de hakkında yazdığım İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin simgelediği Amerikan küresel çekiciliğindeki kayıp hissini bu yazısında yansıtıyor:

    “Kitabın özünde, Amerika Birleşik Devletleri’nin gücünün örneğiyle, örneğinin gücünü nasıl dengeleyeceğini bildiği, belki de kaybolmuş bir dünyadan bahsediliyor. Kitap, hem uygun bir anma niteliğinde hem de şu anda kaybolmuş bir altın çağ gibi görünen ABD diplomasisinin harika bir vaka çalışması.”

    Yumuşak güç genel olarak tek bir yönetim döneminde açılıp kapatılabilen bir anahtar değildir. Yumuşak güç birikimsel bir olgudur: kültür, eğitim, ittifaklar ve güvenilirlik yoluyla on yıllar boyunca inşa edilir. Amerika Birleşik Devletleri; üniversiteleri, girişimcilik ve inovasyon ekosistemi ile popüler kültürü gibi derin çekicilik kaynaklarından hâlâ yararlanmaktadır. Öte yandan, bazı gelişmeler de dikkat çekiyor. New York Times 29 Nisan 2026’da, Amerikan yükseköğretiminin azalan çekiciliğine dikkat çeken “Fransa’da Amerikan Üniversiteleri Trump Döneminde Cazibesini Kaybediyor” başlıklı bir makale yayınladı. Bu durum sadece Amerika’daki yüksek öğrenim ücretlerinden kaynaklanmıyor, daha çok Trump döneminin atmosferinin cazibesinin azalmasıyla ilgili.

    Amerikan sivil toplumu küresel olarak etkili olmaya devam ediyor. Türkiye’ye geldikten kısa bir süre sonra, moderatörün ilginç bir gözlemini anlattığı bir panel tartışmasına katıldım. Moderatör; Iraklılar, Türkler, İranlılar, Araplar vb. dahil olmak üzere bu bölgedeki halklar ile Batı, özellikle de Amerika Birleşik Devletleri arasında bir ayrım yaptı. “Türkçe’de, üzerine bastığınız şey, yani toprak, “toprak ana” olarak adlandırılır,” dedi. Ardından, “sevdiğim ancak bazılarını eleştirdiğim Amerikalı dostlarıma tüm saygımla, Amerika’da buna ‘dirt’ ya da ‘soil” denildiğini söyledi. Kendimi tutamadım. Seyirciler arasından sesimi yükselttim: “Ben de ona Toprak Ana diyorum.” dedim.

    Oturumu bitirirken, bir zamanlar Avrupa ve ABD’nin ifade ve seçim özgürlüğü ile kurallara dayalı düzen ve özgürlüklerin somut bir örneği olduğunu söyledi. Artık öyle değil, dedi. Türkiye’de Erdoğan, AK Parti, hükümet ve siyasete yönelik tüm eleştirilere rağmen insanların, panel oturumu sırasında yaptığımız gibi, hâlâ konuşabildiğini söyledi.

    Oturumdan sonra, ABD’de hâlâ ifade ve seçim özgürlüğümüz olduğunu söyledim ve son zamanlarda ABD genelinde 10 milyon kişinin katıldığı “No Kings (Krala Hayır)” yürüyüşlerinden bahsettim. Trump ikinci dönemine başladığından beri, hatta ondan önce bile, insanlar ABD’de düzenli olarak hükümeti protesto ediyor. Evet, bazı şiddet olayları yaşandı ve hatta Minneapolis’te ICE tarafından öldürülen protestocular bile oldu. Ancak bu, “artık ifade özgürlüğü yok” denecek bir durum değil. ABD vatandaşları, Başkan Trump ve üst düzey ekibini çevrimiçi ortamda, basında, yayınlarda ve çevrimiçi medyada düzenli olarak eleştiriyor ve hatta onlarla dalga geçiyor.

    ABD’nin dış politikasını ve savaş müdahalelerini sık sık eleştirdiğim biliniyor olsa da, Haklar Bildirgemizi ve Amerikan sivil toplumunu savunmakta tereddüt etmiyorum. Muhalefet etme yeteneğimizi kaybedersek sesimizi de kaybederiz. Bu, insanların, seslerini yükseltmelerinin bir “bedeli” olduğunun farkında olmadıkları anlamına gelmez. Amerikalı arkadaşlarımın çoğu, kutuplaşmış siyasi ortamımız nedeniyle çok açık bir şekilde eleştiri yapmaktan korkuyor.

    Sonuç olarak, Amerika’nın yumuşak gücü tamamen ortadan kalkmış değil ve ABD’de siyasi manzarayı yeniden şekillendirecek ara seçimler bu sonbaharda yapılacak; umarız bu seçimler Washington’a daha iyi bir demokratik ortam, daha fazla denge ve denetim mekanizmaları getirir.

    2) Trump yönetimi, ABD dış politikasında ne tür bir söylem geliştiriyor ve bu söylem ABD’nin çıkarlarıyla uyumlu mu?

    Hakim söylem tarzı, popülist-milliyetçi ve son derece kişiselleştirilmiş olup üç belirleyici özelliğe sahiptir:

    • İşlemsel dil: “Birlikte ne inşa ediyoruz?” yerine “Buna karşılık ne alıyoruz?”
    • Müttefiklere karşı bile düşmanca bir çerçeveleme
    • Uluslararası kitleler kadar iç kitleler için de tasarlanmış performatif iletişim

    Trump’ın alaycı Truth Social tarzı retoriği iç politikada daha etkili. Bizim tanıdığımız Trump bu ve başka bir Trump tanımıyoruz. Başkan Trump’ı, şimdiye kadar analiz ettiğim liderler arasında en özbilinçsiz lider olarak nitelendirmiştim. “Özbilinçsizlik” gibi görünen şey, normlara yönelik stratejik bir umursamazlık olarak da yorumlanabilir: özgünlüğü veya dışlanmış statüyü işaret etmek için protokolü çiğnemek.

    Trump, Amerika’yı yeniden büyük yapmak için oynadığı bozucu rolünü her zaman seviyor. Onun performans stili hakimiyet odaklı: Hiyerarşiyi görsel ve fiziksel olarak ortaya koyuyor; bu durumun bir örneğini, Kraliçe Camilla’nın önüne geçip kıdemli danışmanlarının elini sıkarken tüm dünya görmüştü. Trump saldırgan ve çirkin olsa da, belirli bir medya mantığı bilinci konusunda son derece bilgili. İlk kampanyasında yaptığı ve şimdi de görev süresi dolmak üzere olan bir başkan olarak yapmaya devam ettiği gibi basına saldırmak, internette paylaşıma son derece uygun ve dikkat çekici anlar yaratıyor. Ancak Trump’ın Paskalya Pazarı’ndaki tweet’i benim için kırmızı çizgiydi. Bir Amerikan vatandaşı olarak daha fazla sesimi duyurma isteği uyandırdı. Başkanlık Makamına saygı duyduğum için Başkan’ı hedef almamayı tercih ediyorum, ancak onun retorik tarzına duyduğum hoşnutsuzluğu dile getiren kendi paylaşımlarımı yeniden yayınlıyor ve paylaşıyorum.

    Trump, tamamen özbilinçsiz olmaktan ziyade, farklı bir bilinç yapısına sahip olabilir. Diplomatik görgü kurallarından kesinlikle yoksun –ki bu da paranın zarafet satın alamayacağını gösterir– ve daha çok gösteriş ve seyirci tepkisine odaklanıyor. Karşılaştırma yaparsak, bazen (haklı ya da haksız olarak) normları bozan ya da alışılmadık derecede filtrelenmemiş olarak tanımlanan İngiltere’den Boris Johnson ya da Brezilya’dan Jair Bolsonaro gibi isimler arasında yer alıyor. Ancak Trump, tarzının şok edici tutarlılığı ve küresel ölçekte ses getirmesiyle öne çıkıyor.

    Trump’ın bu tutumu ABD’nin çıkarlarıyla uyumlu mu? Kısa vadede, özellikle de baskı ve etki yoluyla tavizler elde edildiğinde, bazen evet. Ancak uzun vadede bu sorunludur. Neden? Çünkü ABD’nin küresel liderliği tarihsel olarak sadece güce değil, meşruiyete de bağlı olmuştur. Ortaklar ve müttefikler ABD’nin güvenilirliğinden şüphe etmeye başlarsa, tedbir alırlar, ittifaklarını çeşitlendirirler veya özerkliği hedeflerler. Bu da 1945’ten beri ABD’nin çıkarlarına hizmet eden sistemi zayıflatır.

    3) ABD ve İsrail, İran’a karşı başlattıkları savaşta propagandayı nasıl kullandılar ve bu propaganda neden yeterince etkili olmadı?

    İletişim stratejisi, önleme ve meşruiyet gibi stratejik anlatılara büyük ölçüde dayanıyordu, ancak bunların hiçbiri güvenilirlik testinden geçemedi; ya da Amerikan İngilizcesindeki gibi tabir edersek, “koku testinden(smell test)” geçemedi. Savaş Bakanı Pete Hegseth ve Başkan Trump, baş elçiler haline geldi. Hegseth, bu hafta ABD Kongresi’nde altı saat süren şok edici bir konuşma yaptı ve bu konuşma, Amerikan halkına ve komutasındaki orduya karşı saygısızlığını bir kez daha gösterdi. Birçoğu onun istifasını talep ediyor. ABD ve İsrail, halkın ilgisini çekmeyen, bayrak etrafında toplanma boyutuna sahip olmayan bir savaşı desteklemek için propaganda yaptılar. Bu, baştan başarısızlığa mahkum bir girişimdi. Önleyici saldırılarını bölgesel istikrar için gerekli olarak çerçevelediler. Peki bu nasıl sonuçlandı? Mevcut ittifaklara danışmadan, bu eylemleri tetikleyen caydırıcılık ve güvenlik tehditlerini vurguladılar. Algıyı şekillendirmek için seçici istihbarat açıklamalarını kullandılar.

    Bu propagandanın sınırları belliydi:

    -Parçalanmış bilgi ortamı: Günümüzün izleyicileri pasif alıcılar değildir. İran’dan, devlet dışı aktörlerden ve küresel medya ekosistemlerinden gelen rakip anlatılar, resmi mesajları hızla sorgulamaya açmaktadır. İranlı Lego propaganda videoları bu rakip anlatılara çok iyi bir örnek. Geçtiğimiz ay boyunca bu videolarla ilgili olarak neredeyse her gün basına bir röportaj verdim. İşte ABC News Australia’ya verdiğim röportaja dayanan bir örnek: https://www.instagram.com/reels/DXbc4_fFzHd/

    -Güvenilirlik eksikliği: Geçmişteki çatışmalar (özellikle Irak), ABD istihbaratının iddialarına karşı, kamuoyundaki şüpheciliği şekillendirmeye devam ediyor. Güvenilirlik bir kez sorgulanmaya başladığında, doğru mesajlar bile ilgi çekmekte zorlanıyor.

    -Yukarıdan aşağıya mesajlaşmaya aşırı güven: Günümüzde etkili ikna, ağ tabanlı iletişim, yani bizim bildiğimiz adıyla etkileşim, diyalog ve üçüncü taraf doğrulaması gerektirir. Geleneksel devlet merkezli propaganda, merkezi olmayan bir medya ortamında daha az ikna edicidir. Ancak Trump ve Hegseth, savaş ve savaşın gidişatı konusunda ana sözcüler olmaya devam ediyor. Halkın desteğinin düşmeye devam etmesine şaşmamak gerek.

    -Duygusal uyumsuzluk: Resmi söylemler güvenliği ön plana çıkarırken, küresel kamuoyu genellikle insani yardım görüntülerine ve sivillerin maruz kaldığı etkilere tepki göstermiştir. Bu durum, mesaj ile algı arasında bir uçurum yaratmıştır.

    -Özellikle İsrail’e gelince, ülkenin halk diplomasisi/propaganda yatırımında 750 milyon dolarlık bir artış açıkladığını görmek beni oldukça şaşırttı. “İsrail, halkla ilişkiler bütçesini dört katına çıkararak 730 milyon dolara yükseltti. Uzmanlar bunun işe yaramayacağını söylüyor.” Bu başlığın atıldığı makalede adı geçen tüm kişileri tanıyorum. Sınıfımda konuk öğretim üyesi olan Joanna Landau, şu anda aynı üniversitede İtibar Güvenliği Laboratuvarı’nın başında. İsrail’deki yüksek lisans dersim “Dış Politika Pazarlaması”, 2008-2014 yılları arasında IDC’deki (şimdiki adıyla Reichman Üniversitesi) Lauder Devlet, Diplomasi ve Strateji Okulu Dekanı Alex Mintz’in daveti üzerine verildi. 2011 yılında, IDF mezunları ve şu anda Diplomasi Yüksek Lisans öğrencileri olanlara sorduğum ilk soru, ellerimi belime koyarak, “Brand Israel kampanyası sizin için nasıl gidiyor?” oldu. Bazıları, “Biz zayıf tarafız. İsrail’in var olma hakkını ortadan kaldırmak için bize saldırıyorlar.” dedi. Ben de, “Bu ilginç. Ben sizi güçlü taraf olarak görüyorum. Nükleer silahlarınız var.” diyerek karşılık verdim. Öğrencilerden biri utangaç bir şekilde ve hafif bir gülümsemeyle, “Şey, biz o konuyu konuşmuyoruz,” dedi.

    Muhatap olduğum insanlar canlı ve aktif bir gruptu; onlarla girdiğim diyaloglardan, laf yarışından ve birbirleriyle atışmalarını izlemekten keyif aldım. 2026’da veya 7 Ekim 2023’ten sonra herhangi bir zamanda böyle bir ders vereceğimi hayal dahi edemiyorum. İsrail’in ulusal imajı –yani güvenilirliği– liderlerinin attığı yanlış adımlar nedeniyle belki de ABD’den daha fazla zarar görmüştür. Güç siyasetinde, özellikle de iki nükleer gücün ve dünyanın önde gelen iki ordusunun dahil olduğu durumlarda, eylemler ve politikalar, paradan daha etkili olur. Bu geçmişe rağmen ABD ve İsrail hâlâ İran direnişini kıramadı ve şimdi özellikle Trump, bunu bir zafer olarak ilan edebilmek için çıkış yolu bulmaya çalışıyor. Bu İranlı “meme” videoları oldukça güçlü karşı argümanlar olarak öne çıktılar; manşet haberlerini kullanarak, AI Hip Hop tarzında ve Epstein’a yapılan göndermelerle ABD ve İsrail liderliğiyle alay ettiler, ironik ve mizahi içerikler oluşturdular. 

    4) Misafir araştırmacı olarak burada bulunduğunuz süre boyunca Türkiye hakkındaki görüşleriniz nasıl değişti? Türkiye’nin bölgede önemli bir güç olduğunu ve bir yumuşak güç olarak öne çıkacağını düşünüyor musunuz?

    Türkiye’de geçirdiğim zaman, uzun zamandır inandığım, ancak artık daha derinlemesine anladığım bir gerçeği pekiştirdi: Türkiye sadece bölgesel bir güç değil, aynı zamanda stratejik bir köprü ülkedir. Bu, Türkiye’nin büyük bir askeri güç ve NATO üyesi olmasına rağmen, arabuluculuk ve diplomasiyi önceleyen bir konumu benimsemesinin bir sonucudur. Türkiye; Avrupa, Orta Doğu, Kafkasya ve Orta Asya’nın kesişme noktasında faaliyet göstermektedir. Bu coğrafya sadece fiziksel anlamda bir bölge değildir. Ben bu coğrafyaya, diplomatik, kültürel ve tarihsel olarak bakıyorum.

    Şu ana kadar, ev sahibi kurumum Başkent Üniversitesi’nin yanı sıra Bilkent Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak ders verdim; Hacettepe Üniversitesi ve Ankara Üniversitesi’nde ders vermem de gündemde. Mümkün olduğunca çok öğrenciyle konuşmaya çalışıyorum. Onlara hem toplu hem de bireysel olarak, Türkiye’de, ülkelerini vatandaş elçileri olarak temsil etme fırsatı sunan bir altın madeninin üzerinde oturduklarını söylüyorum. Bunun için devlet memuru olmalarına da gerek yok.

    1990’larda doktora derecesini yeni almış bir akademisyen olarak kariyerime Dışişleri Bakanlığı ve ABD Enformasyon Ajansı’nda bir devlet memuru olarak başladım. Soğuk Savaş’ın hemen sonrasıydı ve bana Dışişleri Bakanlığı’na girip muhtemelen dünyaca tanınan üst düzey bir diplomat olma fırsatı sunuldu. Bu mesleğin zorluğu, daha dar bir alanda çalışmak zorunda olmanızdır. Biraz hareket alanınız vardır, ancak genel olarak başkana hizmet edersiniz. Ben ise özgürlük istiyordum, özgürce yazmak ve konuşmak istiyordum; bu nedenle “Vatandaş Büyükelçi” olarak görev yaptığım için hiçbir pişmanlığım yok. Bu rolü çok ciddiye alıyorum. Maaşı bir büyükelçininki kadar yüksek değil, ancak kazandıklarım en az onun kadar tatmin edici. Kişisel temas ve bağlantı ağım, Sister City International, Fulbright Binational Associations (Almanya, Japonya ve Yunanistan’da Fulbright bursiyeriydim) gibi STK’lar sayesinde zenginleşiyor ve bu imkanlar da kişiden kişiye yapılan diplomasiyi mümkün kılıyor.

    Burada beni en çok etkileyen şey, Türkiye’nin arabuluculuk ve diplomatik aracılık alanındaki artan rolü oldu. İster bölgesel çatışmalarda ister küresel müzakerelerde olsun, Türkiye kendini anlaşmazlıkların, çatışmaların ötesinde sesini duyurabilen bir ülke olarak konumlandırıyor. ABD bunu başaramıyor. İsrail bunu yapamaz. AB bile tek bir siyasi varlık olarak konuşma becerisi konusunda sıkıntılar yaşadı, yaşıyor. Bu tür bir misyon, tamamen çekiciliğe dayalı olmayan yeni bir yumuşak güç biçimidir –Türkiye’nin kültürel çekiciliği muazzam olsa da, bu daha çok jeopolitik öneme ve erişime dayanmaktadır. Artık Türkiye ile ilgili haberleri daha yakından takip ettiğim için ülkenin arabulucu rolü beni etkilemeye devam ediyor. Sadece Dışişleri Bakanlığı’ndan bahsetmiyorum. Türkiye’nin kültürel ve coğrafi DNA’sında, küresel arabulucu işlevini ve rolünü güçlendirmek için uygun bir şey olduğunu düşünüyorum. Karşılaştığım sıradan insanlar, beslenmeye ve cesaretlendirilmeye ihtiyaç duyan zihinlere sahipler ve dışa dönük bir karakter gösteriyorlar. Karşılıklı sohbetler yapmayı da seviyorlar.

    Buraya daha çok Türkiye’den bir şeyler öğrenmek için bir öğrenci olarak geldim. Bu yüzden diğer öğrencilerle birlikte kampüste bir yurtta kalıyorum. Doktora tezimin başlığı “Kültürel Aracılar Olarak Fulbright Bursiyerleri” idi. On yıllardır ben, kültürel bir aracı olarak değişim programlarıyla deneyim kazanıyorum ve şu an Türkiye’de, arabuluculuğun bir öğrenme laboratuvarında yaşıyormuşum gibi hissediyorum.

    Türkiye bir yumuşak güç olarak ortaya çıkacak mı? Birçok açıdan Türkiye bunu zaten başardı, ancak bazı önemli çekincelerle. Bu ülkenin potansiyeli, zengin kültürel ve tarihsel anlatısında (bunu zaten biliyorsunuz); hem resmi hem de gayri resmi diplomatik ağlarının genişlemesinde; anlaşmazlıkların çözülmesi gereken taraflar arasında arabuluculuk yapma ve onları bir araya getirme konusundaki kanıtlanmış istekliliğinde ve potansiyel olarak dinamik bir medya ve kültürel üretim sektöründe yatmaktadır. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu zorluklar ise iç siyasi kısıtlamalara ilişkin algılar ve gerçekler; medya özgürlüğüyle ilgili endişeler (örneğin ABD’deki geleneksel medyanın izleyici kitlesini kaybetmeye devam etmesi gibi –bu endişeler bir bakıma evrenseldir) ve sert güç hedefleri ile yumuşak güç güvenilirliği arasındaki gerilimlerdir.

    Yumuşak güç, her zaman başkalarının sizi nasıl gördüğüyle ilgili olmuştur, sizin kendinizi nasıl gördüğünüzle değil. Türkiye, yurt içinde güvenilirliğini pekiştirirken kültürel diplomasi, arabuluculuk ve uluslararası ilişkiler alanlarına yatırım yapmaya devam ederse, 21. yüzyılın en etkili yumuşak güç aktörlerinden biri haline gelme potansiyeline sahiptir. Burada tanıştığım öğrenciler ve akademisyenler, Türkiye için olumlu değişiklikler yaratma konusundaki katılımları ve ciddiyetleriyle beni son derece etkiledi. Şimdiye kadar tanık olduğum söylem düzeyi ve samimiyetten çok memnun kaldım ve Türkiye hakkındaki bilgi birikimimi artırmaya devam edeceğimi biliyorum. Kuşkusuz, yaşadığım kültürlerin aktarıcısı olarak arabulucu rolümü yerine getirirken bu deneyimi de yanımda taşıyacağım. Türkiye’de üstlendiğim, kariyerimdeki en heyecan verici eğitim değişim programı görevlerinden biri ve bunun için minnettarım.

    Dünya M Siyaset
    Paylaş Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Önceki İçerikİran-Körfez İlişkilerinin Kısa Bir Tarihi – VI
    Sonraki İçerik Nancy Snow: People have been regularly protesting in the U.S. since Trump has returned for a second term

    Diğer İçerikler

    D84 INTELLIGENCE

    Nancy Snow: People have been regularly protesting in the U.S. since Trump has returned for a second term

    3 Mayıs 2026 Bahadır Çelebi
    daktilo2 Yazılar

    İran-Körfez İlişkilerinin Kısa Bir Tarihi – VI

    3 Mayıs 2026 Birol Başkan
    daktilo2 Yazılar

    Yerel Kadın Liderliği İçin Yeni Eşik: Katılım Maliyeti, Dijital Şiddet ve Veri Temelli Dönüşüm

    3 Mayıs 2026 Ayşe Kaşıkırık

    Yorumlar kapalı.

    Güncel İçerikler

    Nancy Snow: People have been regularly protesting in the U.S. since Trump has returned for a second term

    3 Mayıs 2026 D84 INTELLIGENCE Bahadır Çelebi

    Nancy Snow: Trump ikinci dönemine başladığından beri ABD’de insanlar düzenli olarak hükümete karşı protesto gösterileri düzenliyor

    3 Mayıs 2026 daktilo2 Röportajlar Bahadır Çelebi

    İran-Körfez İlişkilerinin Kısa Bir Tarihi – VI

    3 Mayıs 2026 daktilo2 Yazılar Birol Başkan

    Yerel Kadın Liderliği İçin Yeni Eşik: Katılım Maliyeti, Dijital Şiddet ve Veri Temelli Dönüşüm

    3 Mayıs 2026 daktilo2 Yazılar Ayşe Kaşıkırık

    E-Bültene Abone Olun

    Güncel içeriklerden ilk siz haberdar olun




    Archives

    • Mayıs 2026
    • Nisan 2026
    • Mart 2026
    • Şubat 2026
    • Ocak 2026
    • Aralık 2025
    • Kasım 2025
    • Ekim 2025
    • Eylül 2025
    • Ağustos 2025
    • Temmuz 2025
    • Haziran 2025
    • Mayıs 2025
    • Nisan 2025
    • Mart 2025
    • Şubat 2025
    • Ocak 2025
    • Aralık 2024
    • Kasım 2024
    • Ekim 2024
    • Eylül 2024
    • Ağustos 2024
    • Temmuz 2024
    • Haziran 2024
    • Mayıs 2024
    • Nisan 2024
    • Mart 2024
    • Şubat 2024
    • Ocak 2024
    • Aralık 2023
    • Kasım 2023
    • Ekim 2023
    • Eylül 2023
    • Ağustos 2023
    • Temmuz 2023
    • Haziran 2023
    • Mayıs 2023
    • Nisan 2023
    • Mart 2023
    • Şubat 2023
    • Ocak 2023
    • Aralık 2022
    • Kasım 2022
    • Ekim 2022
    • Eylül 2022
    • Ağustos 2022
    • Temmuz 2022
    • Haziran 2022
    • Mayıs 2022
    • Nisan 2022
    • Mart 2022
    • Şubat 2022
    • Ocak 2022
    • Aralık 2021
    • Kasım 2021
    • Ekim 2021
    • Eylül 2021
    • Ağustos 2021
    • Temmuz 2021
    • Haziran 2021
    • Mayıs 2021
    • Nisan 2021
    • Mart 2021
    • Şubat 2021
    • Ocak 2021
    • Aralık 2020
    • Kasım 2020
    • Ekim 2020
    • Eylül 2020
    • Ağustos 2020
    • Temmuz 2020
    • Haziran 2020
    • Mayıs 2020
    • Nisan 2020
    • Mart 2020
    • Şubat 2020
    • Ocak 2020
    • Aralık 2019
    • Kasım 2019
    • Ekim 2019
    • Eylül 2019
    • Ağustos 2019
    • Temmuz 2019
    • Haziran 2019
    • Mayıs 2019
    • Nisan 2019
    • Mart 2019

    Categories

    • Asterisk2050
    • Bültenler
    • Çeviriler
    • D84 INTELLIGENCE
    • daktilo2
    • EN
    • Forum
    • Özetler
    • Podcast
    • PROJECT SYNDICATE
    • Röportajlar
    • Uncategorized
    • Videolar
    • Yazılar
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Arama kelimesini girin ve Enter'a tıklayın. İptal etmek için Esc'ye tıklayın.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}