Kuveyt’te yaşarken “Um Muhammed” diye hitap ettiğimiz altmışlı yaşlarda Filistinli bir komşumuz vardı. Filistinlilerin birçoğu gibi o da ailesi ile beraber Körfez bölgesine göç etmek zorunda kalmıştı. 1967 ve 1973 Arap-İsrail savaşları hafızasında yer etmiş milliyetçi bir kadındı. Neredeyse kızı yaşında olan annem ile vatanına dair hasretini anlattığı uzun sohbetleri olurdu.

1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesi ile başlayan Körfez savaşının bölge üzerinde ciddi etkileri olmuştu. Savaşın önemli etkilerinden biri Kuveyt’te yaşayan Filistinliler üzerinde olmuştu. Irak’ın Kuveyt’i işgaline destek veren ve Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin saflarında yer alan Filistinlilerin büyük çoğunluğu savaş sonrası sınır dışı edilmişti. Um Muhammed ve ailesi, Kuveyt’te yaşamaya devam edeneler arasındaydı.

Savaş öncesi, Kuveyt’teki Filistin topluluğu, diasporanın en zenginiydi ve üst düzey yöneticileri, mühendisleri, öğretmenleri ve doktorları içeriyordu[1]. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) lideri Yaser Arafat’ın Saddam’ın yanında pozisyon alması sonrası 400,000 olan Filistinlilerin sayısı, savaş sonrası 100,000’e kadar inmişti. İlerleyen yıllarda farklı sebeplerle bu sayı daha da azalmıştı. FKÖ’ye tepki olarak Kuveyt, Filistin büyükelçiliğini kapatmıştı. 2004’de Filistin Yönetimi lideri Mahmud Abbas, Filistinlilerin Saddam’a savaş zamanındaki desteklerinden dolayı Kuveyt’ten özür dilemişti[2]. Fakat bu özür, Filistinlilere dair olumsuz görüşe sahip Kuveyt halkının zihninde “işgalci Saddam’ı destekleyen” Filistin imajını bir günde değiştirmeye yetmemişti. 2012’de Kuveyt’teki Filistin büyükelçiliği tekrar aktif hale gelmişti ve o yıl Filistinlilerin sayısı 80,000 olarak kaydedilmişti[3]. Çoğunluğun bildiğin aksine, savaş dönemi Filistinlilerin hepsi Arafat’ın yanında yer almamıştı. Filistinler kendi aralarında kutuplaşma yaşamış, bir kısmı Saddam rejiminin, çok az da olsa bir kısmı Kuveyt direnişinin safında yer almıştı. Irak askerlerinden gizli olarak Kuveytlilere gıda ve diğer ihtiyaçlarını ulaştıran yine bu Filistinliler olmuştu. Yani Um Muhammed ve ailesi gibi. Hatta, işgal atında olan Kuveytlilerin, savaştan dolayı başka ülkelere sığınmış olan Kuveytlilere kıyasla Filistinlere karşı daha olumlu hisleri olduğunu duymuştum. Bugün, diğer Körfez ülkelerine kıyasla hala en etkin Filistin topluluğu yine Kuveyt’te yaşamakta.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Bahreyn’in İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesinin ardından, diğer Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkelerinin de aynı şeyi yapabileceği yönünde spekülasyonlar oluşmuştu. Hatta ABD Başkanı Donald Trump, hayatını kaybeden Kuveyt Emiri al-Sabah’ın oğlu Nasır Sabah al-Ahmed al-Sabah’ı 18 Eylül’de Beyaz Saray’da kabul etmiş, görüşme sonrası ise Kuveyt’in İsrail ile normalleşme sürecine girecek bir sonraki ülke olabileceğine dair imalarda bulunmuştu. Kuveyt’te 37 milletvekili, bir bildiri yayınlayarak, hükümete, İsrail ile normalleşmeye karşı net duruşunu ortaya koyması çağrısında bulunmasının ardından en önemli adım ülkenin bakanlar kurulundan geldi. Kuveyt bakanlar kurulu, “Filistin davasının Araplar ve Müslümanlar için öncelikli ve en önemli mesele olduğunu ve Kuveyt Devletinin Filistin halkının yanında olduğunu teyit ediyor,” açıklamıştı. Bu açıklama, Kuveyt hükümetinin resmi duruşunu yansıtan ilk açıklamaydı. Kuveyt’teki 41 sivil toplum kuruluşu da, İsrail ile normalleşmenin kanunla suç kapsamına alınmasını istemişti.

Kuveyt, İsrail karşıtı ve Filistin halkı yanlısı çıkışlarıyla bilinen bir ülke. Hatırlanacağı üzere, 2017’de Rusya’nın Petersburg kentinde toplanan Uluslararası Parlamentolar Birliğinde Kuveyt Meclisi Başkanı Marzouk al-Ghanim, İsrailli heyeti hedef almış, “çocuk katilleri” diyerek salondan kovmuştu[4]. Günlerce sosyal medyada paylaşılan bu olay, Kuveyt devleti nezdinde Filistin davasının nasıl algılandığını öne çıkarmıştı. Kuveyt Emiri de, Ghanim’in konuşmasını destekleyerek Kuveyt devletinin Filistin’e desteğini açıkça ortaya koymuştu.

Bugün bazı Körfez ülkeleri, İsrail ile normalleşme adımları atarken, geçmişte Filistinlilere dair acı bir tecrübe yaşamış olan Kuveyt benzer adım atmayacağını açıkladı. Kuveyt’in Filistin davasına yaklaşımını etkileyen ve onu diğer KİK ülkelerinden ayrıştıran faktörler nelerdir?

Siyasi yapısı ve toplumu ile Kuveyt, Körfez bölgesindeki diğer ülkelere kıyasla kayda değer bir farklılık teşkil etmektedir. Diğer KİK ülkeleriyle karşılaştırıldığında Kuveyt’in siyasal sistemini demokratik olarak nitelendirmek yanlış̧ olmaz; zira Batı standartlarına göre tam bir demokrasi olmasa da Körfez bölgesinde demokrasiye en yakın ülkedir[5]. Anayasası sayesinde Kuveyt’in siyasal sistemi katılımcı demokrasi ve monarşi yönetimi dengesinden yararlanmaktadır. Bu sistemin içinde seçilmiş bir parlamento ve atanmış bir kabine bulunmaktadır. Kuveyt’in parlamentosu farklı talep ve motivasyonlara sahip olan üyelerden oluşmaktadır. Kuveyt muhalefeti arasında liberaller, aşiret temsilcileri, bağımsızlar ve farklı bir siyasete sahip olan Müslüman Kardeşler taraftarı parlamento üyeleri yer almaktadır. Kuveyt’in siyasi sistemi, Arap dünyasındaki en “bağımsız” sistemlerinden biri olarak tanımlanmaktadır. Atanmış kabinesi ile ulusal meclis, ülkenin Emirini görevden alma yetkisi de dahil olmak üzere, Emirin atanmasını onaylama veya onaylamama gibi anayasal hakka da sahiptir. Bunu diğer KİK ülkeleri için söylemek mümkün değildir. İşte bu karma sistem, ülkenin siyasi duruşunu ve kararlarını etkileyen en önemli faktördür.

İkinci faktör ise, Kuveyt’in Filistin işgaline yıllardır sesini çıkaran bir nesil tarafından yönetiliyor olmasıdır. Yakın zamanda vefat eden ülkenin Emiri Şeyh Sabah Arap-İsrail savaşlarının her aşamasına tanıklık etmiş bir nesilden geliyordu. Aynı şekilde, onun yerini dolduran yeni Emir Şeyh Navaf da Filistin meselesine tarihsel bir perspektiften yaklaşmakta. Bu da Kuveyt’in, Filistin meselesine bağlılığını güçlendiren en önemli faktördür. BAE ve Suudi Arabistan gibi KİK ülkelerinin aksine, Kuveyt henüz kuşak dönüşümü geçirmemiştir. Kuveyt Emiri’nin 91 yaşında hayatını kaybetmesinin ardından, yeni liderin Filistin konusundaki tavrı merak konusu olmuştu. Özellikle, Suudi Arabistan ve BAE’nin, İsrail ile normalleşme konusunda baskı yapması bekleniyor. Fakat ülkede normalleşmeye karşı güçlü bir kamuoyu göz önüne alındığında, bu baskılar pek sonuç vermeyecek gibi.

Kuveyt diğer Körfez ülkelerine kıyasla dış politikada zikzakları olan bir ülke değil. Körfez Savaşı’nın Kuveyt’in siyasal ve sosyal yapısında değişikliklere neden olduğu kadar dış politikasında da önemli etkileri olmuştur. 1990’dan bu yana, Kuveyt dış politikada tarafsızlık ilkesini benimsemiş, Ortadoğu’daki aktörler arasında diyalog kurarak bölgesel sorunlarda arabuluculuk görevi üstlenmiştir. İstikrar yanlısı politika izleyen ülkede olası bir lider değişiminin Filistin meselesine dair resmi tutumu önemli ölçüde değiştirmeyeceği bekleniyor.

Bir diğer faktör, Kuveyt’in kamuoyu ve Filistin topluluğu ile ilgidir. Kuveyt, özellikle 1948 ve 1967 sonrası göç eden Filistinlilere ev sahipliği yapmıştır. Mesela, Filistin’den göç etmek zorunda kalan Hamas Hareketinin eski Siyasi Büro Şefi Halid Meşal, kısa bir süreliğine Ürdün’e oradan da uzun yıllar yaşayacağı Kuveyt’e geçmiştir. Aynı şekilde, Arafat yıllarca Kuveyt’te yaşamış ve bu Körfez ülkesinde FKÖ’nü kurmuştur[6]. FKÖ’nün liderlerine ev sahipliği yapmanın yanı sıra, petrol zengini emirlik, 1960’lardan 1980’lerin başlarına kadar aralarında Mısırlı Ahmed Bahaaeddin gibi Arap entelektüellerine de kapılarını açmıştır.

Kuveyt, diğer KİK ülkelerinde muhalif seslerin yükselmesinin imkansız olduğu bu zamanlarda bile, muhalif sesleri içerisinde barındırmaya devam etmiştir. Bir dönem kendisinden Kuveyt’te ders aldığım Prof. Dr. Shafeeq Ghabra gibi hem bölgede hem de dünyada tanınmış siyaset bilimcilerin yaşadığı bir ülkedir. Yabancılara vatandaşlığın çok zor verildiği Kuveyt gibi Körfez ülkelerinde, Ghabra, Filistin kökenli Kuveyt vatandaşıdır. Kuveyt vatandaşlığı için evlilik (kadınlar için geçerli) ya da ülke yararına çok önemli bir görevi yerine getirmek gibi şartlar aranıyor. Ghabra’nın babası Kuveyt Emirini şahsi doktoruymuş. Doktorundan çok memnun olan Emir, kendisine vatandaşlık vermiş. Ghabra, “Kuveyt’teki Filistinliler” ve “Arapların uyanışı” gibi eleştirel kitapların yazarı ve her zaman Filistin kimliğini ön planda tutan bir vatandaş. Ghabra örneği, Kuveyt’in “istisnailiğini” anlamamız için güzel bir örnek.

Kuveyt, farklı dinamiklerin olduğu bir ülke. Suudi Arabistan hariç, diğer KİK ülkelerinden önce kurulmuş, nispeten bir modernleşme dönemi geçirmiş, iç ve dış politikada istikrar arayan bir ülke. 2010 Arap ayaklanmalarından bu yana, bölgede gerçekleşen onca değişikliğe ve diğer KİK ülkelerin baskılarına rağmen, dış politikada pragmatist ve tarafsız bir tutum takınmıştır. Yaklaşan ABD seçimleri, Kuveyt parlamento seçimleri ve iç politikada yeni Emiri bekleyen dizi konu varken, İsrail ile normalleşme Kuveyt gündeminde yer alacağa benzemiyor.

Fotoğraf: Brett Jordan


[1] Shafeeq Ghabra, ‘The PLO in Kuwait’, 8 Mayıs 1991, https://www.greenleft.org.au/content/plo-kuwait

[2] ‘Saddam’ı desteklediğimiz için özür dileriz’, NTV, 12 Aralık 2004, http://arsiv.ntv.com.tr/news/300449.asp

[3]‘Palestinians Open Kuwaiti Embassy’, Al Monitor, 23 Mayıs 2013, https://www.al-monitor.com/pulse/originals/2013/04/palestinians-open-kuwait-embassy.html

[4] ‘Uluslararası toplantıda İsrail heyetine şok’, Hürriyet, 19 Ekim 2017,

https://www.hurriyet.com.tr/dunya/uluslararasi-toplantida-israil-heyetine-sok-40615259

[5] Sinem Cengiz, ‘Kuveyt Siyasal Sistemi ve Kasım Seçimleri’, Ortadoğu Analiz, Ocak-Şubat 2017, Cilt: 9, Sayı: 78, s. 30

[6] ‘Arafat: The Kuwait Connection’, Gulf News, 18 Kasım 2004, https://gulfnews.com/world/mena/arafat-the-kuwait-connection-1.338971