23 Haziran’ın serencamının yerel siyasetin ötesinde ulusal siyaset açısından da şekillendirici olacağının altı sıklıkla çizilmektedir. İptal edilen 31 Mart seçimleri sonrası gerçekleştirilecek 23 Haziran’da muhtelif siyasal aktörlerin alacakları pozisyonları da önemli hale getirmektedir. Kuşkusuz bu aktörlerden birisi de Temel Karamollaoğlu’nun liderliğini üstlendiği Saadet Partisi. Milli Görüş geleneğinin devamı niteliğindeki Saadet Partisinin 23 Haziran seçimlerine kendi adayı ile katılma kararı, Türkiye’de sağ siyaseti takip edenler açısından pek çok açıdan çok da şaşırtıcı olmadı. Zira Saadet Partisi tabanının Cumhuriyet Halk Partisine yönelik rezervinin partinin aday çıkarma kararında etkili olduğu aşikar.[1] Bununla birlikte, Saadet Partisinin söz konusu kararına yönelik  daha önemli bir saik Türkiye’de sağ muhafazakar seçmen için bir alternatif olma vasfı kazanma ve bunu sürdürme arzusudur.  Bu nedenle 23 Haziran seçimlerinde yer alma kararı aynı zamanda Saadet Partisi açısından mutsuz Adalet ve Kalkınma Partisi seçmeninin kanalize olacağı bir mecra olma hedefine matuftur. Yine bu karar ile Saadet Partisi, bir başka açıdan, kartların yeniden dağıtılma arifesindeki Türk siyasetinin yeni iklimine adapte olmaya çalışmaktadır. Sağ siyasette hareketlenmelerin yaşandığı bu dönemde Saadet Partisinin, koalisyonları zorlayan yeni hükümet sisteminde pazarlık gücüne  sahip olması seçimde göstereceği performansa bağlıdır. Ayrıca burada üzerinde durulmayan bir diğer nokta, 23 Haziran yerel seçimlerinde bir kısım Saadet Partisi seçmeninin Adalet ve Kalkınma Partisi karşısında Cumhuriyet Halk Partisi’ne gidebilecek siyasal oportünizmden kaynaklı bir stratejik oy kullanma güdüsüne sahip olabileceğidir. Özellikle genç kuşak partililer ve Saadet Partisi ile organik bağları güçlü politik bilinci yüksek bir kitle böylesi bir oy verme davranışını tercih edebilecektir.

Tüm bunların yanında, 23 Haziran’da izlenecek taktiğin ve bu taktiğin başarısının ötesinde Saadet Partisinin kendi geleceğine yönelik nasıl bir strateji kurguladığı önemli bir soru olarak durmaktadır. 1995 yılında yüzde yirmiyi aşan bir oy oranına ulaşarak siyasete damga vuran Refah Partisinin devamı olduğu iddiasındaki Saadet Partisi, 2001 yılında yaşanılan bölünmenin ardından bugüne değin istediği başarıyı yakalayamadı. 1990’lı yıllarda Refah partisine oy veren kitlenin ciddi bir yekûnu bugün Adalet ve Kalkınma Partisi saflarında temsil ediliyor.[2] Zira 2000’lerden bu yana yerel ve ulusal seçim sonuçları dikkate alındığında yüzde üçlük bir oy oranına dahi ulaşmakta güçlük çeken Saadet Partisinin geçmiş milli görüş partilerinin performansının uzağında kaldığını söylemek yanlış olmaz.[3] Ancak bununla birlikte son yıllarda Saadet Partisinin kamuoyunda oy oranı ile mütenasip olmayan bir etki yarattığının altı çizilmelidir. Şüphesiz söylem değişiminin en temel saiklerinden biri 2016 yılından bu yana Saadet Partisi genel başkanlığını üstlenen Temel Karamollaoğlu ile kristalize olan karar mekanizmasındaki değişimdir. Sosyal medyaya aşinalığı ve nüktedan dili ile dikkat çeken Karamollaoğlu’nun siyasal söylemi, seleflerinden büyük oranda ayrıldı.  Adalet, israf ve yolsuzluk vurgularının yanı sıra geniş kitleleri kucaklayıcı bir barış dili kullanmaya özen gösteren Karamollaoğlu, kendi seçmen kitlesinin ötesinde farklı mahallelerden de alkış aldı. Özellikle liberal sağ ve sol seçmenin, asgari müştereklere dikkat çeken Temel Karamollaoğlu’nun söylemlerine şaşırtıcı bir destek verdiğini sosyal medya hesaplarından gözlemlemek mümkün. Mezkur değişimin emareleri bununla da sınırlı değil. Seçimler öncesi genç seçmene hitap eden alışılmışın dışında reklam filmlerinin çekilmesi,  Milli Görüşün televizyonu TV 5’de Yıldıray Oğur ve Etyen Mahçupyan gibi liberal gazetecilerin boy göstermesi Saadet Partisinin oy tabanını genişletmeye dönük icraatları olarak dikkat çekiyor. Kuşkusuz yakın dönemde ortaya çıkan söz konusu tercihler elbette bir boyutuyla Millet ittifakının insicamını bozmamak adına mutedil bir dil yakalama kaygısının bir sonucu olarak okunabilecektir. Ancak revizyonist çizginin aynı zamanda Saadet Partisinin kendi geleceğine yönelik bir varoluş kaygısının yansıması olduğu da gözden kaçmamalıdır. Burada önemli düğüm noktası ise bu söylem değişiminin  konjonktürel değil daha yapısal ve ideolojik bir değişime[4] mi karşılık geldiği ve ne derece gerçekleştirilebilir olduğu sorusuna verilecek cevabı önemli kılıyor.

Yukarıda soruya verilecek yanıt büyük ölçüde parti tabanı ve karar vericilerin etkileşiminde yatıyor.  Zira partinin bahsedilen kabuk değiştirme girişimine yönelik tabanda desteğe olduğu kadar dirence de rastlamak mümkün. Haziran 2018 seçiminde Millet ittifakında Cumhuriyet Halk Partisi ile bir araya gelinmesi ve seçim sonuçlarının yarattığı hayal kırıklığı pek çok kişi  açısında ayne’l-yakin bir örnektir. Daha detaylı biçimde izah edilecek olursa,  Saadet Partisinin de içerisinde yer aldığı sendikalar, dernekler, gençlik teşkilatları gibi farklı sivil kuruluşları bünyesinde barındıran Milli Görüşcü Kuruluşlar (MİLKO) aynı zamanda Türkiye sathına yayılmış büyük bir sosyal organizasyon olma niteliği taşımakta. Bu milli görüşün seçimler üzerine bina edilmiş bir hareket olmanın ötesinde salt siyasal değil toplumsal bir hedeflere sahip olduğunu ima ediyor. Necmettin Erbakan’ın temellerini attığı Milli Görüş hareketinin dayandığı en önemli nitelikleri sistem karşıtı ve devrimci bir yönelime sahip olması olarak temayüz ediyor. Nitekim Erbakan’ın sıklıkla vurguladığı adil düzen söyleminin en temel hedefi sömürüye zemin teşkil eden müesses yapının ortadan kaldırılması olarak ortaya çıkıyor. Bu minvalde milli bir sanayi kurmak ve kalkınma hamlesi yapmak Milli Görüşün kurucu ilkeleri olarak ortaya çıkmaktadır. Yine bağlantılı olarak toplumda maneviyatın kuvvetlendirilmesi fikrinin arkasında materyalizme karşı  köklerini İslam düşüncesinden alan ahlaki bir nizam arayışı yatar. Kuşkusuz Milli Görüşün tüm bu arayışı her türlü konformizmi reddeden alternatif bir dünya görüşünü yansıtıyor.[5] Tüm bir milli görüş hareketine hamledilen bu nitelikler  şüphesiz  bu hareketin siyasal organı Saadet Partisi için de büyük bir önem taşıyor.

Kısacası yukarıda da ifade edildiği gibi burada kritik nokta ise söz edilen değişim çabasının Saadet Partisinin siyasi geleneği ile ne ölçüde nasıl uyuşabileceği sorusunda düğümleniyor. Muhalefetini adalet, israf ve yolsuzluk temaları üzerine kurması ve böylelikle mutedil bir dil yakalaması Saadet Partisi için farklı siyasal partilerle ittifak olanaklarını mümkün kıldı.  Bunun yanında kendi medyasında vitrine çıkardığı isimlerden anlaşılacağı gibi Saadet Partisi bir taraftan da liberal bir tını tutturma gayretinde görünüyor. Öte yandan tabanın fikir ve değerler demeti ile tavanın söylemi arasındaki açığın son zamanlarda giderek gözle görünür hale gelmesi dikkat çekiyor. Bu anlamda mayınlı alan olarak nitelendirilebilecek pek çok mesele şu an için halının altında kalıyor. Nitekim özellikle tabanda Adalet ve Kalkınma Partisini hedef alan eleştirilerin başından iktidarın zinayı serbest bırakması, gençlerin dejenerasyonu, hızlı sekülerleşme gibi ahlaki sorunlar yer alıyor. Kuşkusuz bu durum içerisinde bir gerilimi barındırıyor. Bireylerin vicdanlarına bırakılması ve bir tür değer göreceliliği taşıması gereken tüm bu konuların kamusal bir düzenlemeye konu edilmesi arzusu ise bu gerilimin merkezinde oturuyor. Uzun vadede Saadet Partisinin ortaya yaş üstü gelenekçi  tabanından gelen bu talepleri ne ölçüde bastırabileceği, siyasal söylemine şekil veren değer göreceliliği ve toleransı ne ölçüde devam ettirebileceği, Saadet Partisinin siyaset-İslam ilişkisine yönelik yorumunu ve kendi geleneğini gözden geçirmesi ile doğrudan irtibatlıdır. Kuşkusuz bu konularda alınacak pozisyonlar aynı zamanda Saadet Partisinin gelecekte siyasal skalanın neresine oturacağını ima ediyor. Bir başka deyişle, Saadet partisinin bir kitle partisine dönüşmesi ve merkez sağa kayması sonucunu doğuracak değişim büyük oranda mezkûr siyasal söylemin sahiciliği ve sürdürülebilirliği ile ilgili. Burada kritik öneme haiz soru politika belirleyicilerin kararlılığı  ve Saadet Partisi kitlesinin yeni siyasal dile uyum sağlanması noktasında başta Temel Karamollaoğlu olmak üzere lider kadro tarafından nasıl ikna edileceğidir. Öte yandan bu olmayacaksa ve ikinci senaryo geçerli ise Saadet Partisi kitle partisi olmaktan ziyade muhtelif koalisyonlarda küçük ortak olmayı veya siyasal etkisi sınırlı sosyal bir hareket olarak yoluna devam etmeyi tercih edecektir.


[1] Ruşen Çakır’ın  aday çıkarma kararı öncesinde aynı noktalara temas eden  Medyascope.tv değerlendirmesi için bknz. Ruşen Çakır,“ Ruşen Çakır Yorumluyor: Saadet Partisi 23 Haziran’da Ne Yapar?”, Youtube Video, 19:05, “Medyascopetv”, Mayıs, 9, 2019. https://www.youtube.com/watch?v=R7d4R68zPEo

[2] Adalet ve Kalkınma Partisini destekleyen ve bu partide aktif siyaset yapan Milli Görüşcülerin mevcudiyetinin yanı sıra  M.A.Fatih Erbakan’ın 2018 yılında kurduğu Yeniden Refah Partisinin de Milli Görüş Hareketinin devam partisi olma iddiası taşıyacağı not edilmelidir.

[3] Saadet Partisi 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde %2,71’lik bir oy oranına ulaşabilmiştir. “Saadet Partisi Yerel Seçim Sonuçları”, https://secim.haberler.com/2019/yerel-secimler/saadet-partisi-secim-sonuclari/, Erişim Tarihi: 3 Mayıs 2019. Geçmiş genel ve yerel seçim sonuçları yukarıda sunulan internet adresinden incelenebilir.

[4] Tanıyıcı, çok erken bir dönemde yani Refah partisinden Fazilet Partisine geçiş sürecinde Avrupa Birliği’ne yönelik tutum, demokrasi ve insan hakları gibi konularda parti içinde bir değişim yaşandığı vurgulamaktadır. Bknz. Şaban  Tanıyıcı, “Transformation of Political Islam in Turkey: Islamist Welfare Party’s Pro-Eu Turn,” Party Politics 9, no. 4 (2003)., 463-483. Bununla birlikte bu kısa analizde ise Fazilet Partisinden Saadet Partisine uzanan süreçte partinin  söylem ve eylem repertuarında bu değişimi yeterli düzeyde yansıtamadığı; 2016 sonrasında ise Saadet Partisinde yaşanan değişimin çok daha gözle görünür hale geldiğine dikkat çekilmektedir.

[5] Ruşen Çakır, Ayet ve Slogan: Türkiye’de İslami Oluşumlar (İstanbul: Metis Yayınları, 1990), 218; Ruşen Çakır, Milli Görüş Hareketi.  T. Bora ve M. Gültekingil (Eds.), Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Islamcılık (2. Baskı). (İstanbul: İletişim Yayınları, 2005), 547,556; Fehmi Çalmuk, Necmettin Erbakan. T. Bora ve M. Gültekingil (Eds.), Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Islamcılık (2. Baskı). (İstanbul: İletişim Yayınları, 2005), 554-556; Ali Yaşar Sarıbay, Milli Nizam Partisinin Kuruluşu ve Programının İçeriği. T. Bora ve M. Gültekingil (Eds.), Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Islamcılık (2. Baskı). (İstanbul: İletişim Yayınları, 2005), 577-581, 584-587; M. Hakan Yavuz, Millî Görüş Hareketi: Muhalif ve Modernist Gelenek. T. Bora ve M. Gültekingil (Eds.), Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce: Islamcılık (2. Baskı). (İstanbul: İletişim Yayınları, 2005), 591,594-595.