Bir yandan çevresini ve kendisini, Amerika liderliğindeki tek kutuplu dünyanın sona erdiğini inandırmaya çalışırken, diğer yandan yaptırımlar, ekonomik sorunlar ve rejiminin yapısı yüzünden sürekli olarak çevrelenmiş ve muhasara altında gören bir ülke Rusya. Bu kaygılı ülke, son yıllarda Kırım ve Suriye’de kazandığı askeri başarılara rağmen maddi imkansızlıklar yüzünden tamamlayamadığı askeri modernleşme projeleri, profesyonel asker olacak insan kaynağı bulmakta çektiği sıkıntılar yüzünden askeri kapasitesine de tam olarak güvenememekte.

Bu kaygılar içerisinde, hem Rusya Federasyonu Genel Kurmay Başkanı Gerosimov hem de Savunma Bakanı Shoygu, 2030 yılına kadar Rusya için askeri tehditlerin giderek artabileceğine vurgu yapıyorlar. Bu artan askeri tehditlerin en önemli kaynağı olarak  2010 Askeri Doktrin Belgesi ile birlikte ‘yabancı askeri tehdit’ diye tanımlandığı NATO’yu düşündüklerine ise pek şüphe yok. 

NATO ile mücadeleyi en önemli stratejik hedeflerinden biri olarak gören Rusya, ittifak karşısında kendisini asimetrik bir güç ilişkisi içerisinde görüyor.  Her asimetrik mücadelede güçsüz tarafın yapacağı gibi, direk mücadeleden uzak durarak alternatif yollarla ittifaka saldırmayı tercih ediyor.

Rusya için bu alternatif yollardan birinin ismi de Türkiye. Rusya, bir ittifakın ancak en zayıf halkası kadar güçlü olduğu savından yola çıkarak Türkiye’nin NATO’dan uzaklaşması için elinden geleni yapıyor ve S400 hava savunma sistemi bu stratejiye giden yolda taktik bir hamle olarak önümüzde duruyor.

Türkiye’nin çıkarlarını gözeterek planlanmadığı aşikar olan bu stratejinin parçası olmak, ona ne gibi güvenlik sorunları yaratacaktır?

Türkiye S400’lerin satın alınması ardından çoğunluğun da tahmin edebileceği gibi, NATO ülkeleriyle ortaklık içinde bulunduğu savunma sanayi projelerinde; şu an envanterinde bulunan platformlara yedek parça bulma ve modernizasyon konusunda muazzam sorunlar yaşayacaktır.  Bu sorunların kısa vadede iddia edildiği gibi Rusya’dan temin edilecek platformlar ile aşılması imkansızdır. Uzun vadede ise bu büyüklükte bir yatırımın maliyeti Türkiye’nin altından kalkamayacağı boyutlardadır.

Pek çoğumuzun gözden kaçırdığı ve belki de silah platformları kadar önemli bir başka konu ise Türkiye’nin altmış beş seneyi aşan bir süredir rekabetçi bir güvenlik ortamında tek başına var olmak zorunda olmamasıdır. NATO yapısı nedeniyle Türkiye’nin kendi isteği olmadan ittifaktan çıkarılması gibi bir durum mümkün olmamakla birlikte, NATO içerisinde yalnızlaştırılması, etkisiz bir üyeye çevrilmesi mümkün. Peki, bu durumda Türkiye yıllardır arkasında NATO gücünü hissederek var olduğu rekabetçi güvenlik ortamında tek başına var olmaya hazır mıdır? PKK’ya karşı gerçekleştirdiği büyük operasyonlar veya Suriye gibi sınır ötesi operasyonlar için arkasında NATO olmadığını bilerek rahat hareket edebilecek midir? Büyük güvenlik kaygıları içerisinde olmadığı için bu tip operasyonlara ayırabildiği askeri kaynakları NATO’dan uzaklaşması durumunda bu kadar rahat kullanabilecek midir? Bunlar NATO’nun sağladığı ve Türkiye’nin kendine özgü daha küçük çaplı güvenlik sorunu tanımlamalarına daha rahat cevap vermesine izin veren avantajlardır. Bu güvenlik şemsiyesinden çıkılması durumunda Türkiye’nin daha büyük ve dışarıdan dikte edilen güvenlik sorunlarıyla karşı karşıya kalması kuvvetle muhtemeldir.

Rekabetçi bir güvenlik ortamında tek başına var olma kaygısı içerisinde olmaması Türkiye’ye yukarıda bahsedildiği gibi belli avantajlar getirmiştir, ama TSK’nın zamanla entelektüel bir rehavet içerisine girmesi gibi dezavantajları da yok değildir. Suriye’ye düzenlenen operasyonlar sırasında ATGM’ler (anti-tank silahları) karşısında yaşanan şaşkınlık, beş yıla yakın kendi sınırlarının hemen yanında yaşanan bir savaşın dinamiklerinin bile iyi incelenmediğinin ve söz konusu entelektüel rehavetin en basit örneklerindendir. Bu rehavet sorununu kendi içinde çözmeden Türkiye’nin NATO’dan uzaklaşması ve günümüzün kompleks güvenlik ortamlarına tek başına çıkması başlı başına bir güvenlik sorunu yaratacaktır.

Son olarak Rusya’ya yaklaşmanın Rusya-Türkiye güvenlik ilişkileri açısından neler getirebileceğini anlamak için Ukrayna örneğine bakmak yeterlidir. En yakın ortaklıklarında bile tavizler koparmak için sürekli el yükselten, ve şiddet kartını sürekli olarak masada tutan bir Rusya ile NATO’dan uzaklaşmış ve yalnızlaşmış bir Türkiye’nin Karadeniz ve Doğu Akdeniz’de Rusya’ya nasıl tavizler vereceği, ne gibi tehditlere maruz kalacağını bugünden kestiremesek de pek hoş olmayacakları aşikardır.