Piyasalar tarafından yakından takip edilen, her ay TÜİK’in açıkladığı resmi işsizlik verisine göre, Kasım 2019’da işsizlik geçen yılın aynı ayına göre 1 puan artarak %13,3’e yükseldi ve işsiz sayısı 327 bin kişi artarak, 4 milyon 308 bin olarak hesaplandı. Diğer yandan, işgücüne katılım oranındaki dikkat çekici düşüş, yapısal anlamda önemli sorunlara işaret etmektedir. Tüm bu istatistikleri anlamlandırabilmek için öncelikle işsizliğin nasıl hesaplandığına bakmakta fayda olacağını düşünüyorum.

İlk olarak işsizlik verisinin nasıl hesaplandığından bahsetmek gerekirse; İşsizlik oranı, işsiz insan sayısının işgücüne dahil olan insan sayısına oranının yüzdelik ifadesidir. İşgücü dediğimiz şey ise istihdam edilenler ve işsiz sayısının toplamıdır. Burada gözden kaçan ve aslında işsizlik oranlarını yeniden düşünmemize yol açan şey ise işsizliğin tanımlama metodu sebebiyle; son dört hafta içinde ‘iş aramadığı halde iş bulduğu anda başlayacak’ durumda olanların işsiz olarak sayılmamasıdır. İşsizliğin tanımının işsizliği bir miktar gizlemesi nedeniyle, gerçek işsizlik olarak bilinen ‘geniş İşsizlik’, Kasım 2019 itibariyle 2,26 milyon olarak hesaplanan ‘iş aramadığı halde çalışmaya hazır olan’ kesimi de içine aldığı için %19’dur.

TÜİK’in açıkladığı verilere göre, geçen aydan bu yana çalışma çağındaki nüfus artışına kıyasla işgücüne katılım oranındaki artışın düşük seyretmesi durumu dikkat çekmekte ve Türkiye ekonomisi hakkında alarm zillerinin çalınması gerektiğini bize göstermektedir. 2018’de çalışma çağındaki nüfus artışının ortalama %83’ü işgücüne katılırken, bu oran Ekim ayında sadece %9, Kasım ayında ise %19 olarak hesaplanmaktadır. İş aramaktan vazgeçenler işgücüne dahil olmadığı ve işsiz sayılmadığı için hâlihazırda çok yüksek seyreden resmi işsizlik verisinin daha da yüksek çıkmasını engelleyen en önemli unsur olarak göze çarpmaktadır.

Bu noktada esas konuşulması gereken; aktif nüfusun işgücüne katılımının düşük olmasının beraberinde getireceği tehditlerdir. Şubat ayının ilk haftasında açıklanan 2019 yılı nüfus verisine göre, Türkiye’de de dünyada olduğu gibi doğurganlık azalırken yaşlı nüfus artmaktadır. Dünya genelinde yaşlanan nüfusun en önemli etkilerinden biri ise, net olarak hissedilen işgücü kıtlığıdır. Ancak aşağıdaki grafikte OECD’nin tahminine göre, çalışma çağındaki nüfus, 2060 yılına kadar dünya genelinde %10 oranında düşerken Türkiye’de bu oranın %10 civarında artması beklenmektedir.

İşgücü arzının temel belirleyicisi olan nüfusun artış hızı azalırken çalışma çağındaki nüfusun artması “Demografik Fırsat Penceresi” olarak adlandırılır. Ülkelerin tarihlerinde sadece bir kez karşılaşacakları bu sürece Türkiye 20.yy.’ın sonu itibari ile dahil olmuştur. Bugün Türkiye nüfusunun %67,8’ini oluşturan çalışma çağındaki nüfusun sunduğu demografik fırsat penceresinden yararlanabilmek için, aktif nüfusun nitelikli işlerde istihdam edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde ortaya çıkan genç işsizlik ne yazık ki tehdide dönüşecektir. Yani çekinilmesi gereken senaryo nüfusun yaşlanması değil, ekonomik olarak aktif olan nüfusun nitelikli üretime dahil edilmemesidir.

‘Armağan’ olarak nitelendirilen bu fırsat penceresinin tehdit yaratıp yaratmadığını anlayabilmek için düşük seyreden iş gücüne katılımın daha detaylı mercek altına alınması gerekmektedir.

Grafik 1: Çalışma çağındaki nüfusun değişimi (20-64), 2020-2060


İş gücüne katılım oranlarıyla ilgili kullanılan temel kaynaklardan biri de, OECD’nin artık genç işsizlik oranına alternatif olarak kullandığı ve daha geniş istatistikleri içeren ‘Ne eğitimde ne de istihdamda’ olan genç nüfus göstergesidir. Genç nüfustaki pasif kesimi temsil eden ve daha fazla bilgi sunan bu gösterge, Türkiye’de Kasım 2019’da bir önceki yılın aynı yılına göre 0,9 puan artarak %25,2 olarak hesaplanmıştır. Bu oran bize her dört gençten birinin ne okulda ne de işte olduğunu göstermektedir. Aşağıdaki grafik 2018 yılındaki 15-19 ve 15-29 yaş aralığındaki, istihdamda ve öğretimde olmayan gençlerin cinsiyete göre dağılımlarını OECD ülkeleriyle karşılaştırmalı olarak göstermektedir. Türkiye ne yazık ki bu tabloda OECD ortalamasının oldukça üzerinde ve en son sırada yer almaktadır.

OECD ülkeleriyle Türkiye arasındaki endişe verici farkı gösteren bu tablo biraz daha detaylı incelediğinde iki grup göze çarpmaktadır. Bunlardan birincisi, büyük bir kısmının zorunlu eğitim çağında olduğu 15-19 yaş grubudur. Ciddi bir kısmının eğitim ve istihdamdan dışlandığı bu grup, zorunlu eğitimlerini tamamladıkları için bir üst yaş grubundaki genç işsizliğin artmasına neden olabilmektedir. İkincisi ise büyük ölçüde eğitimden ve istihdamdan dışlanan 15-29 yaş grubundaki kadınlardır. Bu durum, kadınların işgücü piyasalarına katılımını sınırlayan güçlü engellerin varlığına işaret etmektedir.

2018 yılında 2019’a kıyasla oldukça iyi bir büyüme performansı sergilenmiş olmasına rağmen Türkiye’nin gençlere ve kadınlara nitelikli eğitim ve istihdam sağlamakta yetersiz kaldığı tespit edilmektedir. Eğitimden ve istihdamdan dışlanan gençler; sosyal olarak dışlanma, yoksulluk sınırının altında gelir elde etme ve ekonomik durumlarını iyileştirememe riskleri ile karşı karşıyadır.

Grafik 2: OECD ülkelerinde ‘Ne eğitimde ne de istihdamda olan’ 15-19 ve 15-29 yaş arası genç nüfus (2018)


Bu iç karartıcı bu tablo, gerekli önlemler alınmazsa yüksek çalışma çağındaki nüfusun armağan olarak sunması gereken demografik fırsat penceresinin yerini hızlı nüfus artışının kalkınmayı engellediğini öne süren “Yeni Malthusçuluk’a” bırakabileceğini söylemektedir. Bu görüş, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde gelecek nesillerin yeterli ve nitelikli eğitim alabilmeleri için hızlı nüfus artışının önüne geçilmesini savunmaktadır.

Ülkelerin tarihlerinde sadece bir kez karşılaşacakları demografik fırsat penceresi, sonsuza kadar sürmeyecek; ancak aktif nüfusun nitelikli işlerde istihdam edilmesiyle Türkiye’ye 2060’larda dahi önemli bir avantaj sunacaktır. Bu fırsattan yararlanabilmek için öncelikle aktif nüfusun nitelikli işlerde istihdam edilememesinin yapısal bir sorun olduğunu kavramak gerekmektedir, ancak bu sayede uzun vadeli ve kalıcı çözümlere gidilebilir.

Genel kanıda piyasalardaki dalgalanmalara bağlı olarak ortaya çıkan konjonktürel değişimler ilk etapta, Türkiye’de çift haneli işsizlik oranının deneyimlenmesinin sebebi olarak nitelendirilebilir. Ancak ümidini kaybedenlerin sayısındaki artış ve bu artışa rağmen bir türlü resmi işsizlik oranında toparlanma olmayışıyla beraber kronikleşen işsizlik, seçilen büyüme modelinin sonuna gelindiğini göstermektedir. Bu tablo, ekonomi yönetiminin, mevcut işsizlik oranını korumak istese dahi, bunun için alttan gelen nüfus artışı kadar istihdam yaratması gerektiğini göstermektedir. Dolayısıyla mevcut büyüme modeli, teşvikler veya kamu istihdamının arttırılması gibi yöntemlerle işsizlikle mücadele etmenin sürdürülebilir bir yöntem olmadığını ispatlamaktadır. Kalıcı bir sonuç elde edebilmek için soruna daha geniş bakış açısı ile yaklaşılmalı ve kaliteli üretim yapacak işgücü yetiştirilemediği gerçeği ile yüzleşilip, eğitim sistemi bilimsel sorgulayıcı ve analitik düşünme temellerine dayandırılacak şekilde yeniden yapılandırılmalıdır. Ancak bunun için öncelikle zorunlu eğitim çağındaki yaş grubunun eğitimlerine devam etmeleri teşvik edilmelidir. Bu adımı atabilmenin yolu eğitim politikalarının istihdam politikalarıyla beraber tasarlanmasından geçmektedir. Gelecekteki nüfus artışı ile birlikte bu sorunun daha da derinleşmemesi için, mesleki ve teknik eğitime önem verilmesi somut bir önlem olarak değerlendirilebilir. Bununla beraber, Türkiye’nin kadınların eğitim ve istihdamdan en çok dışlandığı ülke olması, bir an önce kadınların işgücü piyasalarına katılımını sınırlayan kurumsal ve kurumsal olmayan engellerin saptanmasının ve teşvik sistemi yaratılmasının altını çizmektedir.

Böylece Türkiye, demografik fırsat penceresini sonuna kadar aralama imkânı yakalayacak, işgücü piyasasındaki konjonktürel şoklara karşı daha dayanıklı hale gelerek ekonomideki dalgalanmaların işsizliği kronikleştirmesine izin vermeyecek ve kendine bu vahim tablodan çıkış yolu yaratmış olacaktır.

Fotoğraf: Michal Pechardo

Kaynakça

OECD stats: Youth not in employment, education or training (NEET) (2018), https://data.oecd.org/youthinac/youth-not-in-employment-education-or-training-neet.htm

TÜİK Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi Sonuçları; 2019, http://tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=33705

TÜİK İş gücü İstatistikleri: Ekim 2019, http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=33777

TÜİK İşgücü İstatistikleri: Kasım 2019, http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=33778

Tüİk İş gücü İstatistikleri; 2018, http://www.tuik.gov.tr/PreHaberBultenleri.do?id=30677

Visual Capitalisit: The Problem of an Aging Global Population, Shown by Country, https://www.visualcapitalist.com/aging-global-population-problem/