Körfez krizinin başlangıcı üzerinden neredeyse üç yıl geçecek. 5 Haziran 2017 tarihinde, başta Suudi Arabistan olmak, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Mısır’ın da aralarında bulunduğu Arap ülkeleri bloğu Katar ile tüm diplomatik ilişkilerini keserek ve bu ülkeye tarihi bir ekonomik abluka uygulayarak Körfez bölgesinde son yıllarda görülen en büyük diplomatik krizi başlatmış oldular. Elbette, diplomatik ilişkilerin kesilmesine kadar uzanan bu kriz, ne bir günde ortaya çıkan bir gerilimdi ne de Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ile Katar arasında yaşanan ilk krizdi. Her ne kadar kriz, uluslararası gündeme aniden düşmüş gibi gözükse de krizin alt yapısını hazırlayan faktörler uzun yıllardır apaçık ortadaydı. Krizin bu noktaya gelmesi bölgede uzun süredir devam eden karşılıklı rahatsızlıkların sonucuydu. Krizin bu denli büyümesinin altında yatan bazı sebeplere ve krizin arka planına baktığımızda, kökleri geçmişe uzanan ama Arap ayaklanmaları ile derinleşen liderler arasındaki rekabet, bölgesel çıkarların çatışması, iç politik dengelerin değişmesi ve uluslararası aktörlerin etkisi göze çarpmaktadır. Her ne kadar Katar, kendisine uygulanan bu siyasi ve ekonomik baskıdan Türkiye ve İran’ın desteği ile bir nebze olsa rahatlamış olsa da, Körfez ülkeleri arasındaki bu kriz çözümlenmeden günümüze kadar hala devam etmekte. Konu ile alakalı daha detaylı analiz için Contemporary Arab Affairs’de geçtiğimiz yıl yazdığım yazıya bakabilirsiniz.[1]

Çin’in Wuhan kentinde patlak veren ve hızla yayılan yeni tip koronavirüse (Kovid-19) dair en çok merak edilen konulardan biri, bu salgın bittikten sonra dünyanın nasıl görüneceği ve hali hazırda devam eden çatışmalar ve krizlerin gidişatını nasıl etkileyeceği. Hatta Foreign Policy dergisi, bu konuya dair yazdığı analizde 12 büyük düşünürün sözlerine yer vermişti.[2] Hala salgının etkileri devam ederken ve uzun yıllarda devam edileceği öngörülürken, kesin çıkarımlarda bulunmak yanıltıcı olsa da genel görüş hem politik hem de ekonomik arenada kalıcı güç değişimlerinin yaşanacağı yönünde. Korona krizinin uluslararası siyaset düzeni üzerindeki etkilerini öngörmek için daha çok erken. Aynı şekilde, hali hazırda devam eden krizlerin nasıl şekilleneceğine dair görüşte bulunmakta çok zor. Fakat, salgın ile beraber Körfez bölgesinde atılan bazı adımların ve yapılan açıklamaların kayda geçmesi de önemli.

Geçtiğimiz günlerde Katar Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Lolwah Al Khater’in Londra merkezli Al Araby Televizyonu’na yaptığı açıklamada, “Katar, virüs salgınına rağmen Körfez krizinde buzların eridiğine dair bir işaret görmüyor. Salgının, Körfez krizinde istenen çözüme ulaşmak için taraflar arasında yakınlaşma fırsatına dönüştürülmesi” çağrısında bulundu. Al Khater, böyle bir dönemde özellikle komşu ülkelerin işbirliği yapması gerektiğine işaret etti.[3]

Eğer bu yazının başlığında sorduğum soruya dönecek olursak: Koronavirüs, Körfez krizini çözer mi? Şu aşamada, hayır. Çözüme yönelik bir umut ışığı veremeyeceği gibi, “benmerkezci” anlayışa sahip liderler yönetimde bulunduğu sürece, bu krizin önümüzdeki yıllarda da devam edeceğini öngörmek yanlış olmayacaktır. Fakat salgının, hali hazırda çatışmaların ve istikrarsızlığın merkezi olan Orta Doğu’daki krizlerin (buna Körfez krizi dahil) gidişatını önemli ölçüde etkileyeceği öngörülüyor. Buna dair son iki aydır bölgede dikkat çeken gelişmelere bakmakta fayda var.

Şubat sonunda, Katar Emiri’nin 3 günlük Amman ziyareti ve Ürdün Kralı ile bölgedeki gelişmeler başta olmak ikili ilişkileri ele aldığı görüşme, bölge dengeleri açısından önemliydi diyebiliriz. Bu ziyaret, 2017’de Katar’a karşı uygulanan ambargoya başta destek veren Ürdün’ün Katar ile ilişkilerini iyice yumuşattığı ve hatta koalisyondan tamamen çıktığı gibi iddiaları beraberinde getirdi.[4] Bu, Doha tarafından atılan bir gol gibi algılansa da, Katar karşıtı bloğun atak yapmayacağı anlamına gelmiyordu. Şubat ayından bu yana BAE ile Suriye rejimi arasında sıklaşan görüşmeler, Katar karşıtı bloğun “Esad’sız Suriye” çizgisinden uzaklaştığı ve  böylece Katar ile olan görüş farklılıklarının Suriye üzerinden derinleştiğini gösterdi. BAE’nin Suriye rejimi ile yakınlaştığı haberleri aslında son bir yıldır var, fakat geçtiğimiz günlerde Beşar Esad ile BAE Veliaht Prensi Muhammed Bin Zayid Al Nahyan arasında gerçekleşen telefon görüşmesi dikkat çekiciydi. Suriye devlet ajansı SANA, koronavirüs salgını nedeniyle gerçekleşen görüşmede, BAE tarafının “Bu olağanüstü durumda BAE’nin Suriye halkına desteğini yineledi” ifadesine yer verdi.[5] Suriye cephesinde gerçekleşen bu gelişmeler, Körfez’deki uzlaşı ihtimalini daha da zorlaştırıyor. Öte yandan, Katar ile Suudi Arabistan ve BAE arasında büyük görüş ayrılıklarının bulunduğu tek alan Suriye değil. İran’dan Libya’ya kadar uzanan bölgede iki taraf arasında ciddi bir bölünme yaşanmakta. Hali hazırda Suriye, Libya ve Yemen’de hala çatışmaların yaşandığı, Irak ve Lübnan’da istikrarsızlığın devam ettiği ve bunun üzerine korona salgınının olayları daha da derinleştirdiği böyle bir ortamda Katar ile karşı bloğun arasındaki krizin genel anlamda Orta Doğu’ya yayıldığını ve çözüme yönelik kapı aralamadığını görmekteyiz. Salgının siyasi ve ekonomik etkisinin, Körfez ülkelerinin bölgedeki politikalarını ciddi anlamda etkileyeceği bekleniyor. Nitekim salgın sonrası öncelikli gündemin dış politikadaki çıkarlardan ziyade korona virüsün yol açtığı ekonomik zararların telafisi olacağı aşikar. Bunun ise Körfez krizini nasıl şekillendireceği şimdilik merak konusu.

Her şeye rağmen, salgın ile birlikte Körfez’de bazı olumlu gelişmeler de oldu. Katar’ın İran ile yakın ilişkisini eleştiren bloğun içerisinde yer alan BAE, İran’a koronavirüs ile mücadelesinde destek verdi. BAE Hava Kuvvetleri 7.5 tonluk yardım taşıyan iki kargo uçağını Dubai’den İran’a ulaştırdı.[6]Aynı şekilde, Katar ve Kuveyt de Tahran’a tıbbı yardım desteğinde bulundu. “Koronavirüs, İran ile Körfez ülkelerini yakınlaştırdı ve bölgesel barış kapısını araladı” gibi abartılı analizlerin aksine, bu tarz yardımların her kriz döneminde gerçekleşebileceğini ve siyasi çatışmaların bir süreliğine askıya alındığını söylemek daha doğru olacaktır. Diğer olumlu bir gelişme ise Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçlerinin, koronavirüs salgını nedeniyle, Yemen’de 5 yıl sonra ilk kez tek taraflı iki haftalık ateşkes kararı alması.[7]

2.5 yıla aşkın süredir devam eden Körfez krizinin birebir liderler bazında çözüme kavuşamayacağının önceden gerçekleşen arabuluculuk girişimlerinin başarısız olması ile anlaşılmıştı. Fakat bu krizin altında yatan rekabet alanlarında (Suriye, Yemen, Libya, Iran) değişecek dengelerin, bir şekilde Körfez krizini de şekillendireceğini bekleyebiliriz.  Kısaca söylemek gerekirse, Korona sonrası Körfez ülkelerinin kendi iç politikalarında yaşayacakları olası değişimler, doğrudan dış politikalarını etkileyecek, bu da genel anlamda Körfez krizini şekillendirecek. Koronavirüs, Körfez krizini çözecek mi? Bu sorunun cevabını ancak korona sonrası uzun vadede gerçekleşecek gelişmeler ile birlikte alacağız.

Fotoğraf: Alireza Nazarnia


[1] https://caa.ucpress.edu/content/12/2/151

[2] https://foreignpolicy.com/2020/03/20/world-order-after-coroanvirus-pandemic/

[3] https://alaraby.tv/video/27542816/لولوة-الخاطر—مساعدة-وزير-الخارجية-القطري-

[4] https://themedialine.org/by-region/qatari-leader-visits-jordan-signaling-a-warming-of-ties/

[5]https://tr.sputniknews.com/ortadogu/202003271041702109-suriye-devlet-baskani-esad-ile-abu-dabi-veliaht-prensi-arasinda-telefon-gorusmesi/

[6] https://www.mofaic.gov.ae/en/mediahub/news/2020/3/16/16-03-2020-uae-iran

[7] https://edition.cnn.com/2020/04/09/middleeast/saudi-yemen-coronavirus-ceasefire-intl/index.html