Demokrat parti başkan adayı Joe Biden’ın 8 ay önce Türkiye’yle alakalı yapmış olduğu açıklama, geçen hafta içerisinde birden gündem oldu ve tüm partiler, tıpkı havuz medyasındaki birçok gazetenin aynı manşeti basması gibi tek ses olup aynı tepkiyi verdiler. “Türkiye’de kimin seçileceğine millet karar verir”. Bu tepkinin haklılığı konusunda söylenebilecek hiçbir şey yok tabii ki ama iki konuyla alakalı sorulması gereken bazılar asli sorular var ve bunlarla alakalı muhalefetten yapıcı hiçbir eleştiri gelmiş değil.

Öncelikle, 8 ay önce verilmiş olan bir demeçteki Türkiye’yle alakalı bu kısımlar birden piyasaya neden ve kim tarafından sürüldü? Türkiye iç siyasetindeki dengeler göz önüne alındığında piyasaya sürülen bu videodan karlı çıkacak olan grup kim? Diğer bir konu ise Biden’ın bu açıklamayı neden yapmış olduğuyla alakalı. Hemen hemen hiçbir konuda anlaşamayan cumhuriyetçiler ve demokratlar, Türkiye karşıtlığı konusunda birleşmiş durumdalar. Dünyanın en güçlü devletinin Türkiye’ye karşı olmasının arkasında yatan sebepler neler ve bu durumun sorumluları kim? Bu soruların cevapları aslında çok açık ama muhalefet sorumluları yapıcı bir şekilde eleştirip ABD’yle arayı düzeltmenin yollarını aramak yerine, neden AKP’nin piyasaya sürmüş olduğu bir video aracılığıyla yine AKP’nin kurmuş olduğu söylem üzerinden gayet bariz bir tepki veriyor ve yapıcı eleştirilerde bulunmuyor?

Bir grand strateji olarak liberal hegemonya ve ABD’nin başka ülkelerin iç işlerine karışması

Biden’ın açıklaması herkesin bildiği şeyin açığa vurulması aslında. Bunun üzerine Uluslararası İlişkiler literatürü içerisinde yazılmış çok fazla yazı var. Bir grand strateji olarak liberal hegemonya, uluslararası sistem içerisinde mümkün olduğunca fazla devlete, ABD’nin kurmuş olduğu liberal düzenin empoze edilmesi üzerine kurulu. Genel anlamda üç ayağı var: Kapitalist sistem içinde ticaret yoluyla devletlerarası karşılıklı bağımlılıklar oluşturmak, mümkün olduğunca fazla devletin uluslararası liberal kurumlara entegre edilmesi ve demokratik değerlerin yayılması. Bu üç ana amaç içinde Biden’ın açıklamalarıyla direkt olarak alakalı olanı ise demokratik değerlerin yayılması konusu.

Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor ki, ABD demokrasinin yayılmasını demokratik yollar aracılığıyla sağlama gibi bir misyona sahip değil. Genel anlamda demokratik olmayan yollar üzerinden başka ülkelerin iç işlerine karışarak, demokrasiyi empoze etme yolunu tercih ediyorlar. Bunun en uç noktası demokrasiden uzaklaşan bir rejimi direkt olarak müdahale ederek ortadan kaldırmak. Irak bunun en büyük örneği olabilir. İkinci bir yol ise ülkelerin demokratikleşmesi için gerekli ortamı hazırlamak. Bu noktada liberal hegemonyanın diğer iki ayağı olan karşılıklı bağımlılık ve kurumlar devreye giriyor. Hedef ülkeyle ticari ilişkileri artırıp liberal uluslararası kurumlara üyelik konusunda desteklerde bulunarak bu ülkeyi demokratikleşmeye yönlendirmeye çalışıyorlar. Üçüncü yol ise demokratikleşmenin gerçekleşmesini sağlamak amacıyla hedef ülkenin iç işlerine karışmak ki Biden’ın başkan olursa yapmayı düşündüğü şey tam olarak bu seçenek içerisine giriyor. Dediğim gibi burada anlattığım şey bariz olanın basit bir şekilde tipolojiye dökülmüş hali.

Biden’ın açıklamaları oy verme davranışını etkileyebilir mi?

Bu soruyu her iki ülke için de değerlendirebiliriz. Bir grup akademisyen Biden’ın konuşmasını ABD’deki seçim tartışmaları üzerinden okumak gerektiğini ve Biden’ın oy devşirme amacıyla bu tarz bir konuşma yapmış olabileceğini söyledi. Öncelikle şunu belirtmek gerekiyor ki, bir değişken olarak Türkiye karşıtlığının ABD’deki bir seçmenin oyunu değiştirme ihtimali çok düşük. Oy verme davranışını etkileyen birçok etken halihazırda mevcut durumda. Türkiye’deki yoğunlukta olmasa bile Trump’tan dolayı ülkede oluşmuş olan kutuplaşma, oy verme davranışını etkileyen en büyük etkenlerden birisi diyebiliriz. Benzer şekilde, pandemiden etkilenen ekonomi önemli bir değişken. Direkt olarak iç siyasetteki dengeleri ve insanların hayatını etkileyen bu tarz faktörler varken, ABD’nin Türkiye dış politikası seçmen davranışını etkileyecek son konulardan birisi. Kabul etmemiz gereken şey videoda Biden’ın söylediği şeylerin, seçilmesi durumunda büyük ihtimal ABD’nin Türkiye dış politikasını etkileyecek olması.

Diğer bir grup ise bu açıklamanın AKP’nin oylarını yükselteceği üzerine bir tartışma sürdürdü. Hükümetlerin oy devşirmek için kullandığı ve halkın milliyetçi duygularının tetiklendiği bu tarz durumlara siyaset biliminde “bayrak etrafında toplanma” etkisi diyoruz. Burada önemli olan şey bu etkinin kısa süreli olması. ABD iç siyasetindeki kutuplaşmanın çok daha fazlasının Türkiye’de olduğunu ve pandemi sürecinden dolayı zaten krizde olan Türkiye ekonomisinin çok daha negatif olduğunu düşünürsek, Biden’ın açıklamalarının Türkiye’deki oy davranışını etkileme ihtimalinin düşük olduğunu görebiliriz. Şu anda içinde bulunduğumuz durum AKP’nin aylar önceki bir videoyu piyasaya sürerek suni bir gündem yaratma çabası olarak açıklanabilir.

Asıl sorun: Muhalefetin AKP’nin tuzağına düşmesi  

Biden’ın açıklamalarının 8 ay sonra piyasaya sürülüp suni bir gündem yaratılması, Türkiye’nin önümüzdeki süreçte büyük problemler yaşayacağını gösteren iki konuyu gözler önüne serdi aslında. İlki, bir zamanlar stratejik ortağımız olan dünyanın en güçlü devletinin, kutuplaşma dolayısıyla hiçbir şekilde anlaşamayan iki partisi Türkiye karşıtlığı konusunda birleşmiş durumda. Trump ya da Biden’ın seçilmesi ABD’nin Türkiye dış politikasını büyük ölçüde değiştirmiyor. Hem hükümette olan AKP’nin hem de ileriki seçimlerde iktidar ya da iktidara ortak olma ihtimali olan muhalefet partilerinin çözmesi gereken en önemli sorunlardan birisi, ABD ile olan ilişkilerin düzeltilmeye çalışılması. İç siyasette bolca karşılaşılan Türk tipi kabadayılık dış politikada ne yazık ki işlemiyor ve siyasi partilerin bu konuda belli bir ajanda çerçevesinde yapıcı çözüm önerileriyle gelmesi gerekiyor.

İkinci büyük sorun ise tam olarak bu noktada kendini gösteriyor. Bu suni gündem üzerinden gördük ki, muhalefet AKP’nin bu tarz tuzaklarına düşme konusunda büyük bir başarı gösteriyor ve işin özüne odaklanıp yapıcı çözüm önerileri getirmek yerine, zaten AKP’nin kurmuş olduğu söyleme etkisiz eleman olarak katkıda bulunuyor. Tüm partilerin hep bir ağızdan benzer bir söyleme destek olup kendi retoriklerini geliştirememeleri, iktidara gelmeleri durumunda ABD’yle ilişkilerin düzeltilmesi konusunda umut verici sinyaller vermiyor.

Sonuç yerine

Bu yaratılan suni gündem içerisinde bariz olan iki gerçek var. Birisi ABD’nin başka devletlerin iç işlerine karışma eğilimi. Sanki ilk defa böyle bir tartışma ortamı oluşmuş gibi bu konu üzerinden oy devşirme çabaları, iktidarın elinde seçim öncesi çok az kurşun kaldığını gösteriyor. İkinci bariz olan şey ise kimin seçileceğine milletin karar verecek olması ki, bunu tüm partiler hep bir ağızdan dile getirdiler. Bu bariz olan gerçekler dışında eksik olan şey ise muhalefet partilerinin alternatif bir söylem oluşturamaması. 19 senedir iktidarda olan hükümetin yarattığı devlet davranışı çerçevesinde, dünyanın en güçlü devleti Türkiye karşıtlığı noktasında birleşmiş durumda. Muhalefetten beklenen şey suni gündeme daha da katkıda bulunmak yerine milletin gerçek sorunlarına odaklanıp ABD ya da başka herhangi bir süper güç ile ters düşmenin, ülke üzerindeki olası ekonomik ve siyasi negatif etkilerini gözler önüne sererek, sorunları kökten çözmeye çalıştıklarına dair bir planla seçmenin karşısına çıkmak. Aksi takdirde, iktidarın kurduğu söylem üzerinden havuz medyası gibi davranıp hep bir ağızdan zaten bariz olanı söylemek, iktidarı daha da güçlendirecektir.