ABD silahlı kuvvetlerinin Afganistan’dan çekilmesi ile birlikte, bu ülkeye yönelik politikalarını gözden geçiren ve ülkedeki gelişmelere yönelik aktif bir diplomatik tavır geliştiren ülkelerden birisi de İran. İran yönetimi için Afganistan kaynaklı en büyük güvenlik riski, ABD sonrası ülkede ortaya çıkabilecek uzun süreli bir istikrarsızlık ortamı. Dolayısıyla, İran için öncelikli hedef, Afganistan’da göreceli bir istikrar ortamının tesis edilmesi.

Afganistan’ın yeniden bir iç savaşın içine düşmesi, beraberinde getireceği olumsuz etkiler açısından İran yönetimi için oldukça kaygı verici bir olasılık. Afganistan’daki silahlı çatışma ortamının İran’ın güvenliğine yönelik çok boyutlu riskler ve tehlikeler barındıracağı genel kabul görmüş bir ihtimal. Ayrıca, Afganistan ile 920 km’lik uzun bir kara sınırını paylaşan İran için, böylesi bir senaryo sınır güvenliğine dair endişeleri artırıyor. Ek olarak, bu olası durum, halihazırda 3 milyon civarında kayıtlı ve kayıtdışı Afganistan vatandaşını barındıran İran için, yeni ve yoğun bir göç dalgası demek.

Bu ve buna benzer nedenlerden ötürü, İran yönetimi, Afganistan’da Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatipzade’nin ifadesiyle “barışçıl ve sürdürülebilir çözümler” arayışında. Bu arayışta en fazla dikkat çeken gelişme ise, İran yönetiminin Afganistan topraklarındaki hakimiyet alanını genişletme çabasında olan Taliban’a yönelik yaklaşımında hem eylem hem de söylem düzeylerinde bir revizyona gitmesi oldu. Bununla birlikte, bu revizyonun İran kamuoyunda ortaya çıkardığı hoşnutsuzluklar da göze çarpıyor.

İran yönetiminin benimsediği söylemsel revizyonu, yönetime yakın muhafazakar medya organlarında takip etmek mümkün. Kayhan Gazetesi’nde geçen ay Cafer Boluri imzası ile çıkan bir yorum yazısı, sonrasında yarattığı tartışmalar ile birlikte, ayrıntılı şekilde incelemeye değer. Yazara göre, Taliban’ın etki alanını genişletme çabalarında, Işid’in Irak’taki cinayetlerine benzer korkunç uygulamalar görünmemekte. Taliban’ın “Afganistan’daki Şiiler ile herhangi bir işimiz yoktur” şeklinde bir beyanda dahi bulunduğunu ifade eden yazar, suçsuz sivillerin katliamları ve mesken yıkımları gibi eylemlerin Taliban tarafından işlenmediğini savunuyor. Ayrıca, Taliban mensuplarının çoğunun, fakirlik ve maişet derdinden dolayı örgüte katılmış, ailelerini karışıklıklarda yitirmiş, savaş kurbanı gençler olduğunu iddia ediyor. Son olarak, yazara göre, Taliban tekdüze ve koordineli bir güç değil ve bugün kendisinden bahsettiğimiz Taliban, eskiden tanıdığımız Taliban’dan farklılıklar göstermekte.

Bir başka örnekte, Tahran Times gazetesi, İran yönetimi tarafından Taliban ile kurulan ve geliştirilmeye çalışılan ilişkileri gerekçelendirme amacıyla, Taliban’ın artık Afganistan’da sahadaki gerçekliğin bir parçası olduğunu ve İran yönetimi tarafından bu örgüt gerçekliğin tamamı olarak görülmese bile örgütün göz ardı edilemeyeceğini ifade etmişti. İran resmi haber ajansları da yayın politikalarında benzer bir revizyona gitmiş durumda. Bir örnek olarak, Tesnim Haber Ajansı, geçtiği bir haberde, Taliban’ın Afganistan’daki yabancı diplomatlara ve yabancı sivillere yönelik hiçbir tehdidin bulunmadığı şeklindeki beyanını haberleştirmişti. İlginç bir şekilde, Taliban’a yönelik bu söylemsel revizyon, reformist kanatta da belirli bir karşılık bulmuş görünüyor. Tahran’daki Şehit Beheşti Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olarak görev yapan, eski cumhurbaşkanlarından Muhammed Hatemi’nin danışmanlığını da yapmış olan Said Leylaz’a göre, Taliban artık geçmişteki Taliban değil. Said Leylaz, Taliban’ın dünya ile etkileşime geçmesi ve bölgedeki ülkeler ile iş birliğine gitmesi gerektiğini anladığı düşüncesinde.

İran yönetiminin benimsediği revizyonun eylem düzeyindeki yansımaları son zamanlarda daha fazla görünür olmuş durumda. Ocak ayında, Taliban’ın üst düzey yöneticilerinden Molla Abdulgani Birader başkanlığında bir heyet, Tahran’ı ziyaret etmiş ve görüşmeler gerçekleştirmişti. Ancak, bu ziyaret İran yönetimince düşük bir profilde tutulmuştu. Buna tezat oluşturacak şekilde, 7-8 Temmuz tarihlerinde, İran yönetimi Afganistan Hükümeti ve Taliban’dan heyetler arasındaki görüşmelere Tahran’da ev sahipliği yaptı. İran yönetimi bu kez, bu diplomatik girişimi mümkün mertebe yüksek bir profilde ulusal ve uluslararası kamuoyuna tanıtmayı tercih etti.

Burada önemli bir nokta da bu görüşmeler için Taliban’a davetin İran yönetiminden gelmesi. Görüşmelerde, Afganistan Hükümeti’ni eski cumhurbaşkanı yardımcılarından Yunus Kanuni, Taliban’ı ise örgütün Katar temsilciliğinden Abbas Stanikzayi temsil etti. Heyetler arası görüşmelere başkanlık eden İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif, heyetlere hitaben yaptığı konuşmada, barış zamanındaki cesaretin savaş zamanındaki cesaretten daha önemli olduğunu, çünkü barışın fedakârlık ve bağışlama gerektirdiğini ifade etti. Tarafların, Afgan milleti için barış ve sükûnet arayan kardeşler olduğunu belirten Zarif, taraflardan bir an önce Afganistan’daki savaşa son vermelerini ve Afgan halkına gelişim için bir fırsat vermelerini istedi.

Afgan Hükümeti ile Taliban heyetleri arasındaki görüşmelere ev sahipliği yapmak, İran yönetimi açısından olumlu bir diplomatik hamle şeklinde değerlendirilebilir. İlk olarak, İran yönetimi, Afganistan’da silahlı mücadele veren gruplar arasında tarafsız bir arabulucu rolü oynama isteğini ve bu rolü oynayabileceği, pratikte taraflara göstermiş oldu. Bu durum, İran’ı Afganistan iç siyasetinde diğer bölgesel aktörlerden farklı ve olumlu bir konuma yerleştirmekte. İkinci olarak, İran yönetimi, halihazırda tıkanmış görünen Doha müzakerelerini ikame edecek şekilde, diplomatik bir girişimde bulunmuş oldu. Bu diplomatik girişim, özellikle ABD tarafından bölgesel bir tecride mahkûm edilmek istenen İran yönetimi için, bölgesel diplomaside proaktif bir açılım olarak yorumlanabilir. Diğer taraftan ise, dolaylı bir şekilde, İran yönetimi Taliban’ı Afganistan siyasetinde meşru bir aktör olarak tanıdığını ilan etmiş oldu. 

İran yönetiminin Afganistan’daki gelişmelere ve özellikle Taliban’a yönelik söylemsel ve eylemsel revizyona gitmesi, İran kamuoyunda muhtelif hoşnutsuzluklar ve eleştiriler de ortaya çıkarmış durumda. Bu hoşnutsuzluk hem muhafazakâr hem de reformist kamuoyunda müşterek bir şekilde mevcut durumda. Ülkenin resmi haber ajanslarından İslam Cumhuriyeti Haber Ajansı (IRNA), Ayetullah Lütfullah Safi Gülpayani’nin açıklamalarını haberleştirmişti. Gülpayani, İran’daki en kıdemli din adamlarından birisi ve bir merci-i taklid olarak, İran yönetiminin Taliban’a yönelik yaklaşımını eleştirdiği açıklamasında, şer, cinayet ve suçlarının tüm insanlığa açık olduğu bir gruba güvenmenin büyük ve tamir edilmesi mümkün olmayan bir hata olduğunu beyan etmişti.

Reformist İtimad gazetesi ise Kayhan Gazetesi’ni yukarıda temas edilen yorum yazısından dolayı eleştirmiş ve gazeteyi Taliban’ın spekülasyonlarını ve iddialarını başlık yaparak bu örgütün sözcülüğüne soyunmakla itham etmişti. Bir diğer reformist gazete Arman-ı Milli’de yazan uluslararası hukuk profesörü Seyyid Ali Hürrem ise, Taliban tarafından Afganistan’da yaşayan Şii Hazara nüfusuna yönelik kanlı saldırılar karşısında, İran yönetimini sessiz ve tarafsız kalmakla suçlamıştı.

İran yönetiminin Afganistan siyasetinde görülen bu revizyon, Afganistan’da da eleştiri konusu olabiliyor. Bir örnek olarak, Kayhan Gazetesi’nde çıkan yazıdan sonra, Afganistan cumhurbaşkanı danışmanlarından Şah Hüseyin Murtazavi, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, gazetenin “Taliban’ın suçlarını öven” tutumunun İran yönetiminin resmi tutumu olmadığı ümid ettiğini ifade etmiş ve İran yönetimine, Taliban tarafından 1998 yılında Mezar-ı Şerif şehrinde öldürülen İranlı diplomatları hatırlatmıştı. Özetleyecek olursak, İran kamuoyunda yönetimin revizyon eğilimine dair bir mutabakat bulunmuyor. Taliban ile yakın ilişkileri hem muhafazakâr hem de reformist kanatta savunanlar olduğu gibi, Taliban’a yönelik olumlu yaklaşımı yine hem muhafazakârlar hem de reformistler arasında eleştirenler mevcut.

İran yönetimi, ABD’nin ülkeden çekilmesi ile birlikte Afganistan’da oluşan güç boşluğunun Rusya, Çin, Hindistan ve Pakistan gibi bölgesel ve küresel aktörler tarafından doldurulması ve bu aktörlerin gölgesinde bir diplomasi yürütmek zorunda kalması olasılığına karşı, Afganistan’a ve Taliban’a yönelik yaklaşımında bir revizyonu tercih etmiş görünüyor. Bu revizyonun içerdiği riskler arasında en hassas olanı, Taliban’ı kazanırken Afganistan Hükümeti’ni kaybetme veya Afganistan Hükümeti’ni kazanırken Taliban’ı kaybetme riski. Bu nedenle, İran yönetimi, şimdilik pragmatik ve esnek bir politika takip ediyor. Bu politikanın geleceğini ise, büyük oranda Taliban’ın izleyeceği strateji belirleyecek. Özellikle de Taliban’ın Afganistan içerisinde İran’a yakın toplumsal gruplara karşı tavrının, İran yönetimi tarafından yakından takip edileceği söylenebilir.

Fotoğraf: Joel Heard