Muhafazakar/islamcı sağın bugüne kadar işi kolaydı. Muhalefet yorgunu, kadrosu, üyesi, seçmeni umutsuz CHP’yi 50 yıl önce yapılmış bir “şey” nedeniyle “döv”, “bunlar anca konuşur bir şey yapmaz” de, “bunlar istemezükçü” de, alkışı al, aynen devam et. “Durmak yok yola devam” sloganı işte bu politikayı da çok güzel anlatıyor. Kim ne derse desin, hangi denge denetleme mekanizması devreye girmeye çalışırsa çalışsın durmak yok… 20 yıldır Türkiye’de siyaset de böyle devam etmekte.

Arkasına devlet desteği ve sınırsız devlet imkanını alan siyasal İslam, CHP’yi sadece eleştirmekle suçladı. İktidarda olmayan bir partinin eleştirmekten başka ne yapabileceği bir muamma olmakla beraber, bu söylem ortalama seçmene oldukça başarılı bir şekilde hitap etti. “Yahu bu CHP de anca eleştiriyor” söylemi günlük “small talk”un dahi bir parçası oldu. Ne var ki, bu kısır döngü 31 Mart yerel seçimlerinde bozuldu. Ankara ve İstanbul’u CHP’nin adaylarının kazanmasının ardından, CHP’nin sadece eleştirmekle kalmadığı, başka bir faza geçtiği, yönetebildiği ortaya çıktı. Korona krizi ise yönetebilir, becerikli CHP imajını cilaladı. Hükûmet tek tek her vatandaşın telefonuna gönderdiği “bana bağış yap” mesajlarıyla, Osmangazi köprüsüne ödenecek araç geçiş garantisinin sadece yarısı kadar para toplayabilirken; bağış toplama yasağı olan CHP belediyeleri ihtiyacı olana erzak sağlama, parasız kalana az çok bütçe aktarma konularında aktif ve hızlı davrandı. Hatta o kadar hızlı davranabildiler ki, hükûmet politika uygulama konusunda belediyeleri takip eder hale geldi. 

Belki de buradan çıkarılacak sonuç, baskıcı yönetimlerin muhalefeti döve döve eğittiği ve potansiyel iktidar alternatifi haline getirdiği olacak. 

Tabii bir de sahneye yeni çıkan AKP’den kopmuş yeni muhalefet partileri var. Bu çiçeği burnunda iki siyasi parti muhalefet konusunda çok tecrübesiz. Biri eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun Gelecek Partisi, diğeri eski ekonomi Bakanı Ali Babacan’ın DEVA partisi. Gelecek Partisi, bize yeni ve umut oldu bir gelecek vadederken, DEVA partisi “dertlerinize deva olacağız” diyor. Dedikleri ise havada kalıyor.

Ahmet Davutoğlu, keskin ideolojik çizgisi, zaman zaman yukarından bakar tavrı nedeniyle aslında siyasi lider olarak zor bir karakter. Babacan ise uluslararası çevrelerin tanıdığı sempatik, muhafazakar olmakla birlikte liberal eğilimleri olan daha kolay bir yüz. Ne var ki, bebeksi bir yüz ve bir kaç liberal temenni etkili muhalefet olmaya, hele hele iktidar alternatifi olmaya hiç yetmiyor. 

DEVA partisi resmen kurulduktan çok kısa bir süre sonra korona krizi patlak verdi. Uzunca bir süre bu virüsü kapmış kişilerin sayısının açıklanıp açıklanmadığı tartışıldı, dünyanın dört bir yanında bu virüs görülürken Türkiye’de görülmemesi mantıksız diyen herkes linç edildi, terörist damgası yedi. Vakalar açıklanmaya başladı, bu sefer de Suudi Arabistan’dan, umreden dönen kişilerin büyük bir kısmının karantinaya alınmadan ülkeye salıverildiği, bu kişilerin Anadolu’nun dört bir yanına virüsü yaydığı, aynı şekilde Avrupa’dan gelen pek çok kişinin de benzer yolla virüsün yayılmasına katkıda bulunduğu anlaşıldı. Sonraki aşamada, Türkiye’de vaka sayısının görece azlığının az test yapılmasından kaynaklı olduğu anlaşıldı. Devlet yeterince kaynak sahibi olmadığı için genel bir sokağa çıkma yasağı ilan edemedi. Tüm ülkeler piyasaya yardım paketi açıklarken, Türkiye’de devlet bağış ister duruma düştü. Cumhurbaşkanı durumu, Kurtuluş Savaşında ilan edilen seferberliğe benzeterek kurtarmaya çalıştı. 

Yani standart muhalefet partilerinin önünde sınırsız bir politika yapma atmosferi vardı. Bu süreçte Ahmet Davutoğlu’nu sık sık gördük. Zaman zaman internet sitelerine röportaj vererek, zaman zaman kendi sosyal medya mecralarını kullanarak, yapılmayanları ve yapılması gerekenleri ortaya koydu. Partisinin kurmaylarından Kerim Rota, yaşananların iktisadi çerçevesini çizdi, ne yapılabilir anlattı. 

Ancak bu koskoca kriz sürecinde ise kimse Ali Babacan’ın nur cemalini göremedi. Krize ilişkin ne bir söz, ne bir eleştiri, ne bir politika önerisi. Sadece partinin bir diğer konuşan ismi Mustafa Yeneroğlu Çağlar Cilara’ya röportaj verdi, orada da “Ey IBAN edenler” tweeti nedeniye tutuklanan Hakan Aygün meselesine hadislerle açıklık getirmeyi tercih etti. “Bize bir İmam-ı Azam” gerekli önerisinde bulundu. 

Gerçekçi olmak gerekirse siyasal İslam muhalefet olmayı bilmiyor. Cumhuriyet kurulduktan sonra sadece Kemalist periyotta bir miktar çeperde kalan siyasal İslam, 50 yılı aşkın süredir devletin koruyucu kanatları altında iktidarın bir parçası olma pratiğine sahip. 

Ali Babacan ve ekibi, herkesi kucaklayacak bir dil kullanma, bu tür politikalar üretme iddiasında. Ne var ki, otokrasilerde bu işler sahaya inmeden, dayak yemeden, elini kirletmeden olmuyor. Tek adamı eleştirip şimşekleri üzerimize çekmeyelim, müslümanları üzmeyelim, solcuları itmeyelim kaygıları anlaşılır kaygılar. Fakat, tüm bu dengeyi tutarak siyaset yapmanın formülü susmak değil. Muhalefetteki siyasal İslam’ın  bu noktada CHP’den feyz alması gerekiyor. Kimse kimseye güzel bir yüzü var, bir gün eğer iktidara gelirse demokrasi getirecekmiş, sorunlarımızı demokrasiyle çözecekmiş diye oy vermez. Seçmen dövüşen, konuşan siyasetçi istiyor. Çünkü ortam bunu gerektiriyor.

DEVA partisi ise şu aşamada siyaset icra etmekten ziyade, hobi olarak kendi içinde siyasetle uğraşıyor gibi görünüyor.