Afganistan, ABD kuvvetlerinin ülkeden çekilmesi ve Taliban’ın silahlı mücadeleye hız vermesi ile birlikte, bir kez daha Avrasya jeopolitiğinde bir “büyük oyun” sahnesi olmaya aday görünüyor. Bölge jeopolitiğinde çıkarları doğrultusunda etkisini artırmaya çalışan tüm devletler gibi Hindistan da Afganistan’daki gelişmelere yönelik kapsamlı bir siyaset ve faal bir diplomasi icra etme çabasında. Hindistan’ın Afganistan’a dair siyasetinde ise Türkiye, önemli bir bölgesel aktör olarak, belirli bir algısal çerçeve içerisinde değerlendiriliyor.

Yeni Delhi yönetimi, resmi söyleminde Afganistan’ı sınırdaş bir ülke olarak tanımlıyor. Ülkedeki gelişmelere kayıtsız kalmanın çıkarlarına doğrudan ve dolaylı riskler ve tehditler oluşturacağı kanaatinde. Ayrıca, Hindistan’daki belirli politik ve toplumsal grupların stratejik tahayyülünde ülke, Hindistan’ın tarihsel nüfuz alanında ve Yekpare Hindistan’ın (Akhand Bharat) bir parçası.

Afganistan, Hindistan açısından Avrasya’daki jeopolitik rekabette iki rakip cephenin sert bir nüfuz mücadelesi verdiği bir ülke. Yeni Delhi yönetimi, Çin-Pakistan eksenine karşı Hindistan-Rusya ekseni şeklinde konumlanan bu mücadelede, rakip cephenin Afganistan’daki nüfuzundan oldukça rahatsız. Dolayısıyla, halihazırdaki Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) geçici üyeliğinin kendisine kazandırdığı uluslararası diplomatik etkinlikten de yararlanarak, Afganistan’daki menfaatlerini koruma ve mümkün olduğunca geliştirme arzusunda. Yeni Delhi yönetiminin 2007 yılında, Güney Asya Bölgesel İşbirliği Örgütü’ne (SAARC) Afganistan’ın tam üye olarak katılmasında verdiği koşulsuz destek, bu genel stratejik yaklaşımın bir örneği.

Güvenlik kaygıları, Hindistan’ın Afganistan siyasetini tayin eden en önemli parametre. Afganistan’da ortaya çıkabilecek kalıcı bir istikrarsızlık ortamı ve en kötüsü uzun süreli bir iç savaş, beraberinde getirebileceği belirsizlikler ile birlikte, Yeni Delhi tarafından en olumsuz senaryo şeklinde değerlendiriliyor. Hindistan’ın 2015 ve 2019 yıllarında Afganistan hava kuvvetlerine taarruz helikopterleri hibe etmesinin arkasında, Afganistan’ın güvenlik ve istikrarına atfettiği önem yatıyor.

Ancak, Yeni Delhi yönetimi, Afganistan’ın güvenlik ve istikrarının temin edilmesine yönelik ülke dışından yapılan veya yapılabilecek müdahalelere sıcak bakmıyor. Temmuz ayında Hindistan Üst Meclisi’ne verilen bir soru önergesine yanıt veren Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Shri V. Muraleedharan, ülkedeki barış sürecinin Afganistanlılar tarafından yönlendirilmesi, sahip olunması ve kontrol edilmesi gerektiğini ifade etmişti. Hindistan’ın Afganistan’daki ekonomik çıkarları bir diğer önemli parametre. Afganistan’ın yeniden imar ve inşasında Yeni Delhi yönetimi kayda değer bir gayret içerisinde. Ülkeye yönelik uluslararası yardımlarda Hindistan beşinci sırada yer alıyor. Halihazırda kullanılmakta olan Afganistan meclis binası da Hindistan tarafından inşa edilmiş ve Afganistan’a hibe edilmişti ve açılışını da 2015 Aralık’ında Hindistan Başbakanı Narendra Modi yapmıştı.

Ne var ki, Taliban’ın Afganistan’da hakimiyet alanını kısa süre içerisinde genişletmesi, Yeni Delhi yönetimini Afganistan siyaseti üzerinde tekrar düşünmeye zorluyor. Güvenlik kaygıları, burada da başlıca etken. Radikal bir dini örgüt olarak Taliban’ın Afganistan’daki muhtemel hakimiyetinin başta Keşmir’dekiler olmak üzere, Hindistan müslümanları arasında aşırıcılığı artırma olasılığı, Modi hükümetince ciddi bir güvenlik tehdidi olarak algılanıyor.

Diğer taraftan, Taliban’ın İran, Rusya, Pakistan ve Çin’e heyetler göndermesi ve bir anlamda bu ülkelerden uluslararası tanıma ve meşruiyet alması, Hindistan’ı zor bir diplomatik tercih yapmaya zorluyor. Halihazırda Hindistan, Taliban heyetlerinin ziyaret etmediği tek önemli bölgesel aktör durumunda. Diğer bir ifadeyle, Hindistan bir bölgesel diplomatik tecrit ihtimali ile karşı karşıya. Yeni Delhi yönetimi bir ikilem karşısında bulunuyor. Taliban ile bir münasebete girmediği takdirde, Afganistan’daki nüfuz alanını tamamen Pakistan’a terk etmek durumunda kalacak. Öte yandan, Taliban ile bir münasebete girdiği takdirde, kendi nüfuzunu artırma imkânı olacak, ancak bu durumda Taliban’ı meşru bir politik aktör olarak tanımış olacak.

Geçen hafta, Taliban sözcüsü Zebihullah Mücahid’in bir Afgan haber ajansına verdiği mülakattaki ifadeleri, örgüt tarafından Yeni Delhi yönetimine uzatılan bir zeytin dalı olarak görülebilir. Zebihullah Mücahid, bölgedeki önemli bir ülke olarak Hindistan ile iyi ilişkiler istediklerini ve Afganistan hükümetine askeri destek vermemek şartıyla, Hindistan dahil hiçbir ülkenin Afganistan’daki ekonomik projelerine zarar verilmeyeceğini beyan etmişti. Hindistan’ın Afganistan siyasetinde takip ettiği pragmatizmin sınırlarını, bir ölçüde Taliban ile arasındaki ilişkiler belirleyecek.

Hindistan yönetimi, Afganistan’da etkin bölgesel ve küresel aktörler olarak İran, Çin, Pakistan ve Rusya ile birlikte Türkiye’yi de görüyor. Genel çerçevede, Hindistan’ın Türkiye algısını, birkaç konu şekillendiriyor. İlk olarak, Türkiye’nin Pakistan ile geliştirdiği yakın iş birliği, Yeni Delhi yönetimini tarafından Türkiye’nin de bir stratejik rakip olarak konumlandırılmasına neden oluyor. Hindistanlı bir akademisyenin ifadesiyle, bu “Pakistan prizması” Hindistan’ın Türkiye’ye bakışını tayin eden başlıca etken. Özellikle, Türkiye ile Pakistan arasındaki askeri iş birliği Yeni Delhi tarafından yakından takip ediliyor.

İkinci olarak, Türkiye’nin Keşmir sorununa yönelik yakın ilgisi ve aynı zamanda bu konuda Pakistan’a verdiği uluslararası diplomatik destek, Hindistan’ın Türkiye algısını tayin eden bir diğer faktör. Ağustos 2019’da Narendra Modi hükümeti tarafından Jammu Keşmir’e anayasa tarafından tanınan özel statünün kaldırılması, Türkiye’de tepkilere neden olmuştu. Özellikle, Şubat 2020’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Pakistan ziyareti esnasındaki beyanatları, Modi hükümetince Hindistan’ın iç işlerine, asla kabul edilmeyecek bariz bir müdahale olarak nitelendirilmişti. Daha genel çerçevede ise, Hindistan’daki belirli çevrelerde, Türkiye’nin Hindistan Müslümanları üzerinde bir nüfuz arayışı içerisinde olduğuna dair olumsuz bir kanaat hâkim.

Bu ve bu gibi etkenlerin neticesinde, Hindistan’ın Türkiye algısında rekabet dinamikleri belirleyici durumda. Halihazırda Singapur Ulusal Üniversitesi, Güney Asya Çalışmaları Enstitüsü Direktörü olan Hindistan’ın önemli analistlerinden Raja Mohan’ın iki ülke ilişkilerine yaklaşımı, bu rekabetçi zihniyeti yansıtıyor. Raja Mohan’a göre, Yeni Delhi’nin yapabildiği yerde Türkiye’nin pozisyonlarına dinç bir şekilde meydan okuması ve Türkiye’nin “maceracılığına” karşı ortaya çıkan bölgesel rahatsızlıkların açtığı fırsatları yakalaması gerekiyor. Bununla beraber, iş birliği dinamiklerinin öne çıkarılması gerektiğini savunan bir yaklaşım da söz konusu. Hindistan’ın eski Ankara büyükelçilerinden M. K. Bhadrakumar’a göre, Hindistan yönetiminin Keşmir ve Pakistan gibi meseleleri ikili ilişkilerin içine dahil etmesine gerek yok. Büyükelçiye göre Hindistan’ın yapması gereken şey, Çin’in de rolünü gözeterek, Türkiye ile bağlarını canlandırması.

Tekrar etmek gerekirse, İran, Çin, Pakistan ve Rusya ile birlikte Türkiye, Hindistan yönetimi tarafından Afganistan’da etkin en önemli aktörlerden birisi olarak değerlendiriliyor. Burada önemli bir husus olarak, Yeni Delhi yönetiminin diğer devletleri bölge-içi aktörler olarak görmesine karşın, Türkiye’yi bölge-dışı bir aktör olarak gördüğü belirtilmeli. Afganistan’da Pakistan ile yakın bir ortaklık içerisinde olan bir başka devletin de etkili olması, Hindistan için bir zafiyet olarak değerlendiriliyor.

Bu minvalde, Raja Mohan’a göre, Türkiye’nin Afganistan’daki büyüyen rolü, Yeni Delhi ile Ankara arasındaki ilişkilerde daha zor bir safhayı beraberinde getiriyor. Özelikle, Türkiye’nin Pakistan ile arasındaki derinleşen askeri-güvenlik iş birliği, Yeni Delhi’nin Ankara’yı olumlu bir bakış ile değerlendirmesini daha da zorlaştırıyor. Pakistan’ın Çin ile de geliştirdiği yakın ortaklık, Hindistan açısından Afganistan’da Türkiye’nin üçlü bir rakip cephenin parçası olduğu şeklindeki algıyı güçlendiriyor. Örneğin, Tümgeneral (E) Bhopinder Singh’e göre, Türkiye, Afganistan’da alenen Hindistan karşıtı bir triad’ın üyesi. Diğer üyeler ise elbette Pakistan ve Çin.

Dolayısıyla, en azından Hindistan kamuoyunda, Afganistan’daki gelişmelere yönelik bir Türkiye-Hindistan iş birliği pek olası görülmüyor. Hindistan’ın önemli düşünce kuruluşlarından Savunma Çalışmaları ve Analizleri Enstitüsü’nden (IDSA) Muddassir Quamar, kendisi ile yaptığım söyleşide benzer bir perspektif ortaya koydu.  Quamar’a göre, Afganistan konusunda iki ülke arasında, ikili bir iş birliği uygulanabilir görünmüyor. Quamar, bunun başlıca sebeplerini ise, Türkiye’nin Hindistan’ın iç işlerine müdahele etme eğilimi ile Pakistan’ın Afganistan’daki ‘menfur ve menfi’ rolüne dair sahip olduğu ‘kör nokta’ şeklinde açıklıyor. Bununla birlikte Quamar, bölgesel veya küresel çoktaraflı forumlar aracılığıyla Türkiye ile Hindistan arasında bir iş birliğinin mümkün olabileceği kanaatinde.

Hindistan’ın bir başka önde gelen araştırma merkezi olan Gözlemci Araştırma Vakfı’ndan (ORF) Kabir Taneja da kendisi ile yaptığım söyleşide benzer hususların altını çizdi. Taneja’ya göre de iki ülke arasındaki iş birliği imkânı sınırlı. Afganistan’daki durumun ciddiyetine rağmen, Türkiye’nin Pakistan’a yakınlığı ve Keşmir konusundaki tavrı Hindistan’ın Türkiye ile yakınlaşmasını zorlaştıran etkenler. Öte taraftan, Taneja iki devletin de nihai hedefinin Afganistan’ı şiddet sarmalından kurtarmak olduğunu ve dolayısıyla Afganistan’a yönelik politikalarının arkasındaki nedenler farklı olsa da ortak hedefe yönelik “temel bir uyumun” mümkün olduğu görüşünde. Aynı merkezin Stratejik Çalışmalar Programı direktörü olan Harsh V. Pant da her şeye rağmen bir iş birliğinin mümkün olabileceği görüşünde. Pant’a göre, eğer Afganistan bir iç savaşa sürüklenirse ve bu iç savaşta Türkiye Taliban’a karşı Afganistan Hükümeti’ni desteklerse, bu durumda Hindistan mutlaka Türkiye ile ilişkilerini geliştirmek isteyecektir.

Türkiye’nin Kabil’deki askeri varlığının Afganistan’ın barış ve istikrarına katkı sağlayıp sağlayamayacağına dair sorduğum soruya, Muddassir Quamar, böylesi bir misyonun Türkiye için ortaya çıkarabileceği risklere değinerek cevap verdi. Quamar’a göre, Türkiye’nin Taliban ile girebileceği bir silahlı çatışma sürecinde, Türk Silahlı Kuvvetleri Taliban’ı Hamid Karzai Havaalanı’ından uzak tutmayı başarabilse dahi, Türkiye “ağır bir stratejik ve askeri maliyet” ödemek durumunda kalabilir. Kabir Taneja’ya göre ise, Türkiye’nin Kabil’deki askeri varlığı, Afganistan’ın barış ve istikrarından ziyade, ABD ve NATO ile yeniden iyi münasebetler kurmaya matuf.

Türkiye, bir taraftan Afganistan’daki nüfuzunu genişletmeye çalışıyor; diğer taraftan da Hindistan ile ilişkilerini geliştirmeyi istiyor. Mart ayında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Duşanbe’de Hindistanlı mevkidaşı S. Jaishankar ile görüşmesi bu doğrultuda önemli bir gelişme. 28 Temmuz’da Türkiye’nin Yeni Delhi Büyükelçisi Sayın Fırat Sunel, Hindistan’ın en etkili haber-yorum sitelerinden The Print’e verdiği mülakatta, Türkiye’nin bu isteğini dile getirdi. Hindistan’ı “kayda değer öneme sahip dost ülke” olarak tarif eden Sayın Sunel’e göre, iki ülke arasında iş birliği için çok sayıda ortak zemin ve ortak çıkarlar mevcut ve yapılması gereken şey, yeni ufuklar açmak için iki ülkenin potansiyellerini faydalı bir surete çevirmek ve ikili münasebetleri derinleştirmek. Türkiye’nin, Afganistan’daki faaliyetleri dahil olmak üzere, Avrasya’daki girişimlerinin Hindistan gibi önemli bölgesel güçler tarafından nasıl değerlendirildiğini yakından takip etmesi, bu iyi niyetin pratiğe çevrilmesinde önemli görülüyor. 

*Hindice ve Urduca yerel yazılı basının taranmasındaki ve ilgili haberlerin çevirisindeki yardımlarından dolayı Sayın Aaqib Javid’e teşekkür ederim.

Fotoğraf: Sohaib Ghyasi