Günümüz siyasetinde demokratik rejimler aniden değil yavaş yavaş, hatta çoğu zaman halkın fark edemeyeceği şekillerde yıkılıyorlar. Anti-demokratik değerlere sahip liderler ve siyasi partiler demokratik yöntemlerle iktidara gelip yine demokratik mekanizmaları kullanarak demokratik rejimleri aşındırıyorlar. Anti-demokratik yönetimler referandumlar sayesinde anayasayı değiştirebiliyor ve bazen de anayasaya uygun olacak şekilde yasalar düzenleyerek ülkelerindeki demokratik rejimi alaşağı edebiliyorlar. Levitsky ve Ziblatt (2018) bir ülkedeki demokratik kurumlar ne kadar sağlam olursa olsun siyasi aktörler demokratik normlara bağlı kalmadığı sürece demokrasilerin yozlaşma riski altında olduğunu belirtiyor. Demokrasinin sağlıklı bir şekilde işleyebilmesi için siyasi aktörlerin demokratik değerleri benimsemiş olmaları gerekiyor.

Demokrasilerin ayakta kalabilmeleri için hem halkın hem de siyasi aktörlerin demokrasiyi ayakta tutma iradesine sahip olabilmeleri gerekiyor. Juan Linz (1978) demokrasilerin çöküşünün en önemli sebeplerinden birinin siyasi partilerin kendilerine zıt ideolojik kanatta yer alan ılımlı ve demokratik gruplarla iş birliği yapmak istememeleri olduğunu belirtiyor. Siyasi partilerin ılımlı gruplar yerine kendileriyle aynı ideolojik kanatta yer alan ama radikal görüşlere sahip olan gruplarla iş birliği yapması anti-demokratik gruplara yönetimde söz hakkı vererek demokratik rejimleri tehlikeye sokabilir.

Demokrasinin ve temel hukuk değerlerinin aşındığı bir ülkede çok sesliliğin var olması da mümkün değil. Demokratik olmayan bir siyasi arenada değişik siyasi partilerin ekonomik, sosyal ve siyasal programlarını yarıştırarak iktidara gelmeye çalışmaları da pek olası değil. Siyasi partilerin birbirleri arasındaki farklılığın bir işlevinin olabilmesi ve aynı siyasi arenada barınabilmeleri için ilk önce sağlıklı bir demokratik sistemin işler halde olması gerekiyor. Demokratik değerleri benimsemiş olan bütün siyasi aktörler demokrasinin ayakta kalmasını istiyorlarsa anti-demokratik grupları ana akım siyasetten dışlamak için çaba harcamak zorunda. Bu gerekirse farklı ideolojik pozisyonlarda olan ama demokratik değerleri benimsemiş siyasi aktörlerin kriz anlarında, demokratik rejim zarar görme riski altındaysa ya da aşınmışsa, birlikte çalışmalarını gerektiriyor. Siyasi partiler demokrasinin kapı bekçileri olmak zorunda.

Nancy Bermeo (2003) anti-demokratik aktörlere ve gruplara demokratik siyasetin kapılarını kapatan davranış modelini ‘distancing’ yani mesafe koymak olarak tanımlıyor. Levitsky ve Ziblatt siyasi partilerin anti-demokratik unsurlarla aralarına birkaç farklı çeşitte mesafe koyabileceğine belirtiyor. Siyasi partiler, otoriter eğilimleri olan parti üyelerini aday göstermekten kaçınabilir, parti içindeki radikal unsurları elimine edebilir, diğer radikal eğilimleri olan partilerle yan yana gelmekten kaçınabilir. Mesafe koymanın en önemli yolu ise radikal partilerle ittifak kurmayı reddetmek ve gerektiği zaman radikal partilerin güç kazanmasını engellemek için zıt ideolojilere sahip ana akım partilerle iş birliği yapmak. Bu farklı siyasi görüşlere sahip ama demokratik değerleri benimsemiş grupların demokrasi ittifakları ya da demokratik cepheler kurmalarıyla gerçekleşebilir. Demokrasi ittifakları resmi ya da gayrı resmi şekilde kurulabilir. Bu tür ittifakların kurulmasındaki birincil amaç, ülkedeki demokratik rejimi güvence altına almak ya da kaybolan demokratik değerleri yeniden tesis etmektir. Demokrasi ittifakları, demokratik değerlere olan bağlılıklarıyla bir araya gelebilen farklı ideolojik grupları içerebilir.

Anti-demokratik güçlere karşı yapılan ittifakların bir örneği Fransa. 2017 yılında gerçekleşen Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci tura merkez-liberal En Marche’ın adayı Emmanuel Macron ile aşırı sağcı National Front’un adayı Marine Le Pen kaldı. Macron, ilk turda oyların 24%’ünü alarak birinci oldu. Le Pen ise oyların %21’ini alarak ikinci sıraya yerleşti. Aşırı sağın Fransa’da Cumhurbaşkanlığı kadar önemli bir pozisyonu ele geçirebilme şansı demokratik değerlere sıkıca bağlı olan siyasi aktörleri endişeye sürükledi. Le Pen’in Cumhurbaşkanı olmasını önlemek için hem merkez-sağın adayı François Fillon hem de merkez-solun adayı Benoit Hamon ikinci turda Emmanuel Macron’u destekleyeceğini duyurdu. Sol ideolojinin daha uç noktalarında yer alan Jean-Luc Melenchon bile destekçilerine Le Pen’e oy kullanmaktan kaçınmaları gerektiğini belirtti. Ana akım partilerin bu hamlesiyle Macron ikinci turda oyların %66’sını alarak Fransa’nın yeni Cumhurbaşkanı oldu. Marine Le Pen’in babası Jean-Marie Le Pen de 2002’de benzer bir şekilde Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turunda Jacques Chirac’a kaybetmişti. Chirac, farklı ideolojik grupların desteğini alarak %82 oy oranına ulaşıp Le Pen’in Cumhurbaşkanı olmasını önlemişti.

Fransa’da hem merkez-sağın hem de merkez-solun demokratik değerleri ayakta tutma iradesi, aşırı sağ ideolojiye sahip anti-demokratik eğilimleri olan bir siyasetçiye Fransız Cumhurbaşkanlığının kapılarını kapattı. Siyasi partilerin ve liderlerinin arasındaki ekonomik ve toplumsal anlaşmazlıklar bir kenara bırakılıp demokrasinin temel değerlerini korumak üzerine bir ittifak kurulabildi.

Anti-demokratik gruplara mesafe koymanın bir diğer örneği ise Avusturya. 2017 Avusturya genel seçimlerinden sonra sağcı Avusturya Halk Partisi (ÖVP) ile aşırı sağcı Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) arasında bir koalisyon hükûmeti kuruldu. 2019 yılında Avusturya Özgürlük Partisinin liderinin Ibiza’da çekilen gizli bir video kaydında Rus hükûmetiyle iş birliği yapabileceği ve başka yolsuzluk tekliflerine olumlu bakabileceği yönündeki ifadeleri FPÖ liderinin istifasına ve Avusturya hükûmetinin çökmesine yol açtı. 2019 yılında yenilenen seçimlerden sonra ÖVP tek başına hükûmet kuracak çoğunluğu elde edemedi. Ancak ÖVP bu sefer FPÖ ile değil, kendi ideolojik pozisyonuna zıt bir kutupta yer alan merkez-sol Yeşiller Partisiyle koalisyon kurdu.

Avusturya tarihinde ilk defa muhafazakârlar ile yeşillerin bir koalisyon hükûmeti kurmasında FPÖ’nün seçim öncesinde ortaya çıkan ve demokratik değerlerle ters düşen davranışları büyük bir rol oynadı. Bunun üzerine ÖVP kendisine ideolojik olarak daha yakın olmasına rağmen, FPÖ’ye, demokratik değerlerin zedelenmemesi için mesafe koymayı tercih etti. Ülkenin demokratik rejiminin zarar görme tehlikesine sahip olduğu bir durumda demokratik değerlere bağlı sağcı ÖVP, ideolojik önceliklerini bir kenara koyarak Yeşiller Partisiyle iş birliği yapabildi. Bu iş birliğinin başarılı olmasındaki bir diğer önemli sebep ise Yeşiller Partisinin de ÖVP gibi, demokratik değerlere bağlılığı sayesinde ideolojik önceliklerini bir kenara koyabilmesiydi. İki rakip, Avusturya’daki demokratik rejimi korumak için bir araya gelebildiler.

2016 Avusturya Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de benzer bir şekilde ikinci tura Yeşiller Partisinin adayı Van der Bellen ve aşırı sağcı FPÖ’nün adayı Norbert Hofer kalınca, ÖVP ve Sosyal Demokratların liderleri ortak hareket ederek Van der Bellen’i desteklediler. Değişik ideolojik eğilimleri olan ama demokrasiye ortak bir bağlılıkları olan gruplar 2016’da bir araya gelerek Avusturya’da Cumhurbaşkanlığı koltuğuna aşırı görüşlü, anti-demokratik eğilimleri olan bir siyasi figürün oturmasını engellediler.

Almanya’nın Thuringia eyaletinde Şubat 2020’de yerel mecliste yapılan oylamada liberal demokrat Hür Demokratik Partinin (FDP) adayı Thomas Kemmerich aşırı sağcı Almanya için Alternatif’in (AfD) oylarıyla yerel hükümetin başbakanı seçildi. AfD’nin bu hamlesi sayesinde Sol Partinin (DL) Thuringia’daki iktidarı sona ermiş oldu. FDP, AfD gibi aşırı sağ bir siyasi hareketten alınan desteğe sessiz kaldığı için Almanya’daki bütün partilerin büyük eleştirilerine maruz kaldı. İktidardaki Hristiyan Demokrat Birliği (CDU), Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) ve Almanya Başbakanı Merkel, FDP’nin aşırı sağ ile sessiz iş birliğini kabul edilemez bulduklarını belirttiler. Ana akım bir partinin AfD gibi anti-demokratik eğilimleri olan aşırı sağcı bir partiyle iş birliği yapması, AfD gibi demokratik rejimi tehlikeye atabilecek bir siyasi hareketi Alman siyasi arenasında meşrulaştırma ve güçlendirme riskine sahipti. Gelen tepkiler üzerine, kısa bir süre sonra Thuringia’nın yeni seçilmiş FDP’li başbakanı istifa etti. Almanya’daki bütün partiler anti-demokratik eğilimleri olan bir partiyi ana akım siyasetten uzaklaştırmak için bir araya geldiler. Başbakan Merkel’in kendi ideolojik pozisyonuna daha yakın olan FDP yerine solcu DL’yi bile tercih edebilmesinin sebebi demokratik prensiplere bağlılığından geliyor. Merkel, ideolojik kaygılarını bir kenara koyup Almanya’da demokratik değerlerin zarar görmesine yol açacak siyasi iş birliklerine karşı net bir şekilde kapının kapalı olduğunu gösterdi.

Gelecekte, Almanya’da Avusturya’ya benzer bir şekilde muhafazakârlar ve yeşillerin bir araya gelmesi de olası gözüküyor. Yükselen bir AfD ve oy oranı hızla düşen sosyal demokratlar karşısında Hırıstiyan demokratlar için gelecekteki en olası ana akım siyasi ortak, Alman halkı arasında destek oranı %20 üzerine çıkmış Yeşiller Partisi gibi gözüküyor. Bir diğer ihtimal ise soldaki bütün partilerin bir araya gelip hükûmet kurması. Gelecek Alman hükûmeti için tasarlanan her formülde aşırı sağcı gruplar dışarıda bırakılıyor.

Demokratik ittifaklar iktidarda olan siyasi gruplara karşı da kurulabilir. Demokratik değerlerin aşındığı ve birincil önceliğin demokrasinin yeniden tesis edilmesi gerektiği bir siyasi sistemde farklı ideolojik görüşlere sahip muhalefet partileri ortak müşterek olan demokratik değerler etrafında birleşip otoriter eğilimleri olan bir yönetimi alt edebilir.

2019 Macaristan yerel seçimlerinde muhalefetteki siyasi partiler, iktidar partisi Fidesz’e karşı ortak şekilde hareket ederek yerel yönetimleri Fidesz’in elinden alma stratejisini izlediler. Macaristan’daki muhalefet, gittikçe otoriterleşen Fidesz iktidarı ve Başbakan Viktor Orbán’a karşı mücadelede birincil önceliğin Fidesz’i bir şekilde alt etmek olduğu kanaatine vardı. Otoriter eğilimleri olan bir rejime karşı ilk yapılması gerekenin demokratik düzeni yeniden tesis etmek olduğunu düşünen muhalefet, ideolojik tartışmaları bir kenara bırakıp ortak bir amaç için bir araya gelebildiler. Macar muhalefeti kurdukları ittifak sayesinde başkent Budapeşte’yi ve farklı şehirlerin belediyelerini kazandılar. Böylelikle Fidesz’e ağır bir darbe vurdular ve ülkede demokrasinin geleceği için bir umut ışığı yaktılar. Budapeşte’de Fidesz’in adayını yenip belediye başkanlığını kazanan muhalefetin ortak adayı merkez-solcu Gergely Karácsony, hem sol hem de sağ partilerden oy alabilmeyi başardı. Karácsony’nin başarısının ardında yatan en büyük sebeplerden biriyse normalde aşırı sağ olarak görülen Jobbik’in bile ittifaka, resmi olmasa bile, Budapeşte’de aday göstermeyerek katılmayı kabul etmesiydi. Aynı şekilde, diğer şehirlerde merkez partileri ideolojik tartışmaları bir kenara bırakıp en güçlü aday olan aşırı sağ Jobbik’in adaylarına oy vermeye razı oldular. Bu ittifak sayesinde muhalefet, Fidesz’in yenilemez olduğu algısını kırarak Macaristan gibi ülkelerdeki giderek otoriterleşen rejimlerin alt edilebileceğini gösterdi.

Son zamanlarda benzer bir formül İsrail’de gündeme gelmiş durumda. 2 Mart 2020 İsrail genel seçimlerinden sonra bir yıl içerisinde üçüncü defa hiçbir parti mecliste hükümet kurabilecek çoğunluğu elde edemedi. Yolsuzluk iddialarıyla otoritesi sarsılan Netanyahu’yu tahtından elde edebilmek için merkezde konumlanan Benny Gantz’ın hem Arap seçmenden hem de aşırı sağdan destek alması gerekiyor. Arap seçmeni temsil eden Joint List Gantz’ı destekleyebileceğini belirtirken şaşırtıcı bir hamle de aşırı sağın İsrail’deki en önemli figürü Avigdor Lieberman’dan geldi. Lieberman, Netanyahu’dan kurtulabilmek amacıyla partisinin mecliste Gantz’ı desteklemeye sıcak baktığını belirtti. Gantz da Lieberman’la iş birliğine sıcak bakıyor. İsrail’de de anti-demokratik eğilimlere sahip Netanyahu’yu yerinden edebilmek için daha önce görülmemiş bir şekilde İsrail Arapları ve aşırı sağı bir araya gelebiliyor.

Macaristan’daki seçimlerden birkaç ay önce Türkiye’de de çok benzer bir süreç yaşandı. 2019 Türkiye yerel seçimlerinde muhalefet, AK Partinin iktidar olduğu dönemde ilk kez iş birliği yapmanın meyvelerini aldı. En başta İstanbul olmak üzere önemli belediyeleri AK Partinin elinden alan muhalefet, ideolojik tartışmaları bir kenara bırakıp ortak müşterekler etrafında bir araya gelebildi. İstanbul’un CHP adayı Ekrem İmamoğlu tarafından kazanılmasındaki en büyük etkenlerden biri hem HDP seçmeninin hem de İyi Parti seçmeninin bir arada hareket edebilme iradesini gösterebilmesiydi. Muhalefetteki farklı ideolojik pozisyonlarda yer alan siyasi partilerin bir arada hareket etmelerinin en büyük sebebi aşınmış bir demokratik rejimi yeniden tesis edebilme arzularıydı. İster sağ ister sol görüşlü olsun, Türkiye’deki muhalefet, çöken demokratik düzenin yeniden tesis edilebilmesi için ilk önce AK Partiyi yenmesi gerektiğinin ve bunun için iş birliği yapmaları gerektiğinin farkına varmış durumdalar. Önceliklerini doğru bir şekilde belirleyen bir muhalefet, 2019 yerel seçimlerinde birlikte hareket ederek ortak demokratik değerler etrafında birleşebildi. Bu iş birliği sayesinde daha önce tahmin edilemeyecek türden zaferler elde etmeyi başaran muhalefet, AK Partinin yenilemez olduğu algısını da kırdı.

Siyasi kriz zamanlarında, demokratik düzen anti-demokratik değerlere sahip kişiler tarafından tehdit altında olduğunda, demokrasiye ve hukukun üstünlüğüne inanan bütün siyasi grupların birincil önceliği ortak müştereklerde bir araya gelip demokratik düzeni güvence altına almak olmalı. Bundan dolayı demokratik kurumların ve değerlerin yozlaştığı ve anti-demokratik değerlere sahip bir yönetimin iktidarda olduğu ülkelerde muhalefetteki grupların ilk önceliği demokratik bir rejimi yeniden kurmak olmalı. Düzgün işleyen bir demokratik rejim olmadığı sürece farklı partilerin eşit bir platformda yarışabilmeleri mümkün değil. Bundan öte, bir ülkenin temel hukuki ve siyasi kurumları erozyona uğradığı zaman, değişik ekonomik, sosyal ve siyasi politikaların tartışmasını yapmak yerine ilk önce kurumların yeniden sağlıklı bir şekilde işleyebildiği bir devlet düzeninin tesis edilmesi gerekiyor. Bir ülkedeki demokratik ve hukuki kurumlar sağlıklı işlemediği sürece hangi politikaların ülkeye daha çok fayda sağlayacağını tartışmanın bir manası yok. Bundan dolayı Türkiye gibi siyasi ve hukuki kurumların işlevlerini giderek yitirdiği bir ülkede muhalefetin birincil önceliği ortak müşterekler altında buluşarak temel demokratik ve hukuki değerlere dayalı bir düzeni yeniden tesis etmek olmalı.

Ortak müşterekler altında birleşerek iktidarı alt edebilme fikrinin tohumları 2019 Türkiye yerel seçimlerinde atıldı. Muhalefetin uyguladığı seçim stratejisinin başarılı olabileceği de âşikâr. Önümüzdeki süreçte muhalefetin seçimlerde başarılı olabilmesi için bu iş birliği ruhunu elinden bırakmaması ve demokratik değerlerin yeniden tesisi üzerine kurulu bir ajanda ile bir araya gelmesi gerekiyor. Demokratik değerlere bağlı olan bütün siyasi grupların içinde bulunabileceği geniş çaplı bir demokrasi ittifakının kurulamaması halinde, iktidar her zamanki böl ve yönet stratejisiyle başarı ihtimallerini artıracaktır.

Diğer ülkelerdeki örnekler gibi Türkiye’deki muhalefet de ideolojik farklılıklarını bir kenara koyup demokrasi ve hukukun üstünlüğü gibi ortak değerler üzerinden bir araya gelerek geniş kitleleri arkasından sürükleme potansiyeline sahip. Muhalefetin seçimlerde iş birliği yapmadan iktidarı yerinden edemeyeceği gerçeği bir yana, muhalefetin iktidara gelmesi durumunda önünde çözmesi gereken ilk sorun işlevselliğini yitirmiş devlet mekanizmalarını onarmak olacaktır. Bundan dolayı, muhalefetin olası bir geçiş sürecinde ideolojik tartışmalara girişmeden önce ortak demokratik ve hukuki değerlerin yeniden tesis edilebileceği bir hükûmet programına ihtiyacı var. Bu sebeple genel seçimlerde muhalefet bloğunun ortak demokratik değerler üzerinden bir araya gelerek bir demokrasi ittifakı oluşturması hem kapsayıcı olabilme hem de Türkiye’nin birincil sorunlarıyla başa çıkabilecek vizyonu ortaya koyabilme potansiyeline sahip. Farklı ideolojik grupların aynı siyasi amaçlar etrafında birleşebilmesi toplumdaki kutuplaşmanın boyutunu azaltabilme potansiyeline de sahip. Türkiye’deki muhalefet farklı ülkelerdeki davranış modellerini örnek alarak olgunca bir şekilde ortak bir noktada buluşabilirse Türkiye’ye değişim getirebilme potansiyeline sahip.

Bu değişim rüzgârı ve iş birliği ruhu mikro düzeyde 2019 yerel seçimlerinde gözlemlenebildi. Muhalefetin makro düzeyde bir değişimi gerçekleştirebilmek için ortak değerler üzerine kurulu bir iş birliği geliştirmesi gerekiyor. CHP, İyi Parti, HDP, SP veya Davutoğlu ve Babacan’ın yeni partileri her konuda anlaşmak zorunda değiller. Siyasi partiler arasındaki görüş ayrılıkları sağlıklı demokratik rejimlerin doğal bir parçası. Ancak bu görüş ayrılıklarının bir anlamı olabilmesi için ilk önce sağlıklı işleyebilen bir demokratik rejimin var olması gerekiyor. Bundan dolayı bu farklı partiler demokratik değerlere ve hukukun üstünlüğüne olan bağlılıklarıyla bir araya gelebilir ve Türkiye’nin sağlıklı bir demokratik düzene geri dönebilmesi için ortak bir irade ortaya koyarak birlikte hareket edebilirler. Eğer muhalefetteki siyasi partiler ideolojik ayrımlardan dolayı ortak değer olan demokrasiyi ayakta tutmak için bir araya gelemezlerse Türkiye’deki demokratik rejimin ve dolayısıyla da kendi partilerinin varlığını tehlikeye atacaklardır.

Kaynak:

  • Bermeo, N. (2003). Ordinary people in extraordinary times: the citizenry and the breakdown of democracy. Princeton University Press: Princeton, NJ.
  • Levitsky, S. & Ziblatt, D. (2018). How democracies die. Penguin Random House: New York.
  • Linz, J. (1978). The breakdown of democratic regimes: crisis, breakdown, and reequilibriation. Johns Hopkins University Press: Baltimore.