Türkiye Cumhuriyeti, Cumhuri ye İslami ye İran, Cumhuriyet Masr al-Arabiyya, İslami Cumhuriye yi Pakistan, Camhuri ye Kenya, Da Afghanistan İslami Cumhuriyet, Cumhuriyi Tacikistan, Cemhuriyadda Federaalka Somaliya. Türkçe, Farsça, Arapça, Urduca, Sivahilice, Paştunca, Tacikce, Somalice…  Müslüman halkların konuştuğu diğer Tatarca, Başkurtca, Darice, Uygurca gibi dillerde de İngilizcesi “republic”, Fransızcası “république”, İspanyolcası “república’, İtalyancası “repubblica” olan kelimenin karşılığı “cumhur” kelimesinden türetilmiştir. Bu kelimenin etimoloji ve jeneolojisi bu yazının konusu. 

Politeia/Republic

Yunan filozof Plato’nun en meşhur kitabının orijinal lisanındaki başlığının Latin harfleri ile yazımı “Politeia”dır. Kelime antik Yunancada şehir anlamına gelen “polis” kelimesinden türetilmiştir. “Polis”ten şehrin vatandaşı anlamına gelen “polites”, “polites”den de “polites” gibi davranmak anlamına gelen “politeuo” fiili türetilir. “Politeia” ise “politeuo” fiilinin soyut isim haline karşılık gelir. Nitekim Plato da kitabında ideal (şehir) devletini tarif eder, ki bu tam anlamıyla vatandaşlarının uygun konumlarının ve o konumlara uygun işlerin belirlenmesi ile olur.

Plato’dan yaklaşık 400 yıl sonra İtalyan düşünür Marcus Tullius Cicero da kendi ideal devletini tarif ettiği bir kitap yazar ve başlığını “De Re Publica” koyar. Cicero’nun kitabının başlığındaki “res publica” kelime öbeği iki farklı Latince kelimeden oluşur. “Şey” veya “iş” anlamına gelen “res” kelimesi ve “kamu” veya “halk” anlamına gelen “publica” kelimelerinden. Dolayısıyla, “res publica” kamu işi veya kamu şeyi veya kamuya ait iş veya şey olarak tercüme edilir.

Roma-sonrası dönemde “respublica” kelimesi, Cicero’nun formülasyonundan farklı olarak, Hristiyan teoloğu Augustine (MS 354-430) tarafından Hristiyanların oluşturduğu topluluğu tarif için kullanıldı: “Respublica Christiana”. Diğer bir deyişle bu özel anlamda “respublica” ümmet anlamına geliyordu.

Kelimenin bu kullanımına alternatif ancak Rönesans döneminde önerildi ve Plato’nun “Politeia”sının başlığının karşılığı olarak kullanılmaya başlandı. “Politeia” ve “res publica” kelimeleri salt lafzi olarak farklı anlamlara gelse de birbirinin tercümesi olarak kullanılmaya başlandı. Takip eden yüzyıllarda Plato’nun “Politeia”sı diğer Batılı dillere “Respublica”nın yerel dillerdeki haliyle çevrildi. Plato’nun “Politeia”sının Louis Ludovicus Regius tarafından yapılan ve 1600 yılında yayınlanan belki de ilk fransızca tercümesinin başlığı “La Republique” iken, Harry Spens’in 1763 yılında yayınlanan belki de ilk İngilizce tercümesinin başlığı The Republic’ti. Bugün de kitabın başlığı bu dillerde aynı şekilde çevrilmektedir.

Plato’nun “Politeia”sının Werke von F. Schleiermacher tarafından yapılan ve 1828 yılında yayınlanan belki de ilk Almanca tercümesinin başlığı farklı olarak “Der Staat“tı. Bugün Japonca, Türkçe ve Çince tercümeler Alman tercihini yansıtırken, Arapça ve Farsça tercümeler Latin, İngiliz ve Fransız tercihini yansıtmaktadır.

Plato’nun “Politeia”sının başlığı olmanın ötesinde, on beşinci yüzyıl hümanist yazarları “republic” kelimesini o dönem İtalya’nın iki güçlü şehir devleti, Venedik ve Floransa için kullanmaya başladılar. Mesela, Trabzonlu George isimli bir hümanist, Venedik’in siyasi elitlerinden Francesco Barbaro’ya yazdığı mektupta Venedik’ten “Reipublicae” olarak bahseder. On altıncı yüzyıla gelindiğinde bu devletler artık hümanist yazarlar tarafından düzenli olarak “republic” olarak tanımlanıyorlardı. Mesela, Venedikli bir hukukçu, Pietro Paolo Vergerio’nun yazdığı ve 1526 yılında yayınladığı kitabın başlığı “De Republica Veneta”ydı. Floransalı yazar Donato Giannotti’nin aynı yıllarda yazdığı ancak 1540 yılında yayınlanan kitabının başlığı ise “Della Repubblica de” Veneziani’ydi.

İtalyan şehir devletleri için “republic” kelimesinin seçimi manidardır. Hümanistler ya bu şehirleri idare edenlere Plato’nun “Politeia”da idealize ettiği “filozof-krallar” yakıştırması ya da Aristo’dan ilhamla çok sayıda kişinin yönetime dahil olduğu, ancak yozlaşmış ikizinden farklı olarak kamu menfaatlerinin göz önüne alındığı yönetim biçimi oldukları övgüsünü yapmış oluyorlardı (1). Her halükarda hümanistlerin İtalyan şehir devletlerine, Kilise ve Kutsal Roma İmparatorluğu’nun iddialarına karşı ve çok daha farklı bir zeminde meşruiyet kazandırdıklarını söylemek gerek. Altta yatan motivasyon ne olursa olsun, neticede “republic” kelimesi belirli bir siyasal yapıyı tarif için kullanılmaya başlandı.

Cumhur/Cumhuriyet

İtalyan şehir devletleri Çin ve Hindistan’dan Avrupa’ya uzanan kıtalar ve medeniyetler arası ticaret yolunun Avrupa kapısını tutuyorlardı ve bu konumlarıyla da Anadolu’dan Lübnan-Filistin, Mısır ve Fas’a kadar uzanan Akdeniz kıyılarını kontrol eden Müslüman devletlerle ile ticaret, savaş ve diplomasi gibi farklı düzlemlerde yoğun ilişkiler içindeydiler. Müslümanların İtalyan şehir devletlerinin on ikinci yüzyılda başlayan ve on beşinci yüzyıla kadar geçirdikleri siyasal dönüşümü ne kadar detaylı takip ettikleri ve anlamlandırmaya çalıştıkları sorusu başlı başına devasa bir araştırma konusudur. Ancak şu kadarını söylemek mümkün: Venedik’ten hümanist yazarların “republic” olarak bahsettiği onaltıncı yüzyıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu’nun Venedik’e verdiği ahitnamelerde Venedik’ten “Venedik” veya “Venedik memleketi” olarak bahsedilirken, Venedik liderliğinden “Venedik beyi”, “Venedik beyleri” veya “Venedik Doju”su olarak bahsedilmektedir. Venedik’le alakalı olarak farklı bir nitelendirmenin ilk yapıldığı ahitname 1669 tarihli ahitnamedir. Bu ahitname Venedik’ten “Venedik Cumhuru” olarak bahsetmektedir (2).

Osmanlıların Venedik’e veya başka bir İtalyan şehir devletine on yedinci yüzyılın ikinci yarısına kadar “cumhur” dışında bir kelime kullanmış olması sadece bu bölgedeki gelişmeleri takip etmemek ve bilmemekle açıklanmamalı. Zira bugünden geçmişe bakarak “republic” olarak tarif edilen birçok siyasal oluşum da kendilerini net bir şekilde “republic” veya aynı anlama gelecek bir kelime ile tanımlamadı. Mesela, MÖ 509-MS 27 döneminde “republic” olarak tanımlanagelen Roma İmparatorluğu’nun bu dönemde adı MÖ birinci yüzyıla kadar sadece Roma, daha sonra ise Roma Senatosu ve Halkı (Senatus Populusque Romanus veya popüler kültürde bilinen kısaltmasıyla SPQR)’ydı. Yine Venedik’in adı onbirinci yüzyıldan on beşinci yüzyıla kadar Venedik Komünü (Commune Veneciarium), onyedinci yüzyıla kadar da Venedik Sinyorası (La Signoria de Venecia)’ydı. İtalya’da şehir devletleri içinde kendine “republic” adını veren tek örnek on beşinci yüzyıldaki Milan’da kurulan ve ömrü çok kısa olan “Aurea Repubblica Ambrosiana”ydi.

İspanya’dan bağımsızlığını alarak 1588 yılında kurulan Hollanda’nın resmi adı “Republiek der Zeven Verenigde Nederlanden”ydi. Ancak bu ülkeye 1680 yılında verilen ahitnamede “cumhur” kelimesi “republic” anlamında kullanılmaz. Daha yaygın anlamıyla ‘çoğunluk’ anlamında kullanılır. Ahitnamede ülke hakkında “Nederlanda”, “Nederlanda devleti” veya “Nederlanda vilayetleri” kelime veya kelime öbekleri kullanılmamaktadır (3).

Osmanlılar arasında “republic” kelimesinin karşılığı olarak “cumhur” kelimesinin ve bu kelimenin soyut hali “cumhuriyet” kelimesinin kullanımının yaygınlaşması Fransız devriminden sonra olmuştur. Kelimenin Arap dünyasına tanıtımını ise Fransızlar yaptı. 1798 yılında Mısır’ı işgal eden Fransızlar, kendi ülkelerini tanımlarken kullandıkları iki kelimeden birisi “cumhur” kelimesiydi, ki Fransızların bu kelimeyi “republique”in karşılığı olarak İstanbul’da öğrenmesi olasıdır. Fransızların “republique” karşılığı olarak kullandıkları diğer kelime olan, “meşyaha” kelimesi ise, ilk başta daha popüler olarak kullanılsa da, yüzyılın sonuna yerini “cumhur” ve “cumhuriyet” kelimelerine bıraktı (4).

Kelimenin Müslüman dünyada bir devletin resmi adı olarak kullanımı ise yirminci yüzyılda oldu. 1918 yılında kurulan Libya’daki Tripoli Cumhuriyeti ve Azerbaycan Halk Cumhuriyeti ilk örnekler olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu devletler uzun ömürlü olamadı. Müslüman dünyada Cumhuriyet adının uzun süreli olarak kullanılacak ilk örneği, 1923’te adı konulan Türkiye Cumhuriyeti oldu. Takip eden on yıllar boyunca “cumhuriyet” bir kelime olarak Müslüman devletlerin isimlerinin bir parçası olarak sıklıkla görülmeye başladı. Öyle ki, günümüzde İslam İşbirliği Teşkilatı’nın 57 üyesinin 42’sinin resmi adında “cumhuriyet” kelimesi geçmektedir.

Vel Hasıl

Lafzi olarak “cumhuriyet” kelimesinin “res publica” veya Batılı dillerdeki varyantlarının karşılığı olmadığını söylemek gerekir. Zira “cumhur” kelimesi “toplamak” “bir araya getirmek” anlamına gelen “camhara” kök fiilinden türetilmiş bir isimdir ve “kalabalık”, “topluluk” ve daha modern kullanımda “halk” anlamına gelmektedir. Dolayısıyla “cumhuriyet” “halk tarafından yönetim” olarak tercüme edilebilir. Nitekim Türkiye’de Cumhuriyet’i kuranların kelimeden anladığı da bu olmuştur.  Batı siyasal düşüncesi ve tahayyülünde “republic” kadar, hatta daha önemli olan “democracy” kelimesi de hemen hemen aynı anlama gelmektedir. “republic” kelimesi için “cumhuriyet” kelimesi türetilirken, “democracy” kelimesi için benzer bir kelimenin ne Türkçede, ne de Arapçada türetilmemiş olmasının sebebi bununla ilişkili olsa gerek. Aslında “democracy” kelimesi için kullanılması gereken “cumhuriyet” kelimesi, tarihi bir kaza sonucu, “republic” kelimesi yerine kullanılagelmiştir.

Elbette bu karışıklık ve karşılıksızlığın bugün itibariyle bir önemi yok gibi gözükmektedir. Ortadoğu bölgesi özelinde düşünürsek, bölgenin “cumhuriyet”leri ile “cumhuriyet” olmayan ülkeleri arasında en azından demokratikleşme, sekülerleşme, azınlıklara veya rejim karşıtlarına karşı yönelen devlet şiddeti açısından büyük bir fark gözükmemektedir. Bu haliyle bir ülkenin “cumhuriyet” olup olmaması o ülkenin modernleşme tecrübesine veya sömürge geçmişine ilişkin bir ipucu vermenin ötesinde önemsiz bir ayrıntı gibi durmaktadır. Akademik ve entellektüel bir çaba olarak ise, bahsi edilen kavramsal karışıklık ve karşılıksızlığın Türklerin ve Müslümanların siyasal tahayyülünü ne doğrultuda etkilediği sorusu üzerine düşünmek varolan hali ile siyasal tahayyüldeki çarpıklıklara dair aydınlatıcı olabilir. Bu çarpıklıkların farkında olarak belki daha sağlam bir tahayyülün kurgulanmasına katkı yapılabilir.

Fotoğraf: Matthew Waring


Notlar

(1) Aristo’nun yönetici sayısı ve kamu menfaatinin güdülüp güdülmediği kriterlerini baz alarak oluşturduğu meşhur altılı sınıflandırmada, çok kişinin katıldığı ve kamu menfaatinin güdüldüğü sisteme ‘politeia’ adını vermiştir. Bu elbette kadim Yunan’da ‘politeia’ kelimesinin farklı anlamlarda kullanıldığını göstermektedir.

(2) 1503 yılından 1700 yılına kadar Venedik’e verilen ahitnameler Meryem Kaçan’ın yüksek lisans tezinde bulunabilir. Mikail Acıpınar’ın makalesine dayanara  Floransa ile alakalı da benzer bir çıkarım da bulunmak mümkündür.

(3) 1680 ahitnamesi Bülent Arı’nın yüksek lisans tezinde bulunabilir.

(4) Bu konuda klasik çalışma elbette Bernard Lewis’e aittir.  Ayrıca Banu Turnaoğlu’nun ve Aya Ayalon’un kitaplarına bakılabilir.


Kaynaklar

Ami Ayalon, Language and Change in the Arab Middle East, Oxford University Press, 1987

Banu Turnapoğlu, The Formation of Turkish Republicanism, Princeton University Press, 2017.

Bernard Lewis, “Djumhurriya,” içinde B. Lewis, Ch. Pellat, and J. Schlacht, eds., Encyclopaedia of Islam, Leiden: E. J. Brill, 1965.

Bülent Arı, “Conflicts Between the Dutch Merchants and the Ottoman Local Authorities According to the ‘Felemenk ‘Ahdname Defter’’ dated 1091/1680,” Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Bilkent Üniversitesi, 1996.

Felix Gilbert, “The Venetian Constitution in Florentine Political Thought,” içinde Nicolai Rubinstein, ed., Florentine Studies: Poltics and Society in Renaissance Florence, London: Faber and Faber, 1968.

Meryem Kaçan, “XVI. ve XVII. Yüzyıllarda Osmanlı-Venedik Ahidnameleri,” Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi, 1995.

Mikail Acıpınar, “Osmanlı Kaynaklarında Floransa’yı Aramak: Duka, Duka-i Françe ve Duka Gemileri İfadeleri Üzerine Bazı Bilgiler,” Cihannüma: Tarih ve Coğrafya Araştırmaları Dergisi, Sayı II/1, (July 2016): 37-49.