Türkiye LGBTİ+ hareketi Ortadoğu, Balkanlar ve Doğu Avrupa ülkelerindeki diğer LGBTİ+ ve sosyal hareketlere kıyasla çok daha dinamik ve organik bir örgütlenme yapısına sahiptir. Bu nedenledir ki sadece toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği kapsamında değil, demokratikleşme, diyalog, bir arada yaşam ve genel anlamıyla insan haklarına dair bütüncül bir perspektif ortaya koyabilmeyi başarmıştır. Dayanışma kültürü üzerine inşa edilen LGBTİ+ hareketi nüfuz ettiği her alanı dönüştürebilme potansiyeline sahiptir, başta insan hakları örgütleri olmak üzere sivil toplumun pek çok alanına bu bütüncül bakış açısını taşımış ve diğer toplumsal hareketlerle temasını hiçbir zaman kesmemiştir.

2015’ten bu yana LGBTİ+ hareketine yönelik giderek artan sistematik ve baskıcı politikalara rağmen, hareketin örgütlenme pratikleri, esnekliği ve kıvraklığı sayesinde hayatta kalma başarısı başta LGBTİ+ özneler ve LGBTİ+ hak savunucuları olmak üzere toplumun pek çok kesimine ilham kaynağı olmaktadır. Gelişen ve büyüyen topluma ayak uyduramayan, yeni ve güzel her şeye ve herkese karşı olan siyasi iktidarın tüm bu kuraklık içinde demode politikalarla varlığını sürdürürken, yaratıcı, üretken, umutlu mücadelesiyle, bulunduğu her alanı özgürleştiren bir LGBTİ+ hareketini açık açık karşısına alıyor olması oldukça anlamlıdır.

Siyasi iktidar, onun atadığı yüksek rütbeli kamu görevlileri ve iktidar destekli medya kuruluşları, ısrarla LGBTİ+’ları toplumun bir parçası değilmiş gibi sunmaya, LGBTİ+ örgütlerini meşru siyasetin dışına itmeye çalışarak, yoğun bir kriminalize etme ve illegal gösterme çabası içerisindedir. Ancak unutulmamalıdır ki LGBTİ+ olmak bir ideolojiye angaje olmak veya siyasi bir tercihte bulunmak değildir, aksine LGBTİ+’ların mücadelesi dünyaya gelmeleriyle başlayan, özel hayatımızı dizayn etmeye çalışan bir toplum yapısı içinde var olma, kamusal alanda karşılaşılan her türlü zorluğa karşı yaşamına sahip çıkma mücadelesidir. Varoluşundan utanmaya zorlananların, kendi olabilmelerinin, hak ve onurundan vazgeçmemelerinin mücadelesidir.

Bu mücadele şu anda Türkiye demokrasisinin vazgeçilmez bir parçası ve toplumsal muhalefetin ana arteri konumuna gelmiştir. Ancak görüyoruz ki muhalefet partileri bu değişimi idrak edemiyor, tanımama konusunda ısrar ediyor ve LGBTİ+’larla yan yana gelmekten imtina ediyor. Boğaziçi Üniversitesi eylemlerinde, her şey bu kadar net ve hepimizin gözü önünde gerçekleşirken dahi, LGBTİ+’lar hala yok sayılıyor ya da varlıkları cılız bir sesle dillendirmenin ötesine geçemiyor.

Cumhurbaşkanı ve İçişleri Bakanı başta olmak üzere hedef göstermelere dahil olan tüm devlet yetkileri, Anayasa’nın 10. Maddesi’ni ve Türkiye’nin imzacısı olduğu uluslararası sözleşmeleri açıkça ihlal etmektedir. O halde, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli yükseltilmeye çalışılan nefretin karşısında durmak ve uzun vadede LGBTİ+’ların eşit yurttaşlık taleplerini demokratik düzlemde, açık ve tereddütsüz bir şekilde savunmak laik, demokratik, hukuk devletini savunmak demektir. Öte yandan içinde bulunduğumuz kutuplaştırıcı ortamda LGBTİ+’lardan yana tavır almak çokça iddia edildiği gibi kutuplaşmayı beslemek değil aksine içini boşaltmaktır. Son gelişmelerle yeniden anlaşıldığı üzere marjinal olan LGBTİ+’lar değil, toplumun gerçeklerinden uzak sahte bir düzeni inşa etme çabasında olanlardır.

Yirmi yıla yakın ülkeyi yöneten mevcut siyasi iktidarın sağ popülist rüzgârı da arkasına almasına rağmen, Türkiye’de otoriterleşmeyi destekleyen salt bir çoğunluk kurmaktan çok uzak bir noktada olduğunu görüyoruz. Ne Türkiye mevcut siyasi iktidarı ne de mevcut siyasi iktidar Türkiye’yi artık taşıyamamaktadır. Toplum, siyasi iktidar ve hatta ona muhalefet eden siyasi partilerden bile çok daha ileride bir konumdadır. Buna karşın siyasi iktidar toplumun fay hatlarına adeta dinamit döşeyerek, toplumsal kutuplaşmayı derinleştirme çabası içerisine girmekte ve iktidarını ancak bu yolla devam ettirebilmektedir. Bunu yaparken de zaten pek çok konuda dezavantajlı olan LGBTİ+’ları hedef göstererek adeta toplumun önüne siyasi arenada yem olarak atmaktadır. Tam da bu noktada toplumsal muhalefet, her yere düşen grubu ayağa kaldırarak yanına almalı ve demokrasi ve insan haklarından yana olan bir çoğunluğu oluşturmalı, bu çoğunluğun bir koalisyonunu kurmalıdır. Türkiye ancak bu yolla düzlüğe çıkabilir.

Buradan, bu yazı aracılığıyla, öncelikli olarak Türkiye’de aktif bir şekilde siyaset yapan bütün siyasi partilere ve diğer bütün toplumsal hareketlere açıkça çağrıda bulunuyoruz; lezbiyen, gey, biseksüel, trans ve intersekslere yönelik yürütülen bu sistematik nefret saldırısına karşı durun. Yüzünüzü, siyaseti ve kimliklerimizi dar bir alana hapseden iktidara değil, tüm çeşitlilikleri ile demokrasi tarihiyle, bilgi birikimiyle, pes etmeyen direnciyle topluma dönün. Çünkü, günün sonunda bu ihlaller bir bütün olarak toplumu, toplumsal barışı hedef almaktadır. Buna karşı en iyi cevap ısrarla ve inatla toplumsal ve kamusal alanlarda LGBTİ+ varlığını; LGBTİ+’ların bu alanların eşit öznesi olduğunu yinelemektir.