Kuruluşundan geçen üç aylık süre boyunca, Babacan ve ekibinin farklı sorunlara getirdiği çözüm önerilerinden Deva Partisi’nin Türkiye’nin otoriterleşme sürecinden çıkış stratejisini anlamaktayız. Örneğin, Cüneyt Özdemir ile 25 Mayıs 2020 tarihinde gerçekleştirdiği bir Youtube yayınında Babacan, seçilmiş iradenin parmak şıklatmasıyla basın özgürlüğünün temin edilebileceğini ifade etmiştir. Yine Babacan, 9 Haziran 2020 tarihinde İsmail Küçükkaya’nın Çalar Saat programında “Türkiye’de bir Kürt sorunu varsa bu sorunun çözümü tamamen hak ve özgürlüklerden geçmektedir.’’ ifadesini kullanmıştır.  Bu ifadeler Babacan ve ekibinin Türkiye’nin temel sorunlarına kurumsal dönüşümle çözüm bulacakları görüşünü benimsediklerini göstermektedir. Douglas North kurumların tanımını “insanlar tarafından geliştirilmiş, politik, sosyal ve ekonomik etkileşimleri koşullayan yapılar” şeklinde yapmıştır. 

Deva Partisinin kurumsal dönüşüme verdiği önem, Babacan’ın, Yeneroğlu’nun ve kurucu ekibinin diğer üyelerinin Daron Acemoğlu’nun çalışmalarına, özellikle de “Dar Koridor’’ kitabına sık sık atıf yapmalarından da anlaşılmaktadır. Kurumsal kültürün oldukça yıprandığı bu dönemde, Deva Partisinin kurumsal değişime yaptığı vurgu ve Türkiye’nin birikmiş sorunlarına rasyonel çözüm geliştirme gayesi değerlidir. Ancak, Dar Koridor kitabında birçok tarihsel örnek üzerinden belirtildiği üzere, kurumsal dönüşüm toplumsa refah ve özgürlük düzeyini tek başına ileriye taşımada yeterli olmayabilir. Çünkü kurumlar, yapısal (structural) bir zemin üzerinde konumlanırlar ve kurumların kuralların oluşumu ve bu kuralların uygulanışı bu yapısal zeminin belirlediği sınırlar içerisinde gerçekleşir. Yapısal faktörler kurumun dışında kalan ancak kurumların işleyişini etkileyen faktörlerdir. Bir ülkenin toplumsal yapısı, demokratik kültürü ve tecrübesi, topografisi, ülkedeki ekonomik grupların devletle ilişkisi yapısal faktörlerin bazılarıdır. Yapısal düzlemi denklemin içine almayan yaklaşımlarla beklenen değişim elde edilemeyebilir.

Kurumsal değişimle katılımcı demokrasi oluşturma konusunda siyaset bilimi zengin bir literatüre sahiptir. Birinci Jenerasyon Ekonomik Reformu (First Generation Economic Reform) ya da Vaşington Konsensusu diyebileceğimiz akım, kurallar üzerine inşa edilmiş kurumsal reformların bireylerin davranışlarını değiştirebileceği görüşü üzerine inşa edilmiştir. Bu akıma göre mühim olan kapsayıcı bir kural düzenlemesini yasallaştırmaktır. Değişimse yasal düzenlemeyi takip eder. Ancak, yapılan çeşitli reform düzenlemeleri Birinci Jenerasyon akımının toplumsal değişimi açıklamada yetersiz kaldığını göstermiştir. Örneğin, Tunus ve Fas geçtiğimiz yıllarda yerinden yönetim yasası çıkarırken, bu yasaların pratikte uygulaması oldukça sınırlı kalmış ve merkezi yönetim yerel yönetim üzerindeki hakimiyetini büyük oranda sürdürmüştür.

Birinci Jenerasyon akımının ardından gelen İkinci ve Üçüncü Rejenerasyon Ekonomik Reform akımları ise toplumsal değişim hakkında çok daha mütevazi bir tutum sergilemektedir. Üçüncü Jenerasyon Ekonomik Reform akımı kurumlarda yapılacak değişikliklerin tek başına değişimi gerçekleştirmede yeterli olamayabileceğini, çünkü yapısal faktörlerin hem kural yapım sürecini hem de kuralların işleyişini etkilediğini kabul etmektedir. Sonuç itibarıyla, reformlar toplumsal düzlemde beklenen sonucu oluşturmada yetersiz kalabilir, hatta süreç beklenenin tam zıttı bir sonuç ortaya çıkarabilir.

Babacan’ın röportajlarında da değindiği üzere, Türkiye’nin kurumsal yapısı aslında yapısal faktörlere karşı oldukça kırılgandır. Örneğin, çetrefilli bir süreç sonucunda inşa edilmiş bakanlıkların özgül ağırlığı önce informal bir şekilde törpülenmiş, ardından da bu törpüleniş resmiyet kazanmıştır. Yine basın özgürlüğüne yönelik 2004’te geçirilen Basın Kanunuyla resmileşen bazı adımlar yapısal faktörler karşısında dirayet gösterememiştir.

Babacan parmak şıklatarak basın özgürlüğünü yeniden ihya edebileceğini düşünebilir. Ancak, 18 yıllık AKP iktidarının ve başkanlık sistemi deneyiminin Türkiye’ye gösterdiği parmak şıklatarak verilen hakların yine parmak şıklatarak geri alınabileceği, yapısal gerçeklerle yüzleşmeden atılacak adımların temel hürriyetleri ve ekonomik refahı sağlamada yetersiz kalabileceğidir. Basın özgürlüğü bir kurumsal sorundan öte yapısal da bir sorundur. ‘’Ana Akım’’ diye tabir edilen medya kuruluşlarının patronlarının iktidarla sahip oldukları siyasi ve ekonomik ilişki  bu yapısal sorunun somut bir örneğidir. Bu ilişkiler gerek kuralların hazırlanışına gerekse kuralların uygulanışına etki edebilecek güce sahiptir. Babacan’ın parmak şıklatması bu ilişki ağını nasıl değiştirecektir? Babacan ve ekibi, kendilerinin iyi niyetli siyasetçiler olduğunu düşünebilir. Ancak, 18 yıllık AKP tecrübesinin bize öğrettiği sadece iyi niyetli olduğunu iddia eden siyasetçileri seçerek ülkenin temel sorunlarına çözüm bulunamayacağı gerçeğidir.

Reform politikalarının yazılış ve uygulanışını, sürecin parçası olan aktörlerin güdüleri (incentives), aktörlerin güdüleriniyse yapısal faktörler belirler. Bu bağlamda Türkiye’nin temel sıkıntılarını çözmek için çok geniş bir katılımla müzakere edilmesi gerektiğini ve birçok sorunun salt elit düzeyindeki siyasi iradeyle çözümünün mümkün olmadığını kabul etmek daha gerçekçi bir bakış açısı oluşturmaya yardımcı olabilir. Bu bakış açısıysa sorunları tespit edip çözüm önerisi getirme konusundaki toplumsal mutabakat zeminin geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Katılımcı demokrasinin gelişimi tarihsel ve yapısal faktörlerden bağımsız değildir ve katılımcı demokrasi ancak toplumun gerek kuralları düzenleme gerekse uygulama noktasında bilfiil iştirakıyla mümkün olabilir.

Fotoğraf: Brian Wangenheim