2018 Haziran ayında yapılmış Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekili Genel Seçimleri, herhangi bir erken seçim olmaması halinde 2023 yılı ortasında tekrarlanacaktır. Seçimlere giderken hiç kuşkusuz ülkenin içerisinde bulunduğu koşullar; ekonomi, dış politika, kamu hizmetleri gibi hususlar önem arz edecektir. Partiler, seçim arifesinde başlatacakları kampanyalarla seçmeni ikna yarışında olacaklardır. Kampanyaların yapı taşları iletişim stratejileri ile örülür. Türkiye’de partiler, seçmen kitlelerini emekliler, işçiler, gençler, ebeveynler, kadınlar vb. gibi kategoriler çerçevesinde ele alarak kampanyalarını bu bağlamla üretmeye odaklanırlar. Ancak 2023 seçimlerinde birçok hedef kitleyi kapsayacak bir üst kategori var ki seçmen davranışı bağlamında ele alındığında başlı başına bir iletişim ve örgütlenme stratejisi zaruriyeti doğuruyor: Y (1980-1999 doğumlular) ve Z (2000-2020 doğumlular) kuşağı olarak tanımlanan fertler.

2018 itibariyle Türkiye’de vatandaşlık hakkına haiz nüfus sayısı 82 milyon kişiydi. 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçiminde Kayıtlı seçmen sayısı ise 56.3 milyondu. Türkiye nüfusunun 2019 yılı itibariyle 83.5 milyon olduğu düşünülmektedir, ancak nüfusun 2023 yılı itibariyle 87.5 milyon kişiyi bulması öngörülüyor. Bir başka dikkat çekici husus şudur: Y ve Z kuşakları olarak tanımlanan kişilerin seçmen olanlarının toplamı 2018 seçiminde 20.8 milyonken, 2023 seçimlerinde bu sayı 29 milyon kişi olacaktır. Diğer yandan çarpıcı olan, 2018 yılında Y ve Z kuşakları seçmenlerinin toplam seçmene oranları %37 iken, 2023 yılında bu nesillerin seçmen olanlarının, toplam seçmene oranı %48 seviyesine ulaşacaktır.

Hiç kuşkusuz, sözü edilen 29 milyon seçmene her meslekten, cinsiyetten, eğitim durumundan insanlar var. Ancak yapılan araştırmalar gösteriyor ki, 1980 sonrası neslin 2000 yılından sonra doğanlardan, bu iki kuşak üyeleri ise daha evvel doğanlardan ciddi anlamda ayrışıyorlar. Motivasyonları, alışkanlıkları, maruz kaldıkları dış etkenler vs. gibi hususlar düşünüldüğünde 2 kuşağın da belirgin bazı eğilimleri ve özellikleri var. Örneğin, X kuşağının travmatik olarak algıladığı olayların, Y ve Z kuşaklarında benzer bir etki yaratmadığı söylenebilmektedir. Bunu basit biçimde somutlamak adına, İktidar partisi’nin, ana muhalefeti ‘‘ekmek kuyrukları’’ yaratmakla suçlayan söyleminin, Y kuşağının önemli bir kısmı ve Z kuşağının hemen hemen tamamında bir karşılık bulmadığında kolaylıkla hem fikir olunabilir.

Kuşak araştırmacısı olan Evrim Kuran’ın da yaptığı çalışmalarda ifade ettiği bir tespitten yola çıkarsak; insanlar içlerinde doğdukları dünya, çevre, etkileşim içerisinde oldukları aygıtlar ve iletişim metotları ile ayrışmaya başlıyorlar. 1980 sonrası doğumlular hakkında yapılan kurumlara sadakatsizlik, ortaya konulan değerlerden tatminsiz, bireyselci ya da apolitik yorumları dağ gibi karşımızda dursa da örneğin yapılan çalışmalarda Y kuşağı bireyleri kendilerini sorumluluk sahibi ve sadık olarak tanımlamakta. Dolayısıyla gençler nasıl anlaşıldıklarından bağımsız bir algı ve yaklaşıma sahipler diyebiliyoruz. Z kuşağı fertleri için de onlarca örnek verilebilir. Kısacası gençlerin irade ve anlayışlarını 20. Yüzyılın anlamlandırma eğilimlerinin ötesinde, 21. Yüzyılın yeni paradigmaları üzerinden okuma yaklaşımı benimsenmelidir.

Peki, siyasi partiler gençlerle ilişki ve iletişimi ne boyutta ele alıyorlar?Seçimler öncesinde karşılaştığımız animasyon kampanya filmleri, bilgisayar başında demeç veren siyasiler, Milletvekili seçilme yaşının 18 indirilmesi ve son dönem kampanyalarında karşılaştığımız e-sporun desteklenmesine dair vaatler… Tüm bunlar genç seçmenden ne kadar karşılık buluyor tartışılır. Eğitimli, deneyimli, üst düzey sorumlulukların altından kalkabilen genç profesyonellerin siyasi faaliyetlere katılımlarını sağlamak da onları bir parti lehine ikna etmek de esasen yeni bir bakış açısını zaruri kılıyor.

Ak Parti, iktidarın sağladığı imkân ve imtiyazlarla, Erdoğan ailesinin doğrudan yönetiminde bulunduğu ya da destekledikleri vakıf ve dernekler vasıtasıyla özellikle eğitim hayatındaki gençleri destekleyen ve etkilemeye çalışan bir politika izlemektedir. Türgev, Tügva, İlim Yayma Cemiyeti ve Ensar Vakfı gibi dernek ve vakıfların 81 ilde faaliyet gösteren, 500’e yaklaşan yurt ve eğitim kurumları bulunmaktadır. Bu kurumlar, çeşitli etkinlikler ve faaliyetler ile iletişim ve ilişki geliştirme stratejisi güderken, Milliyetçi Hareket Partisi onlarca yıldır Ülkü ocakları, Türk Ocakları gibi örgütlenme modellerini takip etmektedir. Cumhuriyet Halk Partisi başta olmak üzere diğer partilerin Gençlik Kolları örgütlenmeleri dışında herhangi fiziksel faaliyetleri mevcut değildir. İktidar partisi ve muhalefet partilerinin gençlik kolları örgütlenmeleri ile ilgili kısa bir not düşersek; Ak Parti’nin 1.4 milyon genç üyeyle, CHP’nin Gençlik Kolları üyelerinin 5 katından fazla genci dahil ettiği görülmektedir.

Hootsuite tarafından yayımlanan bir çalışmaya göre, Türkiye’de Y ve Z kuşağı fertleri sosyal medyayı kullanan insanlarının çoğunluğunu oluşturmaktadır. Bu veriden yola çıkarak başka bir not düşersek, CHP Gençlik Kolları resmi Twitter hesabının 66.5 bin takipçisi bulunurken AK Parti Gençlik Kolları Twitter hesabını 392.4 bin takipçisi bulunmaktadır. Aşağıdaki tabloda ise partilerin gençlik örgütlenmelerinin İstanbul hesaplarının takipçi sayılarını göreceksiniz (TÜSES).

Yukarıda bahsedilen veriler 23 Haziran 2019 seçimleri hakkında Konda’nın yaptığı araştırma ışığında karşılaştırıldığında ise başka bir sonuç karşımıza çıkıyor: İstanbul’da genç seçmenlerin Ak Parti’nin adayı Binali Yıldırım’a değil, çoğunlukla CHP’nin adayı Ekrem İmamoğlu’na oy verdikleri görülüyor.

Yeni Strateji İhtiyacı

Ancak 23 Haziran seçimlerinde birden fazla etkenin birleşmesiyle çıkan başarı tablosu sürdürülebilir mi? Geçtiğimiz yıllarda incelenen seçmen tercihleri ile karşılaştırıldığında önümüzdeki süreçte tek başına sürdürülebilir bir seçmen davranışı verisi sunabilir demek yanıltıcı olacaktır. Çünkü örneğin, İpsos’un Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik yaptığı araştırmada, genç seçmenin %50’yi aşkın kısmının Ak Parti adayı Erdoğan’dan yana oy kullandığı tespit edilmiştir. Kısacası, ileride yapılacak her seçimde gençlerin CHP’ye ya da diğer muhalif partilere kaçınılmaz olarak oy verecekleri düşüncesi oldukça iyimserdir. Buradan yola çıkıldığında %48’i bulacağı öngörülen Y ve Z kuşağı seçmenlerinin ikna edilmesi için yeni bir siyaset stratejisi gereksinimi alarm vermektedir.

  • Muhalif partiler, mevcut örgüt yapıları ile yeterli iletişim stratejilerini örgütleyemeyebilir. Örneğin, Cumhuriyet Halk Partisi’nin olağan kurultay süreçlerini yürüttüğü bu dönemde, seçilecek örgüt yönetimleri nüfusa dair gerçeklikleri gözardı etmeden, yeni bir dil, yeni bir yöntem ve yeni bir iletişim modeli hedefine haiz olmalıdırlar.
  • Partisine bakılmaksızın, gençlik kolları üyelerinin bir parti hiyerarşisi ve parti ideolojisi ile katı bir biçimde bağlı olduğunu, partinin kurumsal kimliğinin dışına çıkacak ya da gündemine aykırılık oluşturacak bir eylem, anlayış ya da tavrın parti içinde olgunlaşmasının mümkün olmayacağı varsayımı yapılabilir. Önümüzdeki yıllarda geleneksel siyaset üretme yaklaşımları dönüştürülmeli, gençlerin gündemlerine (çevre, barış, spor, internet, bilişim, fütürizm, bilim, teknik, sanat, iletişim, girişimcilik, katılımcılık, yönetişim) odaklanacak somut eylem ve stratejiler geliştirilmelidir.
  • Y ve Z kuşaklarının davranış ve anlayış biçimlerini inceleyen çalışmalar, ortak kaygılarla dönem dönem bir arada hareket etme iradesi gösterseler de uzun soluklu bir angajmana yaklaşmayan, homojen olmayan, teknolojiyi limitlerini zorlar nitelikte kullanan, ilham veren ve yaratıcılıklarını körükleyen oluşumlara destek verdiklerini ortaya koymaktadır.
  • Geleneksel örgütlenme modelleri dikey hiyerarşiyi esas alsalar da bu yapıları reddeden bir çoğunlukla karşı karşıya olduğumuza dikkat çekmek isterim. Parti örgütleri, katılımcılığın sınırlarını ‘esnetmeli’, uzun katı tüzüklerin yerini temel insan hakları ve değerler bütününü esas alan kodlar, kurallar almalıdır. Bu vesileyle ‘dışarıdan’ gelecek görüşler ‘içeriye’ dahil edilmeli, faydalanılmalı ve çözüm/politika geliştirme süreçlerinde yeniden üretilmelidir.
  • Partilerin iç dinamiklerine sıkışıp kalmış her türlü girişim yerini şeffaf ve ‘açık yenilikçiliği’ esas alan girişimlere bırakmalıdır. Öncelikle mekanlardan başlanabilir: kapalı salonlar, parti merkezleri kapılarını sonuna kadar her görüşten insanın dahil olmasına olanak sağlayacak biçimde ‘açmalı’, bilişim ile desteklenecek, yüz yüze iletişim ile çevrimiçi iletişimin harmanlandığı yeni alanlar açmaya odaklanılmalıdır.
  • Partiler, kendi siyasi ajandalarıyla uyumlu bir biçimde örgütlerinin (gençlik, kadın) Avrupa Birliği vb. program ve projelerine başvurmalarını teşvik etmelidirler. Bu yolla, alternatif kaynaklara erişim, uluslararası ilişki ve proje geliştirme, öz farkındalık geliştirme imkanları tanınabilir, siyasetin mevcut sınırlarının ötesine erişen bir yapı yaratılabilir.
  • Siyasi parti örgütlerinin finansmanına da yeni bir boyut getirilebilir: sabit, gündelik giderlerin dahi üyeler ve genel merkez tarafından fonlanmasının yerini seçmenler, sempatizanlar ve gönüllüler ile genişletmek mümkün olduğunda seçmen ile parti örgütü arasındaki makasın daralması sağlanabilir ve seçimden seçime kurulan ilişkinin yerini daha organik bir bağ/ilişki zemini alabilir.
  • Ülkemizde hemen hemen her seçim, gelişmiş demokrasilerdeki örneklerine kıyasla oldukça yüksek bir katılım oranı ile gerçekleşmektedir. Bu katılım oranları bir anlamda, siyasetten kopuk olmayan ve sorunlarının çözümünde siyasi kurumlara inancını koruyan bir toplum, dolayısıyla gençlik sosyolojisinin de göstergesidir. Bu argümanı destekleyecek biçimde Dr. Uğur Oral’ın ‘‘Z Kuşağının Siyaset Algısı’’ adlı araştırmasına katılan gençlerin %89’unun 31 Mart 2019 seçimlerinde oy kullandığı, bu seçmenlerin %92’sinin siyasi sebeplerle sandığa gittiği görülmektedir. Gençler, önümüzdeki seçimlerde kritik bir rol oynayacaklardır.

Sonuç olarak, yeni bir anlayış, yeni bir algılayış, yeni bir örgütlenme yapısı, yeni bir iletişim stratejisi, yeni bir iletişim dili, yeni bir ilişki modeli ve ‘başka’ bir irade ortaya koyulmaksızın %48’i bulan Y ve Z kuşağı seçmenin siyasi tercihlerine mazhar olmak pek mümkün olmayacaktır.