Davranışsal ekonomistler son yüzyılın yarısı boyunca neoklasik ekonomistleri, metodolojik temellerinde hatalı bir öncül olduğu gerekçesiyle dur durak bilmeden eleştirdiler: Bu öncül, davranışcıların “Ekons” diye dalga geçtikleri neoklasik modellerdeki insanların tamamen rasyonel olduklarıydı. Bunun anlamı, bu kişilerin tutarlılık ve sarahat ile karar aldıklarıydı ki bu, davranışçıların bilimsel kanıtlarla kolaylıkla itiraz ettikleri bir öncüldü.[1]

Daha önce çeşitli kitap ve makalelerde davranışçıların bulgularıyla ilgili sorunları ortaya koydum.[2] Ayrıca neoklasik ekonomiye, adına “beyin odaklı ekonomi” dediğim ve rasyonelliği, beyin tarafından kıt dahili kaynaklarından en fazla kazanımı elde edecek şekilde optimize edilen içsel bir değişken olarak varsaydığım yeni bir yaklaşım geliştirdim. Neoklasik tümdengelim yöntemlerini kullanarak çoğu davranışçının karar verme hatalarının tümdengelimini yapabiliyorum.

Bu makalede beyin odaklı ekonominin bazı temel prensiplerini gözden geçirip benim optimal rasyonalitemin, mükemmel rasyonaliteden nasıl daha rasyonel olduğunu ve çoğu davranışçının “irrasyonel” addettiklerinin rasyonel ve refah artırıcı unsurlar olarak açıklanabileceklerini gösteriyorum. Ardından beyin odaklı düşünceyi, neoklasikçilerin aklına gelmeyecek bir soruya tatbik ediyorum: Piyasa rekabet gücünün yüksekliği, insanların beyin temelli optimum rasyonalitesini ve bu suretle piyasalardan edinilen ekonomik kazanımları nasıl etkiliyor? Verdiğim kısa cevap, belirli bir yoğunluk seviyesinin ötesinde rekabet gücünün, tıpkı üreticileri tercih ettiklerinden düşük fiyatlara razı gelmeye zorlayabildiği gibi insanları da çoğu piyasa iştirakçisinin tercih edeceğinden daha çıkarcı, rasyonel, hesapçı ve kârı maksimize eden kişilere dönüştürebileceği şeklinde.

Beyin Odaklı Ekonominin Esasları

Neoklasik ekonomistler tahlillerine kaynak kıtlığının her zaman, her yerde görülen bir şey olduğunu ve rasyonel karar almanın nihai mevkiinin insan olduğunu varsaymakla başlarlar. Fakat neoklasikçilerin karar rötuşlarını maliyetsiz kılan mükemmel rasyonalite öncülü nedeniyle kıtlık sorunu insan beyninde dikkate alınmaz.

Neoklasikçiler “nagerçek” varsayımlar için Milton Friedman’ın meşrulaştırmalarına başvururlar. Bu meşrulaştırmalar, karmaşık insan etkileşimleri üzerine düşünmeyi idare edilebilir bir eylem haline getirirler. Nagerçek varsayımlar, tahmin gücünde herhangi bir kayıp meydana getirmeksizin tahlil yapmayı kolaylaştırıyorsa neden kullanılmasınlar ki?[3] Davranışçılar, insanların, neoklasikçilerin mükemmel rasyonalitede temellenen tahminlerine neden ulaşamadıklarını ortaya koymuştur: İnsanlar refahı maksimize eden seçenekleri istikralı olarak tercih etmezler. Batık maliyetleri görmezden gelmez, fırsat maliyetlerini hesaba katmaz ve “irrasyonalite” olarak nitelenen ve aralarında göze çarpma ve kayıptan kaçınma önyargısının da olduğu 200’ü aşkın bilişsel önyargıya yenik düşerler.

Beyin odaklı ekonomide rasyonalite ve karar alma mevkii, karar alma kaynaklarının en kıtı olan insan beynine kaymıştır. Beyinde trilyonlarca bağlantısı olan 86 milyar nöron bulunur fakat bu nöronlardan kendi zihinsel işlemleri, bütün organlar ve devasa duyusal bilgi akışları tarafından talep edilenler (ve bunlar için gereken enerji) -saniyede elliden fazlasını kaldıramazken saniyede belki on milyon bit- muazzam seviyededir.[4]

Beyin bu aşırı bilgi yüklemesiyle fazla duyusal veriyi dikkate almadan ve ardından bu verinin cüzi bir miktarını bilişsel işleme koyarak başa çıkmak zorundadır. İnsanların anahtarlarını kaybetme ve randevularını unutma sıklıkları ile neoklasikçilerin basitleştirilmiş model kullanımı ve davranışçıların tespit ettiği çok sayıda irrasyonalite, beynin duyusal aşırı yükleme sorununu aşikar kılar.

Beyin kıtlık sorunlarıyla başa çıkabilmek için tanımlama, değerlendirme ve eylem planlarını belirlemek için veri akışları arasından seçim yapma becerileri dahil olmak üzere kendi kaynaklarını tahsis edecek bir rasyonel kabiliyet geliştirmiş olmalıdır. Nörobilimcilerin tespit ettikleri üzere, beynin dahili tahsis etme kararlarını belirleyen, genel bir değer maksimizasyonu hedefi olmalıdır.[5]

Aynı zamanda, beyin tamamen rasyonel olacak şekilde evrimleşmiş olamaz. Mükemmel karar almayı başarmayı deneyen proto-insanlar, kararlarına rötuş yapmaya nöron ve enerji harcarken büyük olasılıkla açlıktan ölür veya yenirlerdi. Proto-insanların beyinleri, muhtemelen farklı karar kategorileri için -örneğin beysbolda havaya atılan topları yakalamak ve fiyat değişimlerinin piyasa üzerindeki etkileri gibi- mükemmel olmayan ama uyarlanabilir karar algoritmaları oluşturma becerisi geliştirdi. Evrimin, hataya yatkın ama hayatta kalma (ve refah) oranlarını yükselten bir başarı oranı olan -yani hata maliyetinin, kararları tek tek değerlendirmenin zihinsel maliyetinden düşük olduğu- algoritmalar geliştiren beyinleri olan o proto-insanlara hayatta kalma avantajları sağlamış olması gerekirdi.

İnsan beyni ayrıca karar algoritmalarını, mali yöneticilerin yatırım portfolyolarını değerlendirmeleri ve düzenlemelerine benzer şekilde muhakeme edecek ve düzenleyecek şekilde evrilmiş olmalıdır: Portfolyolarının görece genel performanslarını göz önünde tutarak. Söz konusu algoritmaların, bağıntılı bir süreç içinde bir dizi kararla mukayese edilerek test edilmesi gerektiğinden insan beyni karar hataları (veya irrasyonaliteler) söz konusu olduğunda algoritmalarını hemen düzenlemeye karşı direnç gösterebilir. Rasyonel beyinler, değişimlerin zihinsel maliyetlerinin, hataya daha az yatkın algoritmaların net faydalarınca kompanse edilmenin de ötesinde olduğuna dair sağlam kanıtlar görmek isteyeceklerdir. İkame maliyeti hatalı kararı devam ettirme maliyetini aştığında hatalı algoritmalar sürdürülebilir. Bu nedenle davranışçıların tespit ettikleri “irrasyonalitelerin” çoğunun, beynin genel rasyonalitesini desteklediği öne sürülebilir.

Neoklasik ekonomistler, davranışçı Dan Ariely’nin, ihlaller tespit ettiği gerekçesiyle talep yasasının rafa kaldırılması ısrarını anlaşılır şekilde büyük oranda görmezden gelmiştir.[6] Araştırma yöntemlerinin kısıtlılığı nedeniyle Ariely’nin vardığı sonucun genellenebilirliği şüphelidir ve talep yasasını destekleyen çok sayıda fiyat değişimi araştırması mevcuttur.

Adam Smith, insanların doğuştan gelen bir “takas, değiş-tokuş ve teati eğilimi” olduğunu söylemiştir.[7] Ben bu eğilimin evrilmesinin kısmi nedeninin, ihtisaslaşma ve alım-satımın beynin karar menzilini sınırlamasını mümkün kılması ve daha az karar hatası ortaya çıkararak kararların rasyonalitesini geliştirmesi olduğunu düşünüyorum ki bu, mükemmel rasyonalite varsayımıyla yola çıkan neoklasikçilerin anlaşılır şekilde gözden kaçırdıkları bir etkinlik kazanımıdır.[8]

Optimal Rasyonalite

Beyin, kararlarına rötuş yapma sürecinde karar rötuşlarını marjda tartma veya rötuşların ilave faydaları ilave maliyetlerini aştığı sürece kararlara rötuş yapma eğilimi geliştirmiş olmalıdır.

Bilindik neoklasikçi düşünceler nedeniyle marjinal rötuş maliyetlerinin, eklenen rötuşlarla (en azından bir noktadan sonra) artması beklenebilir: Öncelikle, nöronları rötuş geliştirmeye kaydırırken azalan getiriler söz konusu olabilir. İkincisi, eklenen rötuşlar daha değerli alternatif zihinsel ve fiziksel operasyonlardaki nöronlardan giderek daha fazla faydalanacaktır. İlaveten, beyin azami nöron kullanımına yaklaştıkça kalabalık nöron ağlarındaki -kafa karışıklığı ve yılgınlık olarak deneyimlenen- elektriksel ve kimyasal iletişim sorunları bilişsel verimi zayıflatabilir.

Mükemmeliyetin imkansızlığı nedeniyle, artan karar maliyetlerini betimleyen her marjinal maliyet eğrisi, rasyonalitenin mükemmeliyetten uzak bir seviyesinde dikey hale gelmek zorundadır. Karar rötuşlarını gösteren her marjinal fayda eğrisi (bir noktadan sonra) aşağı eğimli olmalı, azalan marjinal faydalar ile rasyonel bir beynin azalan değer sırasıyla rötuş yapma tercihini yansıtmalıdır.

Kaynakları kısıtlı beyin, marjinal değerlerin eşit olduğu, mükemmel rasyonaliteden uzak ve benim optimal rasyonalite dediğim söz konusu rasyonalite seviyesine razı gelecektir. Benim bakış açıma göre mükemmel rasyonalite mutlaka optimalin altında (ve irrasyonel) olmalıdır; bu da erişilebilirin altında bir refah seviyesi ortaya çıkarır.

Piyasa Rekabet Gücü ve Rasyonalite

Neoklasik ekonomi, piyasa iştirakçilerinin rasyonalitesini ve rekabet gücü değerlendirmelerini etkileyen piyasa rekabet gücü gibi kurumsal ayar değişimlerine hiç alan bırakmaz. Piyasa iştirakçilerinin rasyonalitesi mükemmellikte sabitlenmiştir.

Friedman, neoklasik metodolojiyi savunurken rekabet gücünün insanların rasyonalitesini etkileyebileceğini öne sürmüştür. Sürekli irrasyonel kararlar almaya meyilli insanlar, kendilerini daha rasyonel davranmak zorunda hisseder, yoksa piyasa konumlarını daha rasyonel rakiplere kaybedeceklerdir: “Dolayısıyla ‘doğal seçilim’ süreci, mükemmel rasyonalite hipotezini doğrulamaya yardımcıdır . . . [Bu süreç] son derece isabetli bir şekilde, hayatta kalma koşullarının bir özetini sunar.”[9]

Friedman rasyonalitenin piyasa rekabet gücüyle nasıl çeşitlilik göstereceği üzerine hiç kafa yormamıştır ama ikisi arasında işlevsel bir bağ olmasını beklemek makuldür. Karar alıcıların salt tekeldeki rasyonalitesini düşünün. Tekel karar alıcılar, fahiş giriş engelleri ve tekel rantları sayesinde üretim ve fiyatlandırma kararlarının isabeti konusunda rahat bir nefes alabilir, (“aracı maliyetleri” denilen şeylerle ortaya çıkan) potansiyel rantların bir kısmını kendilerine katabilirler. Bu süreçte kıt nöron kaynaklarını, sözgelimi işteki kişisel problemleri çözmek için yeniden tahsis edebilirler. Karşılaştırmalı firma performansları olmadığında yatırımcıların bu türden aracı maliyetleri takip etme ve ortadan kaldırma becerilerine ket vurulacaktır.

Giriş engelleri hafifletilirse aksi takdirde tekel olacak üretici genişlemiş piyasa çıktısı, daha düşük ürün fiyatı ve durum başka türlü olsa rahat bir karar alma sürecinde cebe indirilecek tekel rantlarındaki kesinti nedeniyle fazladan baskıyla karşı karşıya kalacaktır. Bir zamanların koruma altında olan tekel üreticileri, çalışanlarının kararlarını daha dikkatlice takip etmek ve daha fazla kâr maksimizasyonu peşine düşmek zorunda hissedeceklerdir. Diğer rakipler fırsat maliyetlerini titizlikle değerlendirip marjinal düşünceyle hemhal olurlarsa eskinin tekel üreticisi de onların yolundan gitmek zorunda hissedecek, rasyonalitesini artıracaktır. Piyasa rekabeti ne kadar fazla olursa rasyonel düşünme baskısı da o kadar yüksek olur.

Neoklasik ekonomistler uzun zamandır daha yoğun rekabetin harici (beyinsel olmayan) kaynak tahsislerinin etkinliğinin artması sayesinde refahı yükseltebileceğini ifade edegelmiş, beynin tahsis sorunlarını yok saymışlardır. Bana göre, tekel piyasadan rekabetin daha sıkı olduğu piyasalara doğru ilerici bir hamle, en azından bir süreliğine iyileştirilmiş harici kaynak yeniden tahsisinin değerinin, daha rasyonel düşünen insanlardan kaynaklanan net zihinsel maliyetleri geride bırakmasıyla sonuçlanabilir. Fakat bir noktadan sonra ilave rekabet baskısının ortaya çıkardığı ilave zihinsel maliyetler harici refah kazanımlarının değerini aşabilir.

Piyasa rekabet gücünü mükemmel rekabete doğru genişletmek ciddi anlamda sorunludur: Bu durumda üreticilerin faaliyetlerini bıçak sırtında yürütmeleri; en ufak bir rahat, irrasyonel kararla piyasanın dışına itilmenin eşiğinde olacaklarından her daim bocalamaları zorunludur. Mükemmel rakiplerin aracı maliyetlerini karşılayacak “kâr yastıkları” yoktur. Kısıtlı zihinsel kaynaklarını kararlarının seviyesini yükseltmek (hatta kararlarını mükemmelleştirmek) için kullanıp kararlarındaki isabetliliği bireysel rasyonel optimumlarının ötesine taşıdıklarından ciddi zihinsel stresle karşı karşıya kalırlar.

Daha az mükemmel piyasa koşullarına tabi rakipler bile üretim seviyelerini titizlikle hesaplamamayı tercih edebilir. Fakat bu rakiplerin tutsak ikilemi konumu düşünüldüğünde, hesaplarına rötuş yapmaya ikna olurlar. Rakipler ayrıca kendilerinin “adil” olarak tanımladıkları fiyat ve ücretleri istemeyi veya çevreyi kirleten maddelerin kullanımını en aza indirmeyi etmeyi tercih edebilirler fakat piyasa konumları bu türden (“sosyal sorumluluk taşıyan”) hediyeler için fazla riskli olabilir.

Rekabete iştirak edenler bir nebze ürün fiyatlandırma gücüne sahip olduklarında bile sermayelerinin başka bir yere kayması korkusu nedeniyle mali piyasa baskıları onları kârı maksimize eden fiyatlar istemek zorunda bırakabilir. Aynı baskılar rekabete iştirak edenleri yasal ve standart sınırları sınamaya ve zayıf noktaların üstünden geçmeye zorlayabilir; bunun anlamı da artan rekabetçiliğin bir noktadan sonra piyasa sistemine inancı zayıflatabileceği ve piyasa eleştirmenleri ve rakiplerinin, piyasa rekabet gücünü kuşatacak düzenleme isteklerini daha fazla dile getirmelerine neden olabileceğidir.

Rekabete iştirak eden herkes, kendilerini tercih ettiklerinden daha hesapçı, daha rasyonel, daha çıkarcı ve daha kârı maksimize eden bir halde oldukları ve tercih edilenden düşük piyasa fiyatları ile ekonomik kârın çok az olduğu ya da hiç olmadığı bir durumda bulundukları bir ortak mallar trajedisi içinde bulabilir.

Bazı (hatta bütün) insanların, aşırı zihinsel gerilim nedeniyle rekabetin yoğun olduğu piyasalardan hoşlanmamaları beklenebilir. Zımni zihinsel gerilimler ve rakiplerin marjinal maliyet üstü fiyatlandırmayla ön geliştirme maliyetlerini telafi edememeleri nedeniyle aklı başında (rasyonel) hiçbir girişimci mükemmel şekilde rekabetçi piyasalarda yatırım yapmaz, üretim gerçekleştirmez ve faaliyet göstermez.[10]

Yatırımcılar ve işçiler anlaşılabilir şekilde giriş engellerinin hâlihazırda var olduğu veya geliştirilebileceği pazar fırsatlarını yeğlerler. Daha düşük ücret ama daha az iş ve daha az zihinsel gereklilik anlamına gelen ve net refah kazanımı sağlayan aşırılıktan uzak rekabet baskıları nedeniyle elbette çoğu kişi tamamen özel teslimat şirketlerinde değil postanelerde, Wall Street’te değil üniversitelerde ve gayrimenkul şirketlerinde değil bürokraside çalışmayı seçer. Bunun düşündürdüğü de piyasaların (ve kâr amacı gütmeyen kurumların) rekabet seviyesindeki değişimlerin, insanların kendilerini rekabet/zihinsel stres tercihlerine göre ayarlamasını mümkün kıldığından refahı artırıcı bir etkisi olabileceğidir.

Neoklasik ekonomistler artan piyasa ve kapitalizm düşmanlığı ve büyüyen piyasa kontrolü (örneğin vergiler) sevdasını anlamakta zorlanıyor. Beyin odaklı yaklaşım, zihinsel kıtlığın teslim edilmesi durumunda kısmi olsa da piyasa temelli bir açıklama sunuyor. İnsanlar rasyonel -ve hesapçı, çıkarcı olmak ve kârlarını maksimize etmek için- uğraşabilirler ama yalnızca optimal bir seviyeye kadar. Rekabet baskıları, çoğu insanın rekabet kısıtlamalarını tercih edip daha az piyasa baskısı için bir miktar gelir kazanımını kaybetmeye razı olacakları kadar yoğun bir hal alabilir.

Başka bir çalışmada açıkladığım üzere bu durum, insanların piyasalardan duyduğu artan hoşnutsuzluğun, bir dereceye kadar 1970’lerin sonundan itibaren Çin’de, 1980’lerin sonundan itibaren Sovyetler Birliği’nde komünizmin çöküşüyle körüklenen küresel piyasa rekabet gücündeki artışla kısmen açıklanabileceğini düşündürüyor.

Sonuç

Geleneksel neoklasik ekonomi bir asrı aşkın süredir ekonomistlerin işine geldi. Rant kontrollerinin etkisinden tekel fiyatlandırmaya kadar birçok tahmin, ampirik testlerle defaatle doğrulandı. Fakat davranışçıların gösterdiği üzere, öncelikli olarak temel öncülü -mükemmel rasyonalite- gözlemlerle çelişen bir dizi karar alma tahminine yol açtığından neoklasikçilerin metodolojisinin bir üst seviyeye taşınması gerekiyor.

Rasyonalitenin -elimizdeki durum söz konusu olduğunda- piyasa rekabetine karşılık olarak değişime tabi bir değişken olarak ele alınabileceğini de gösterdim. Benim yaklaşımım öncelikle kimse bu türden piyasalar için bir ürünün geliştirilmesine yatırım yapmayacağından, ikinci olarak da muhtemelen kimse bu türden piyasa koşullarının zihinsel gereksinimleriyle faaliyet göstermeyi seçmeyeceğinden mükemmel rekabetinin var olmayacağı ve var olamayacağını öngörüyor. Rekabetin yoğun olduğu piyasalardaki zihinsel gereksinimler, piyasa etkinliğinin (hatalı şekilde) ideal hali varsayılan mükemmel rekabetten çok daha az rekabetçi olan piyasa yapılarının hakimiyetini açıklıyor.

Son olarak, rasyonalitenin konumunda değişiklik yapma önerim yeni bilimsel araştırma kapıları açıyor. Önerdiğim değişim örneğin ekonomistlerin nörobilimin sözgelimi uyuşturucu kullanımı, besin yoksunluğu ve kişisel özgürlüklere ilişkin bulgularını insanların rasyonalitesindeki değişimler ve bu suretle rekabetçi piyasa etkinliğiyle ilişkilendirmesini mümkün kılıyor. Ayrıca, önerdiğim yaklaşım, piyasa etkinliğindeki değişimler ile insanların rasyonalitesi arasındaki geribildirim döngüsünün incelenmesini de sağlayabilir.

*Bu yazı ilk olarak 7 Ekim 2019 tarihinde The Library of Economics and Liberty’de yayınlanmıştır. Yazının orijinal hali: https://www.econlib.org/library/Columns/y2019/McKenziemarketcompetitiveness.html

Fotoğraf: David Matos


[1] Bkz. Thaler, Richard H ve Cass R. Sunstein, 2009. Nudge. New York: Penguin Books, s. xiii; ve Kahneman, Daniel. 2011. Thinking, Fast and Slow. New York.

[2] Bkz. “Predictably Irrational or Predictably Rational?” Library of Economics and Liberty, 4 Ocak 2010; ve “Of Diet Cokes and Brain-Focused Economics.” Library of Economics and Liberty, 5 Mart 2018.

[3] Friedman, Milton, 1953. The Methodology of Positive Economics. Chicago: University of Chicago Press, s. 13.

[4] 2016 yılında bu şekilde ortaya koyulmuş. “Human Brain Can Store 4.7 Billion Books,” The Telegraph, January 21. Bkz. Nease, Robert, 2016. The Power of Fifty Bits.New York: HarperBusiness.

[5] Glimcher, Paul. W. 2013. Neuroeconomics: Decision Making and the Brain. New York: Academic Press.

[6] Ariely, 2008. Predictably Irrational, s. 51-53.

[7] Smith, Adam. 1759. The Theory of Moral Sentiments. Indianapolis: Liberty Fund, 1982), 2. kitap, s. 2, par. 1.

[8] Bkz. 2018 tarihli makalem “Brain-Focused Economics: More Than Just Comparative Advantage,” Regulation, yaz.

[9] Friedman, Milton 1966. Essays in Positive Economics. s. 20.

[10] Bkz. McKenzie, Richard B. ve Dwight R. Lee. 2008. In Defense of Monopoly: How Market Power Fosters Creative Production. Ann Arbor, Mich.: University of Michigan Press, özellikle 9. Bölüm.