Daktilo 1984Daktilo 1984
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • E-Bültene Abone Ol
    • Destek Ol
    Facebook Twitter Instagram Telegram
    Twitter Facebook YouTube Instagram WhatsApp
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Destek Ol Abone Ol
    • İZLE
      • Çavuşesku’nun Termometresi
      • 2’li Görüş
      • İki Savaş Bir Yazar
      • Cumhuriyet’in Edebiyatı
      • Varsayılan Ekonomi
      • Yakın Tarih
      • Tümünü Gör
    • OKU
      • Yazılar
      • Röportajlar
      • Çeviriler
      • D84 INTELLIGENCE
      • Asterisk2050
      • Yazarlar
      • Kitap Yorum
    • D84 FYI
      • Hariçten Gazel
      • ABD Gündemi
      • Avrupa Gündemi
    • daktilo2
    • Project Syndıcate
    Daktilo 1984Daktilo 1984
    Anasayfa » Müslüman Dünyanın Geri Kalmışlığı Üzerine: Bir Kitap Değerlendirmesi
    daktilo2 Yazılar

    Müslüman Dünyanın Geri Kalmışlığı Üzerine: Bir Kitap Değerlendirmesi

    Birol Başkan22 Mart 20268 dk Okuma Süresi
    Paylaş
    Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp

    “Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm
    Dolaştım mülk-i İslâmı bütün virâneler gördüm.”
    Ziya Paşa

    On dokuzuncu yüzyıl sonu itibariyle Osmanlı entelektüel ve devlet adamlarının gözlerinin önünde reddi gayri mümkün, eğilip bükülemeyecek yalın bir gerçek duruyordu. Müslüman dünya ile Batı arasında hemen hemen her alanda çarpıcı bir güç dengesizliği vardı. 

    Ziya Paşa yalnız değildi. Ondan önce, onunla aynı zamanda ve ondan sonra daha birçok devlet adamı ve entelektüel aynı gözlemi yaptı, yapacaktı. Hem de her tarz-ı siyasetten. Bu isimlerin bir çoğu salt gözlem yapmakla da yetinmedi. İki dünya arasındaki çarpıcı dengesizliğin sebepleri üzerine kafa yordu, açıklamalar getirdi, çözümler sundu. Bu isimler arasına kimler girmedi ki? Said Halim Paşa’dan Mehmet Akif’e, Sabri Ülgener’den Sencer Divitçioğlu’na, İsmail Cem’den Timur Kuran’a, onlarca keskin zeka…

    Bu listeye adını en son yazdıran Ahmet T. Kuru oldu. Aslı 2019 yılında Cambridge University Press tarafından, Türkçesi Ayrıntı Yayınevi tarafından Mehmet Akif Koç çevirisiyle yayımlanan Islam, Authoritarianism, and Underdevelopment (İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık) başlıklı kitabıyla. 

    Kitap büyük bir soruya cevap arayışında. Müslüman çoğunluklu ülkeler neden daha fazla şiddete meyyal, daha az demokratik ve sosyo ekonomik olarak daha az gelişmiş? Kuru’nun sunduğu çok katmanlı nedensel açıklama özetle aşağıdaki gibi.

    Bugünkü halin zıddına Müslüman dünya bir dönem çok daha farklıydı. Özellikle sekizinci ve on ikinci yüzyıllar arasında. Etnik ve dinî bakımdan çoğulcu bir toplumsal yapı, canlı bir entelektüel ve felsefî hayat, bilim, tarım, şehirleşme ve ticarette kaydedilen ilerlemeler. 

    Bu canlılık uluslararası ticarette etkin tüccar bir sınıfın varlığı, ulemanın mali ve kurumsal bağımsızlığı ve devletin filozoflara ve bilim insanlarına sağladığı himayeyle kaimdi. Ancak onuncu yüzyıldan itibaren Şii devletlerin yükselişi, Sünni ortodoksinin oluşumu, tarımsal verimliliğin düşmesi ve ikta sisteminin yayılması gibi bir dizi gelişme İslam’ın “altın çağlarını” mümkün kılan şartları aşındırdı. On ikinci ile on dördüncü yüzyıllar arasında birbiri ardına gelen istilalar bölgenin güvenlik krizini derinleştirdi ve devletin askeri yönelimini güçlendirdi. 

    Orta Doğu’nun kaderini çizen gelişme ise bu dönemde devlet ile ulema arasında kurulan ve derinleşen ittifak oldu. Zira bu ittifak filozofları devlet himayesi dışında bıraktı ve zamanla Müslüman siyasi topluluğun dışına itilmelerinin yolunu açtı. Tüccarlar ise ekonominin daha askeri bir karakter kazanmasıyla, aynı yüzyıllarda güçlenen Avrupa tüccarları karşısında uluslararası ticaretteki rekabetçi konumlarını kaybetti. 

    Aynı dönemde yayılan tasavvufi din anlayışı ve Sasani siyaset düşüncesi bu dönüşümü kolaylaştırdı. Sasani siyaset düşüncesinin din ile devleti ayrılmaz gören yaklaşımı ulema-devlet ittifakına meşruiyet sağladı. Aynı düşünce, tüccarlara daha düşük bir toplumsal statü biçti ve ticaret üzerinde caydırıcı bir etki yaptı. Tasavvuf ise felsefenin rasyonalist yönünü zayıflattı ve onun yerini mistik eğilimlerle doldurdu.

    On beşinci ve on altıncı yüzyıllarda Müslümanlar hâlâ Osmanlı, Safevî ve Babür gibi büyük imparatorluklar kurabiliyordu. Ancak önemli bir farkla. Bu imparatorluklar, Müslüman dünyanın daha önce sahip olduğu entelektüel ve ticari canlılığı yeniden üretmeyi başaramadı. Devlet desteğini arkasına alan ulema sınıfı felsefenin yeniden canlanmasını engelledi. Hatta matbaanın kabulunu geciktirerek okuryazarlığın kitleler arasında yayılmasını sınırladı. Önceki yüzyıllarda zaten zayıflamış olan tüccarlar da devletin yabancı tüccarlara tanıdığı kapitülasyonlar ve ticaret imtiyazları ile daha da zayıfladı. Ulemanın ise bu gidişatı tersine çevirebilecek bir girişimi olmadı. Tersine, ekonomik canlılığı besleyecek yeni bir hukuk ve kurumlar inşa etmek yerine, mevcut verimsiz kurum ve hukuk düzeninin başlıca taşıyıcısı oldu. 

    Sonuçta Müslüman dünya, Avrupa’nın siyasî, ekonomik ve kültürel hegemonyası altına girdi. Yalnızca birkaç bölge doğrudan sömürgeleştirilmeden kaçabildi. Osmanlı örneğinde olduğu gibi modernleşme reformları hayata geçirildi, ancak bu reformler güç dengesinin Avrupa lehine bozulmasını durduramadı. Bunun temel sebebi reformların yukarıdan empoze niteliğiydi. Bu reformlar ulema-devlet sınıfını kısmen zayıflattı ve yeni bir okuryazar kesim yarattı, ancak temelde devleti güçlendirmeyi hedefledi. Oysa Müslüman dünyanın ihtiyacı olan entelektüel ve ekonomik canlılıktı ve bu canlılık ancak entelektüeller ve tüccarlar sınıflarının güçlendirilmesi ile mümkündü. Reformlar bunu hedeflemediği için Müslüman dünyayı Batı karşısında geride bırakan asıl tarihsel nedenleri ortadan kaldırmadı.

    Ekonomik geri kalmışlık demokrasinin gelişmesini engelledi ve otoriterliği perçinledi. Müslüman dünyada otoriterlik ağır devlet müdahalesine dayalı, içe kapalı bir kalkınma modelini benimsedi. Bu otoriterlik biçimi hem devletlerarası hem de devlet içi çeşitli şiddet biçimlerini üretti. Böylece on ikinci yüzyıl itibariyle derinleşen ulema-devlet ittifakı ekonomik geri kalmışlığa yol açtı, ekonomik geri kalmışlık otoriterliği besledi ve otoriterlik de şiddet üretti.

    * * *

    Ahmet T. Kuru’nun İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık’ta öne sürdüğü nedensel zincir kısaca böyle. Zincirin mantığı açıkca tarihin belirli patikalar üzerinden aktığı varsayıma dayalı. Ancak Kuru’da tarihi patika katı bir ‘determinizm’ çağrıştırmaz. Tarihi belirli bir patika üzerinde tutan toplumsal ittifaktır. Tarihin aktığı patikayı değiştirmesi de ancak varolan toplumsal ittifakın bozulması ve yeni bir ittifak kurulması ile mümkündür. Müslüman dünyayı ekonomik geri kalmışlığa mahkum eden devlet-ulema ittifakının her daim yeniden inşasıdır. 

    Kuru’nun önerdiği nedensel zincirin farklı teorik kaynaklardan beslendiğini not edelim. Ulema-devlet ittifakı ile ekonomik geri kalmışlık arasındaki ilişki büyük oranda Timur Kuran’ın The Long Divergence’ına dayanmakta. Ekonomik geri kalmışlık ile otoriterlik, otoriterlik ile şiddet arasındaki nedensel ilişkiler ise büyük ölçüde siyaset biliminin ilgili yazınlarına. Ancak Kuru’nun salt teorik bir tartışma yürütmediğini vurgulayalım. Bilakis çok çeşitli ampirik malzeme nedensel zinciri desteklemek için istihdam edilir. Haçlı Seferleri gibi geniş ölçekli tarihsel kırılmalarla Gazali gibi tekil figürler nedensel zincir içinde yerini bulur. 

    Kitabın temel sorunlarına gelince. Birincisi, Kuru, Müslüman dünyanın geri kalmışlığını açıklamak için öne sürülen iki yaygın açıklamayı şiddetle reddeder. Reddettiği ilk açıklama geri kalmışlığın sebebini İslam’da bulan açıklamadır. Kuru’ya göre İslam sekizinci ile on ikinci yüzyıllar arasında Müslüman dünyanın bilimsel ve ekonomik gelişmesini engellememiştir, dolayısıyla bugünki halin de sorumlusu olamaz. Ancak Kuru bu reddinde Ernst Renan’ın kritik bir iddiasını görmezlikten gelir. Müslüman dünyanın altın yüzyıllarının İslam sayesinde değil, İslam’a rağmen olduğu iddiasını. 

    Kuru’nun reddettiği ikinci açıklama geri kalmışlığın sebebini sömürgecilikte bulan açıklamadır. Kuru’ya göre Doğu Asya örneklerinde görüldüğü üzere sömürge geçmişi ekonomik geri kalmışlığı zorunlu olarak üretmemiştir. Ancak bu red bu kadar basit olmamalıdır. Zira Kuru’nun reddi Latin Amerika ve Afrika gibi iki önemli bölgeyi göz ardı etmektedir. Ayrıca Doğu Asya’nın en başarılı iki örneği olan Japonya ve Çin’in hiçbir zaman sömürge yönetimi altında bulunmadığı, üçüncü önemli örnek olan Güney Kore’nin ise hiçbir zaman Batılı bir sömürge rejimi altında yaşamadığı gerçeğini. Güney Kore örneği, özellikle Kuzey Kore ve Tayvan ile birlikte ve Amerika Birleşik Devletleri’nin oynadığı rol hesaba katılarak değerlendirilmedikçe, sömürgecilik açıklamasını etkisizleştirmeye yetmez. Buna karşılık Filipinler, Endonezya, Bangladeş ya da Vietnam gibi örnekler, sömürgecilik tezini zayıflatmaktan çok destekler görünmektedir.

    İkinci sorun, Kuru’nun Avrupa’nın yükselişine dair oldukça belirli bir okumaya dayanmasıdır. Bu okumada tüccar-burjuvazi ile filozof-bilim insanlarının rolü belirleyicidir. Oysa Avrupa’nın yükselişi siyasal parçalanmışlık, rekabetçi devlet sistemi, coğrafî konum ve iklim gibi başka önemli etkenleri de içeren istisnai bir tarihsel bileşim içinde gerçekleşmiştir. Tüccarlar ve filozoflar kuşkusuz önemliydi. Ama onları belirleyici hale getiren şey, tek başlarına varlıkları değil, içinde bulundukları özel tarihsel ortamdı.

    Böyle bakıldığında, Avrupa’nın yükselişinde etkili olduğu düşünülen bazı unsurların başka bölgelerde bastırılmış ya da hiç ortaya çıkmamış olması, o bölgelerin bugünkü geri kalmışlığını tek başına açıklamayabilir. Daha açık söylemek gerekirse, tüccarlar ve filozoflar bastırılmamış olsaydı bile, Müslüman dünya Avrupa karşısında bugün bulunduğu konuma yine de düşmüş olabilirdi.

    Zira Avrupa’nın yükselişi sadece dünyanın farklı bölgeleri arasındaki askeri güç dengesinin değiştirmemiş, Avrupa ve Avrupa dışı dünya arasında eşitsiz bir konumlanma getirmiştir. Avrupa-dışı bölgelerin içine sokuldukları eşitsiz konumdan çıkışları güçlü bir devlet iradesi ve belirli bir ekonomik kalkınma programını hayata geçirmeleri ile mümkündü. Nitekim Britanya, Fransa ya da Hollanda’nın gerisinde kalmış olan Almanya ve İtalya, –ki her ikisi de tüccarlar ve filozoflar açısından hiç de fakir değildi– on dokuzuncu yüzyılın sonlarında böyle bir programla toparlanabildi. Japonya da benzer bir yolu izledi. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında Güney Kore ve Tayvan da. Bugün Çin de benzer bir yönde ilerlemektedir. O halde asıl soru şudur: Müslüman dünya neden aynı şeyi yapamadı? Bu soru kitabın temel sorusuyla doğrudan ilişkilidir. Ancak kitapta hakettiği şekilde ele alınmamıştır.

    Bu da bizi kitabın üçüncü sorununa götürmektedir. Kuru’ya göre Müslüman dünya “içe dönük bir yönetim modeli” geliştirmiş ve bu nedenle Doğu Asya’nın ekonomik kalkınma başarısını tekrar edememiştir. Burada kritik soru şudur: Müslüman dünya neden ekonomik kalkınmayı destekleyebilecek daha başarılı bir otoriterlik biçimi geliştirememiştir? Kuru bu soruya doğrudan ve ayrıntılı bir cevap vermez. Bunun önemli bir nedeni, kitabın son iki yüz yıla oldukça yüzeysel biçimde yaklaşmasıdır. İngilizce aslı üzerinden konuşursak: Yedinci ile on birinci yüzyılları ele alan bölüm kırk sekiz sayfa, on ikinci ile on dördüncü yüzyılları ele alan bölüm kırk dört sayfa, on beşinci ile on yedinci yüzyılları kapsayan bölüm otuz sekiz sayfa iken, kritik on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyılları içeren bölüm yalnızca yirmi bir sayfadır. Üstelik on dokuzuncu ve yirminci yüzyıl reformlarına ayrılan kısım sadece altı sayfadır.

    Bütün bu sorunlara rağmen Ahmet Kuru’nun kitabı ciddi ve etkileyici bir çalışmadır. Kitap çok büyük bir soruna cevap bulmaya çalışmaktadır. Geniş bir coğrafyayı kapsamakta, uzun bir tarihsel dönemin izini sürmektedir. Buna rağmen sunduğu açıklama derli topludur ve etkileyici bir ampirik ve teorik malzemeyi bir araya getirmektedir. Haliyle belirli konuların, belirli dönemlerin veya belirli bölgelerin uzmanlarının itiraz edebilecekleri çok noktalar olacaktır. Bu kaçınılmazdır. Ancak kitabın genel argümanı Müslüman dünyanın bugünki hali üzerine düşünenlerin kolayca göz ardı edemeyeceği, etmemesi gereken bir argümandır.

    Birol Başkan güncele ve güncel olmayana dair paylaşımlarını birolbaskan.substack.com adresinde yapmaktadır.

    Dünya Kitap Kitap Yorum R1 Siyaset Sosyoloji Tarih
    Paylaş Twitter Facebook LinkedIn Email WhatsApp
    Önceki İçerikİran Yaptırımlarının Muhtemel Geleceği: Türkiye ve Bölge İçin Uyum Odaklı Bir Öngörü

    Diğer İçerikler

    daktilo2 Yazılar

    İran Yaptırımlarının Muhtemel Geleceği: Türkiye ve Bölge İçin Uyum Odaklı Bir Öngörü

    22 Mart 2026 Şafak Herdem
    daktilo2 Yazılar

    Eteğin Boyu, Erkeğin Donu Ekonomiyi Anlatabilir mi? 

    22 Mart 2026 Elif Avcı
    daktilo2 Yazılar

    Yakup Kadri’nin Sodom ve Gomore Romanında Ulus Kimliğin Heteronormatif Sınırları

    22 Mart 2026 Öznur Akcalı Yılmaz

    Yorumlar kapalı.

    Güncel İçerikler

    Müslüman Dünyanın Geri Kalmışlığı Üzerine: Bir Kitap Değerlendirmesi

    22 Mart 2026 daktilo2 Yazılar Birol Başkan

    İran Yaptırımlarının Muhtemel Geleceği: Türkiye ve Bölge İçin Uyum Odaklı Bir Öngörü

    22 Mart 2026 daktilo2 Yazılar Şafak Herdem

    Eteğin Boyu, Erkeğin Donu Ekonomiyi Anlatabilir mi? 

    22 Mart 2026 daktilo2 Yazılar Elif Avcı

    Yakup Kadri’nin Sodom ve Gomore Romanında Ulus Kimliğin Heteronormatif Sınırları

    22 Mart 2026 daktilo2 Yazılar Öznur Akcalı Yılmaz

    E-Bültene Abone Olun

    Güncel içeriklerden ilk siz haberdar olun




    Archives

    • Mart 2026
    • Şubat 2026
    • Ocak 2026
    • Aralık 2025
    • Kasım 2025
    • Ekim 2025
    • Eylül 2025
    • Ağustos 2025
    • Temmuz 2025
    • Haziran 2025
    • Mayıs 2025
    • Nisan 2025
    • Mart 2025
    • Şubat 2025
    • Ocak 2025
    • Aralık 2024
    • Kasım 2024
    • Ekim 2024
    • Eylül 2024
    • Ağustos 2024
    • Temmuz 2024
    • Haziran 2024
    • Mayıs 2024
    • Nisan 2024
    • Mart 2024
    • Şubat 2024
    • Ocak 2024
    • Aralık 2023
    • Kasım 2023
    • Ekim 2023
    • Eylül 2023
    • Ağustos 2023
    • Temmuz 2023
    • Haziran 2023
    • Mayıs 2023
    • Nisan 2023
    • Mart 2023
    • Şubat 2023
    • Ocak 2023
    • Aralık 2022
    • Kasım 2022
    • Ekim 2022
    • Eylül 2022
    • Ağustos 2022
    • Temmuz 2022
    • Haziran 2022
    • Mayıs 2022
    • Nisan 2022
    • Mart 2022
    • Şubat 2022
    • Ocak 2022
    • Aralık 2021
    • Kasım 2021
    • Ekim 2021
    • Eylül 2021
    • Ağustos 2021
    • Temmuz 2021
    • Haziran 2021
    • Mayıs 2021
    • Nisan 2021
    • Mart 2021
    • Şubat 2021
    • Ocak 2021
    • Aralık 2020
    • Kasım 2020
    • Ekim 2020
    • Eylül 2020
    • Ağustos 2020
    • Temmuz 2020
    • Haziran 2020
    • Mayıs 2020
    • Nisan 2020
    • Mart 2020
    • Şubat 2020
    • Ocak 2020
    • Aralık 2019
    • Kasım 2019
    • Ekim 2019
    • Eylül 2019
    • Ağustos 2019
    • Temmuz 2019
    • Haziran 2019
    • Mayıs 2019
    • Nisan 2019
    • Mart 2019

    Categories

    • Asterisk2050
    • Bültenler
    • Çeviriler
    • D84 INTELLIGENCE
    • daktilo2
    • EN
    • Forum
    • Özetler
    • Podcast
    • PROJECT SYNDICATE
    • Röportajlar
    • Uncategorized
    • Videolar
    • Yazılar
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    İçerik
    • Yazılar
    • Podcast
    • Forum
    • Röportajlar
    • Çeviriler
    • Özetler
    • Bültenler
    • D84 INTELLIGENCE
    Konular
    • Siyaset
    • Ekonomi
    • Dünya
    • Tarih
    • Kültür Sanat
    • Spor
    • Rapor
    • Gezi
    Sosyal Medya
    • Twitter
    • Facebook
    • Instagram
    • Youtube
    • LinkedIn
    • Apple Podcast
    • Spotify Podcast
    • Whatsapp Kanalı
    Kurumsal
    • Anasayfa
    • Hakkımızda
    • İletişim
    • Yazarlar
    • D84 Yayınları
    • İçerik Sağlayıcılar
    • Yayın İlkeleri ve Yazım Kuralları
    © 2026 DAKTİLO1984
    • KVKK Politikası
    • Çerez Politikası
    • Aydınlatma Metni
    • Açık Rıza Beyanı

    Arama kelimesini girin ve Enter'a tıklayın. İptal etmek için Esc'ye tıklayın.

    Çerezler

    Sitemizde mevzuata uygun şekilde çerez kullanılmaktadır.

    Fonksiyonel Her zaman aktif
    Sitenin çalışması için ihtiyaç duyulan çerezlerdir
    Preferences
    The technical storage or access is necessary for the legitimate purpose of storing preferences that are not requested by the subscriber or user.
    İstatistik
    Daha iyi bir kullanıcı deneyimi sağlamak için kullanılan çerezlerdir The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
    Pazarlama
    Size daha uygun içeriklerin iletilmesi için kullanılan çerezlerdir
    • Seçenekleri yönet
    • Hizmetleri yönetin
    • {vendor_count} satıcılarını yönetin
    • Bu amaçlar hakkında daha fazla bilgi edinin
    Seçenekler
    • {title}
    • {title}
    • {title}