Yöntem Eğitiminin Yetersizliği

Sosyal bilimlerde yöntem dersinin, Türkiye üniversite sisteminde eksik kaldığını ve yöntem öğrenmemenin – öğretmemenin eksikliği hakkında yeteri kadar tartışılmadığını düşünmekteyim. Bunun en büyük nedeni bilimin felsefi boyutunu idrak etmeden formüllere dalma eğilimi. Doktora öğrenimim sırasında aldığım “Doktora Yapma ve Yazma Felsefesi” dersi bu konuda ufkumu genişletti ve öğrencisi olmaktan büyük bir gurur ve mutluluk duyduğum tez danışmanım ile yollarımızın kesişmesini sağladı. Tez araştırmam sırasında, “yazmak” eyleminin felsefi boyutunu idrak ettikten sonra iş, yöntem öğrenmeye geldi. Bu konuda ne yazık ki şanssızım çünkü sistemdeki gedikten dolayı lisans ve yüksek lisans yıllarımı yöntem öğrenmeden geçirdim. 

Kaybolan yıllarımı kimse geri vermediği için iş başa düştü ve el yordamıyla yöntem – teori bir yazıya nasıl uygulanır öğrenmeye giriştim. Bir çok kitap, makale, ders notu, slayt gibi materyalden yararlandım ve bunların sonucunda çok az şey öğrendim ya da hiçbir şey öğrenmedim. Aslında olay çok basit gibi görünüyor. Nicel yöntem ya da nitel yöntem kullanmaya karar vereceksin sonra bu ana başlıklar altındaki onlarca yöntemden birini seçeceksin. Benim gibi disiplinler arası çalışmaya alıştırılmış biri için ilk başta korkutucu gelmedi bu durum. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler gibi iki ayrı bilim dalının “birleştirilmiş” lisans eğitimini İktisat Fakültesi’nde aldım. Siyaset Biliminden ziyade Siyasi Tarih, Uluslararası İlişkilerden ziyade Diplomasi Tarihi ve hepsinden çok İktisat öğrenmiştim. Eh, yüksek lisans ve doktora deseniz Uluslararası Politik Ekonomi. İktisat ağırlıklı bir bilim dalı olması gerekir ama Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı altında. Yine başladık İktisat ve Uluslararası İlişkiler arasında mekik dokumaya.

 Eğitimini aldığım disiplinler bana yöntem seçmek konusunda pek yardımcı olamadı. Her zaman düşündüğüm, belki biraz da hissederek ifade ettiğim, kendime ait olduklarını sandığım tezlerimi kanıtlayabilmek için kullanacağım en doğru yöntemin Eleştirel Söylem Analizi olduğuna karar veriverdim. Belki de benim geçtiğim tüm yollar beni bir şekilde denize çıkardı. Bir şekilde karakterimle uyuşan bir yöntem seçtiğimi ve aslında hiçbir şey bilmeden korkutucu bir dünyaya adım attığımı geç fark ettim. Az çok duyup bildiğim “İktidar”, “Hegemonya”, “Organik Aydın”, “Alt Yapı”, “Üst Yapı”, “Kimlik”, “Post- Yapısalcılık”, “Post-Modernite”, “Yapı Söküm”, “Söylem”, “Eleştirel Teori”, “Diyaloji”,  gibi kelime ve kelime gruplarının beyin yakan ve insanı paranoyaklaştıran yönleri olduğunu okudukça öğrendim. Algım değiştikçe maruz kaldığım bilgi kirliliği beni daha çok irrite etmeye başladı. 20 yaşıma dönmüş gibiyim, öğrendiğim şeyler ve kendimi konumlandırma biçimim beni oldukça zorluyor. 

Söylem, Eleştirel Söylem ve Metin

Söylem çalışmaları esas olarak 1970’lerin sonunda Dil Bilim alanında gelişmiş bir yöntem biçimidir. Söylemin temel mantığı, maruz kaldığımız bütün iletişim biçimlerinin yeniden ve yeniden üretilen iktidarın bir yansıması olduğu ve dilin asla tarafsız olmadığıdır. Bu bağlamda, ele aldığımız metinler yazılı olmak zorunda değildir. Yazılı veya sözlü olarak etkilendiğimiz her iletişim biçimi; açık veya örtülü olarak, günlük hayatlarımızı etkiler veya Mikhail Bakhtin’in “diyaloji” kavramı ile açıkladığı şekilde günlük hayatın bir deneyimine cevap niteliğindedir. Bireysel olarak kullandığımız sözlerimizde, toplumsal olarak maruz kaldığımız söylemlerde, tarihsel bir bilgiden, toplumsal olaylardan, yetişme biçimimizden izler vardır. Bu bağlamda söylemleri tarafsız olarak ele almanın bir imkanı yoktur. 

Söylemi yalnızca dil için incelemek yerine altında yatan politik, kültürel ve ideolojik anlamları anlayabilmek için doksanlı yıllarda Eleştirel Söylem Analizi doğmuştur. Disiplinler arası bir yaklaşım olarak eleştirel söylem analizine gönül vermiş kişinin bir duruşu olması gerekir ve duruşu doğrultusunda gücün kötüye kullanılıp kullanılmadığını ifşa etme görevi üstlenmelidir. Bu yönüyle toplum içerisinde bir nevi “Organik Aydın” rolü üstlenen eleştirel söylem analizcisi; yöntemin adım adım nasıl yapılması gerektiğini kavramsallaştıran Teun van Dijk’e göre toplumdaki rollerinin farkında olmalıdır. Değerden arındırılmış bir bilim yerine, toplum ile akademi arasında bir etkileşim olduğunun ve bilimin bu etkileşim aracılığıyla geliştiğini kabul eden Eleştirel Söylem Analizi geleneği bu doğrultuda tespit ettiği iktidar ilişkilerini topluma sunmayı hedefler. Bu yöntemle alınan yazılı ya da sözlü metinler belirli şemalar ve kodlamalar ile incelenir / sınıflandırılır. Metinlerin içeriğindeki makro ve mikro düzlemler ince elenip sık dokunur. Bu çalışmalar; elitlerin söylemleri, haberler, resmi tarih ve resmi eğitim dilleri, hasta – doktor ilişkileri, edebi metinler gibi birçok alanda yapılabilir. Haber metinlerini ele alan ve günümüzde iletişim biliminde en sık yararlanılan yöntem van Dijk’in modelidir. Bu modelde, metinlerin sentaksı, cümlelerin gramatik yapıları (etken edilgen çatıları), kullanılan kelimelerin sıklığı ve tüm bunların sonucunda metnin alımlanma süreci tek tek analiz edilir. 

Söylem Analizi ve Eleştirel Söylem Analizi dünyasına adım attıktan sonra, okuduğum metinleri bu dünyanın gözlükleri ile incelemeye başladım. Pembe gözlükler olduğunu söyleyemeyeceğim. Daha çok huzursuzluk yaratan, sarsan ve kendini ilk kez görmeyi öğreniyormuşsun gibi hissettiren bir sanal gerçeklik gözlüğüne benziyor. Gözümde böylesine nefes kesici bir gözlük varken, oldukça sığ hazırlanmış ve yöntemden bihaber sunulmuş olan “Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları” adlı rapor bende büyük bir hayal kırıklığı yarattı. “Ben olsam böyle bir raporu nasıl hazırlardım?” diye sordum kendime. Harikulade bir biçimde hazırlayacağımı iddia etmiyorum ama en azından nasıl hazırlamamam gerektiğini biliyorum.

SETA Raporuna Akademik Bakış

SETA vakfının 6 Temmuz 2019 tarihinde yayımladığı “Uluslararası Medya Kuruluşlarının Türkiye Uzantıları” başlıklı raporu kamuoyunda büyük bir yankı uyandırdı. Sebebi ise medya haberciliğinin algı yönetiminde etkilerini incelemek isteyen ve akademik olduğunu iddia eden bir belgenin yöntemden ve derinlikten azade bir biçimde bir fişleme listesi oluşturması ve gazetecileri hedef göstermesidir. Bu yazıyı yazdığıma göre benim de geçmişimi araştırma gereği duyabilirler. Zahmet olmasın, herhangi bir medya kuruluşu ile geçmişte bir bağlantım olmadı ve şimdi de yok. Yalnızca kamuya açık bir belgenin analizini yapıyorum. Belgenin etik yönünü tartışacak bir uzmanlık alanım yok ancak bilimsel yöntemini eleştirebilecek bir perspektife sahip olduğumu düşünüyorum.

Yaklaşık iki yüz sayfalık metni incelediğimde, giriş bölümü ve sonuç ve öneriler bölümü dahil olmak üzere, söylem analizine dair bir ibare bulamadım. Takdim ve giriş bölümlerinde bahsedilen “algıların anlaşılmasına hizmet etme amacı”nın hangi yöntemle ortaya konacağına dair bir açıklama bulunmamaktadır. Raporun genelinde bir derleme / kopyala – yapıştır durumu söz konusudur ancak çalışmanın bir literatür taraması olduğuna dair bir ibare bulunmamaktadır. Kaldı ki literatür taraması da oldukça objektif ve çok yönlü olması gereken bir yöntemdir. Raporda ise derlenen bilgiler akıcılıktan yoksun, kişisel eleştirilerle doldurulmuş şekilde sıralanmıştır. Daha da vahimi, kamuya açık olduğu var sayılan haberlerin dışında bu haberleri yapan şahısların kişisel profilleri ve özgeçmişleri  kişilerin izni olmadan kaynak gösterilmiştir. Bilimsel araştırmalarda yapılan yüz yüze mülakat tekniklerinde dahi kişilerin rızası dahilinde ses kaydı alınıp bu kişilerin izinin sürüleceği şekilde bilgi verilmeden anonim bir biçimde konuşmalar akademik metne aktarılmaktadır. 

Metnin genelinde izlenen “genel bilgi – kritik olay – fişleme – değerlendirme” akışı dahilinde yine olayların, tarihlerin, haberlerin neye göre seçildiğine dair bilgilendirme bulunmamaktadır. Görsel analiz veya metin analizleri için bilgisayar destekli bir analiz programı kullanılmış mıdır? Seçilen metinlerde hangi kelimeler kodlanmıştır? Kelime grupları ve cümleler arasında nasıl bağlantı kurulmuştur? Kurulan bağlantılarda hangi  ima ediş / ideolojik etki saptanmıştır? 

Böyle bir kamu diplomasisi çalışması yapmak teoride güzel bir düşünce. Ancak yöntem bilmemek çalışmayı bir kongre bildirisinden bile daha amatör bir hale getirmiş. Zira bir bildirinin özetinde bile yöntem belirtmek gerekir. Ben olsam bolluk kanunlarının geçerli olduğu böylesine kapsamlı bir araştırma için içerik analizi yapmama yardımcı olacak bir bilgisayar programı kullanıp haber metinleri ve görselleri gruplar halinde analiz ederdim. Daha sonra elde ettiğim bulguların başlangıçta kurduğum hipotezi kanıtlayıp kanıtlamadığını kontrol ederdim. İçerik analizinden sonra Söylem Analizi ya da Eleştirel Söylem Analizi yöntemlerinden birini kullanarak karma bir nitel araştırma deseni çizerdim. Bunlar benim kendi bakış açımla basit önerilerim. Daha farklı araştırma yöntemleri de izlenebilirdi tabi ki. Belki de izlenen bir yöntem, ideoloji, ima, yan anlam vardır ve eleştirel söylem çözümlemesinin yapılmasını bekliyordur.