Son dönemde bazı demokratik ve otoriter ögeleri aynı anda barındıran ‘rekabetçi otoriter’ (competitive authoritarian) rejimlerin dünya genelinde çok yaygın hale geldiğini görüyoruz. Bu rejimler, kapalı otoriter sistemlerden farklı olarak muhalefet partilerinin seçimlere katılmasına ve kâğıt üstünde bu seçimleri kazanarak iktidara gelmesine imkân tanır. Hatta bazı durumlarda muhalefet partileri, yerel veya ulusal ölçekte iyi kampanya yürüttüklerinde iktidarı seçim sandığında yenebilirler. Fakat bu rejim tipinde iktidar, kamu ve özel kaynaklara olan eşitsiz erişimi nedeniyle muhalefet partileri karşısında büyük avantajlara sahiptir. Bu rejim tipinde iktidar, basın ve sivil toplumu baskı ve kaynak dağıtımı aracılığıyla yanına çekmiş ve bürokrasiyi partizan bir şekilde kullanabilmektedir. Bu nedenle, muhalefet partileri girdikleri seçimlerde iktidar ile adil olmayan bir oyun sahasında mücadele etmek durumunda kalırlar. Rekabetçi rejimlerin en önemli özelliği muhalefetin rekabet koşullarını azaltarak, iktidarda olan adaylara daha kolay seçim kazanma fırsatı vermesidir. İktidar ile muhalefet arasındaki rekabet koşullarının adil olmadığı ve kamu ile özel kaynakların iktidarın seçim kazanması için partizan bir şekilde kullanıldığı bu yönetim tarzı demokrasinin en azami koşullarını bile yerine getirmekten uzak olduğu için nispeten rekabetçi ama yine de otoriterdir. Adil olmayan rekabet koşulları tek bir olay sonucu ortadan kalkmadığı için rekabetçi otoriter rejimlerin inşası normalde seneler sürer. Son on yılda, içlerinde Türkiye, Macaristan, Sırbistan, Filipinler, Kenya ve Venezuela’nın da bulunduğu birçok gelişmekte olan ülkede rekabetçi otoriter sistemlerin yükselişine tanık olduk.

‘Rekabetçi otoriter’ rejimin, modern evliliklerdeki temel bir sorunu anlamak açısından önemli bir kavram olabileceğini düşünüyorum. Son dönemde gerçekleşen evliliklerin çoğunda, iki tarafın çalışarak ev bütçesine katkı yapması nedeniyle ilişkinin eşit koşullarda gerçekleştiğine dair bir varsayım var. Gerçekten de eski döneme nazaran kadınların iş hayatına daha fazla katıldığı ve ekonomik güç sahibi olduğu oranda evliliklerin daha adil ve “rekabetçi” hala geldiğini söylemek mümkün. Fakat modern evliliklerin bir bölümü hala erkeklerin hem özel hem de kamusal kaynakları daha fazla oranda ellerinde tutmalarından dolayı otoriter ögeler taşımaktadır. Yapılan birçok istatistiki çalışmalara göre, özel sektörde aynı işi yaptıklarında bile erkekler, kadın çalışanlara nazaran daha yüksek maaşlar kazanıyorlar. Türkiye’de iş dünyasından siyasete kadar ekonomik getirinin yüksek olduğu meslek dallarını erkekler domine ederken, kadınların sağlık ve sosyal hizmetler, eğitim ve kamu gibi statüsü yüksek ama maaşı düşük ve evde daha çok zaman geçirmeye imkân veren iş kollarına yönelmeleri bunun güzel bir göstergesi. İşin içine bir de en eğitimli çiftlerde bile annenin çocuk bakımına daha çok zaman harcaması beklentisi girince, karı-koca arasında adil olması gereken “oyun sahasının” erkek lehine değiştiğini söyleyebiliriz. Birçok ilişkinin ilk dönemleri nispeten daha dengeli olup, ataerkil değerlerin baskın gelmesi ve erkeğin ekonomik kaynaklara olan eşitsiz ulaşımı nedeniyle çiftler arasındaki etkileşim zamanla adil olmayan bir çizgiye gelir. Kadının bu durumu değiştirmeye çalıştığı zamanlarda ise kocasından psikolojik ve hatta fiziksel şiddet görme riski hala yüksek. Eğitim ve gelir seviyesi yükseldikçe kadınların bu duruma daha rahat bir şekilde tepki göstererek, “demokratik” bir evlilik hayatı talep ettiklerini görüyoruz. Fakat ne yazık ki, bu durumda bile erkekler maddi güçlerinin yanında aynı zamanda ataerkil kültürel kodlar ve siyasi kurumlara sırtlarını dayayarak ilişkilerini adil olmayan koşullarda yürütmeye çalışmakta; bu durum ilişkiyi bitme noktasına getirdiği zaman da boşanmayı zorlaştırarak kadınların eşitlik talebinin maliyetini arttırmaktadır. Dolayısıyla, modern evliliklerde birçok kadının yaşadığı zorluklarla, rekabetçi otoriter bir rejimde muhalefet partilerinin karşılaştıkları sıkıntıların paralel olduğunu belirtebiliriz.

Fotoğraf: Arièle Bonte