yine mızmız sıkıntı, yine hep vıdıvıdı
yine hep televizyon, yine hep Ortadoğu

Hasan Hüseyin Korkmazgil

Ortadoğucu olmak zordur çünkü işin pratiği zordur. Mesela Ortadoğu dillerini öğrenmek zordur. Dillerin kendisi zor olduğundan değil, işin lojistiği diğer dillere göre daha sıkıntılı olduğundan. Tarih öncesinden, kendi deneyimimden örnekleyeyim. Sözgelimi 2000’lerin başında bir üniversitede öğrencisiniz ve bir hata yapıp bölgeye merak sardınız. Öncelikle üniversitenizin modern diller bölümündeki seçmeli derslere bakacaksınız. Modernlikle Ortadoğu ilişkisi üzerine daha önce düşünmediyseniz burada düşünmelisiniz çünkü, isminde Ortadoğu geçen üniversitenizin modern kabul ettiği dillerin içinde hiçbir bölge dili yoktur. Mecburen üniversite dışına yöneleceksiniz. Ülkenin başkentinde öğrenci bütçesiyle Arapça öğrenebileceğiniz yerler son derece kısıtlıdır. Bir süre, Suudi Arabistan Kültür Merkezinin Arapça kursunda çoğunluğu orta yaşı geçmiş ev kadınları ile birlikte Kuran’ı yüzünden okumaya çalışabilirsiniz. Fazla ilerleme kaydedemeyeceksiniz. Libya Kültür merkezine geçiş yapabilirsiniz. Burada daha genç bir öğrenci grubu var ama burada da Arapça başlığı altında Kaddafi’nin Yeşil kitabı öğretiliyor. Arapçadan vazgeçtiniz Farsça öğreneyim dediniz ve İran Kültür Merkezinin yolunu tuttunuz. Burası daha ciddi bir kurumdur. Tabii bu, Hafız ve Sadi şiirlerinin arasında rejim propagandası olmaz demek değildir. Ortadoğucuysanız siyasetten kaçamazsınız. Siyasetle bölge ilişkisi üzerine de düşünmelisiniz.

“Dil yerinde öğrenilir” deyip İran’a gitmeye karar verdiniz. Ülke ucuz bir ülke, Türk vatandaşları için vize de gerekmiyor ama başka sıkıntılar var. Sağdan soldan telkinler gelebilir. “Ne işin var İran’da”, “İran’a gidene ABD vize vermiyormuş” ya da “ilerde devlet memuriyetine giremezsin” diyebilirler. Dedim ya, dönem tarih öncesi, hatta daha Kurtlar Vadisi bile başlamamış ama siz gene de sonunu düşünen kahraman olamaz dediniz ve gittiniz. Bu sefer de pasaport polisinden fırça yiyebilirsiniz. Mesela şöyle bir diyalogla karşılaşabilirsiniz ben senelerdir sınırda görev yapıyorum daha bir kere öte tarafa geçeyim demedim. Senin ne işin var İran’da? İrancı mısın, irticacı mısın? Dönem itibarı ile irticacı suçlaması ciddiye alınması gereken bir suçlama da olabilir ama siz bunlara aldırmıyorsunuz, ülkeye girdiniz ve bir kursa kaydoldunuz. Dedim ya gençsiniz ve yeni bir dil öğrenen herkese verilen evrensel tavsiyenin peşine düşmeye karar verdiniz. Dil kursundan tanıştığınız bir İranlı kızla gündüz gözü Tahran’da bir parkta otururken Besic gelebilir. Evlilik belgenizi sorabilir sonra kızı bırakıp sizi alabilir. Bundan sonrası ne kadar Ortadoğucu olduğunuza bağlı olacaktır. Mevzuya geç uyanıp Besic eşliğinde park park gezebilirsiniz ya da usulünce ne kadar istiyorsunuz diye sorup 10-20 dolar arası bir meblağ karşılığında alındığınız yere bırakılabilirsiniz. Dil öğrenme hevesiniz başka gençlik heveslerinizle beraber kursağınızda kalacaktır ama siz bunlara aldırmayıp devlet ile Ortadoğu ilişkisi üzerine de düşünmelisiniz.

Bunlar tarih öncesinden hikayeler artık siyasetten arınmış dil kurslarımız var hem Tahran parkları da daha özgür diye iddia edebilirsiniz. Ben emin değilim ama öyle kabul etsek bile şüphesiz Ortadoğu çalışmanın tek zorluğu dil öğrenmenin pratik sıkıntıları olmayacaktır. Çünkü akademik çalışmanın diğer gereklilikleri de Ortadoğu özelinde diğer bölgelerden daha zordur. Bu, kısmen bölgenin siyasi hareketliliği ile ilişkilidir. Doğu’yu hep değişime kapalı ve durağan bir yer olarak tarif eden Oryantalist iddiaların aksine Ortadoğu pek sabit kalmaz. Savaşlar, işgaller, darbeler yeni siyasi akımlar bölge gündeminden eksik olmazlar. Dolayısıyla akademik hayatınızın her aşamasında bunları hesaba katmanız gerekecektir. Mısır’da Müslüman Kardeşler çalışacakken darbe olabilir, Kaddafi dönemi çalışacakken yönetim devrilebilir, barış süreci çalışacakken süreç çökebilir. Bu hengamenin içerisinde kişisel dayanaklarınız da sabit kalmayabilir. Sözgelimi, güvendiğiniz bir hocanız içinden geçtiğimiz bu hassas dönemde bunları çalışmanın doğru olmayacağını söyleyebilir. Akademik merakınızı, içinden hiçbir zaman çıkmadığımız hassas dönemi ve bölgenin siyasi fırtınalarını hesaba katan bir tez önerisi vermek baya hesap işidir. Bunun daha ince matematik gerektireni ise bu öneriyi bir çalışma haline getirip jürideki beş hocaya kabul ettirebilmektir. Neticede Ortadoğucusunuz “matematik zihni aydınlatır” diyen İbni Haldun’la akraba sayılırsınız, bir yolunu bulacaksınız. Tabii matematik ve Ortadoğu ilişkisi üzerine de düşünmelisiniz.

Bütün bunları yaptınız ve doktorayı bitirdiniz bu bir başarıdır ama Ortadoğucu olmak hala zordur. Bölge dili öğrendim bölgeyle ilgili tez yazdım artık bölge benden sorulur diyemezsiniz. Tabip değilsiniz ve Türkiye’de başka hiçbir mesleki uzmanlığın değeri yoktur. Her zaman Ortadoğuculuğun tadını çıkarmanızı engelleyecek dahili ve harici rakipleriniz olacaktır. Bunlardan dahili olanları yani akademiden olanları, ilahiyatçılardır. İlahiyatçıların Ortadoğu uzmanlığı şöyle bir ön kabule dayanır: Ortadoğu Müslümandır biz de İslam’ı biliyoruz dolayısıyla en iyi Ortadoğucu biziz. Bir ilahiyatçı azıcık Arapça biliyorsa ve umre seyahatine ek kısa bir bölge gezisi de yaptıysa- genelde kongre turizmiyle Kudüs’e giderler- ek bir şeye gerek kalmadan Ortadoğucu olmuş demektir. Bu uzmanlıkla bölgeyle ilgili siyasi, ekonomik ve kültürel her konuda fetva ve görüş verebilir, Mısır darbesini de Filistin İsrail sorununu da aynı yeterlilikte anlatabilir. Hatta profesör olanları Ortadoğu diye alan belirleyip doçentlik jürinize gelebilir. O yüzden dahili rakiplerle iyi geçinmek yararınıza olacaktır, bunu aklınızda tutmalı ve din ve Ortadoğu ilişkisi üzerine düşünmelisiniz.

Harici rakiplerinizin genelde size bir zararı olmaz, bazen sinirinizi bozabilirler. Bunlar arasında en büyük kitle Sözcü gazetesi okurlarıdır. Sözcü gazetesi okurları ilahiyatçılar ile genelde farklı partilere oy verseler de Ortadoğu konusunda aynı ön kabule sahiptirler. Ortadoğulular Müslümandır dolayısıyla Ortadoğu’da olan her şey bununla ilişkilidir. Suriye İç Savaşı İslam yüzünden çıkmıştır, Libya’da İslamcılarla İslamcılar İslam yüzünden savaşıyorlardır, İran’da hangi gelişme olursa olsun zaten sebebi İslam’dır. Bu grubun bölgeyi bilme iddiası yoktur ama bölgenin ana derdini bildikleri iddiasındadırlar. Bunlar her tartışmayı bir şekilde şu önermeye bağlamayı becerirler. Ortadoğu İslam yüzünden geri kalmıştır. Bizde Atatürk olduğu için Ortadoğu çukurundan kurtulduk. Bu bakışın bir diğer versiyonu ise antiemperyalistlerdir. Bunlar Sözcü gazetesi okuru olabildikleri gibi konjonktüre göre Sabah gazetesi okuru da olabilirler. Bunlar adı üzerinde antiemperyalisttir ve toplumsal siyasi her olguyu bu kavramla açıklamaya meyyaldirler. Kürt meselesinin aktörleri emperyalizmin maşasıdır, İran devrimini Sovyetlere karşı Amerikan emperyalizmi gerçekleştirmiştir, “zeytinyağlı yiyemem aman” türküsünü emperyalist margarin tekelleri besteletmiştir. Hiç kuşkusuz bütün bu grupların içinde gerçek mi karikatür mü olduğunu anlamakta zorlanacağınız tipler olduğu gibi daha sofistike kişiler de olacaktır. Zaten çoğu zaman savunulan tamamen anlamsız da değildir. Ortadoğu tarihi hem İslam siyaset ilişkisinin hem de emperyal müdahalelerin birçok örneği ile doludur. Ama sıkıntılı olan ve esasında Ortadoğu çalışmayı zorlaştıran temel neden, bir etkeni merkeze alıp diğer bütün etkenleri teferruat sayan bakışın yaygınlığıdır. Teferruat sayılan şeylerin bölgedeki rolü çoğumuzun zannettiğinden fazla olabilir. Dedim ya, Ortadoğucu olmak zordur ve yaygın görüşün aksine her şeyi açıklayan büyük anlatılarla Ortadoğucu olunmaz. O yüzden en çok teferruat ve Ortadoğu ilişkisi üzerine düşünmelisiniz.

Fotoğraf: Annie Spratt