Yeni yılın ilk haftasında aslında pek de manşet olması beklenmeyen bir toplantıya katıldı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: Beştepe’de düzenlenen, Engelli Vatandaşların ve Devlet Korumasından Yararlanmış Gençlerin Kamu Kurumlarına Yerleştirilmesi Töreni. Bu ismi uzun törende, Erdoğan devlet başkanı olarak tavsiyeler verdi gençlere. Evlilik dışı ilişkileri özendirmeye çalışanlara kızdı, aile kurumunun kutsallığına değindi; sonrasında da karikatürlere ve sosyal medyada güldüren anlatılara neden olan ifadesi geldi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gençlerimizin evlilik yaşı giderek yukarı doğru çıkıyor. Genç yaşta maalesef evlenmiyorlar, kızlar da erkekler de. Çoğu 30’u aşkın evleniyor ya da çoğu evde kalıyor. Böyle bir şey olur mu ya!” dedi. Konuşmayı dinlemeyenlere tavsiye ederim, dinleyiniz. Uzun zamandır duymadığımız bir Erdoğan tonu vardı burada. Sesi oldukça içten, şaşkın ve umarsız. “Böyle bir şey olur mu ya!” derken bakire Meryem Ana’nın hamile kaldığını duyanlar kadar şaşkın.

Misyoner tutkusu denilen bir kavram var. Bu sadece karşınızdakini kendi dininize geçirmeye çalışmak değil elbette. Sizinle aynı dinden olanlara da nasıl yaşamaları gerektiğini sürekli anımsatmak tutkuyu diri tutmak adına elzem. Etek boyundan, evlilik yaşına; bu gibi din öğretme çabaları hep kadın üzerinden dönüyor. Kendisini terbiye etmekte zorlanan mutsuz erkeklerin bir şekilde mutsuzlaştırmaya, güçsüzleştirmeye çalıştığı kadınlık kavramı üzerinden.

Fakat ben size Erdoğan’ı dinlemenizi rica ederken aslında bambaşka bir yere dikkat çekmek istiyorum. Erdoğan’ın sesindeki şaşkınlık son derece gerçek! “Kızlar da erkekler de” diyor, “30’unu geçiyor evde kalıyor”, “nasıl olabilir!”. Esasen Erdoğan’ı rahatsız eden, bir kişinin 30’undan sonra evlenmesi ya da hiç evlenmemesi olmasa gerek –zira yakın çevresinde böyle örnekler çok uzun zamandır mevcut. Buradaki şaşkınlık başka bir şeyin göstergesi.

Bir başka örnek vereyim. Erdoğan’ın gençliğinde kırtasiyeden malzeme alabilmek için bir hafta beklemesi ya da seçim kampanyasında meydanlarda “eskiden evlerde buzdolabı mı vardı” deyişi. Millet bahçelerini anımsıyor musunuz? Bedava çay ve kek yiyip ailecek yatıp yuvarlanacağımız bahçeler onlar… Başarılı bir siyasetçi yeni bir hikaye, yeni bir gelecek umudu verebilendir. “Artık Erdoğan’ın yeni bir hikayesi kalmadı” cümlesini defalarca duymuşsunuzdur. Ancak bu bahsettiğim kesitleri dinlerseniz burada içtenlikle, gerçekten inanarak konuşan bir lider göreceksiniz.

O zaman evlilerin içinden çıkmaya, bekarların da içine girmeye çabaladığı bu evlilik müessesesine, evde kalmışlık sözlerine ve “böyle bir şey nasıl olabilir” şaşkınlığına geri dönelim. Burada ne oluyor?

Birinci ihtimal; gece gündüz TV’de, sosyal medyada hayatımızı kapsayan bu siyasi söylem, çocuk sayısından evlilik yaşına, içki-sigara içmenin stigmalaştırılmasına kadar pek çok açıdan kültürel bir hüküm yaratmaya çabalıyor. Dindarlaştıramadığı neslin kindarlığını bir kat daha artırmaya uğraşıyor. İkinci ihtimal, engellilerin ve devlet korunmasından yararlananların toplantısında bu zor konular yerine sorumluluğu daha az kendisinde olan konulara sığınmaya çalışıyor. Üçüncü olasılık ise bence en korkuncu ve benim görebildiğim dengede en önemlisi. Uzun süre liderlik pozisyonunda olanların güç zehirlenmesi yaşaması ve gerçeklikten kopuşu. Yani 20 yıldır sizinle çalışan 50’sine merdiven dayamış sağ kolunuz hala bekar olabilir bu sizi dertlendirmez belki ama 30 yaşına gelmiş hiç evlenmemiş diye gösterilen bir toplum kesimi sizi çok üzebilir. Bu liderin aslında toplumdan ne kadar kopuk olduğunu ve evlenmeme nedenini evlilik dışı ilişkilere özendirilmişlik olarak gördüğünü anlatıyor bize.

Toplumdan gitgide uzaklaşmak, sadece çevresinde bir avuç kendi seçtiği ve istediği zaman yanından uzaklaştırabildiği kişilerin filtresinden geçen haberlerle yaşayan ve bunlardan ötesine güvenmeyen liderin gerçeklerden kopuşunu gösteriyor. Bu oldukça tehlikeli. Çünkü, özellikle kısıtlı basın yayın erişimi olan toplumlarda liderin gerçeklikten kopması toplumun da gerçekten uzaklaşmasını hızlandırıyor ve kopma oranlarını artırıyor. Bu sadece siyaseti kurumların başında uzun süre kalan kişiler için geçerli değil elbette, güç zehirlenmesi herhangi bir organizasyonda olabilir ve bu zehirlenme sadece lideri değil, onun yönetimdeki grupları da etkiliyor. Bu etki o kadar güçlü ki; zehirli liderlerin etkisini artırıyor, liderlik pozisyonlarını daha uzun süre korumalarını sağlıyor.

Bunlardan hangisi Erdoğan’ın şaşkınlığını açıklayabilir bilemiyorum. Bir siyasi lider evlilikle ilgili konuşabilmeli elbette ama bu, toplumda herkesin mutlu olma hakkını garanti etmek için olmalı. Bu durumda Türkiye’de evlilik konusunda konuşulması gereken bence iki önemli alan var: Birincisi, “rıza yaşı” ya da evlilik yaşı; ikincisi ise aynı cinsiyetteki kişilerin evlenebilme hakkı. Bunlara daha çok yolumuz var dediğinizi duyabiliyorum ama işte hak mücadelesi ipi sürekli göğüslemeniz, elinizden hiç bırakmamanız gereken bir mücadele. Yoksa haktan ziyade lütuf yasaları çıkıyor. Bugün verilen hak yarın apansızın alınıveriyor. Hangi yöne gitmek isteyeceğimiz, haklarımızı korumak için ne kadar çabalamadığımızla direkt ilişkili. Yoksa bir sabah uyandığımızda bekarlara vergi, zenginlere ikinci üçüncü eş izni gelebilir. Saçmalık elbette ama neden olmasın?

Fotoğraf: Josh Applegate